TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE YENİ PERSPEKTİFLER TOPLANTISI İZMİR’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

İKV ve Friedrich Naumann Vakfı işbirliğinde gerçekleştirilen “Yeni Perspektifler: Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporlarının Matematiği ve Dili” başlıklı toplantı serisinin dördüncüsü 28 Nisan 2016 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Toplantıda, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeki Erdut’un açış konuşmasının ardından, İKV Uzman Yardımcısı Büşra Çatır 2013 yılından bu yana İKV tarafından Avrupa Komisyonu İlerleme Raporlarına ilişkin yayımlanan “İlerlemenin Matematiği” ve “İlerlemenin Dili” başlıklı çalışmalarının özetlendiği bir sunum gerçekleştirdi. Sunumun ardından, İKV Proje Müdürü Çisel İleri’nin moderatörlüğünü yaptığı panel oturumunda, İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Kentmen, İKV Genel Sekreteri ve Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyasal Bilgiler ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Nas, Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü AB Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yonca Özer, MEF Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Beken Saatçioğlu ve İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özge Zihnioğlu Türkiye-AB ilişkilerinde son dönemde yaşanan gelişmelere ve Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.

Panel oturumunun ilk turunda, 2015 yılı İlerleme Raporu’nun nasıl okunması gerektiğine ilişkin yöneltilen soruya yönelik olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Kentmen, İlerleme Raporlarında yer alan eleştirilere yönelik Türkiye’nin diğer aday ülkelerle aynı kriterler doğrultusunda değerlendirilmediğine ilişkin bir önyargı oluştuğunu belirtti. Öte yandan, İlerleme Raporlarının Türkiye’deki durumun dışarıdan bir resmini çektiğini ifade eden Kentmen, bu açıdan değerlendirildiğinde AP ve Konsey üyeleri tarafından yakından takip edilen İlerleme Raporlarının Türkiye’nin karnesi olduğunu ve AB elitlerinin Türkiye’ye bakış açısını yansıttığı için önemli olduğunu vurguladı. İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özge Zihnioğlu konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, İlerleme Raporlarının Türkiye’deki dinamikleri dışarıdan bir göz olarak gördüğünü ve bu açıdan Türkiye’nin nasıl algılandığına ilişkin önemli veriler sunduğunu belirtti. İlerleme Raporlarının Türkiye’nin bir aday ülke olarak üyeliğe ne kadar uzaklıkta durduğunu anlamak açısından büyük önem teşkil ettiğini belirten Zihnioğlu, 2015 yılı İlerleme Raporu’nun açıklanma tarihinin ertelenmesi nedeniyle söz konusu araçsal rolünden saptığını sözlerine ekledi.

Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü AB Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yonca Özer ise, İlerleme Raporlarının aday ülkeler açısından bir yol haritası olduğunu ve bu nedenle siyasi bir araç olarak kullanılmaması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda ele alındığında, İlerleme Raporlarının üyelik yolunda yapılması gerekenler açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Özer, 2015 yılı İlerleme Raporunun ertelenmesinin Raporun yönteminde yapılan değişikliğin önüne geçtiğini sözlerine ekledi. Özer konuya ilişkin yorumunda son olarak, Yeni Nesil İlerleme Raporu olarak adlandırılan ve yeni bir yöntemle hazırlanan İlerleme Raporlarının gelecek yıllarda üyelik yolunda daha etkili bir şekilde ele alınması gerektiğini vurguladı.

İlerleme Raporları ile ilgili görüşlerini katılımcılarla paylaşan İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas da İlerleme Raporlarının müzakere sürecinin bir parçası olduğunu ve bu aracın esasında müzakere sürecinin kendisi olduğunu hatırlatırken, Türkiye’nin müzakere sürecinin ilerlememesi nedeniyle İlerleme Raporlarının özelliğini kaybettiğini belirtti. Bir diğer deyişle, Raporların içinde olduğu sürecin ilerlememesinin bir sorun olduğunun altını çizen Nas, gelinen aşamada birden fazla İlerleme Raporu olduğunu ifade etti. Nas, Türkiye’de kaydedilen ilerlemenin Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu, AP’nin Komisyon’un hazırladığı İlerleme Raporu’na yönelik hazırladığı AP Raporu, Vize Serbestliği Diyaloğu'na ilişkin değerlendirme raporları ve 29 Kasım 2015 tarihinde kabul edilen Türkiye-AB Ortak Eylem Planı’nın her ay gözden geçirildiği raporlar ekseninde ölçüldüğünü belirtirken, söz konusu raporların sonucunda bir ödül mekanizması olduğunda daha etkili olduğunu ve sürecin daha hızlı ilerlediğini vurguladı.

