İKTİSADİ KALKINMA VAKFI DERGİSİ
59
yordu. Aradan henüz otuz yıl geçti ama
bizim o gün bahsettiğimiz küreselleşme
ile bu günkü küreselleşme artık aynı de-
ğil. O küreselleşme kendi kazananlarını
(küreselleşebilen azınlık), kaybedenleri-
ni (küreselleşemeyen çoğunluk) ve arada
kalanlarını yarattı; bir yandan insanları
birbirine yaklaştırırken bir yandan uzak-
laştırdı, bir yandan üretimi ve tüketimi
artırırken bir yandan da eşitsizliklere yol
açtı ve ister istemez hızını kaybetti ama
durdurulamıyor. Durmayacak da! Şimdi,
teknolojik ilerlemeyi de kanatlarının al-
tına alıp yeni bir anlam ve içerikle yoluna
devam edecek.
Geçtiğimiz Dönemde Neler
Değişti? Asya’nın Yükselişi
Bir kere, siyasi alanda, iki kutuplu
düzen sona erdi. Soğuk savaş bitti. Her
iki okyanusu da kontrol eden ABD dün-
yadaki tek küresel güç haline geldi ama
bu durum artık onun iradesini diledi-
ğince empoze etmesine yetmemekte.
ABD dünyanın bir numaralı gücü olmayı
sürdürüyor; ama artık emperyal bir güç
değil. Çünkü küreselleşmenin itmesiyle
birçok başka güç merkezi ortaya çıktı.
Hiçbiri (en azından henüz) ABD’ye, eko-
nomik, teknolojik ve askeri bakımdan
üstünlük sağlayamıyor olsa da küresel
sistemin dümenini kontrol etmek isteyen
çok sayıda oyuncu sahnede.
Üretim alanında ise ağırlık artık ta-
mamen Asya’ya kaydı. Gerçi inovasyon,
yaratıcılık, finans ve değerler sistemi
henüz “Batı”nın kontrolünde ama bu
alanların her birinde yükselen başka
yıldızlar var. Asya kendi finans ve yatırım
sisteminin yanı sıra farklı değerlerini
de ortaya koymaya başladı. Batı sadece
maddi değil manevi üstünlüğünü de kay-
betmekte. Tabii Batı’nın mutlak hâkimi-
yeti sarsıldıkça savunma mekanizmaları
da devreye giriyor. Bu da gerginlikleri
daha da artırıyor.
Giderek zorlaşan rekabet ortamında
hızlı karar alma gereksinimi geleneksel
demokrasiye duyulan bağlılığı ve inan-
cı azaltıyor. Dünyanın dört bir yanın-
da popülist ve aşırı eğilimlerin iktidara
finans alanını serbestleştirerek başladığı
politikalarla küreselleşmeye adımını attı.
Diğer önemli faktör ise bilim ve tek-
nolojideki akıl almaz gelişmeler. Akıl
almaz diyorum çünkü insan beyni lineer
düşünürken bu alanlardaki ilerleme
eks-
ponensiyel
3
(sözlükler “üstel” diyor ama
ben bir türlü sevemedim bu kelimeyi)
hızda gerçekleşiyor. Küreselleşmenin bu
bileşenine çok fazla dâhil olduğumuzu
söyleyemeyeceğim.
Bu iki faktör bir arada geçtiğimiz on
yıllara damgasını vurdu. Bilim ve tekno-
lojideki gelişmeler zaten tarih boyunca
(ateşin bulunmasından bu yana) hep
değişimin motoru oldu. Her değişim dal-
gası bir teknolojik değişim/icat ile ve
kendisinden önceki dönemin birikmiş
meselelerine çözümler getirmek ama-
cıyla ortaya çıkmış ve bu arada kendi
sorunlarını yaratarak bir sonraki döne-
min zeminini hazırladı. Yeryüzündeki
değişimin motoru budur.
Bu tür dalgalar bir başladı mı engel-
lenemez, önünde durulamaz. Zamanında
değişmez denilen sistemlerin akıbeti ne
olduysa bu günkünün de akıbeti o olacak.
Nasıl 19’uncu yüzyılda tarım toplumun-
dan sanayi toplumuna geçiş durduru-
lamadıysa bu yeni dalga da durdurula-
mayacak. Teknolojik değişikliklerle bir
arada düşünüp kısaca “küreselleşme”
terimi ile karşılamaya çalıştığımız süreci
sürükleyen güçler bir yandan üretim
maliyetlerini düşürüp hemen her şeyi,
hemen herkes için ulaşılabilir kılarken,
enformasyon devrimi de herkesin birbi-
rinden haberli ve birbiri ile iletişim için-
de olmasını sağladı. Geçtiğimiz yüzyılın
son çeyreğinde olan bitenlerin temelinde
yatan sebep işte budur.
Küreselleşme de Yeniden
Formatlanıyor, Küreselleşme 2.0
Geliyor
1980’li yılların ortalarında Hazine
Müsteşarlığında çalışırken yazdığım ra-
porlarda
globalizasyon
ve
delokalizasyon
kelimelerini fazla kullandığım için arka-
daşlarım benimle dalga geçerdi. O zaman
daha küreselleşme kelimesi kullanılmı-
yürümesinin sebebi de burada yatıyor.
Küresel ekonominin lideri zannedilen
ABD’nin dahi “önce Amerika” sloganının
peşinden gitmesi ilginç ve bu yönelişin
liderlik alanında bir boşluk yaratacağı
da muhakkak.
Bütün bunların yanında daha önce
aşina olmadığımız 21’inci yüzyıl sorun-
ları ortaya çıktı: Çevre tahribatı, gıda ve
su güvenliği üzerindeki tehditler, sınır
tanımayan terör ve organize suç örgüt-
leri, teknolojinin yararlarının yanı sıra
korkunç tehlikeler de yaratabileceğinin
görülmesi, siber saldırılar, ekonomik
durgunluğun bilinen usullerle aşılama-
ması. Dünyanın bir bölümü bu yeni so-
runlar üzerine kafa yorup çözüm ararken
bir bölümü hâlâ 20’nci hatta 19’uncu
yüzyıldan kalma sorunlarla boğuşuyor.
Şunu da unutmayalım, önde giden gru-
bun durup arkadakileri beklemek gibi
ne bir niyeti ne de bir planı var. Oturup,
gelip beni de yukarı çıkarsın diye bekle-
yenler çok beklerler.
16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyıla kadar
küresel sistemin merkezi olan Avrupa
bugün artık ikincil güçlerin neredeyse
zoraki bir birlikteliğine (birliğine değil)
dönüştü. Ekonomik üstünlüğüne rağmen
küresel güç olamamış ve görünüşe göre
öngörülür gelecekte olamayacak da. Bir-
leşik Krallık’ın AB’den çıkma kararı da
ilginç bir gelişme. Bir yandan, bir ulusun
yeni oyunda kendi yerinin ne olacağını,
kendi özgür ve demokratik iradesi ile
tespit edip uygulamaya başlaması saygı
uyandırıyor. Diğer yandan da, böylesine
önemli bir kararın ulusun nitelikli değil
de çok küçük bir çoğunluğunca alınmış
olması uygulamada tereddütler yaratma-
ya başladı. Buradan çıkarılacak ders bu
tür kararların daha güçlü çoğunluklarca
alınmasının ne denli önemli olduğu. Ayrı-
lık kararının AB tarafından eziklikle değil
de bir yenilenme fırsatı olarak karşılan-
mış olması da onlar açısından önemli.
Tabii devamını getirebilirlerse.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından
sonra bölgede tekrar gücünü yüksel-
ten Rusya ise çok büyük enerji ve doğal
kaynaklara hükmetmesine rağmen çok




