İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
101
K
ulislerde raporun yayımı için 5
Kasım 2015 tarihi dile getirili-
yor. Neredeyse bir aya yaklaşan
gecikmenin kime ne getirisi olduğunu
sahiden merak ediyorum. Aslında ge-
ciktirmeyi kimin telep ettiği de tam
belli olmadı. Ertelemeye Türk tarafının
talebi üzerine mi, yoksa özellikle Suriye
kaynaklı mülteci akını ile baş etmek
için Türk hükümetini yanına alma ça-
da hiç hoş olmadı (ama komik oldu
doğrusu).
Ben bu satırları kaleme alırken
rapor henüz resmen açıklanmamıştı,
dolayısıyla içeriği üzerinde değerlen-
dirme yapmayı gelecek sayımıza bı-
rakıp geçen sayıda yarım bıraktığım
bir konuya, Türkiye’nin AB’yi İzleme
Raporu’na ve bu vesileyle ilişkileri-
mizin geleceği konusuna geri dönmek
istiyorum. Unutmayalım, bizim AB ra-
porumuz, düne, kayda geçirmek için
değil, yarını kestirmek için bakacak.
Sosyal bir konuda, fen bilimleri gibi
kesin, ölçülebilir, deneyle doğrulana-
bilir sonuçlara ulaşmak, her duruma
uygulanabilir formüller geliştirmek
mümkün olmadığına göre, geleceğe
ilişkin tahminde bulunmak için kulla-
nabileceğimiz iki araç kalıyor elimizde.
Birincisi geçmiş, yani “dün”. Diğeri de
uzun vadeli eğilim ve yönelimler. Gerçi,
bu iki aracı çok iyi kullanabilsek dahi
sorumuza kesin cevap vermek müm-
kün değil yaǨ Ne demiş Nobel ödüllü
fizikçi Niels Bohr? “Tahmin yapmak
çok zordur, hele de geleceğe ilişkin
ise”
1
. Üstelik her durumda yaptığımız
tahminin kesinlik oranının sıfır olması
da kaçınılmaz. Yine de bu minvalde
düşünüp akıl ve tahmin yürütmekten
kendini alıkoyamıyor insanoğlu.
Bugünkü Gelişmeler, Uzun
Dönemli Eğilimler
Önce bugünkü duruma bir göz ata-
lım. Birkaç ay önce Türkiye-AB ilişki-
lerinin buzdolabında mı, yoksa derin
dondurucuda mı olduğunu tartışıyor-
duk. Sonra beklenmedik bir gelişme
oldu. Suriye krizinin başladığı 2011 yı-
lından beri misafirimiz olan Suriye kö-
kenli göçmenler birden, karadan ve de-
nizden, kafileler halinde AB ülkelerine
akmaya başladılar. Beklemediği (neden
beklemediği de ayrı bir soru yaǨ) bir
durumla karşı karşıya kalan AB ülkeleri
korkuya kapıldılar ve bu korku Türki-
ye’yi yeniden AB’nin sıcak gündemine
getirdi. Öncelikle AB, göçmen sorununa
balarına katkıda bulunacak bir jest
olduğu düşüncesiyle bizzat Komisyon
tarafından mı karar verildiğini henüz
bilemiyoruz.
Bu arada, seçimlerden hemen önce
taslak rapor bir Alman medya kuru-
luşunun eline geçti(Ǩ) ve içeriği bir
ölçüde kamuoyunun bilgisine ulaştı.
Aslında, raporun bir taslağı, her yıl
olduğu gibi, epey önceden bizim de
elimize geçmişti; ama biz Ȃyine her yıl
olduğu gibi- raporun bu versiyonunu
kamuoyu ile paylaşmamayı, sadece iç
teknik hazırlıklarımız (tercüme gibi)
için kullanmayı tercih ettik. Öncelikle,
zamanlaması üzerinde bu kadar oyna-
nan bir belgenin içeriği ile de oynana-
bileceğini ve elimizdeki taslak metnin
son aşamalarda değişikliğe uğrayabi-
leceğini düşündük. Bir de, çoğu zaman
olduğu gibi, metnin “ele geçirilmekten”
ziyade “sızdırıldığı” kanaati ile sızdı-
ranın planına uygun davranmamayı
tercih ettik.
Bir uzman kuruluş olarak, bizimasıl
görevimizin taslak metinler üzerinden
spekülasyon yapmak değil, resmi ni-
hai metin üzerinden dürüst, gerçekçi
ve bilimsel değerlendirmeler yapmak
olduğuna inanıyoruz. Yine de rapor
hakkında değil ama Komisyonun bu
tutumu hakkında iki kısa değerlendir-
memi paylaşmadan edemeyeceğim:
Birincisi, genişleme gibi özel bir konu-
daki teknik bir raporun, sırf kendi kısa
vadeli menfaatleri öyle gerektiriyor
diye, birçok değer göz ardı edilerek
basit bir pazarlık jesti olarak kulla-
nılması AB yönetimi için tabii bizim
bakış açımızdan, hiç de hoş olmadı.
Demek, AB tarafında da bu yaklaşımı
hoş bulmayanlar varmış ki AB tarafı
da bu konu üzerinde resmen ikiye bö-
lündü ve Başkan Juncker içeriden de
bir hayli eleştiri aldı. Ne oldu “değerler
Avrupası”na diye. İkincisi de bu sayede
AB yönetiminin, söz konusu raporun
Türkiye’deki genel seçim sonuçlarını
etkileyebileceğini düşünecek kadar
naif olduğu ortaya çıktı ki, bence bu




