Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Türkiye 2012
yılını, Suriye kriziyle, artan terör olaylarıyla,
yeni eğitim sistemiyle, davalarıyla, Anayasa
tartışmalarıyla noktalıyor.
Hiç şüphesiz 2012 yılı, Türkiye için diplomasinin ve dış politikanın
yılı oldu. 2011 yılının Mart ayında, Suriye’de iç savaşın başlamasıyla patlak
veren kriz, kısa sürede Türkiye’ye de sıçradı. Suriye’den atılan mermi
ve havan toplarının Türk topraklarına düşmesi ve Türk vatandaşlarının
ölümüne neden olmasıyla farklı bir şekil almaya başlayan Türkiye-
Suriye ilişkileri, yıl boyunca sınır ihlallerine; Suriye’den Türkiye’ye sığınan
yüz binlerce mülteciye; Suriye’ye askeri müdahalede bulunma yetkisi
veren tezkereye; bir Türk jetinin Suriye tarafından düşürülmesine;
angajman kuralları çerçevesinde Türkiye’nin Suriye’ye ateş açmasına ve
Hükümetin talebi üzerine, NATO tarafından Suriye sınırına
Patriot
füzeleri
yerleştirilmesi kararına şahit oldu. Bu yıl, Türkiye ve Suriye arasında
bir süredir devam eden dostane ilişkilerin noktalandığı yıldı. Türkiye,
diplomaside Suriye meselesine yoğun mesai harcarken, artan terör
olayları da ülkeyi derinden sarstı.
Türkiye’nin iç politikası da çok hararetli bir yıl geçirdi. Yıllardır
iç siyasetin en temel gündem maddesini oluşturan davalara devam
edilirken, Türkiye bu yıl da Balyoz’u, Ergenekon’u, Kafes’i, Eldiven’i,
Sarıkız’ı, KCK’yı ve futbolda şikeyi tartıştı. 12 Eylül darbesi, 32 yıl sonra
ilk defa mahkeme önüne çıktı; ilk defa bir Cumhurbaşkanı’nın mezarı,
zehirlendiği şüphesiyle açıldı; Çankaya Köşkü’ndeki davete Başbakan
ilk defa eşiyle birlikte katıldı ve Türkiye’de ilk yüz nakli gerçekleştirildi.
Türkiye, 2012 yılında yepyeni bir eğitim sistemiyle de tanıştı; hiç
şüphesiz tartışmalarıyla da. Ayrıca Türkiye’nin 2012 yılı, kürtajın, dindar
nesil polemiğinin, Paul Auster’in Türkiye ile ilgili sözlerinin, ifade
özgürlüğünün, 28 Şubat sürecinin, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın,
dokunulmazlıkların, açlık grevlerinin, İstanbul’a üçüncü köprünün,
tiyatroların, Uludere olayının, kadına yönelik şiddetin, ODTÜ’lü
öğrencilerin yılıydı. Türkiye’nin iç gündemi, son dakika haberleriyle, flaş
gelişmelerle değişti, durdu: Yine takip etmek kolay değildi.
Bunca yoğunluk içerisinde Türkiye-AB ilişkileri, bu yıl da unutuldu.
2012 yılının en olumlu gelişmesi, belki de, Pozitif Gündem kapsamında
çalışma gruplarının oluşturulması ve grupların çalışmaya başlamasıydı.
Ama son iki buçuk yıldır süren durgunluk devam etti. Üyelik müzakereleri
sürecinde hiçbir başlığın açılmadığı beşinci AB Bakanlar Konseyi Dönem
Başkanlığı da, Aralık itibarıyla sona erdi. Avrupa Komisyonu İlerleme
Raporları, müzakerelere aynı anda başladığımız Hırvatistan’a AB üyelik
müjdesini verirken; Türkiye’nin raporu düşünce ve ifade özgürlüğü,
tutuklu gazeteciler, Türkiye’nin AB Dönem Başkanlığı’nı tanımaması gibi
sorunlara yönelik eleştiriler ve duran müzakere süreciyle ilgili tespitlerle
doluydu. Eleştiri boldu; çok olunca da tepki de çok oldu. Rapor “
dengesiz
”
bulundu; hatta çöpe atıldı.