31
ğine olan isteği ve inancı da ağırlıkla bu sebep nedeniyle aza-
lıyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki Türk halkının 2004 yı-
lında yüzde 80’lere varan AB üyeliği inancı ve desteği, bu-
gün yüzde17’lere kadar düşmüş durumda…Yine araştırma-
lar, halkın büyük çoğunluğunun artık AB üyeliği sürecini sür-
dürmek yerine Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan gibi ülkeler ve
komşu ülkelerle iş birliğine ve birlikteliğe yönelmek gerekti-
ği kanaatini ortaya koyuyor. Bu değişimin en önemli nede-
niyse, yukarıda belirttiğim gibi sürecin uzun ve sonu görün-
mez oluşu.
2013 yılını karşılamaya hazırlandığımız şu günlerde,
AB üyeliğinin toplumdaki algısına değindikten sonra sürecin
mevcut durumuna da değinmek faydalı olacaktır. AB süreci,
şu anda süreçle ilgili olsun olmasın birçok sebeple bloke edil-
miş durumda. Bazı ülkelerin net olarak ifade ettikleri üyelik
karşıtı tutumlarının yanında, müzakere süreciyle ilgili olma-
yan siyasi ve ekonomik nedenlerle fasılların açılması ve süre-
cin ilerlemesi engelleniyor. 4 Aralık 2012 tarihinde, İKV tara-
fından Brüksel’de gerçekleştirilen “Window to EU”çalıştayın-
da, ağır vize koşullarıyla mal ve hizmetlerin serbest dolaşı-
mının engellenmesi, AB’nin 3’üncü ülkelerle imzaladığı ser-
best ticaret anlaşmalarında Türkiye’nin söz sahibi olmaması,
AB ülkelerinin tırlarımıza uyguladığı kotalar gibi birçok tek-
nik sorun gündeme getirildi ve AB yetkilileriyle müzakere
edildi. Tüm bunlar göz önüne alındığında, Türkiye tarafında
da, 10 yıl önceki heyecan ve hevesin olmadığı gözleniyor. Bu
durumda sürecin daha uzun yıllar sürüp gideceği ve nihai he-
defin gerçekleşmesi konusunda bir ışık vermeyeceğini değer-
lendirmek, sanırım yanlış olmayacaktır.
Müzakere sürecinin hızlandırılması noktasında neler
yapılabileceğinden de söz etmemiz yerinde olacaktır. Bunun
için de öncelikle sürecin neden ilerlemediğini, yani sorunu ir-
delemeliyiz. Türkiye tarafından konuya baktığımızda, önce-
likle siyasiler ve halkımızda AB’ye üyeliğin eskisi kadar gerekli
olmadığı düşüncesi oluştuğunu gözlemliyoruz. Elbette deği-
şen konjonktür içerisinde ülkemizin menfaatine yeni ve fark-
lı alanlar açılıyor. Ancak Türkiye’nin halen ekonomik anlam-
da en önemli ortağı AB’dir. Bununla birlikte, AB’nin Türkiye’de
reformlar için bir çıpa olduğu da dikkate alındığında, müza-
kere sürecinin yavaşlamasının stratejik olarak pek olumlu so-
nuçlar doğurmayacağı açıktır. Bu nedenle, öncelikle bu dü-
şüncenin, bu algının değişmesi ve düzelmesi için çaba gös-
termeliyiz. Başta kamu kesimi olmak üzere üyelik sürecinin
yeniden eski heyecanına kavuşması için yoğun bilgilendirme
çalışmaları yapmalıyız. Bu kapsamda kamu kesimi, sivil top-
lum örgütleri, meslek örgütleri, araştırma ve düşünce örgüt-
leri ve üniversitelere büyük görev düşüyor.Yeni iş birlikleri ka-
zanmanınmevcut iş birliklerimizi kaybetmeden de olabilece-
ğini, stratejik ve doğru olanın bu olduğunu yüksek sesle an-
latmalıyız. Bu çalışmalar büyük önem taşıyor. AB üyeliği, ba-
sit bir ekonomik anlaşma veya siyasal kriterler üzerine bir uz-
laşı değil, toplum yaşamını siyasal, sosyal, ekonomik ve kül-
türel her alanda düzenleyen bir yönetim anlayışını ve toplum
düzenini ifade ediyor. Bu nedenle sürecin toplumun tüm ke-
simlerine yayılması ve üyelik fikrinin kabul görmesinin mut-
lak bir şart olduğunu düşünüyorum.
