25
rek AB üyelik sürecinin hızlandırılmasında resmi ve gayri res-
mi platformlarda etkili çalışmalar yapmıştır.
Yine Konfederasyonumuz, 1995 yılından bu yana,
Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi’nde büyük bir istikrar
ve devamlılıkla temsil ediliyor ve bu platformda, AB üye-
lik sürecine paralel olarak Türk sanayi ve işverenlerini ilgi-
lendiren konuları hassasiyetle ele alarak çok yönlü çalışma-
lar gerçekleştiriyor. Bütün bu çalışmalarda temel amacımız,
Türkiye’nin ve Türk iş dünyasının sosyal ve ekonomik men-
faatlerini AB nezdinde de en üst düzeyde korumak ve geliş-
tirmektir.
Bugün geldiğimiz noktada, 2005 yılında açılan tam
üyelik müzakere süreci büyük ölçüde fiilen durmuş bir gö-
rünüm veriyor. Bu durum, Türkiye’de yaşayan herkes gibi, bi-
zim de içimizi karartıyor ve geleceğe bakış açımızı olumsuz
etkiliyor.
Buna rağmen, TİSK olarak, Türkiye’nin AB üyeliğine ve
bizi bu üyeliğe taşıyacak müzakere sürecine inanç ve bağlılı-
ğımızın devam ettiğini söylemeliyim. Ancak üyelik müzake-
relerinin başarısızlığa uğraması, şüphesiz AB ve Türkiye için
telafisi güç ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçlar doğuracak ve
özellikle AB’nin dayandığı temel felsefeyi derinden sarsacak-
tır. Biz, Türk işverenleri olarak Türkiye’nin tam üyeliğinin her
iki taraf için de bir kazan-kazan hedef olduğunu öteden beri
savunuyoruz. Avrupa Komisyonu’nun bu yıl yayımladığı Ge-
nişleme Stratejisi belgesinde yer alan şu cümleler, bu duru-
mu net bir şekilde vurguluyor: “
Dinamik ekonomisi, stratejik
konumu ve AB’nin dış politikasına ve enerji güvenliğine kat-
kı sağlayan önemli bölgesel rolüyle Türkiye, AB için kilit bir ül-
kedir. Türkiye, Gümrük Birliği sayesinde AB’ye geniş ölçüde en-
tegre olmuş ve Avrupa rekabet gücünün değerli bir unsuru ha-
line gelmiştir. Öte yandan, AB de Türkiye’nin ekonomik ve siya-
sal modernizasyonu için temel çıpa olmaya devam etmekte-
dir. Bu bağların daha da gelişmesi, her iki tarafa da yarar sağ-
layacaktır.
Önemli olan, son yıllarda dar siyasal ve ekonomik gö-
rüşleriyle tam üyelik müzakere sürecimizi çıkmaza sokan
Fransa, Almanya, Avusturya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi gibi üye ülkelerin, Avrupa Komisyonu’nun bu gö-
rüşlerini paylaşır hale gelmesidir. Şüphesiz bu da zaman ala-
caktır.
Bugün için umutlarımızı asıl gölgeleyen temel olum-
suzluk ise AB’nin ve özellikle Avro Bölgesi’nin içinde bulun-
duğu ekonomik bunalımdan ve daralmadan, 2013 yılın-
da da kurtulamayacağı yolundaki tahminlerdir. Yine Avru-
pa Komisyonu’nun geçtiğimiz günlerde yayımladığı Son-
bahar 2012 Avrupa Ekonomik Tahminleri Raporu’na göre,
Avro Bölgesi 2012’yi binde -4 büyüme hızıyla kapattık-
tan sonra, 2013’te sadece binde 1 büyüyebilecek. Avrupa
Komisyonu’na göre Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz ve
Slovenya ise 2013’te büyümek şöyle dursun, küçülecek AB
üyeleri olarak gösteriliyor. Avrupa Merkez Bankası da 2013
yılında Avro Bölgesi’nin binde 3 küçüleceği tahmininde bu-
lunuyor.
AB ile çok sıkı ticaret ve yatırım ilişkileri içinde bulu-
nan bir ülkenin vatandaşları ve iş adamları olarak bu tah-
minlere bakıp sevinmemiz elbette mümkün değil. Dileği-
miz, OECD’nin yüzde 4,1,
The Economist
dergisinin yüzde 4,2
olarak tahmin ettiği büyüme hızımızın, bu olumsuz tablo-
dan mümkün olduğunca az etkilenmesi. Fakat yaşanan eko-
nomik sıkıntılar, AB genişleme sürecini, Hırvatistan’ın 1 Ocak
2013 tarihinde gerçekleşecek tam üyeliğinden sonra bir süre
yavaşlatabilir, hatta sekteye uğratabilir.
Böyle bir ortamda bile bizim için önemli olan, müza-
kere sürecinde üzerimize düşen görevleri ve reform çalışma-
larını aksatmadan sürdürmektir. Bu konuda, Cumhurbaşka-
nımız ve Başbakanımız da son günlerde dış ve iç basında çı-
kan bazı beyanlarında, müzakere sürecinin önemine dikkat
çekiyor ve tam üyelik hedefine bağlılıklarını ifade ediyor. Bu
ifadeleri görmek elbette sevindirici…
Artık önemli olan, Avrupa Komisyonu’nun 2012 yı-
lının Mayıs ayında açıkladığı Pozitif Gündem’den 1 Ocak
2013’te AB Dönem Başkanlığı’nın İrlanda’ya geçecek olması,
Fransa’nın tutumunda değişiklik beklentileri, Komisyon’un
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Štefan Füle’nin olumlu beyan
ve çabaları gibi gelişmelerden de yararlanarak, müzakere
sürecine yeniden işlerlik kazandırmaktır. Bu konuda hepimi-
ze görevler düştüğünü unutmamalıyız.
Bu bağlamda, İKV’nin de bugüne kadar olduğu gibi
bundan böyle de bu uzun, ince, kasis dolu yolda önümüzü
aydınlatacak faaliyet ve çalışmalar yapacağından hiç kuşku-
muz yok.
1...,15,16,17,18,19,20,21,22,23,24 26,27,28,29,30,31,32,33,34,35,...80