Background Image
Previous Page  116 / 120 Next Page
Information
Show Menu
Previous Page 116 / 120 Next Page
Page Background

B R Ü K S E L ’ D E N B A K I N C A

114

1

VAKIF’TA 20 YIL

M. Haluk Nuray,

İKV Brüksel Temsilcisi

Bu yıl, İKV’nin kuruluşunun ellinci, Brüksel Temsilciliği’nin açılışının ise otuzuncu yılı. Bir

kuruluşu yirmi yedi yıldır yakından tanıyor, yirmi yıldır da bizzat içinde çalışıyor olunca

yalnızca iştigal ettiğiniz görev alanı ve günlük vazifeleriniz ile değil, kurumun kökleri,

özü, yapısı, işleyişi, yaşamı süresince geçirdiği değişim ve geleceği üzerinde de uzun uzun

düşünmek, değerlendirmeler yapmak fırsatınız oluyor haliyle. Üstelik, zihni enerjimizi

ve bilgi birikiminizi emrine sunduğunuz kurumu daha iyi anlamak kesinlikle çalışanların

verimini artırır diye düşünüyorum.

Bu “anlamaya çalışmak” sürecinde, başlangıçtan beri merak ettiğim ve cevap aradığım

bazı sorular var. Bunlar arasında en önde geleni, kurucu atalarımızın bundan tam 50

yıl önce, İKV’yi neden bir “vakıf” şeklinde kurguladığı. O dönemin iş dünyasının en üst

düzey temsilcileri olarak ellerinde çağdaş hukukun daha bilinir, daha güncel birçok

kurum formatı seçeneği varken, neden daha ziyade geçmişe ve manevi iklime aitmiş gibi

görünen “vakıf” şeklinde bir yapılanmayı tercih etmişlerdir? Uzun ömürlü olsun diye mi?

Yoksa, kendilerinden dahi bağımsız kılmak mıydı amaçları? İKV, mesela, bir dernek olarak

da kurulabilirdi; hatta kurucularının üzerinde daha çok ve kesin kontrollerinin olacağı,

oda sistemi içinde bir idari birim olarak da. Arşivlerimizde yaptığım araştırmalarda,

kurucularımızın akıllarından geçenler konusunda beni aydınlatacak net, somut, yazılı

bilgilere ulaşamadım. Bunun üzerine “vakıf” kelimesinden yola çıkıp

1

kendimce bazı

çıkarsamalara ulaşmaya çalıştım.

VAKIF

Vakfın, bin yılı aşkın İslam-Türk medeniyetinin temel

müesseselerinden biri olduğunu biliyoruz. Biraz inceleyince

görüyoruz ki vakıf anlayışı, Selçuklu’da da, Osmanlı’da da

sosyal ve ekonomik hizmetlerin toplumun her kesimindeki

insanlara ulaştırılması için temel araç olarak kabul görmüş;

devlet de vakıflara destek olmuş. Prof. Dr. Yediyıldız’ın şu

cümleleri vakıf müessesinin o dönemdeki önemini ve oyna-

dığı çok büyük rolü anlatmaya yeter sanıyorum: “

İstanbul,

vakıf kurmak isteyen bireylerin hür iradeleri ve vakfedecekleri

mal varlıklarını ortaya koymaları ile bir şehir olarak yükseldi

2

. O dönemdeki vakıf sistemini klasik dönem vakıfları olarak

tanımlayabiliriz. Osmanlı’nın son döneminde ise, birçok ku-

rum gibi vakıfların da zayıflayıp, yıprandığına şahit oluyoruz.

Cumhuriyet dönemi de bu yararlı sistemi reddetme-

miş, tam aksine, yapılan düzenlemeler ile, vakıf müessesesi

ve kültürü modernleştirilerek sahiplenilmiş; hatta bunlara

yeniden bir dinamizm kazandırılmıştır. Buna rağmen, vakıf

müessesesinin eski parlak günlerine bir daha dönemediğini

söyleyebiliriz. Bunda, temel hizmetleri vatandaşa doğrudan

sağlayan, modern devlet anlayışının da muhakkak rolü ol-

muştur.

1

Vakıf kavramı üzerinde okuma

yaparken en çok Sayın Prof. Dr.

BahaeddinYediyıldız’ın,THY Skylife

Dergisi’nde yayımlanan (Mart 2014)

Bir kelimeden bir medeniyete: Vakıf

isimli kısa ama özlü makalesinden

etkilendim.

2

Fetih’ten 93 yıl sonra, sur içi olarak

adlandırılan İstanbul’da 2.515 vakıf

kurulmuş. Bu rakam, her yıl 27, her ay

ise en az 2 vakıf kurulduğu anlamına

geliyor (aynı makaleden alınmıştır).

19

65