19
çabası olsa da müzakere sürecinde herhangi bir ilerlemeye
yol açamadı. Vize diyaloğu ile ilgili olaraksa, belirsizlik de-
vam ediyor. AB, Türkiye’nin, yasa dışı göçmenlerin Türkiye’ye
iadesine yol açacak olan Geri Kabul Anlaşması’nı imzalama-
sını şart koşarken, Türkiye ise ortaklık anlaşmaları uyarınca
hak kazanmış olduğu AB ülkelerine vizesiz seyahat üzerinde
bir sonuca varılmasını bekliyor.
Bunun yanında, Gümrük Birliği’nin işleyişiyle ilgili ola-
rak vize sorununun yanı sıra AB’nin üçüncü ülkelerle imza-
ladığı serbest ticaret anlaşmaları ve nakliye kotaları mese-
leleri de hâlâ çözümsüzlüğünü koruyor. AB, özellikle Dün-
ya Ticaret Örgütü çerçevesinde Doha’da başlayan çok taraf-
lı ticaret müzakerelerinin tıkanmasından sonra, ikili tica-
ri ilişkilere yönelme yolunu seçti. Bunu da Güney Kore’den
Kanada’ya, Hindistan’dan Singapur’a kadar dünya ticaretin-
deki irili ufaklı birçok ülke ve ülkeler blokuyla serbest tica-
ret anlaşmaları müzakere etmek ve imzalamak yoluyla ger-
çekleştiriyor. Gümrük Birliği sebebiyle AB’nin ortak dış tica-
ret politikasını uygulamak durumunda olan Türkiye’nin de
bu ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları imzalaması gere-
kiyor ama uygulamada bazı ülkeler zaten AB pazarına gi-
riş hakkını elde ettikleri için aynı anlaşmayı Türkiye ile imza-
lamak istemiyorlar ya da süreçte gecikmeler yaşanabiliyor.
Gümrük Birliği’nin işleyişi, AB ile ticaret anlaşması müzake-
re eden bir ülkenin eş zamanlı olarak aynı anlaşmayı Türkiye
ile de müzakere etmesini, anlaşmaların aynı zamanda imza-
lanmasını ve yürürlüğe girmesini gerektirir. Ancak var olan
durumda, bunu şart koşacak herhangi bir mekanizma işle-
tilmiyor ve problem artarak devam ediyor. 2013 yılında vize
ve nakliye kotaları gibi, bu soruna da çözüm bulunabilme-
si için, AB tarafının Türkiye’nin eleştirilerine daha duyarlı ol-
ması gerekiyor.
Bu sorunları bir tarafa bırakırsak, 2013 yılına girdiği-
miz bugünlerde, Türkiye’nin AB sürecini bütünüyle bir kez
daha anımsamak ve değerlendirmekte fayda olduğunu dü-
şünüyorum. Türkiye, zor bir coğrafyada ve giderek artan kü-
resel rekabet ortamında, kendi iç sorunları ve dış meseleler-
le uğraşan, kalkınmakta olan bir ülke. Tüm bu iç ve dış me-
seleler arasında bazen AB süreci unutulabiliyor veya çok faz-
la teknik ve karmaşık bulunduğu için ertelenebiliyor. Ancak
Türkiye’nin 1959’daki ortaklık başvurusundan bu yana, yö-
nünü AB’ye çevirmesine yol açan bir mantık olduğu da unu-
tulmamalıdır. O da Türkiye’nin demokratikleşme, kalkınma
ve istikrar arayışıdır. Bugün Türkiye, on yıl öncesine göre çok
değişmiş olmasına ve AB de 2008 yılından beri derin bir kriz-
den geçiyor olmasına rağmen, iki tarafın da birbirine olan ih-
tiyacı her zamankinden daha fazla hissediliyor.
Türkiye’nin AB ile müzakere sürecinin yaklaşık yedi yıl-
dır devam ettiği göz önünde bulundurulursa, 2013’ün süre-
ce acilen yeni bir ivme kazandırmak için kritik önemde bir yıl
olacağı söylenebilir. Türkiye’nin açılış kriterlerini yerine ge-
tirmekte ilerleme kaydettiği bir gerçek. Fransa’nın vetosunu
kaldırması beklenen bazı başlıkların müzakereye açılması da
öngörülebilecek gelişmeler arasında yer alıyor. 2010 yılı Ha-
ziran ayından bu yana hiçbir yeni başlığın müzakereye açıl-
madığı süreçte, yeni başlıkların açılması elbette olumlu bir
gelişme olacaktır. Ancak AB Konseyi’nin 2006 yılında aldığı
kararla bloke ettiği sekiz başlığı ya da tek taraflı olarak veto
edilen bazı başlıkları açmak ne yazık ki yine mümkün olma-
yacak. Kıbrıs konusunda bir ilerleme ise ancak adada iki ayrı
devletin mevcudiyeti ve Kıbrıs Türk toplumunun haklı talep-
leri dikkate alınırsa mümkün olabilir.
2013 yılında, Türkiye ve AB arasında dış politika ala-
nındaki iş birliğinin artarak devam etmesi ise özellikle AB’nin
beklentileri arasında yer alıyor. Öte yandan, vize konusu ve
AB’nin ısrarla Türkiye’nin imzalamasını istediği Geri Kabul
Anlaşması konuları da gündemdeki yerini koruyacak. Bu ko-
nuda, Türkiye’nin vize serbestisi konusunda, herhangi somut
bir taahhüt almadan Geri Kabul Anlaşması’nı imzalamaması
büyük önem taşıyor. AB’nin açıklaması beklenen vize yol ha-
ritasının içereceği somut önerileri incelemek gerekse de, bu-
günden şunu söylemek mümkün: AB’nin Türkiye için öngör-
düğü vize serbestisi, çok sayıda ayrıntılı koşulun yerine geti-
rilmesine bağlı olacak.
Türkiye, büyük bir dönüşümden geçen Orta Doğu böl-
gesiyle artan ilişkilerini Avrupa ile giderek derinleşen iliş-
kilerle dengelemek ihtiyacındayken, AB de giderek yaşla-
nan nüfusu, küresel rekabette zorlanması ve azalan büyü-
me oranlarına bir deva olarak Türkiye’nin dinamizmi, giri-
şimciliği ve bölgesel gücüne ihtiyaç duyuyor. Bunun yanında
AB içinde bazı üye devletler ve siyasi partilerdeki Türkiye’nin
üyeliğine yönelik çekincelerin de devam ettiğini izliyoruz.
AB, içinden geçtiği kriz ve krize çözüm bulma sürecinde ge-
nişlemeyi arka plana atarken, Türkiye’nin üyeliğinin getire-
ceği fırsatlardan çok zorluklara odaklanmış durumda. Ancak
2013 yılı ve sonrasında, AB’de de Türkiye’nin üyeliğinin ge-
tireceği artı değerlerin daha çok farkında olunacağını söy-
lemek mümkün. Türkiye’yi içine alabilecek bir AB, çok daha
kendine güvenli, dinamik ve başarılı bir birlik olacaktır.