İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
43
sık sık dile getirildi. Ne var ki yine aynı
dönemde Türkiye’nin Rusya ve İran’ın
tüm eleştirilerine rağmen NATO füze
kalkanının erken uyarı radarına ev
sahipliği yapmayı kabul ettiği ve yeni
başlayan Arap ayaklanmaları süre-
cinde Batılı müttefikleriyle beraber
hareket etmeyi tercih ettiği unutul-
mamalıdır.
Şu anda yaşanan durum da esas ola-
rak Türk dış politikasında bir eksen
kaymasından ziyade, Ankara’nın Suri-
ye’deki durumla ilgili olarak yeni bir
denge arayışı içinde olduğuna işaret
ediyor. Burada özellikle Obama yöneti-
minin Suriye’ye askeri olarak müdahil
olma konusundaki isteksiz tutumunun
Türkiye’yi sahada Rusya ve İran’la iş-
birliği yapmaya sevk ettiği söylenebilir.
Nitekimhalen Fırat Kalkanı harekâtının
kapsamında bulunan bölgenin aslında
Ankara’nın son birkaç senedirWashing-
ton’u ikna etmeye çalıştığı “güvenli böl-
ge” planının yeni bir biçimi olduğuna
özellikle dikkat çekmek gerekir.
Bu noktada ayrıca Rusya ve İran’ın
Trump yönetiminin resmi olarak işba-
şına geleceği 20 Ocak 2017 tarihinden
önce Suriye’de askeri ve diplomatik
olarak ellerini güçlendirmeye gayret
ettiklerini söylemek mümkün. Nite-
kim Suriye’nin en önemli şehirlerin-
den birisi olan Halep de Moskova ve
Tahran’ın yoğunlaşan askeri desteği
sonucunda birkaç ay içinde muha-
liflerden Esad rejiminin kontrolü-
ne geçti. Bu hassas dönemde NATO
müttefiklerinden umduğu desteği
bulamayan Ankara ise ancak Rusya
ve İran’la yaptığı işbirliği sayesinde
Suriye’deki konumunu güçlendirmeyi
başarabildi.
Öte yandan diğer tüm aktörler gibi
Ankara’nın da Trump yönetiminin na-
sıl bir Suriye politikası izleyeceğiyle
ilgili ipuçlarını okumaya çalıştığını
unutmamak gerekir. Trump her ne
kadar seçim döneminde yaptığı ko-
nuşmalarda bölgede önceliği IŞİD’le
mücadeleye vereceğini ve bu amaçla
Rusya ve Esad rejimiyle işbirliği ya-
pabileceğini söylemişse de İran’la im-
zalanan nükleer anlaşmaya karşı dile
getirdiği sert tutumu devam ettirmesi
durumunda Ortadoğu’da Washington
ve Moskova arasında yeni bir diyalo-
gun başlamasının pek kolay olmaya-
cağı söylenebilir.
Bölgede Rusya-ABD işbirliğinin
başlaması durumunda ise Türkiye’nin
güvenlik endişelerinin göz ardı edilme-
si riski bulunuyor. Nitekim uçak krizi-
nin hemen sonrasında Türkiye-Rusya
ilişkilerinin oldukça gergin seyrettiği
bir dönemde Washington ve Mosko-
va arasında Suriye’ye ilişkin olarak
yeni bir diplomatik süreç başladığı
unutulmamalıdır. Ankara’nın YPG ile
ilgili kaygıları ise bu süreçte her iki
ülke tarafından da pek dikkate alınma-
dı. Öte yandan önümüzdeki dönemde
Trump yönetiminin YPG konusunda
Türkiye’yi tatmin edecek bir politika
değişikliğine gitmesi durumunda An-
kara’nın Suriye meselesinde Rusya ve
İran’a duyduğu ihtiyacın da belirgin
ölçüde azalacağı öngörülebilir.
Ankara’nın son dönemde ABD ve
AB’ye karşı eleştirilerinin dozunun
artmasına rağmen belli konularda her
ikisiyle de işbirliğini sürdürdüğüne
ise özellikle dikkat çekmek gerekir.
Örneğin Washington’la yaşanan tüm
sorunlara rağmen İncirlik hava üssü
koalisyon güçleri tarafından kullanıl-
maya devam ediyor. Ayrıca ABD’nin
El Bab’da Türkiye’ye askeri desteğini
arttırması için görüşmeler de halen
devam ediyor. Türk yetkililerin Trump
işbaşına geldikten sonra bu temas-
lardan olumlu sonuç alınacağı konu-
sunda iyimser oldukları görülüyor.
Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı
olarak seçtiği Michael Flynn’in daha
önce yayınlanan bir makalesinde Gü-
len’in Türkiye’ye iade edilmesi gerek-
tiğini belirtmiş olması da Ankara’nın
Trump dönemiyle ilgili iyimserliğini
artırıyor.
Türkiye-AB ilişkileri bakımından
ise ikili ilişkilerde son dönemde orta-
ya çıkan tüm sorunlara rağmen Mart
2016’da yürürlüğe giren mülteci an-
laşmasının halen Ankara tarafından
titizlikle uygulandığına dikkat çekmek
gerekir. Türkiye ayrıca Gümrük Birli-
ği’nin güncelleştirilmesi için de AB ile
ortak çalışmalarını sürdürmekte ve
Kıbrıs sorununun çözümü için devam
eden müzakereleri desteklemeye de-
vam ediyor. Öte yandan son dönemde
Türk yetkililer tarafından sıklıkla dile
getirilen Şanghay İşbirliği Örgütü’ne
tam üyelik iddialarına rağmen AB’nin
halen Türkiye’nin dış ticaretinde en
önemli paya sahip olduğu unutulma-
malıdır. Rusya ve Çin’le ekonomik iliş-
kilerde ise Türkiye aleyhine giderek
artan bir dış ticaret açığı sorunu öne
çıkıyor. Ankara ve Moskova arasında
başka önemli sorunlar da mevcut-
tur. Türkiye’nin ısrarlarına rağmen
Rusya’nın yıllardır PKK’yı terörist
örgütler listesine dahil etmemesi ve
son dönemde Ermenistan’la siyasi
ve askeri ilişkilerini geliştirmesi Tür-
kiye’yi endişelendiriyor. Rusya’nın
Karadeniz, Kafkasya ve Doğu Akde-
niz’de hızla artan askeri varlığı bu
bölgedeki hassas stratejik dengeyi
tamamen ortadan kaldırdı. Bu durum
ileride Türkiye-Rusya ilişkilerini de
tehdit edebilecektir. Ankara’nın son
dönemde Ukrayna ve Gürcistan’la
gelişen siyasi ve askeri ilişkileri de
bu nedenle Rusya tarafından dikkatle
izleniyor. Türkiye ayrıca İran’ın Hiz-
bullah ve Şii milisler yoluyla Suriye ve
Irak üzerinde giderek artmakta olan
nüfuzundan rahatsız oluyor. Bu konu
nedeniyle ortaya çıkması muhtemel
bir gerginlikte Moskova’nın NATO
üyesi Türkiye yerine bölgedeki en
yakın ortağı İran’ı desteklemesi şa-
şırtıcı olmayacaktır. Tüm bu unsurlar
Türkiye’nin ikili ilişkilerde yaşanan
tüm sorunlara rağmen ABD ve AB
ile diyalogunu sürdürmesini zorunlu
kılıyor.
■




