TÜRKİYE İÇİN AB`NİN ÖNEMİ DEVAM EDİYOR

Son yıllarda Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde yaşanan zorluklar ve gerilimler toplumun genelinde ve siyasi kadrolarda bir umutsuzluk ve hayal kırıklığı yaratmıştır.

Gerek AB reformlarının durma noktasına gelmesi gerekse AB içinde Türkiye’nin üyeliğini engelleyen çevrelerin varlığı zaman zaman yılgınlık yaratmakta ve AB hedefinden vazgeçme yönünde çağrılara yol açmaktadır. Ancak bu konuda kararlı bir şekilde belirlediğimiz hedeften sapmadan yolumuza devam etmemiz çok önemlidir.

Yıllar önce Rahmetli Özal’ın da ifade ettiği gibi AB sürecinin uzun ve ince bir yol olduğu başından itibaren bilinmektedir.

AB katılım sürecinde Türkiye’nin karşılaması gereken kriterler zaten ülkemizin kendisi için hedef olarak seçtiği koşulları karşılamaktadır. Hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları çağdaş bir toplum ve devlet olmanın ön koşuludur.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan bir arada olmasının makul ve doğal olduğu ülkeler grubu AB’dir. Bu sebeple bu hedeften vazgeçilmesi Türkiye’nin ali çıkarlarına hizmet etmez.

Türkiye’nin AB yolunda yürüyüşüne devam etmesi kendi sosyoekonomik gelişme hedefleri ile koşut ve uyumludur.

AB’nin zaman zaman kendi değerlerini sorgulatan yaklaşımları olsa da, temelini oluşturan ilke ve hedefler evrensel değerlerle örtüşmektedir.

Bunun yanında AB önemli bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. AB’yi yeni yüzyılda anlamlı kılacak Yeşil Mutabakat gibi projeler Türkiye’yi de yakından ilgilendirmekte ve uyum ihtiyacını acil hale getirmektedir.

Ayrıca, kendisi köklü bir dönüşümden geçen ve krizleri aşmayı hedefleyen AB ile ilişkimizi yeniden tanımlama zamanı değildir. Belirli bir süre daha izleyerek AB’nin nasıl bir yapıya evrildiğini görmek ve ondan sonra gerekirse ilişkimizi yeniden tanımlamak daha doğru olacaktır.

Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi AB kriterlerini yerine getirmesine bağlı olduğu kadar aynı zamanda bir konjonktür meselesidir. Almanya’nın eski Başbakanlarından Helmut Kohl Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmış, ancak ondan iktidarı devralan Gerhardt Schröder Türkiye’nin AB ile müzakereleri başlatmasına ön ayak olmuştur.

Konjonktürü oluşturan koşullar hızlı bir biçimde değişebilir. Önemli olan Türkiye’nin reformlara hız vermek suretiyle, kendi demokrasi ve ekonomisini güçlendirerek AB için uygun bir aday olması ve koşullar izin verdiğinde üyeliği gerçekleştirebilecek hazırlık durumunda olmasıdır. Aksi takdirde Türkiye’nin uluslararası konumu açısından en önemli kazanımlarından olan AB adaylığını rafa kaldırıp sonu belirsiz bir yola çıkmak Türkiye’nin yararına olmayacaktır.

Türkiye’nin yeri Avrupa’dır. Türkiyesiz AB eksik kalacaktır.

2021

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2021 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT