BRİTANYA’DA REFERANDUMUN ARDINDAN: HASAR KONTROLÜ VE ALTERNATİF SENARYOLAR

“Olmaz” denilen oldu ve Britanya halkı AB üyeliğinden ayrılma kararı aldı. 23 Haziran 2016 Perşembe günü tarihe bir kırılma noktası olarak geçecek. İlk defa bir Üye Devlet AB üyeliğini referanduma sundu ve sonuç üyelikten ayrılma yönünde gerçekleşti. Oyların % 51.8i AB’den çıkış yönündeyken, % 48 AB’de kalmak için oy verdi. Oyların dağılımına baktığımızda, 50 üzeri yaş grubunun, daha az eğitimli kesimin AB’den çıkış için oy verdiğini, gençlerin ve yüksek eğitimlilerin ise kalma yönünde tercihlerini belirttiğini görüyoruz. Britanya’yı meydana getiren bölgeler ve halklar açısından bakarsak, Londra bölgesi, Kuzey İrlanda ve İskoçya AB üyeliğinin devamı yönünde oy kullanırken, İngilizlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler ve Galler ayrılma yönünde oy verdi.

Referandum sonucunun AB için önemi nedir?

Britanya referandum sonuçları AB entegrasyon süreci ile ilgili uzun zamandır devam eden hoşnutsuzlukların bir dışa vurumu olarak tecelli etti. Daha önce de AB ile ilgili referandumlar yapılmıştı: Norveç 1972 ve 1994, Britanya 1975, Danimarka 1992 ve 1993,  Fransa 1992 ve 2005, İrlanda 2001, 2002, 2008 ve 2009, Hollanda 2005 gibi. Ama bu referandumlar üye olmaya hazırlanan bir ülkenin girip girmemesi ile ilgiliydi, ya da AB üyesi Devletler arasında imzalanan Anlaşmaların onay sürecinin bir parçasıydı. İlk defa 46 yıldır AB üyesi olan bir Devlet üyeliğin devamını tartışmaya açtı ve cin şişeden çıkmış oldu.

Aslında bu sonuç, diğer bazı AB ülkelerinde de giderek yaygınlık kazanan, Avrupa şüpheciliğinin bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. AB karşıtı akımları gerek siyasi yelpazenin sağında, gerekse solunda olmak üzere son yıllarda güçlendi. Özellikle Fransa’da Ulusal Cephe, Almanya’da Alternatif Parti, Britanya’da Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi, İsveç Demokratları, Avusturya’nın Özgürlük Partisi ve Hollanda’daki Geert Wilders’in Özgürlük Partisi gibi aşırı sağ partiler, göç karşıtı, AB karşıtı, milliyetçi görüşleri ile memnuniyetsiz seçmen arasında destek tabanını genişletti.

Britanya’daki referandum sonucuna benzer bir etki yaratan ilk referandum 1992’de Danimarka’da gerçekleşen referandumdu. Avrupa Birliği’nin kuran Maastricht Antlaşması’nın onay süreci kapsamında gerçekleşen referandumda seçmenlerin %50.7’si Antlaşmaya “Hayır” oyu vermişti.  Bu da yetmezmiş gibi, Fransa’da aynı amaçla düzenlenen referandumda “Evet” oyu çıkmasına rağmen, bunun sadece seçmenlerin %51’i tarafından verilmesi, yani Fransa gibi AB’nin lider bir ülkesinde “Evet” ve “Hayır” oyları arasındaki farkın bu kadar az olması endişeleri artırmıştı. Avrupa Birliği’nin kurulması ile yeni bir aşamaya geçen ve Komünist Blok’un yıkılması ile başlıca var oluş nedenlerinden birini yitiren Avrupa entegrasyon süreci için artık fırsatların yanında tehlikelerle dolu bir dönem başlıyordu. Avrupa entegrasyonunu 2004 ve 2007’de genişlemelerle tüm Avrupa kıtasına yaymayı başaran AB, Maastricht Antlaşması ile temelleri atılan Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Adalet ve İçişleri alanı gibi yeni hedeflerle çıtayı yükseğe koyuyordu. Bu yeni hedeflere ulaşılmasında Üye Devletler ile yetki paylaşımı içine giren AB, özellikle Avro alanı ve Schengen Bölgesi gibi sınırların kaldırılması ve ortak düzenlemelerin yapılmasını içeren yeni girişimleri ile artık sıradan Avrupalının hayatında çok daha fazla söz sahibi oluyordu.  Tüm bu gelişmeler, AB’nin halkların temsili ve katılımını sağlayacak etkin bir demokratik sistem oluşturmasını gerektiriyordu. Ancak bu süreç içinde AB kurumları büyük ölçüde teknokratik ve bürokratik kurumlar olarak kaldılar. Avrupa Parlamentosu’nun artan gücü ya da Avrupa Komisyonu’nun artık Parlamento tarafından seçiliyor olması yeterli olmadı. Özellikle radikal sağ ve sol kesimler, AB’yi ulusal egemenliği aşındıran, müdahaleci, büyük sermaye yanlısı bir kuruluş olarak algıladı ve o şekilde sundu.

