İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
37
rini alıyor. 2002 yılında, partinin lide-
ri Jean-Marie Le Pen, açıkça Fransa’nın
AB’den çıkmasını ve Fransız frangına
tekrar dönmesini talep ettiğini hatırla-
makta fayda var. Aynı şekilde, Marine Le
Pen, partisinin tüm AB antlaşmalarına
karşı olduğunu ve 2017 cumhurbaşkan-
lığı seçimini kazandığı takdirde, Fran-
sa’nın AB’den ayrılmasına ilişkin bir re-
ferandum düzenleyeceğini ifade ediyor.
Aşırı sağ popülizmin yaygın bir
şekilde görüldüğü diğer ülke ise Hol-
landa. 2006 yılında kurulan ve Geert
Wilders’in yönettiği Özgürlük Partisi,
Hollanda Parlamentosu’nda 10 yıldır
varlık gösteriyor ve Parlamento’da be-
şinci gücü oluşturuyor. Kamuoyu yok-
lamalarına göre PVV şu anda Hollan-
da’daki en güçlü siyasi parti. Anketlerde
oy oranı yüzde 26 olan PVV’nin puanını
2012’deki seçimlerden sonra ikiye kat-
ladığı görülüyor. Partinin platformunda
İslam ve genel olarak göçmen karşıtlığı
önemli bir yer tutuyor. Buna ek olarak,
Ulusal Cephe gibi, Özgürlük Partisi de
Hollanda’nın AB’den ayrılmasını talep
ediyor. Wilders, bu kapsamda Britan-
ya’daki gibi bir referandum talebinde
bulunuyor.
Diğer ilginç bir örnek ise Almanya’da
karşımıza çıkıyor. Bilindiği üzere, AB’nin
ekonomik lokomotifi olarak algılanan
Almanya’da, 2013 yılında “Almanya için
Alternatif” (
Alternative für Deutschland,
AfD
) adı altında bir parti ortaya çıkmıştı.
Almanya için Alternatif Partisi de mül-
teci krizi rüzgârını arkasına alan sağcı
popülistlerden. AfD, geçen mart ayında
üç eyalette yapılan seçimlerde büyük bir
çıkış elde etti. Saksonya Anhalt eyaletin-
de yüzde 20’nin üzerinde oy alan AfD,
Baden Würtemberg ve Rheinland Pfalz
eyaletlerinde de meclise girmeyi ba-
şardı. Partinin 2017’de yapılacak genel
seçimlerde de federal meclise girmesi
bekleniyor. İsviçre’deki doğrudan de-
mokrasi modelini savunan parti, göçmen
karşıtlığını içeren görüşleriyle tanınıyor.
Bu partinin 2016 yılında en çok dile ge-
tirmiş olduğu söylemlerinden biri de,
İslam dininin bir ideoloji olduğunu söy-
lemesi ve kesinlikle demokratik, laik bir
sistemle uyum içerisinde olamayacağını
vurgulamasıdır. Diğer örneklerle kar-
şılaştırınca AfD, AB’nin tüm politika-
larına karşı olmamakla beraber daha
çok AB’nin ortak ekonomi politikalarına
muhalif olduğunu beyan ediyor. Örneğin
Almanya’nın Avro Alanı’ndan çıkmasını
talep eden parti üyeleri, Almanya’nın
AB’den çıkması görüşüne destek ver-
miyor.
