7
Komisyon, hükümetle ilgili olarak raporda, AB’ye
katılım konusunda kararlılığını ve demokratikleşme ve
siyasi reform gündemini devam ettirdiğini, bunun ya-
nında hükümet üyelerinin medya veya sivil toplumun
eleştirilerine şiddetli reaksiyon gösterdiğini belirtiyor ve
demokratikleşmenin eleştirilere hoşgörü, sivil toplum ile
diyalog ve yetki paylaşımından geçtiğini hatırlatıyor.
Yargı sistemi, raporun en fazla yer ayrılan bölüm-
lerinden biri olarak öne çıkmış. Bu alanda son dönemde
yapılan bazı reform ve iyileştirmelerden olumlu bir şe-
kilde söz edilirken, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve
etkililiği açısından daha fazla çabanın gerekli olduğu da
vurgulanmış. Yine raporda, sorunlu alanlar arasında, tu-
tukluluk süresinin oldukça uzun bir süre olarak görülen
10 yıl olarak belirlenmesi, savunmanın savcılık dosyala-
rına sınırlı erişimi, savcılık iddianamesinden kamuoyuna
sızmalar olması gibi hassas konulara ayrıntılı olarak yer
verilirken, yargının bağımsızlığının herkes için önemli
olduğu ve
yargı bağımsızlığını olumsuz etkileyen düzenle-
melerin kaldırılması gerekliliğinden söz ediliyor.
Rapor, insan hakları alanında önemli sorunlar ve
eksikliklerin devam ettiğine de değiniyor. Bu alanda ya-
kın geçmişe göre önemli ilerlemeler olsa da Türkiye’nin
sosyoekonomik gelişimine aykırı düşen birçok sorunun
devam ettiği, raporda açıkça belirtilmiş.
İnsan haklarıyla ilgili olaraksa, Türkiye’nin gerçek-
leştirdiği önemli ilerlemelere rağmen, birçok alanda iler-
lemenin yavaşladığı veya durduğu bilgisi raporda yer al-
mış. Bu anlamda, Türkiye’nin siyasi reform sürecine ivme
kazandıracak olan katılım müzakereleri sürecinin ye-
niden canlandırılması vurgulanırken, AB’nin bu alanda
herhangi bir insiyatif gösteremeyeceğini, Komisyon’un
Türkiye’yi izleyerek raporlar yayınlaması ve siyasi alan-
da eleştirilerini dile getirmesinin de anlamını kaybede-
ceği uyarasında bulunuluyor.
Bunun yanında Komisyon, Ergenekon, Balyoz gibi
siyasi davalara da değiniyor ve bu davaların Türkiye’de
demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğünün düz-
gün işleyişine güveni artırma konusunda önemli bir fır-
sat olduğunu söylerken, dava kapsamlarının aşırı geniş
tutulması ve yargı usulleriyle ilgili eksikliklerin bu fırsa-
tı gölgelediğini ifade ediyor. Savunma hakları, dava ön-
cesi uzun tutukluluk süreleri ve aşırı uzun ve her şeyi içi-
ne alan iddianamelerin endişe yaratmaya devam etti-
ği de raporda vurgulanıyor. Terör meselesinin Türkiye’de
demokrasi için temel bir meydan okuma oluşturmaya
devam ettiği ifade edilen rapor,
bunun yanında PKK’nın
AB’nin terörist örgütler listesinde olduğunu söylüyor ve
son zamanlarda gerçekleşen saldırıların AB tarafından
güçlü bir şekilde kınandığı hatırlatılıyor.
