23
Vize serbestliğinin Türk vatandaşlarına şimdiye kadar
sağlanmış olması gerekirdi,
Türkiye’deki bütün resmi ve sivil kurumların AB’ye katı-
lım konusunda çok ciddi gündemleri olması ve bunun
Türkiye’nin en önemli mevzuları arasında olması gere-
kirdi,
AB müktesebatının neredeyse tamamının hayatımıza
fiili olarak girmiş olması, çevreden trafiğe birçok konu-
da AB kriterlerine daha fazla uyum sağlamış olmamız
gerekirdi,
Gümrük Birliği hususunda Türkiye-AB ilişkilerinde var
olan sorunların çoktan çözümlenmiş olması gerekirdi.
Ancak gelmiş olduğumuz nokta, müzakere eden aday ül-
kenin AB ile olan ilişkisini asla yansıtmıyor ve günümüzde-
ki Türkiye-AB ilişkileri bize şu resmi sunuyor:
3 Ekim 2005 tarihinden bu yana sadece 13 başlık müza-
kereye açılabilmiş ve yalnızca 1 başlıkta müzakereler ta-
mamlanmış,
AB’ninTürk vatandaşlarına vize uygulaması bütün hızıy-
la devam ediyor,
Türkiye’de resmi ve sivil kurumlarda, hatta halkın vicda-
nında, AB konusu gündemden gittikçe düşüyor ve AB’ye
katılma konusunda destek ve inanç azalıyor,
Gümrük Birliği uygulamasında var olan sorunlar devam
ediyor.
Şüphesiz bu olumsuz gidişatın en önemli nede-
ni ve Türkiye’nin AB üyeliği sürecine yapılan en büyük dar-
be, AB’nin 11 Aralık 2006 tarihli kararı neticesinde müzake-
relerin kısmen askıya alınması. Kıbrıs sorunu nedeniyle alı-
nan bu karar neticesinde, Türkiye-AB ilişkileri ve Türkiye’nin
AB üyeliği resmen sabote edildi. 8 başlıkta müzakere yasa-
ğı konulduğu gibi hiçbir başlıkta da müzakereler tamam-
lanamıyor. Bunlara ek olarak, Fransa ve Güney Kıbrıs’ın ta-
mamen keyfi uygulamaları neticesinde yaklaşık 2,5 senedir,
yani 5 dönemdir, hiçbir başlık açılmıyor. Bu da sürecin fiilen
kesildiği anlamına geliyor. Bununla birlikte, bu olumsuz gi-
dişata dur demek için AB içinde bazı yapıcı arayışları görmek
mümkün. Örneğin son bir yıldır “Pozitif Gündem” başlığı al-
tında Türkiye ve AB’de bazı çalışmaların yapıldığını ve krizle-
re rağmen Türkiye’nin AB sürecinin devam etmesi için yaratı-
cı çözüm arayışlarını gözlemliyoruz.
Pozitif Gündem’in sadra şifa olup olmayacağı henüz
belli değil. Ancak 2013 yılından itibaren AB’nin Türkiye’nin
gündemine olumlu şekilde tekrar yerleşme ihtimalinin mev-
cut olduğunu belirtmeliyiz. 2012’nin ikinci yarısı Güney Kıb-
rıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) AB Dönem Başkanlığına teka-
bül ettiği için, Türkiye-AB ilişkilerinde Sarkozy sonrası olum-
lu gelişmelerin meydana gelme ihtimali zaten azdı. 1 Ocak
2013 itibarıyla GKRY’nin AB Dönem Başkanlığı’nın bitecek ve
İrlanda’nın AB Dönem Başkanlığı’nı devralacak olması, 2013
yılında ilişkilerin tekrardan canlanması umudunu sunuyor.
Ayrıca GKRY’de Şubat 2013’de yapılması planla-
nan seçimler sonunda ortaya çıkacak yeni tablo, Fransa’da
hâlihazırda Hollande’nin iktidarda bulunması ve ekonomi
bağlamında AB ülkelerinin 2008’de başlayan küresel krizin
etkilerinden hâlâ kurtulamamış olmaları, 2013 yılının he-
men başlarında şu senaryonun gerçekleşme ihtimalini dü-
şünmemize de vesile oluyor:
Fransa’nın ambargo koyduğu başlıklarda engellemeleri
kaldırma ihtimali mevcut. Şüphesiz bu durum, donma
noktasına gelmiş olan ilişkilerde belli bir olumlu hava-
nın esmesine yardımcı olacak.
Müzakerelerin askıya alınmasına da sebebiyet veren asıl
sorunun kaynağında, Kıbrıs konusunda, önümüzdeki
günlerde hem Türkiye hem de AB’nin yaratıcı çözümle-
re ihtiyacı var. 2004 yılındaki çok yanlış bir uygulamayla
kesin bir çözüme kavuşmadan Güney Kıbrıs’ı bünyesine
katan AB, durumun nasıl bir çözümsüzlüğe yol açtığını
yeni yeni görüyor. Bu nedenle bu sorunun çözümünde
ana sorumlu AB’dir. Önümüzdeki günlerde GKRY’de ola-
bilecek bir iktidar değişikliği, müzakerelerin devamına
vesile olabilir.
Diğer yandan, 2013 yılında Pozitif Gündem’i oluşturacak
önemli faktörlerden biri de Türkiye’ye haksız bir şekilde
yıllardır uygulanan vize uygulamasına son verilmesidir.
Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulaması zaten hem
hukuken, hem siyaseten hem de ahlâken mesnetsizdir.
Buna rağmen, bir türlü bu uygulamadan vazgeçmeyen
ve son yıllarda da ısrarla bunun devamının Türkiye’nin
Geri Kabul Anlaşması’nı imzalamaması olarak gösteren
AB’nin, bu sorunun hafifletilmesine yönelik çalışmaları
başlatacak olması dahi önemli bir gelişmedir.
İş dünyası açısından, önümüzdeki dönemde AB’nin Gü-
ney Kore gibi Türkiye açısından oldukça önem arz eden
bazı ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları görüşmeleri
yaparak imzalayacak olması ve bunlara Türkiye’yi dâhil
etmemesi, AB’nin ciddi hatalarından biri olarak müla-
haza edilebilir.
Tabii ki AB üyesi olmak, Türkiye’nin önemli bir hedefi-
dir. Ancak bu hedef, şeklen üye olmak değildir, olmamalıdır
da…Asıl hedef, AB ülkelerinin sahip olduğu gelişmişlik se-
viyesine ulaşmak ve hatta aşmak olmalıdır. Herhalde insan-
larının kişi başına milli geliri bugünkü seviyesinin en az 3-4
katına çıkmış, refah düzeyi artmış, yaşam koşulları düzelmiş,
sosyal ve kültürel gelişmişliği artmış bir ülkeye, AB ülkeleri-
nin de itirazı olamayacaktır. Ancak öyle bir seviyeye gelmiş
Türkiye’nin, o zaman AB’ne tam üye olmaya evet diyeceği ise
çok tartışmalı bir konudur.
Sonuçta, eğer bu alanda ilerleme bekleniyorsa, özel-
likle AB’nin 2013 yılında Türkiye’de yıpranmış imajını dü-
zeltmesi ve Türk halkının gönlüne tekrardan girmenin yol-
larını araması yerinde olacaktır. Tabii ki böyle bir girişime,
Türkiye’yi idare edenler de kayıtsız kalmayacaktır.
1...,13,14,15,16,17,18,19,20,21,22 24,25,26,27,28,29,30,31,32,33,...80