Avrupa’da Aşırı Sağın
Yükselişinin 2017 Yılında
AB’ye Olası Etkileri
Hâlihazırda, akla gelen birkaç se-
naryo olduğu görülüyor. Son dönemde
yaşanan terör saldırıların tekrarının
gelebileceği ve bunun popülist partiler-
ce bir şekilde seçim malzemesi olarak
kullanılma olasılığı bulunuyor. Hollan-
da’da Mart 2017’de düzenlenecek olan
genel seçimler, popülist siyasi lider Geert
Wilders’in elini güçlendirebilir. AB’de
aşırı sağ akımları artırabilecek diğer bir
faktör ise Türkiye ile AB arasında imza-
lanan mülteci anlaşmasının olumsuz bir
şekilde etkilenmesi. AB’ye göç dalgaların
daha da artması durumunda bunun da
popülist akımlar tarafından bir nevi koz
olarak kullanılacağı söylenebilir. Bu açı-
dan Fransa’da mayıs başında tamamla-
nacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri,
elbette çok yakından takip edilmeli. Bir-
çok ankette Ulusal Cephe lideri Marine
Le Pen’in ikinci tura erişebileceği öngö-
rülürken, Fransız seçmenler arasında
hükümet partilerine karşı genel olarak
bir meydan okuma durumunun yaşadığı
gözlemleniyor.
ABD’de Kasım 2016’da gerçekleşen
başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçile-
rin popülist söylemleriyle tanınan adayı
Donald Trump tarafından kazanılması-
nın da bir şekilde popülist partileri güç-
lendirebileceği ifade edilebilir. Trump’ın
zaferi popülist partileri cesaretlendi-
rebilir. Trump’ın genel medyalara olan
tavrı ve ABD vatandaşlarının yeni ticaret
anlaşmalarına olan muhalefeti de bir
şekilde AB popülist parti ve akımlarında
görülüyor.
Diğer taraftan, AB’nin lokomotifi
konumundaki Fransa ve Almanya’da
doğrudan kritik seçimlerin yaşanacağı
ve bunların da AB’nin geleceği için tarihi
önem taşıdığının altını çizmek gerekir.
Marine Le Pen’in Fransa Cumhurbaşkanı
seçilmesi de doğrudan AB’nin geleceğini
etkileyebilecek durumda çünkü kendisi
seçim programında açık bir dille Fran-
sa’nın Britanya’nın örneğini alarak AB
üyeliğini referanduma taşıyabileceğini
dile getirmişti. Marine Le Pen’in kazan-
ması durumunda Haziran’da İtalya ön-
görülen genel seçimlerde de Beş Yıldız
Hareketi Lideri Beppe Grillo’nun elini
güçlendireceği söylenebilir. Aynı şekil-
de, Ekim 2017’de Almanya’da gerçek-
leşecek seçimlerde son zamanlarda AB
şüpheciliği dalgası üzerinde güçlenen
Almanya için Alternatif Partisi daha da
güçlü çıkabilir.
Buna rağmen, bütün bu olumsuz se-
naryoların karşısında daha olumlu bir
perspektif de çizilebilir. Ocak 2017’de
Donald Trump’ın fiilen ABD’nin 45’inci
başkanı olarak göreve başlamasının ar-
dından, Trump’ın dünya ekonomisi ve
AB ile ilişkileri olumsuz halde etkileye-
bilecek olası kararlarının AB’de popülist
akımların gücünü bir şekilde azaltabilir.
Lakin Trump’ın, AB’den daha çok Uzak-
doğu ile ilgileniyor olması, NATO’ya ve
dolayısıyla Avrupa ülkelerin savunması
konusunda ortaya koyduğu eleştirisel
görüşü, AB liderlerini yaklaştırabilir ve
ortak bir Avrupa savunma politikasının
oluşması ve güçlendirilmesini sağlayabi-
lir. Buna ek olarak Brexit’in Britanya’da
olumsuz ekonomik etkilerinin artma-
sıyla Avrupa seçmenleri AB şüpheci
akımlara desteklerini çekebilirler. Bu
kapsamda, Fransa’da Marine Le Pen’in
mayısta önemli bir yenilgiye uğrama-
sı durumu, önceki senaryonun aksine
diğer ülkelerde meydana gelecek olan
seçimlerde aşırı sağ ve popülist partilere
verilen desteği bir nevi etkileyebilir.
■