 Britanya’daki referandum sonuçları, AB için bir alarm zilidir. AB’nin gerçek anlamda bir vatandaşlar Avrupası yaratabilmesi, hem siyasi partiler yoluyla halkın Avrupa düzeyinde katılımını sağlaması, hem de Üye Devlet liderlerinin AB’yi bir günah keçisi olarak kullanmaktan vazgeçerek, AB’nin kendi halkları nezdinde tanıtılması ve anlaşılması için sorumluluk üstlenmesi ile mümkün olabilir. Bunun için, Kurucu Antlaşmaların revizyonu da dahil olmak üzere kapsamlı bir strateji oluşturulması bundan sonra bu gibi durumlarla karşılaşılmaması için gereklidir.

Britanya halkının AB üyeliğinden ayrılma yönünde karar alması, bazı AB üyesi devletlerdeki aşırı sağ hareketleri de umutlandırdı. Fransa’da Marine Le Pen, Hollanda’da Geert Wilders, İtalya’da Matteo Salvini gibi siyasetçiler kendi ülkeleri için de AB üyeliği için referandum yapılması çağrısında bulundular. Bu aşırı sağ liderlerin oy oranlarını artırmaya devam ederek, iktidara gelmeleri durumunda bu sözlerini uygulamaya geçirmeyi hedefleyecekleri öngörülebilir. Üye devletlerde aşırı sağın yükselişi AB’yi de tehdit eden bir hal alabilir. Bunun için bu hareketlerin önünün kesilmesi için, merkez partilerin kendilerini yenilemeleri ve aşırı sağın beslendiği ekonomik durgunluk ve işsizlik gibi sorunlara çözümler üretmeleri gerekmektedir.

Bundan Sonra Ne Olabilir: Hasar Kontrolü ve Alternatif Senaryolar

Referandum sonuçları üzerine görevinden ayrılacağını açıklayan Britanya Başbakanı David Cameron, referandum sonuçlarını Parlamentoya sunmak ve ayrılma başvurusunu yapmak üzere adım atmayacağını, bunu yeni seçilecek lidere bırakacağını ifade etti. Dolayısıyla, yeni Başbakanı zor bir görev bekliyor olacak. Referandum sonrasında Britanya kamuoyunda bir pişmanlık ve kızgınlık olduğu da görülüyor. Büyük ölçüde mantığa değil duygulara dayalı olduğu görülen AB’den ayrılma yönündeki oylar, İngiliz pound’unun görülmemiş biçimde değer kaybetmesine neden olurken, AB ülkelerinde yaşayan Britanyalılar ile Britanya’da yaşayan diğer AB vatandaşlarının geleceğinden, Britanya’nın AB üyesi olarak taraf olduğu ticaret anlaşmalarındaki statüsünün ne olacağını kadar birçok alanda belirsizlik ve paniğe yol açtı.

İskoçya Birinci Bakanı Nicola Sturgeon yaptığı açıklamada, İskoçya’nın AB’de kalması için tüm opsiyonları değerlendireceğini ve İskoçya’nın bağımsızlık referandumunun tekrarlanabileceğini ifade etti. Bunun yanında, ikinci bir referandum yapılması için başlatılan dilekçe 3 milyon imzaya ulaştı. Asgari 100.000 kişinin imzaladığı bir dilekçenin Parlamento tarafından görüşülmesi gerekiyor. Dolayısıyla bu dilekçenin de Parlamento tarafından görüşülebileceği ve ikinci bir referandumun imkansız olmadığı görülüyor.

Bundan sonra olacakları ve alternatif senaryoları kısaca ele alalım:

1-Yeniden Referandum: Cameron’un yerini alacak lider referandum sonrasında oluşan panik havasını, AB’den ayrılma kampanyasının boşa çıkan vaatlerini, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Londra’nın büyük ölçüde AB’de kalma yönünde oy vermesini, gençlerin tepkisini vs. dikkate alarak, referandum sonuçlarını Parlamentoya sunmaz, erken seçime gider ve ikinci bir referandum düzenlenmesi yönünde adım atar.  Referandumda bu kez AB’de kalma yanlıları kazanır.  Britanya’nın geçtiğimiz Şubat ayında AB Konseyi ile üzerinde anlaştığı uzlaşma geçerlik kazanır.

2-Yumuşak Brexit: Cameron’un yerine seçilecek yeni Başbakan, referandum sonuçlarını Parlamento’ya sunar. Parlamento onayından sonra, AB’ye üyelikten ayrılma yönünde başvuru yapılır. AB üyeliğinden ayrılma Anlaşması için Lizbon Antlaşması’nın 50. Maddesi uyarınca müzakereler başlar. Müzakereler sonrasında, Britanya’nın AB İç Pazarına erişimini sağlayan, Avrupa Ekonomik Alanı veya gümrük birliği türü bir ticari ortaklığı içeren, dış ve güvenlik politikası gibi alanlarda işbirliğini mümkün kılan bir Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması imzalanır.

3-Sert Brexit: AB üyesi devletler, Britanya’daki referandum sonuçlarının açık olduğuna karar verir ve ayrılma sürecini hemen başlatır. Müzakereler uzar ve birçok konuda uzlaşma sağlanamaz. Sonuçta Britanya için özel bir ortaklık değil, üçüncü ülke statüsü getirecek şekilde Britanya üyelikten ayrılır. Bu durumda, İskoçya Britanya’dan ayrılarak, AB’ye başvurma kararı alır. Kuzey İrlanda, İrlanda ile birleşmek için girişimde bulunur. Diğer bazı AB ülkelerinde de üyelik için referandumlar düzenlenir.

Türkiye Açısından Sonuçlar

Britanya referandumu sonrasında başlayan süreç, AB adayı olan Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye açısından sonuçlara bakıldığında, bu sonuç iki açıdan önemli görülmektedir: İlk olarak, Britanya referandum sonuçları AB'nin yönünü etkileyecek bir gelişmedir. Birliğin entegrasyon yapısını, farklı modelleri içerecek şekilde yeni bir kurumsal çerçeveye oturtması gerekecektir. Farklı hızlarda ve biçimlerde bütünleşen Çok vitesli Avrupa adım adım ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin AB üyelik hedefi  açısından AB'nin izleyeceği yön büyük önem taşımaktadır.

İkinci olarak, Britanya’da referandum sonuçlarının yenilenmemesi, AB üyeliğinden ayrılmak için başvurulması ve AB’den çıkış için bir Anlaşma imzalanması halinde, Britanya'nın AB ile oluşturacağı yeni ilişki Türkiye açısından da incelenmesi gereken yeni bir model ortaya çıkaracaktır. AB ile entegrasyon sürecinde Türkiye'nin belirli politika alanlarına katılacağı, AB İç Pazarına erişim sağlayacağı bu tür bir model, tam entegrasyon hedefi saklı kalmak kaydıyla, dikkate alınmalıdır.

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri

 

 

2016

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2019 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT