TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE YENİ PERSPEKTİFLER PROJESİNİN İLK PANELİ DÜZENLENDİ

İKV tarafından Friedrich Naumann Vakfı mali desteği ile yürütülen “Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Perspektifler” projesinin “Türkiye-AB İlişkilerinde Neredeyiz? Nereye Gidiyoruz?” başlıklı ilk paneli 16 Nisan 2019 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenledi. Açış konuşmasını Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebru Canan-Sokullu’nun yaptığı panelin konuşmacıları; İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Erhan Doğan, Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Özge Zihnioğlu ve Marmara Üniversitesi AB Enstitüsü AB Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yonca Özer’di. Panelin moderatörlüğünü İKV Araştırma Müdürü Çisel İleri üstlendi.

Prof. Dr. Ebru Canan-Sokullu’nun açış konuşmasının ardından Doç. Dr. Özge Zihnioğlu ilk konuşmacı olarak sözlerine başladı. 1999-2004 döneminde Türkiye’nin AB hedefi doğrultusunda önemli adımlar attığını ve reformlarda ivme kazanıldığını ancak AB’nin o dönemde de Türkiye’ye karşı olan mesafesini koruduğunu dile getirdi. AK Parti Hükümeti’nin 2002 yılında iktidara gelmesinin ardından yaklaşık 5-6 yıllık bir dönem için AB ile ilişkilerin öncelikli hale geldiği, fakat ardından bu durumun hız kestiği ve son yıllarda ise taraflar arasında söylemlerin bir hayli sertleştiği Doç. Dr. Zihnioğlu’nun konuşmasının satır aralarında yerini aldı. İKV’nin kamuoyu araştırmasına da değinen Zihnioğlu, Türkiye’de AB üyeliğine yönelik isteğin yüksek olmasına rağmen, bu durumun AB’de istenilen karşılığı bulamadığını belirtti.

Ardından Doç. Dr. Erhan Doğan, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’nın imzalandığı 1963 yılından 1980 yılına kadar olan dönemdeki kalkınma modelini inceleyerek konuşmasına başladı. Söz konusu dönemde ithal ikameci kalkınma modelini benimseyerek ithalatı minimuma indirmeyi ve böylelikle ulusal sanayici sınıfını oluşturmayı hedefleyen Türkiye, 1970 yılında AB ile Katma Protokolü imzalayarak 1973 yılında bunu yürürlüğe koymuştur. Ancak Doç. Dr. Doğan, 70’li yıllarda Türkiye’nin dış politikası ile iç sanayisi arasında bir tutarsızlık olduğunu; bu durumun Katma Protokol ile gümrükleri azaltma taahhüdü verilirken, diğer yandan ithal ikameci sanayileşme modeli ile gümrük vergilerinin artırılmasından kaynaklandığını belirtti. Doç. Dr. Erhan Doğan 1980’li yıllarda 1970’lerde benimsenen kalkınma modelinin yerine gümrükleri azaltmaya, ihracatı artırmaya ve ekonomiyi liberalleştirmeye yönelik bir modele geçildiğini belirterek sözlerine son verdi.

Devamında sözü alan İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, Türkiye-AB Mülteci Uzlaşının tarihsel gelişimini aktardı. 2013 yılında imzalanan Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ve Geri Kabul Anlaşması’nın ardından ne yazık ki özellikle 2015 yılında göçmen kaçakçılığının çok arttığını ifade eden Doç. Dr. Nas, hedef ülkenin Almanya olduğu bilgisini paylaştı. 18 Mart 2016’da imzalanan Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısına değinen Doç. Dr. Çiğdem Nas, bunun 1’e 1 formülü, Türkiye-AB ilişkilerinin hareketlendirilmesi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi geniş bir yelpazede toplamda dokuz başlıktan oluştuğunu bir kez daha hatırlattı. AB’nin söz konusu mutabakat ile 72 bin Suriyeliyi Üye Devletlere yerleştirmeye yeşil ışık yakmasına rağmen bugün gelinen noktada rakamın 12 bin civarında kaldığı kaydedildi. Vize serbestisine ilişkin olarak ise 72 kriterden 66’sının karşılandığını belirten İKV Genel Sekreteri, kalan kriterler ile ilgili bilgi vererek sözlerini tamamladı.

Ardından Doç. Dr. Yonca Özer, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunu ele alan konuşmasıyla panele devam etti. 6 Mart 1995 tarihindeki Ortaklık Konseyi Kararı ile hayata geçirilen Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin gerekçelerine ilişkin açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Özer; bu bağlamda uluslararası ticaretteki gelişmeleri, AB’nin akdettiği ikili STA’ları, Türkiye’nin AB’nin ticaret politikasını uygulama yükümlülüğü olmasına rağmen karar alma mekanizmasında yer almama durumundan doğan asimetriyi gösterdi. Son maddeyi Türkiye’nin özellikle 2013 yılında AB ve ABD arasında müzakereleri başlayan daha sonra Donald Trump’ın başkanlığı ile rafa kaldırılan TTIP döneminde daha çok hissettiğini belirten Doç. Dr. Özer, Gümrük Birliği kapsamında sağlıklı işleyen anlaşmazlıkların halli mekanizması bulunmaması ve aradaki ticaret ilişkisinin bugün sadece sanayi malları ve işlenmiş tarım ürünleri için geçerli olduğu bilgisini de paylaştı. Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik Dünya Bankası tarafından 2014 yılında hazırlanan raporun yanı sıra Avrupa Komisyonu ve ülkemizin Ekonomi Bakanlığı tarafından hazırlanan etki analizlerinin de altının çizildiği konuşmada, tüm bu belgelerde güncelleme sürecinin Türkiye ve AB için kazan-kazan durumu yaratacağının tespit edildiği vurgusu yapıldı. Refah, GSYH ve ihracat artışı tespit edilen süreçte Türkiye’nin mutlak kazanımının AB’den daha yüksek olacağını belirtti.

Panelin ikinci kısmına Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) ile ilgili bilgiler vererek devam eden Doç. Dr. Zihnioğlu, 2014-2020 bütçesi için Türkiye’ye ayrılan tutarın yaklaşık olarak 4,5 milyar avro olduğu bilgisini paylaştı. Ancak 2018 yılındaki Türkiye Raporu’nun ardından 70 milyon avroluk kesintiye gidilen bütçenin AB için bir ilk olduğu ve sembolikten de öte ciddi etkilerinin olacağı bilgisi paylaşıldı. Ardından Doç. Dr. Erhan Doğan AB’nin güncel konjonktürde en önemli problemi olan Brexit sürecini ele aldı. Kronolojik olarak durumu aktaran Doç. Dr. Doğan, belirsizliğin sürdüğünü dile getirdi. Devamında Doç. Dr. Çiğdem Nas, AB’de ve dünyada yükselen popülizme ve AB şüpheciliğine dikkat çekerek, bu durumun 1990’ların başından itibaren var olduğunu ancak son dönemde daha da ivme kazandığını kaydetti. Ulusüstü yapıdaki AB’yi birçok Üye Devletin “günah keçisi” ilan ettiğini dile getiren Doç. Dr. Nas; ABD, Rusya ve Çin gibi güçlerin etki alanının artmakta olduğunu ve AB’nin ekonomik entegrasyon sürecinin siyasi süreçlere kurban edilmesi durumunda Birliğin ekonomisinin ağır yara alabileceğini ifade etti. Son olarak Doç. Dr. Yonca Özer, neden Gümrük Birliği’nin güncellenmesinden vazgeçmemeliyiz sorusuna en fazla ithalat-ihracat gerçekleştirdiğimiz ülkelerin AB ülkesi olduğu, Türkiye’ye en çok yabancı yatırımın AB’den geldiği ve ekonomimizi besleyen başat aktörün AB olduğu cevabı verdi. Sadece ekonomi ile kalmayarak Gümrük Birliği sürecinin Türkiye’de birçok standardın yakalanmasında ve reformun hayata geçirilmesinde etkili olduğunu belirten Doç. Dr. Yonca Özer’in konuşmasının ardından soru-cevap kısmına geçildi ve panel, İKV yayınlarının dağıtılmasının ardından sona erdi.

2019

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2019 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT