İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
102
BRÜKSEL’DEN BAKINCA
Türkiye’nin iş birliği olmadan çözüm
getiremeyeceğini idrak etti. Biz de bu
fırsat kapısını müzakere süreci ile bağ-
lantılı taleplerde bulunarak değerlen-
dirdik. Geçtiğimiz ay AnkaraȂBrüksel
hattındaki acil üst düzey temaslar ta-
van yaptı. Sayın Cumhurbaşkanımızın
Brüksel temaslarının ardından Avru-
pa Komisyonunun ve Konseyin en üst
yetkilileri
2
sırayla Türkiye’ye gittiler.
Katılım sürecimiz de bu vesileyle tek-
rar dile ve masaya getirildi. Katılım
sürecinin Ȃşimdilik kğıt üzerinde olsa
da- yeniden hayat bulmasını, tamamen
sürecin çerçevesi dışında kalanmüessif
bir olaya borçlu olmamız ne yazık ki
sevinmemizi engelliyor. Keşke süreç
kendi iç dinamikleri ile canlansaydı,
hızlansaydı ama uluslararası siyasetin
2
Konsey Başkanı DonaldTusk, Komisyon BaşkanYardımcısı
Timmermans, Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Komisyon
Üyesi Hahn, Komisyon Üyesi Avramopoulus, Komisyon Üyesi
Cañete, Komisyon Üyesi MalmströmTürkiye’yi ziyaret ederken.
AB Bakanımız Sayın Dedeoğlu da Brüksel’de temaslarda bulundu.
Memurlar düzeyindeki temasları ve komite toplantılarını ise
sayamıyorum bile.
bir gerçeği de bu. Türkiye, sebebi ne
olursa olsun; içine ne kadar sinmezse
sinmesin, ayağına kadar gelen bu fırsatı
kullanacaktır, kullanmalıdır da. Ama
bu açılımın geçici olduğunu, bu şekilde
katılım sürecini hitama erdiremeyece-
ğimizi de bilmeliyiz. Mülteci tehdidi
sona erdiği gün, AB yine eski tutumuna
dönecektir. Dolayısıyla, geçtiğimiz bir-
kaç hafta içinde yaşanan canlanmayı
uzun vadeli projeksiyon denklemimize
taşımamız ve şu an için geleceğe ilişkin
beklentilerimizi yükseltmemiz uygun
değildir diye düşünüyorum.
Uzun Vadeli Eğilimler
Peki, dünden bugüne taşıdığımız
uzun vadeli eğilimler bize neler söylü-
yor? Ne yazık ki, bu cephede de belirle-
yici temel unsurlar çok umut verici de-
ğil. İlişkilerimizi bir grafiğe yerleştirip
uzaktan bakınca 50 yıl içinde ciddi bi-
çimde yukarı çıkan bir eğri görüyoruz.
Ama yakından bakınca, yukarı çıkan
çizginin düz değil, iniş çıkışlarla dolu
olduğunu; her yukarı hamleden sonra,
neredeyse anında çizginin aşağı çekil-
diğini görüyoruz. Ben bu tabloya “yük-
selen hukuki statü, boşa giden emekler,
bizi geçen rakipler” adını verdim (Bkz.
Şekil 1 ve 2).
Evet, TürkiyeȂAB ilişkilerinin yarım
asrı aşan tarihinde, toplumsal enerji-
mizin heba olmasına yol açan birçok
iniş çıkış yaşanmıştır. Atılan her olumlu
adımın arkasından adeta birisi tutup
aşağıya çekermiş gibi bir heyecan, ilgi ve
pozisyon kaybı ortaya çıkmıştır. Bu iniş
çıkışlar nedeniyle de ilişkilerin hukuki
zemini çok yavaş bir tempoyla yükse-
lebilmiştir. Uzun vadede sürecin denk-
lemini belirleyen birinci faktör budur.
Diğer belirleyici eğilim ise güven-
sizliktir. Taraflar birbirlerine tam ola-
rak güvenmiyorlar; bu duygu karşılıklı.
Bu da haliyle sürekli bir gerginlik hali
yaratıyor. Ben, belli bir anda cereyan
eden olayları, ilişkimizdeki bu iki temel
eğilimi nasıl etkiledikleri açısından
değerlendirmeye çalışıyorum. Örneğin,
Suriye krizinin başladığı 2011 yılından beri misafirimiz olan
Suriye kökenli göçmenler, birden karadan ve denizden, kafileler
halinde AB ülkelerine akmaya başladılar. Beklemediği (neden
beklemediği de ayrı bir soru ya!) bir durumla karşı karşıya kalan
AB ülkeleri, korkuya kapıldılar ve bu korku Türkiye’yi yeniden
AB’nin sıcak gündemine getirdi.