Diğer yandan, sürecin uzunluğu ve sonunun belirli ol-
mayışı, başlı başına süreci uzatan, taraflarda yılgınlık ve is-
teksizlik yaratan bir etken olarak öne çıkıyor. Bu nedenle sü-
reci mümkün olduğu kadar insan mantığının çalışma esası-
na uygun hale getirmeli, yani zamanla ve hedeflerle sınır-
lamalıyız. Öngörülen nihai süre uzun dahi olsa bunu açıkla-
maktan çekinmemeliyiz. Ancak böylelikle AB üyeliği Türkiye
için bir dilek olmaktan çıkıp, gerçek bir hedef haline gelecek-
tir. Bu bağlamda hükümetimiz ve bakanlığımız yoğun çaba
sarf etmelidir.
Süreçte dikkat etmemiz gereken en önemli doküman-
lardan biri de şüphesiz ilerleme raporlarıdır. 2012 yılı İlerle-
me Raporu açıklandı ve rapor, yine ülkemizin mevcut du-
rumu ve reformlar alanında ilerlenebilecek noktaları işaret
etti. Nitekim raporda, Ergenekon, Balyoz gibi davaların kap-
samları ve yargılama süreçleri, ifade özgürlüğü alanındaki
kısıtlamalar ve sıkıntılar, eğitim reformu ve sezaryen yasa-
ları gibi yüksek öneme sahip yasalarda hazırlık ve danışma
çalışmalarının yetersiz olduğu, yasaların çoğulculuk esasıy-
la hazırlanıp yürürlüğe girmediği gibi eleştiriler yer alıyor-
du. Ekonomideki sıkıntılar ve yavaşlamaya da değinen iler-
leme raporu, ülkemiz açısından ikinci bir gözle elde edilmiş,
kıymetli bir incelemedir. Bize düşen, bu raporları reddeden
veya eleştirilerin altında başka sebepler arayan yaklaşımlar
sergilemek yerine, bunların doğruluğu ve haklılığını araştı-
rarak gereken önlemleri almak, reform sürecini özellikle bu
alanlarda sürdürmektir. AB sürecini, Türkiye’nin vatandaşla-
rına daha özgür, daha refah, daha çağdaş bir ülke hazırla-
ma hedefinin yol haritası olarak değerlendirmek gerekiyor.
Bunların yapılması halinde ülkemizdeki reformlardan şüp-
hesiz en büyük faydayı, yine kendimiz sağlayacağız. Bunun-
la birlikte, Türkiye’ye ilişkin dış dünyadaki olumsuz algıyı ve
bazı iç politik endişelerle körüklenen Türkiye karşıtlığını da
kırmış olacağız.
Bilindiği gibi ülkemiz, ekonomik anlamda son yıllar-
da oldukça iyi bir gelişim gösteriyor. Ancak bununla bera-
ber Türkiye’nin muhafazakârlaştığı, doğuya yaklaştığına iliş-
kin görüşler de ifade ediliyor. Bu eleştiriler haklı olsun ya da
olmasın ciddiye alınmalı, sorun varsa çözülmeli, algı yan-
lışsa düzeltilmelidir. Bu nedenle Türkiye’yi her yönüyle, her
platformda doğru tanıtmak için var gücümüzle çalışmalıyız.
Ekonomik anlamda kazandığımız takdiri, sosyal ve kültürel
alanlarda da modern bir ülke algısıyla pekiştirmeliyiz. Şüp-
hesiz ki modernlik ve çağdaşlık GSMH ile ölçülmüyor, ekono-
mik başarımız kadar siyasal, sosyal, hukuki, kültürel, bilimsel
alanda da gelişmişlik düzeyimizin yüksek olması, takdir ka-
zanması gerekiyor. Ancak bu şekilde çağdaş bir toplum, bir
refah toplumu olabiliriz. Bu alanlarda çıta gün geçtikçe yük-
selse de biz, bu çıtanın üzerinde olabilmek için durmaksızın
gelişmek ve ilerlemek zorundayız. Bir refah toplumu olma-
mız halindeyse, Avrupa toplumu Türkiye ile uyum sağlamak
için bizden daha çok istekli olacaktır.
1...,21,22,23,24,25,26,27,28,29,30 32,33,34,35,36,37,38,39,40,41,...80