İKV TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİNDEKİ SON GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRİYOR

SON GELİŞMELER IŞIĞINDA TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ

Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri

Geçtiğimiz hafta 3 önemli AB yetkilisinin Türkiye ziyareti, Türkiye’nin AB sürecinde yeni bir canlanmanın işaretlerini veriyordu. Başta AB’nin Dış ve Güvenlik Politikası temsilcisi Federica Mogherini olmak üzere, AB Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu Komisyon üyesi Johannes Hahn ve İnsani Yardım ve Kriz Yönetiminden Sorumlu Komisyon Üyesi Christos Stylianides’in ziyareti Türkiye-AB ikili ilişkileri açısından önemliydi. Bu ziyarette AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara Türkiye’nin de uyum sağlaması, IŞİD’e karşı güç birliği, Suriye ve Irak’tan Türkiye’ye gelen mültecilerin durumu, Güneydoğu’da çözüm süreci gibi konular ön plana çıkmıştı. Henüz göreve başlamaları bir ayı geçmeden Komisyonun 3 önemli görevlisinin Türkiye’ye gelmesi, Türkiye’nin AB için vazgeçilemez öneminin bir teyidi niteliğindeydi. Türkiye de bu ziyarette AB üyeliği hedefi ve AB değerlerine bağlı olduğunu ifade ediyordu.

Bu ziyaretin yankıları bitmeden, Türkiye’de gerçekleştirilen 14 Aralık operasyonu AB’de soru işaretlerine neden oldu. Mogherini ve Hahn’ın ortak açıklamasında, basın ve ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dikkat çekildi ve “…Türkiye'ye yaptığımız ve AB-Türkiye ilişkilerinin önemini vurgulayan ziyaretimizin birkaç gün sonrasında yaşanan bu operasyon, Türkiye'nin bir parçası olmayı arzuladığı ve güçlendirilen ilişkilerimizin özünü teşkil eden Avrupa değerleri ve standartlarıyla bağdaşmamaktadır” denildi.

Salı günü yapılan AB Bakanlar Konseyi toplantısı sonuç bildirgesinde genişlemenin AB için barış, güvenlik, demokrasi ve refaha katkıda bulunan anahtar bir politika olduğu konusuna değinildi. Türkiye’ye ilişkin olarak, AB için önemli bir ortak ve aday ülke olduğu, Avrupa ekonomisine önemli katkı sağladığı saptamalarında bulunuldu ve temel özgürlükler, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yolsuzlukla mücadele, çatışmaların barışçı çözümüne katkı konularında Türkiye’nin ilerleme kaydetmesi gereği vurgulandı.

AB Bakanı Volkan Bozkır, Johannes Hahn ile yaptığı telefon görüşmesinde konuya açıklık getirirken, son gelişmelere ilişkin yargı sürecinin devam ettiğini ve kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca yürütmenin sürece müdahale etmediğini belirtti.  Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, yaptığı bir konuşmada, AB’nin tutumunu eleştirdi ve sorunun bir güvenlik meselesi olduğuna değinerek, AB yetkililerine “kendi aklınızı kendinize saklayın” dedi.

Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni bir Kış mı?

Dolayısıyla, daha bir hafta önce yeni bir canlanmaya sahne olan Türkiye’nin AB süreci, yine Türkiye’nin AB siyasi kriterlerine ve AB değerlerine uyumu ile ilgili kritik bir dönemece girmiş oldu. Yaşanan gerginliğin tüm ilişkileri çıkmaza sokacağını söylemek abartılı olur. AB’nin kuşkusuz ki Türkiye’den önemli beklentileri bulunmaktadır. Başta, AB dış ve güvenlik politikasına uyum, Suriye, Irak ve Ukrayna krizi gibi iki tarafı da ilgilendiren çatışma alanlarında daha fazla işbirliği, enerji geçiş yolları, Kıbrıs konusunun çözümü gibi birçok hususta Türkiye, AB için kritik önemini korumakta. Aynı şekilde, Türkiye için de AB sürecinin devam ettirilmesi uluslararası güven ve itibar açısından önemli olduğu gibi, ekonomik kalkınma ve demokratikleşme hedefleri açısından da kritik bir rol oynuyor. Bu açıdan yara alsa da, ilişkiler mutlaka devam edecektir. İlişkilerin özellikle aşağıdaki alanlarda ilerlemesi beklenmektedir:

  • Vize serbestisi yol haritası ve geri kabul anlaşması uygulama süreçlerinin gerçekleştirilmesi

  • Gümrük birliğinin güncellenmesi, kapsamının genişletilmesi

  • Türkiye’nin TTIP sürecine dahil edilmesi için uygun bir yol bulunması

  • AB ve Türkiye’nin yakın coğrafyasında dış ve güvenlik politikası konularında işbirliği

  • Enerji kaynaklarının AB pazarlarına ulaştırılmasında ortak projelerde yer alınması

  • Müzakere sürecinin yavaş da olsa, yeni fasılların açılması ile devam ettirilmesi

  • Kıbrıs konusunda çözüm umudunun ayakta tutulması

Öte yandan, tüm bu işbirliği çabalarının gerisinde Türkiye’nin AB’ye tam üye olarak entegrasyonu hedefi, iki tarafın da resmi politikasını oluşturmaya devam etmektedir. AB yetkilileri yakın gelecekte Türkiye’nin üyeliğini mümkün görmemektedir. Ancak ilişkilerin derin dondurucuya girmesini engellemek için de yukarıda sayılan gümrük birliği, vize ve geri kabul süreci gibi konularda ilerleme sağlayarak, ilişkilerde momentum oluşturmayı hedeflemektedir.

Öte yandan, Türkiye tarafında ise,

  • 62. Hükümet programında Türkiye’nin AB üyeliği hedefinin yer alması,

  • AB Bakanı Volkan Bozkır’ın göreve başlar başlamaz yoğun temaslar gerçekleştirmesi,

  • eylem planları ile AB müzakere sürecinin gereklerinin yerine getirilmesi için bir yol haritası oluşturması ve

  • Başbakanlık Genelgesi ile AB’ye uyum amacıyla hazırlanan mevzuat taslaklarının AB Bakanlığı’na gönderilmesi uygulaması gibi gelişmeler

AB üyeliği için yeni bir seferberlik başlatıldığını göstermiştir.

Olumlu havanın yerini yeni bir gerilime bırakması Türkiye’nin AB süreci açısından şüphesiz ki olumsuz bir gelişmedir. Ancak, bu tür gerilimlerin birçok defalar yaşandığı ve aşılabildiği göz önünde bulundurulursa, sürecin gidişatı ile ilgili umutsuz olmaya gerek yoktur. Süreç inişli ve çıkışlı yollardan geçerek bugüne gelmiştir. Türkiye gibi bir ülkenin AB’ye entegrasyonu da kolay olmayacaktır. Öte yandan, eğer sürecin üyelik hedefi doğrultusunda tamamlanması isteniyorsa, o zaman bu iniş ve çıkışları aşarak, daha tutarlı, diyaloğa dayanan ve sürdürülebilir bir ilişki kurmanın gerekliliği de ortadadır. Bu yaşananlar ışığında iki tarafa da bazı tavsiyelerde bulunmak isteriz:

AB’ye:

AB’nin Türkiye’den bir aday ülke olarak AB değerlerine uygun hareket etmesini beklemesi doğaldır. Ancak, AB’nin Türkiye’deki gelişmelere AB değerleri yönünde belirleyici bir etki yapması, büyük ölçüde AB üyelik perspektifinin inandırıcılığına bağlıdır.  AB, Türkiye ile ilişkilerinde,

  • Kıbrıs konusunda verdiği sözleri yerine getirmez,

  • Kıbrıs sorununun çözülememesinden sadece Türkiye’yi sorumlu tutar ve bu sebeple müzakere sürecinin askıya alırsa,

  • bazı üye devletler tek taraflı olarak fasılların açılmasını engellerse,

  • bugüne kadar yaşandığı gibi üye devletlerin bazı liderleri müzakerelerin başlatılmasına rağmen, Türkiye’nin Avrupalı kimliğini tekrar tekrar tartışmaya açarsa,

  • gümrük birliği ile ilgili sıkıntılar, serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye üzerindeki etkileri, taşıma kotaları gibi konularda Türkiye’nin rahatsızlıklarının çözümlenmesine yönelik olarak duyarsız kalırsa,

bunun sonucunda inandırıcılık ve kredibilitenin zarar göreceği aşikardır. AB’nin Türkiye’deki gelişmelerde daha fazla etki sahibi olabilmesi için, mutlaka, üyelik sürecini canlandırması ve açık veya örtülü olarak getirilen engelleme ve çekinceleri aşılmasını sağlaması gereklidir.

Türkiye’ye:

AB’nin zaman zaman Türkiye’ye yönelik ikircikli tutumuna rağmen, bir değerler topluluğu olduğu unutulmamalıdır. AB’yi bugünün dünyasında bir model haline getiren, ulusal çekişmeleri aşarak ortak bir ekonomik blok oluşturmasının yanında, demokrasi ve insan haklarını güvence altına alan bir güvenlik ve özgürlük alanı meydana getirmesidir. Bu açıdan, AB’nin medya ve ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı gibi konularda hassas davranması ve Türkiye’ye hatırlatmalarda bulunması doğaldır. Bunları bir hakaret ya da müdahale gibi algılamak yerine, politika ve uygulamalarımızda bu değerleri bir ön koşul ve referans noktası olarak almaya devam etmek gerekir. Eğer AB üyeliği hedefine ulaşmak istiyorsak, bu hedef Türkiye’de siyasetin ve tüm politikaların kalbinde yer almalı ve tüm karar ve uygulamaların altyapısını oluşturmalıdır. AB’nin yersiz veya orantısız tepki verdiği durumlarda ise, tüm diplomatik ve diğer kanallar kullanılmalı ve iletişimi güçlü tutarak, yanlış anlamaların önüne geçilmesine çaba gösterilmelidir.

2014

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2019 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT