Table of Contents Table of Contents
Previous Page  63 / 76 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 63 / 76 Next Page
Page Background

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ

61

uygulanması esasına dayanan entegre bir

yaklaşım kabul ediliyor. Yıllardır duydu-

ğumuz AB nüfusunun yaşlandığı gerçeği

karşısında, beslenme politikasının önemi

de Avrupa Komisyonu’nun öncelikli çalış-

ma alanlarından biri.

AB’de gıda ve içecek sektörü, AB’nin

iş imkânı ve sağladığı katma değer açı-

sından da en büyük üretim sektörü

olarak açıklanıyor. Komisyon verilerine

göre, son 10 senede AB’de gıda ve içecek

sektörü imalatçısı ikiye katlanarak, 90

milyar avro değerine ulaşmış durum-

da. AB’nin resmi istatistik kurumu olan

Eurostat,

UN Comtrade

ve Avrupa Komis-

yonu’nun Ortak Araştırma Merkezi’nden

(JRC) alınan verilere göre, 2013 yılında

4,25 milyon istihdama sahip sektörde

2014 yılında faaliyet gösteren firma sayı-

sı 289 bin olarak açıklanıyor ki bu rakam

bir önceki yıla göre yüzde 0,6 oranında

artış göstermiş durumda

2

. AB’nin sağlık

gündemini oldukça meşgul eden at eti

skandalı ile gelen sürecin ise Komisyonu

pek çok konuda alarma geçirdiğini de

okumuştuk.

Küresel konuların başında yer alan

iklim değişikliği ile mücadele çalışma-

ları kapsamı da oldukça genişledi. Yeni

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile

beraber 4 Kasım 2016 tarihinde yürür-

lüğe giren Paris Anlaşması çatısı altında

kurulan yeni düzende, gıda güvenliği,

insan sağlığı ve çevrenin korunmasına

yönelik çalışmalar da ortak zeminde top-

lanmış bulunuyor.

İklim değişikliğinin etkileri, aynı

zamanda konumuz gereğince gıda ve

içecek sektörü üzerinde de daha fazla

hissedilmeye başlanacak. Paris Anlaş-

ması kapsamında öne çıkacak çalışma

alanlarından bir diğerinin tarım-gıda

zincirine bağlı sektörler olması kaçınıl-

maz. Nitekim, Hükümetlerarası İklim

Değişikliği Paneli (IPCC) Raporu’nun

Beşinci Değerlendirme Raporu’na göre,

küresel ısınma nedeniyle 2050 yılından

sonra gıda fiyatlarında yüzde 85 ora-

nında artış yaşanabileceği tahmin edi-

liyor. Dünya nüfusunun 2050 yılında 9

milyara ulaşacağı açıklanıyor ve gıda

arzının yüzde 60 oranında artış göstere-

ceği tahmin ediliyor. Aynı şekilde, enerji

arzının yüzde 45, su ve tarım faaliyetleri

üzerindeki baskının ise yüzde 30 artaca-

ğı açıklanıyor

3

.

Yeni iklim rejimi olan Paris Anlaş-

ması, tüm dünyada olduğu gibi AB’nin

hemen hemen tüm politika alanlarında

yeni bir dönüşüm rüzgarını ve hareket

alanlarını başlattı. Tarım-gıda zinciri-

ne bağlı sektörler de bu rüzgara kapı-

lan sektörlerden bazıları olacak. AB’de

1990-2012 yılları arasında gıda ve içecek

sektörlerine ilişkin sera gazı emisyonla-

rındaki düşüş oranı yüzde 22 olsa da, üye

ülkeler arasında yapılan bir anket sonu-

cuna göre, ilgili firmaların yüzde 86’sı,

operasyonel faaliyetlerinde iklim deği-

şikliği ile mücadelede azaltım ve uyum

çalışmalarının olduğunu belirtiyor

4

. Hat-

ta sonuçlara bakıldığında, gıda ve içecek

sektörünün, AB’nin 2030 hedefi olan

yenilenebilir enerji kaynakları kullanım

oranının yüzde 27’ye çıkarılmasına doğ-

rudan katkı sağlayacak potansiyele sahip

olduğu açıklanıyor.

Gıda ve içecek sektörlerini son dö-

nemde AB’nin iklim politikası kapsamın-

da iki noktadan ele almak ve incelemek

gerekir: Birinci olarak; tarım sektörü,

gerek Paris Anlaşması gerekse AB’nin

dünyadaki en büyük emisyon ticaret sis-

teminde (ETS) 2020 yılı sonrası için azal-

tım çalışmalarında önemli bir konumda

yer alıyor. AB ETS içinde özellikle sanayi

sektörleri ve enerjiyi yoğun kullanan

işletmelerin 2020 hedefleri, halihazırda

emisyon azaltım çalışmaları kapsamında

devam ediyor. Ulaştırma, binalar ve atık

sektörleriyle beraber AB ETS dışında

kalan sektörlerin başında gelen tarım

sektörü ise, Paris Anlaşması’na yönelik

AB’nin yüzde 40’lık emisyon azaltımına

katkı sağlaması için hazırlanan Temmuz

2016 tarihli paketin içinde detaylandırıl-

mış durumda. Bu paket dahilinde tarım

sektörü üzerinden 2030 yılı için emisyon

azaltım hedeflerine yönelik öneri Ko-

misyon tarafından sunulmuş durumda.

Bu noktada, 2020 hedeflerinden ziyade

artık AB’de 2030 hedefleri gündemde

olacak. 2030 hedeflerinin aynı zaman-

da AB’nin 2050 yılında düşük karbonlu

ekonomiye geçişi için de stratejik yol

haritası niteliğinde olduğunu ve tarım

sektörünün önemli olacağını ekleyelim.

İkinci olarak, gıda imalatı kapsamın-

da pek çok sektör, halihazırda AB ETS

kapsamında yer alan gıda-tarım zinciri

arasına da girmekte. Nitekim kakao, un

değirmenciliği, süt, patates, meyve ve

sebze işlenmesi, balık unu, nişasta, şeker,

bitkisel yağlar ve protein yemekleri üre-

timleri bu bağlamda gündemde kalacak.

2021-2030 dönemi içinde AB ETS’nin

dördüncü uygulama dönemi başlayacak

olup, “karbon kaçağı listesi”nin, tarım-gı-

da zincirinde faaliyette olan ve AB ETS

dahilinde olan işletmeler ve sektörler

için de devam etmesi öngörülüyor.

AB’de gıda ve içecek sektörü eko-

nominin can damarlarından biri olarak

gösteriliyor. KOBİ’ler ise bu sektörde

ayrı bir öneme sahip. Nitekim, AB’de her

10 gıda ve içecek firmasından 9’unun

KOBİ olduğunu hatırlatalım. Brüksel’de

çalışmalarını yürüten ve uzman kadro-

suyla faaliyette bulunan bir tür platform

niteliğindeki FoodDrinkEurope, geçen

yıl Kasım ayında “Küçük Ölçekli, Büyük

Etki” başlıklı bir projeyi (

Small Scale, Big

Impact

) uygulamaya koydu. Proje kapsa-

mında tüm üye ülkelerde faaliyette olan

firmalar arasında bilgi akışı sağlanmaya

başlandı.

Tüm bunların yanı sıra, AB çalışma-

larında “şeffaflık” ilkesi genel hatlarıyla

tüm çevre koruma, gıda güvenliği, iklim

değişikliği ve ilgili diğer politika alanla-

rında İç Pazar’ın düzgün işlemesi için

önemli bir şart olarak kullanıldığını be-

lirtmek gerekir.

1

“Data andTrends of the EU Food and Drink Industry”,

FoodDrinkEurope

, Ekim 2016.

2

İbid

.

3

“ATime to Act-Climate Action and the Food and Drink Industry”,

FoodDrinkEurope

.

4

İbid

.