23
Doğa koruma
alanı, Türkiye’nin müktesebat uyumun-
da en fazla sıkıntı yaşadığı alanlardan bir olmaya devam
etmektedir. Türkiye’de yapılan mevzuat değişiklikleri
ile Avrupa Komisyonu’nun dikkat çektiği kısımlarda yer
almakta ve özellikle Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Ka-
nunu Taslağı’nın AB mevzuatı ve uygulamalarına uyumlu
olmadığı açıklanmaktadır
5
. Aynı şekilde mevcut süreçte,
Türkiye’nin Natura 2000 listesi ile ulusal biyoçeşitlilik stra-
tejisine rastlanmamaktadır. Bu durum 2009 yılından beri
en sıkıntılı çevresel yükümlülük alanını oluşturmaktadır.
Ormanlar, bataklıklar ve doğal alanlar üzerinde inşaya izin
verebilecek mevzuat yorumları endişe verici olarak kayda
geçmektedir. Milli Parklar Kanunu’nun yürürlükten kaldı-
rılması, uyum çalışmalarını aksatacaktır.
Endüstriyel kirliliğin kontrolü ve risk yönetimi alanın-
da;
AB’nin 2008/1/EU Sayılı IPPC Yönergesi kapsamında,
entegre çevre izinlerinin uygulanmasını sağlayacak ilgili
yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiği görül-
mektedir. Bu konuda, 22 Kasım 2011 tarihinde başlatılan
IPPC Eşleştirme Projesi çerçevesinde ilgili işletmelerin çev-
re izinlerini düzenleyen Yönetmelik taslağı hazırlanmıştır.
Kimyasallar
konusunda, Türkiye’nin AB’ye mevzuat
uyumu zayıf kalmakta ve henüz AB’nin kilit mevzuatı olan
REACH Tüzüğü’ne uygun bir mevzuat iç hukuka aktarılma-
mıştır.
Türkiye’de AB Sivil Koruma Mekanizması’na katılım
için yapılan çalışmalar önemlidir. Aynı şekilde 2012 yılında
Afet Riski Taşıyan Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Ka-
nun Uygulama Yönetmeliği kabul edilmiştir.
İklim değişikliği
alanında; en önemli sorunlardan biri,
uzun vadeye yayılmış sera gazı emisyon hedefinin henüz
belirlenmemiş olmasıdır. Uluslararası müzakere ortamla-
rında Türkiye’nin özel pozisyonu, BM Taraflar Konferansla-
rında kabul edilmektedir. Ancak BM İklimDeğişikliği Çerçe-
ve Sözleşmesi (BİDÇS) kapsamında Beşinci Ulusal Bildirim
Belgesi’nin Aralık 2013 tarihinde sunulmasına rağmen,
ulusal sera gazı projeksiyonlarının sunulmaması önemli
bir detaydır. Bilindiği gibi, 23-24 Ekim 2014 tarihinde ger-
çekleştirilen AB Liderler Zirvesi’nde Avrupa Komisyonu’nun
22 Ocak 2014 tarihinde sunduğu “2030 İklim ve Enerji Pa-
keti” üzerinde uzlaşmaya varıldı. Resmi olarak Mart 2015
tarihindeki Zirve’de kabul edilmesi beklenen AB’nin 2030
yılına ait hedeflerine uyumlu ulusal program çerçevesinin
oluşturulması ve aynı zamanda 2015 yılında imzalanması
öngörülen küresel bir iklim değişikliği anlaşmasına yönelik
ulusal taahhütlerin AB stratejisinden kaymaması önemli
bir beklentidir.
İklim değişikliği alanında kilit mevzuatlardan biri olan
29003 Sayılı “Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında
Yönetmelik” yenilenerek 17 Mayıs 2014 yürürlüğe girmiş
ve emisyonların kontrolü ve takibi konusunda önemli çalış-
maların başlangıcına geçilmiştir. İlgili işletmelerin mevcut
durumlarının analizi için yönetmeliğin usul ve izlenecek
yolların nasıl yapılacağı hakkında çıkarılan “Sera Gazı
Emisyonlarının İzlenmesi ve Raporlanması Hakkında Teb-
liğ” çerçevesinde işletmeler, gelinen noktada Ekim 2014
itibariyle emisyon izleme raporlarını Bakanlığa iletmiştir.
Yönetmelik dâhilinde ise, 2015 yılına ait ilk emisyonların
Nisan 2016 yılında raporlanması öngörülmektedir. Karbon
piyasalarına hazırlık çalışmalarının ise, Türkiye’nin Dünya
Bankası ile imzaladığı “Karbon Piyasasına Hazırlık Ortak-
lığı (PMR)” hibe programı ile gündeme alınması beklen-
mektedir.
Genel olarak Türkiye’de iklim değişikliği ile ilgili farkın-
dalığın yaratılması, STK’lar ve ilgili kurumlara arası işbirliği
gerekli kılınmalıdır. İdari kapasitede; iklim değişikliğine
özel bir birimin Bakanlık bünyesinde oluşturulması, söz
konusu çalışmaları hızlandıracaktır.
Türkiye’nin çevre başlığındaki en iyi uygulamalarının
gürültü
alanında saptandığı ve uyum düzeyinin diğer alan-
lara göre ileri seviyede olduğu belirtilmektedir.
GENEL DE
ø
ERLEND
İ
RME
Çevre Başlığının müzakerelere açıldığı Aralık 2009 ta-
rihinden bu yana önemli oranda mevzuat uyumu gerçek-
leştirilmiştir. Ancak ciddi sorunların yaşandığı alanlar gün-
celliğini korumaktadır. Nitekim en fazla sorunun yaşandığı
doğa koruma, iklim değişikliği alanında emisyonların azal-
tılmasına yönelik uzun vadeli takvimin çıkarılmaması, ya-
tay mevzuatta ÇEDYönergesi’ne uyumlu olmayan mevzuat
ve uygulamalar, çevresel konularda bilgiye erişimi sağ-
layan Aarhus Sözleşmesi’ne taraf olunmaması ve halkın
aktif katılımının sağlanamaması önemli derecede Avrupa
Komisyonu’nun üzerinde durduğu alanları yansıtmaktadır.
Çevre Başlığına uyum düzeyinin iyileştirilmesi, AB üyelik
sürecinin önemli bir bölümünün tamamlanmasına yar-
dımcı olacaktır.
5
Avrupa Komisyonu,Turkey 2014
Progress Report, s.70