Detaylı ve kapsamlı bir incelemeyi içeren 2012
İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin ekonomik performan-
sından genelde olumlu bir şekilde söz edilmiş. Uygu-
lanan mali ve parasal politikaların genel olarak başarı-
lı olduğunun belirtildiği raporda, Türkiye’nin küresel vola-
tilite ortamında gerçekleştirdiği sağlam büyümenin, eko-
nomik temellerin güçlü ve şoklara karşı dayanıklı olduğuna
işaret ediliyor ve piyasa mekanizmalarının düzgün bir şe-
kilde işlediği belirtiliyor. Bununla birlikte raporda, cari açı-
ğın artması ve enflasyonist eğilimlerle beraber Türkiye’nin
küresel mali şoklar karşısında kırılgan olmaya devam etti-
ği uyarısında da bulunuluyor. Geçtiğimiz dönemde, bekle-
nenin üzerinde bir bütçe performansı kaydedildiğine işaret
eden rapor, bütçenin şeffaflığı, hesap verebilirliği ve eko-
nomik politika yapım sürecinde kurumlar arası eşgüdümde
sorunlar yaşandığı uyarısında da bulunmuş. Son olarak, ge-
rek Türkiye’nin küresel ekonomideki rolüne katkısı gerekse
Türkiye’nin dünya siyasetindeki etkinliği ve itibarı açısından
AB üyeliği hedefinin öneme işaret eden rapor, bu doğrultu-
da daha fazla zaman kaybetmeden AB ve Türkiye tarafın-
dan gerekli adımların atılması ve Pozitif Gündem ile yeni bir
ivme kazanan ilişkilerin, müzakere sürecinin yeniden baş-
latılması/rayına oturtulması beklentisinin de altını çiziyor.
SONUÇ
Hükümetimizin bugüne kadar AB üyeliği hedefi doğ-
rultusunda gerçekleştirdiği tüm reform çalışmalarını takdirle
karşılamanın yanında, bundan sonra da bu çabalara hız ve-
rilmesi ve AB üyeliği hedefinden şaşmadan ve AB tarafından
gelen şevk kırıcı mesajlardan ya da konjonktürel sarsıntılar-
dan etkilenmeden, hedef doğrultusunda müzakere sürecinin
canlandırılmasına çaba gösterilmesi gerekiyor. Sarkozy’nin
ayrılmasından sonra daha olumlu bir ortamın doğacağı kuş-
kusuz. İleri görüşlü Avrupalı liderler, Türkiye’nin AB üyeliğinin
AB için büyük bir kazanç olacağını görerek bu hedefi destek-
leyen açıklamalar yapıyorlar.
Bununla birlikte, AB’deki ekonomik kriz sebebiyle tale-
bin daralması ve ihracatın azalmasıyla yeni pazar ve yeni iş
olanakları arayışına girildiği ve bu doğrultuda hükümetimi-
zin önemli girişimlerde bulunduğu memnuniyetle gözlemli-
yoruz. Türkiye’nin küresel pazarlara açılması, ekonomisinin
rekabet gücü, genel refahı açısından desteklenmesi gereken
bir politikadır. Hiç kuşkusuz, ülkemiz bölgesinde önemli ağır-
lığı olan bir güçtür. AB tam üyesi olan Türkiye’nin, bu ağırlığı-
nın daha da artacağını unutmamalıyız.
Ayrıca, AB, 550 milyona varan toplam nüfusu, 2011 ra-
kamlarına göre toplam 12.629 trilyon avroluk gayrisafi ha-
sılası ve 25.200 avroluk kişi başına düşen geliriyle dünyanın
en büyük ticaret bloku ve en büyük ekonomik alanını oluştur-
maya devam ediyor. Bu açıdan, Türkiye’nin ihracatı ve eko-
nomik büyümesi açısından, AB’nin büyük önem taşımaya de-
vam ettiği açıktır. Bundan sonraki hedef, Türkiye’nin tam üye-
lik amacı doğrultusunda Avrupa iç pazarına entegre olarak,
AB ekonomisinin karar alma ve politika oluşturma sürecinde
etkili bir aktör olmasıdır. AB’nin bazı ülkelerindeki vizyonsuz
ve kısa vadeli popülist politikalara kapılmış bazı siyasetçilerin
engellemelerine rağmen, bu hedefe ulaşılacağından kimse-
nin şüphesi olmamalıdır.