İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

Türkiye’nin AB Uzmanı
ANA SAYFA » GÜNDEMDEN » 2025 » İKV, BALTIK DENİZİ VE KARADENİZ’DE ENERJİ GÜVENLİĞİNİN DENİZ BOYUTUNA İLİŞKİN BİR TOPLANTI DÜZENLEDİ
3 Aralık 2025

İKV, BALTIK DENİZİ VE KARADENİZ’DE ENERJİ GÜVENLİĞİNİN DENİZ BOYUTUNA İLİŞKİN BİR TOPLANTI DÜZENLEDİ

İktisadi Kalkınma Vakfı, Polonya Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle, 3 Aralık 2025 tarihinde, “Baltık Denizi ve Karadeniz’de Enerji Güvenliğinin Deniz Boyutu: Ortak Sınamalar, Ortak Ufuklar” başlıklı bir toplantı düzenledi.

Polonya’nın Baltık Denizi Devletleri Konseyi dönem başkanlığı kapsamında gerçekleştirilen toplantının açış konuşmaları İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Polonya’nın Ankara Büyükelçisi Maciej Lang ve Baltık Denizi Devletleri Konseyi Genel Direktörü Gustav Lindström tarafından yapıldı.

Polonya’nın Ankara Büyükelçisi Maciej Lang, Polonya’nın Temmuz 2025 itibarıyla Baltık Denizi Devletleri Konseyi Dönem Başkanlığını üstlendiğini hatırlatarak, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının Baltık ve Karadeniz’i NATO’nun doğu kanadında birbirine bağlı iki stratejik cepheye dönüştürdüğünü vurguladı. Enerji tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ile deniz altı iletişim kabloları ve deniz ulaştırma hatları gibi kritik altyapıların korunmasının öne çıkan öncelikler arasında yer aldığını belirten Büyükelçi Lang, Türkiye ve Polonya’nın bu alanda birbirini tamamlayan iki müttefik ülke olduğunu ifade etti.

Sözlerine İKV’nin 60’ıncı kuruluş yıl dönümünü kutlayarak başlayan İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Vakfın Türkiye’nin AB entegrasyonu yolundaki misyonunu sürdürdüğünü belirtti. Başkan Zeytinoğlu, Baltık Denizi ile Karadeniz’in Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı sonrasında benzer jeopolitik risklerle karşı karşıya kaldığını, NATO’nun doğu kanadının güvenliği ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin bölgesel istikrar açısından öneminin bu çerçevede daha da arttığını ifade etti. Ukrayna savaşının Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesine kadar uzanan saldırılarla Karadeniz’de tehlikeli bir tırmanmaya yol açtığına dikkat çeken Başkan Zeytinoğlu, deniz ulaştırma hatları ile deniz üstü ve deniz altı enerji altyapısının güvenliğinin Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından kritik olduğunu belirterek, konferansın bu alanlarda yeni analiz ve politika önerileri geliştirilmesine katkı sunacağını ifade etti.

Toplantının son açış konuşmasını video mesaj yöntemiyle gerçekleştiren Baltık Denizi Devletleri Konseyi Genel Direktörü Gustav Lindström, Baltık Denizi’nin hibrit operasyonlar için bir “satranç tahtasına” dönüştüğünü belirterek, gölge filo ve kablo kesintilerinin yarattığı risklere dikkat çekti. Enerji altyapısındaki hasarların günlük maliyetinin 75 milyon avroya kadar çıkabildiğini ve onarımların aylar sürdüğünü vurgulayan Lindström, deniz tabanındaki batık mühimmatların da yeni enerji projeleri için ciddi bir engel oluşturmaya devam ettiğini ifade etti.

Toplantının “Enerji Güvenliğinde Deniz Alanlarının Rolü: Baltık Denizi ve Karadeniz Bölgelerine Karşılaştırmalı Bir Bakış” başlıklı özel oturumunun konuşmacıları Polonya Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşbirliği Daire Başkan Yardımcısı Rafal Hryniewiecki ile AB Türkiye Delegasyonunun Siyasi İşler Bölüm Başkanı Maja Urbanska oldu.

Özel oturumun ilk konuşmacısı Polonya Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşbirliği Daire Başkan Yardımcısı Rafal Hryniewiecki, enerji güvenliğini teknik bir detaydan ziyade ulusal egemenlik meselesi olarak tanımlayarak, Polonya’nın karasal hatlardan deniz odaklı bir stratejiye geçtiğini belirtti. Polonya’nın denizcilik eksenli enerji stratejisinin LNG ve boru hattı altyapısı, bölgesel iş birlikleri ve deniz üstü rüzgâr-yeşil hidrojen yatırımları üzerine kurulduğunu belirten Hryniewiecki, kritik deniz altyapılarını korumak amacıyla donanmaya silah kullanma yetkisi veren yeni yasal düzenlemeye dikkat çekti. Hryniewiecki, İstanbul Boğazı’nın stratejik önemine vurgu yaparak, hibrit tehditlere karşı Baltık’tan Karadeniz’e uzanan ortak bir güvenlik ağı oluşturulması çağrısında bulundu.

Özel oturumun ikinci konuşmacısı AB Türkiye Delegasyonunun Siyasi İşler Bölüm Başkanı Maja Urbanska, AB’nin Karadeniz stratejisinin merkezinde Ukrayna’ya desteğin yer aldığını, güvenlik sağlanmadan ekonomik ve çevresel hedeflere ulaşılamayacağını vurguladı. Urbanska, Türkiye’nin stratejik konumu ve Karadeniz’deki gücü nedeniyle AB için vazgeçilmez bir ortak olduğunu ve Karadeniz’de güvenliğin ancak tüm kıyıdaş ülkelerin dâhil olduğu ortak çabalarla sağlanabileceğini ifade etti.

Toplantının özel hitabı Casimir Pulaski Vakfı Enerji Programı Başkanı Maciej Filip Bukowski tarafından yapıldı. Bukowski, Baltık Denizi’ni hibrit tehditlerin, Karadeniz’i ise asimetrik savaşın merkezi olarak tanımladı ve bölgesel güvenliğin ancak Türkiye’nin de dâhil olduğu güçlü bir stratejik ortaklıkla sağlanabileceğini ifade etti. Baltık ve Karadeniz’i Avrupa enerji sisteminin iki stratejik cephesi olarak tanımlayan Bukowski, boru hatları, deniz altı kablolar, LNG terminalleri ve deniz üstü rüzgâr sahalarının hibrit tehditler ve siber saldırılar karşısında giderek daha kırılgan hâle geldiğini vurguladı. Bukowski, Polonya, Türkiye ve Ukrayna arasında istihbarat paylaşımı ve enerji dayanıklılığı odaklı bir iş birliği geliştirilmesi hâlinde, Baltık-Karadeniz hattında gerçek anlamda işleyen bir güvenlik mimarisi kurulabileceğinin altını çizdi.

Moderatörlüğünü Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Dairesi Başkanı Karol Wasilewski’nin üstlendiği “Enerji Güvenliğinde Deniz Alanlarının Rolü: Baltık Denizi ve Karadeniz Bölgelerine Karşılaştırmalı Bir Bakış” başlıklı panelin ilk konuşmacısı, Polonya Dış İlişkilerde Fırsatlar Enstitüsü Direktörü Zuzanna Nowak oldu. Nowak, Polonya’nın enerji arzının hâlihazırda %48 oranında Baltık Denizi’ne bağımlı olduğunu ve planlanan projelerle bu oranın %60’ı aşacağını belirterek, enerjinin tek bir bölgede yoğunlaşmasının yarattığı güvenlik risklerine değindi. Rusya kaynaklı arzın yerini alan kuzey rotasının, sabotajlar ve hibrit tehditler karşısındaki kırılganlığına dikkat çeken Nowak, Baltık ve Karadeniz’i Avrupa enerji güvenliğinin iki stratejik cephesi olarak nitelendirdi ve bu iki bölge arasındaki iş birliğinin derinleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Panelin ikinci konuşmacısı Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mitat Çelikpala, Karadeniz’i kıtalararası stratejik bir koridor olarak tanımlayarak enerji güvenliğini üretim, taşımacılık ve kritik altyapı güvenliği ekseninde değerlendirdi. Bölgedeki doğal gaz üretim potansiyelinin savaş riskleri ve Rusya’nın deniz yetki alanı iddiaları nedeniyle tehdit altında olduğunu belirten Prof. Dr. Çelikpala, Rus petrol ticaretinin yaklaşık %40’ının geçtiği bu güzergâhta mayın ve askerî müdahale risklerinin taşımacılığı zorlaştırdığını vurguladı. Liman ve boru hatları gibi kritik altyapıların korunmasının hayati önemine değinen Prof. Dr. Çelikpala, AB’nin bölgeye yönelik politikalarında Türkiye gibi kıyıdaş aktörleri içeren kapsayıcı bir iş birliği geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Panelin üçüncü konuşmacısı Prof. Dr. Aylin Ünver Noi, Türkiye’nin Karadeniz politikasının tarihsel süreçte barış, istikrar ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi ekseninde şekillendiğini vurguladı. Son dönemdeki derin deniz sondajları ve doğal gaz keşifleriyle Türkiye’nin enerji üreticisi konumuna yükseldiğini belirten Prof. Dr. Noi, Ukrayna savaşıyla artan mayın ve altyapı güvenliği tehditlerine karşı “bölgesel sahiplenme” ilkesiyle hareket edildiğini ifade etti. Prof. Dr. Noi, “Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu” gibi iş birliklerinin önemine değinerek, savaşın yayılmasını önlemede Montrö’nün titizlikle uygulanmasının kritik olduğunu dile getirdi.

Moderatörlüğünü Polonya Dışişleri Bakanlığı Enerji Güvenliği Birimi Başkanı Daniel Piekarski’nin üstlendiği “Deniz İletişim Hatları ve Deniz Enerji Altyapısının Güvenliği, En İyi Uygulamalar ve Dersler” başlıklı ikinci panelin ilk konuşmacısı Prof. Dr. Pınar İpek oldu. Prof. Dr. İpek, küresel enerji dönüşümünün Karadeniz ve Baltık’taki deniz güvenliğiyle doğrudan bağlantılı hâle geldiğini vurguladı. Rusya’dan fosil yakıt ithalatının azaltılmasıyla LNG ticaretinin ve buna bağlı olarak Hürmüz, Babu’l Mendeb ve Süveyş gibi boğaz ve kanalların stratejik öneminin arttığını ifade eden Prof. Dr. İpek, Rus gazına alternatif yaratma çabalarında deniz altı altyapısının sabotaj ve hibrit tehditlere karşı korunmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Prof. Dr. İpek, bölgedeki tehditlere karşı Türkiye, Romanya ve Bulgaristan başta olmak üzere bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Panelin ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Özgün Erler Bayır, denizcilik ve enerji sektörlerinde teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen siber güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığını vurguladı. Geleneksel deniz güvenliği risklerine ek olarak, liman sistemleri, boru hatları ve deniz enerji altyapısını hedef alan siber saldırıların enerji arzını ve tedarik zincirlerini ciddi biçimde aksatabildiğini ifade eden Prof. Dr. Bayır, 2017’deki Maersk saldırısı ve Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına yönelik saldırı örneklerini hatırlattı. Prof. Dr. Bayır,  güçlü dijital altyapısı ve stratejik konumu nedeniyle, AB ve NATO’nun siber güvenlik alanında Türkiye ile iş birliğini derinleştirmesi gerektiğini ifade etti.

Panelin üçüncü konuşmacısı gazeteci ve bağımsız enerji güvenliği analisti Wojciech Jakóbik, 2022 sonrasında Rusya’nın hibrit saldırılar ve deniz üstü/deniz altı altyapıya dönük tacizleriyle Baltık ve Karadeniz’deki güvenlik risklerini bilinçli biçimde tırmandırdığını ifade etti. AB içinde 2027 sonuna kadar Rus gazından çıkış yönünde siyasi mutabakata varıldığını hatırlatan Jakóbik, Polonya’nın Rus gazına bağımlılığını azaltmak için 2022 öncesinden itibaren LNG terminalleri, Norveç hattı ve uzun vadeli tedarik sözleşmeleriyle hazırlık yaptığını belirtti. Jakóbik, Baltık Denizi ve Türk Boğazları’nın stratejik benzerliğine dikkat çekerek, Türkiye ve Polonya’nın deniz güvenliği konusunda ortak bir zemine sahip olduğunu ifade etti.

Panelin son konuşmacısı Reges Elektrik Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Cansu Ünal Öngören, deniz üstü rüzgâr santrallerine yatırım kararlarını özel sektör perspektifinden ele aldı. Rüzgâr verimliliğinin kıyıdan iç kesimlere gidildikçe düştüğünü, bu nedenle Baltık Denizi gibi alanlardaki offshore santrallerin karasal santrallere göre çok daha verimli olduğunu belirten Öngören, yatırım kararlarında işletme giderleri ve sermaye harcamaları dengesinin belirleyici olduğunu vurguladı. Özellikle Baltık Denizi gibi stratejik bölgelerde siyasi finansman riskinin maliyetlere doğrudan yansıdığını ifade eden Öngören, yatırımcının 25-30 yıllık ömrü olan bir santralden en fazla 15 yıl içinde geri dönüş beklediğini, bunun da ancak karar vericiler ve donanmaların sağlayacağı güvenli ve istikrarlı bir ortamla mümkün olabileceğini dile getirdi.

Etkinliğin kapanış konuşması İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas tarafından yapıldı. İKV Genel Sekreteri Nas konuşmasında, etkinliği düzenleyen kurumlara, konuşmacılara ve katılımcılara ayrı ayrı teşekkürlerini iletti.