Mülteci krizi ve mülteci krizinin Türkiye-AB ilişkilerine etkisinin tartışıldığı panel oturumunun ikinci turunda, MEF Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Beken Saatçioğlu Avrupa’nın 2’nci Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılaştığı en büyük kriz ile karşı karşıya olduğunu hatırlatırken, mülteci krizinin Türkiye-AB ilişkilerinde dengeleri tamamen değiştiren dışsal bir faktör olduğunu belirtti. AB’nin mülteci krizinin etkisini 2013 yılı Nisan ayında İtalya’nın Lampedusa Adası açıklarında mültecileri taşıyan bir geminin batmasının sonucunda 312 kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle hissetmeye başladığını belirten Saatçioğlu, bunun sonucunda AB’nin attığı ilk adımın üye ülkeler arasındaki diyaloğu güçlendirmek yolunda olduğunu hatırlattı. Saatçioğlu üye ülkeler arasında mülteci krizine yönelik yaklaşımın farklılık gösterdiğini ve mülteci krizine yönelik Birlik içinde bir doğu-batı ekseni oluştuğunu ifade ederken, zaman içinde derinleşen bu ayrışmaların AB’yi Türkiye’ye yönelttiğini belirtti.

29 Kasım 2015 tarihinde kabul edilen Türkiye-AB Ortak Eylem Planı’ndan 18 Mart 2016 Türkiye-AB Zirvesi’ne uzanan süreçte alınan kararların mülteci krizinin çözümünde ne kadar etkili olacağının henüz bilinmediği ifade eden Saatçioğlu, sürecin iki tarafın da kısa vadeli çıkarları etrafında şekillenmesi nedeniyle Türkiye’nin nihai hedefi olan üyelik sürecine somut bir katkıda bulunamayacağını vurguladı. MEF Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Beken Saatçioğlu bu konuya ilişkin son olarak, Türkiye’nin üyelik sürecinin Avrupalılaşma sürecinden bağımsız olamayacağına dikkat çekti.

Mülteci krizine ilişkin Türkiye ve AB arasında varılan anlaşmanın tartışmaya açık olduğunu belirten Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü AB Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yonca Özer, sürecin Türkiye tarafından siyasi bir kaldıraç olarak kullanıldığını ve AB açısından da acil olarak çözülmesi gereken bir sorun olarak görüldüğünü hatırlattı. 18 Mart sürecinin Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’na dayanan bir süreç olduğunu ifade eden Özer, mülteci krizinin Almanya Başbakanı Angela Merkel’in liderliğinde AB’den Türkiye’ye yeni bir teklif gelmesine ve sürecin hızlandırılmasına yol açtığını belirtti. Bu açıdan değerlendirildiğinde, sürecin yeni bir süreç olmaktan ziyade uluslararası gündem nedeniyle hızlandırılmış bir süreç olduğunu hatırlatan Özer, acil bir çözümün arandığı süreçte anlaşmanın teknik olarak nasıl uygulanacağı, takas yöntemi sonrasında sürecin nasıl işleyeceği gibi detaylarda anlaşılmayan birçok nokta olduğunu ifade etti. Özer, bu kapsamda iki tarafın da siyasi konjonktürün etkisiyle acil ihtiyaçlara yönelik cevap aradığını; ancak, Türkiye’nin AB’den farklı bakması gereken bir süreç olduğunu belirtti. Türkiye’nin nihai hedefi üyelik olan bir aday ülke olduğunu hatırlatan Özer, Türkiye’nin bu sürece daha geniş bir perspektiften bakması ve görüşmeleri müzakere zeminine çekmesi gerektiğinin altını çizdi.

Konuya ilişkin görüşlerini katılımcılara paylaşan İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özge Zihnioğlu, AB’nin dönemsel olarak çıkarlar ve değerler arasında ikileme düştüğünü; bu nedenle kimi zaman değerlerini dile getirmek yerine çıkarlarını korumayı tercih ettiğini belirtti. Mülteci krizi ekseninde ivme kazanan Türkiye-AB ilişkileri sonucunda Türkiye’nin de kısa vadede çıkar elde edebileceğini; ancak, uzun vadede üyelik müzakereleri sürecinin zarar görebileceğini ifade eden Zihnioğlu, AB’nin değerlerine karşın çıkarlarını ön plana koymasının Türkiye’nin AB değerlerine yaklaşması önünde bir engel olduğunu sözlerine ekledi.

Son olarak, mülteci krizi nedeniyle ivme kazanan Türkiye-AB ilişkilerini değerlendiren İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ise, Türkiye-AB ilişkilerinin 2010 yılından bu yana neredeyse durma noktasında olduğunu ve mülteci krizi nedeniyle hızlanan sürecin Türkiye’nin AB değerlerine yaklaşmasından ziyade AB’nin ihtiyacı olan bir aktör olarak ortaya çıkmasından kaynaklandığını belirtti. Bu açıdan bugün gelinen sürecin, Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliği açısından stratejik bir konuma sahip olduğu Soğuk Savaş dönemine benzediğini hatırlatan Nas, bugün de AB’nin mülteci krizi ile mücadelesinde Türkiye’nin önemli bir aktör olarak ortaya çıktığını belirtti. Öte yandan, AB’nin 1990’lı yıllarda Gümrük Birliği süreci ile Türkiye’nin AB müktesebatına uyum sağlamasını hızlandırdığını ve günümüzde aynı durumun Vize Serbestliği Diyaloğu süreci ile yaşandığını belirten Nas, söz konusu sürecin Batının Türkiye’yi kaybetmeme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilebileceğini sözlerine ekledi.

2016

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2021 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT