İKV’DEN DTÖ KRİZİ VE ÇOK TARAFLI TİCARET DÜZENİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME NOTU
Çok Taraflı Ticaret Düzeninin Sınavı: DTÖ Krizi, AB ve Türkiye
Ahmet Emre Usta, İKV Uzmanı
İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası ekonomik düzenin temel yönelimlerinden biri, ticaretin önündeki engellerin azaltılması ve ayrımcı olmayan ticari ilişkilerin ortak kurallar temelinde geliştirilmesi olmuştur. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) çerçevesinde yürütülen müzakerelerle ilerleyen bu süreç, dönemsel korumacı eğilimlere rağmen uzun vadede derinleşmiştir. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılması, Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) 1995 yılında kurulması ve Çin’in 2001 yılında Örgüte katılması, farklı kanallardan küresel ekonomik bütünleşmeyi güçlendirmiştir. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında ticari açıklığın ve kurallara dayalı iş birliğinin giderek yaygınlaşacağı beklentisi, küreselleşmenin kalıcı ve geri döndürülmesi güç bir süreç olduğu düşüncesini beslemiştir.
Bununla birlikte, ekonomik bütünleşmenin sağlayacağı kazançlara ilişkin iyimserlik, bu kazançların ülkeler ve toplum kesimleri arasında nasıl dağıldığı sorusunu ortadan kaldırmamıştır. Daha önce de mevcut olan küreselleşme eleştirileri, 2008 küresel finans krizinin ardından güç kazanmış; istihdam kayıpları, ücretler üzerindeki baskılar ve ekonomik güvencesizlik, ticari açıklığın toplumsal sonuçlarına ilişkin tartışmalarda daha belirgin bir yer edinmiştir. Bu ortamda, ticaretin toplam refahı artıracağı beklentisi ile belirli sektörlerin, bölgelerin ve çalışan gruplarının karşılaştığı uyum maliyetleri arasındaki gerilim, çok taraflı ticaret sistemine verilen siyasi desteği de baskı altına almıştır.
Aynı dönemde küresel ekonomik güç dağılımındaki değişim, sistemin başlıca aktörleri arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmiştir. Düşük ve orta gelirli ekonomilerin dünya mal ticaretindeki payı 1995 yılında %23’ken 2024 yılında %45’e yükselmiştir. Uruguay Turu’ndan kalan tarife taahhütleri ile bazı üyelerin günümüzde ulaştığı pazar gücü arasında ortaya çıkan farklılıklar, mevcut taahhütlerin ekonomik gerçekliklerle ne ölçüde örtüştüğü sorusunu gündeme getirmiştir.[1]
Çin’in DTÖ’ye katılımı sırasında, özellikle ABD yönetiminde, küresel ticaret kurallarına daha fazla bağlanmanın Çin’de piyasa reformlarını güçlendireceği beklentisi öne çıkmıştır. Ancak Çin’in dünya ekonomisiyle bütünleşmesine, devletin ekonomideki güçlü rolünü koruması eşlik etmiştir. Devlet işletmelerinin konumu, sanayi sübvansiyonlarının kapsamı ve şeffaflığı ile pazara erişim koşulları, diğer üyelerin eleştirilerinin önemli başlıkları hâline gelmiştir. Bu gelişmeler, farklı ekonomik modellerin aynı ticaret kuralları altında nasıl bir arada işleyeceği ve adil rekabetin hangi ölçütlerle sağlanacağı konusundaki ayrışmayı belirginleştirmiştir.
Savaş sonrası çok taraflı ticaret düzeninin kurulmasında öncü rol oynayan ABD’nin yaklaşımındaki değişim de bu gerilimleri artırmıştır. Donald Trump’ın Ocak 2025’te başlayan ikinci başkanlık döneminde ticaret açıklarının azaltılmasını, yerli üretimin korunmasını ve ulusal güvenliği merkeze alan politika tercihleri daha belirgin hâle gelmiştir. “Önce Amerika” yaklaşımı ve geniş kapsamlı ilave gümrük vergileri, ticaret politikasında tek taraflı araçların ve ikili pazarlıkların ağırlığını artırmıştır. Bu yönelim, ortak kuralların sağladığı öngörülebilirlik ile büyük ekonomilerin kendi öncelikleri doğrultusunda hareket etme arayışı arasındaki gerilimi daha görünür kılmıştır.
Bu çerçevede DTÖ’nün yaşadığı krizi, çok taraflı ticaret sisteminin dayandığı siyasi uzlaşının aşınmasının kurumsal bir yansıması olarak değerlendirmek mümkündür. Üyelerin ticaretten elde edilen kazançlar, kalkınma öncelikleri ve devletin ekonomideki rolü konusunda ayrışması, yeni yükümlülükler üzerinde anlaşmayı güçleştirirken mevcut kuralların uygulanmasına ilişkin gerilimleri de artırmaktadır. ABD’nin Temyiz Organı üyeliklerine yapılacak atamalar için gereken uzlaşıyı engellemesi sonucunda organın Aralık 2019’da yeni temyizleri inceleyemez hâle gelmesi, bu gerilimin kurumsal işleyiş üzerindeki en somut sonuçlarından biri olmuştur. Dolayısıyla DTÖ’nün karşı karşıya bulunduğu sorun, belirli müzakere başlıklarında uzlaşma sağlanamamasının veya bazı üyelerin kurallara aykırı uygulamalarının ötesine geçmektedir. Ortak kararların alınmasındaki güçlükler, değişen dünya ekonomisine uygun yeni kuralların oluşturulamaması ve uyuşmazlık çözüm sisteminin bağlayıcı sonuç üretme kapasitesindeki aşınma, birbirini besleyen bir işlevsel krizi temsil etmektedir. DTÖ, üyeleri arasındaki çıkar farklılıklarını ortak kurallar ve öngörülebilir süreçler içinde yönetmekte zorlandıkça, çok taraflı ticaret sisteminin güvenilirliği de zayıflamaktadır. Bu nedenle Örgütün mevcut durumunu, karar alma, kural üretme ve uyuşmazlık çözümü işlevlerinde ortaya çıkan tıkanmaların birlikte değerlendirilmesi üzerinden incelemek gerekmektedir.
DTÖ’nün Krizi: Karar Almadan Uyuşmazlık Çözümüne Kurumsal Tıkanma
DTÖ’nün içinde bulunduğu kriz, yalnızca belirli müzakere başlıklarında anlaşma sağlanamaması veya bazı üyelerin mevcut kuralları ihlal etmesiyle açıklanabilecek geçici bir tıkanmanın ötesine geçmiş durumdadır. Gelinen durumda sorun, DTÖ’nün temel işlevlerini yerine getirme kapasitesinin farklı düzeylerde eş zamanlı olarak aşınmasıyla kendisini göstermektedir. Nitekim DTÖ’nün başlıca işlevleri arasında yeni küresel ticaret kurallarının müzakere edilmesi, mevcut kuralların uygulanmasının izlenmesi ve üyeler arasındaki uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması bulunmaktadır. Ancak bugün Örgütün karar alma ve müzakere mekanizmaları sonuç üretmekte zorlanırken, değişen küresel ekonominin ihtiyaçlarına yanıt verecek yeni kuralların oluşturulması da büyük ölçüde tıkanmış, mevcut kuralların uygulanmasını sağlayan uyuşmazlık çözüm sisteminin temel unsurlarından biri ise işlevsiz hâle gelmiştir.
Bu krizin ilk halkasını DTÖ’nün karar alma mekanizmasındaki tıkanma oluşturmaktadır. Marakeş Anlaşması oylamaya ilişkin hükümler içerse de DTÖ, GATT döneminden devraldığı uygulama doğrultusunda kararlarını esas olarak konsensüs yoluyla almaktadır. DTÖ bağlamında konsensüs, bütün üyelerin bir kararı aktif biçimde desteklemesinden ziyade, karar alınırken hiçbir üyenin resmî olarak itiraz etmemesine dayanmaktadır. Bu yöntem, ekonomik büyüklükleri ve siyasi güçleri birbirinden son derece farklı üyelerin karar alma sürecinde eşit söz hakkına sahip olmalarını sağlayarak DTÖ’nün kapsayıcılığına ve meşruiyetine önemli katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte, 166 üyeden oluşan ve küresel ticaretin yaklaşık %98’ini kapsayan bir örgütte ekonomik gelişmişlik düzeyi, kalkınma öncelikleri, ekonomik model ve ticaret politikası tercihleri arasındaki farklılıkların giderek büyümesi, konsensüse ulaşmayı da güçleştirmektedir. Dahası, son dönemde üyelerin itiraz imkânını yalnızca esaslı politika ayrılıklarında değil, prosedürel konularda da süreci bloke edecek şekilde kullanabilmeleri, konsensüsün kapsayıcılığı ve eşit temsili güçlendiren işlevini zayıflatırken, karar alma mekanizmasının tıkanmasına da zemin hazırlamıştır.[2],[3]
Karar alma mekanizmasındaki bu sorun, DTÖ’nün en temel görevlerinden biri olan müzakere ve kural üretme fonksiyonuna doğrudan yansımaktadır. Bu açıdan öne çıkan en çarpıcı gösterge, 2001 yılında başlatılan Doha Kalkınma Turu’nun akıbetidir. Tarım, hizmet ticareti, tarım dışı ürünlerde pazara erişim ve fikrî mülkiyet gibi 21 müzakere başlığını içeren Doha Kalkınma Gündemi, 2008 yılına gelindiğinde büyük ölçüde tıkanmış, 2015 Nairobi Bakanlar Konferansı’nda üyeler Doha yetkilerinin sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda dahi ortak bir yaklaşım ortaya koyamamıştır. Bunun sonucunda DTÖ’nün 1995 yılındaki kuruluşundan 2026 yılına kadar geçen yaklaşık 31 yıllık sürede yalnızca iki yeni çok taraflı anlaşma üzerinde uzlaşı sağlanabilmiştir. Bunlar 2013 yılında sonuçlandırılan Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması ile 2022 yılında kabul edilen ve 15 Eylül 2025 tarihinde yürürlüğe giren Balıkçılık Sübvansiyonları Anlaşması’dır.[4] Bununla birlikte, Balıkçılık Sübvansiyonları Anlaşması’nın aşırı kapasite ve aşırı avlanmaya katkı sağlayan sübvansiyonlara ilişkin ilave disiplinleri üzerindeki müzakereler hâlen devam etmektedir. Dolayısıyla DTÖ’nün Uruguay Turu döneminde küresel ticaretin kurallarını şekillendiren bir müzakere merkezinden, yeni çok taraflı kurallar üretme kapasitesi son derece sınırlı bir yapıya doğru evrildiğini söylemek mümkündür.
Üstelik yaşanan sorun yalnızca yeni pazara erişim veya tarife indirimleri konusunda büyük kapsamlı anlaşmaların yapılamamasıyla sınırlı değildir. Dijital ticaret, veri akışları, sanayi sübvansiyonları, devlet işletmelerinin ekonomideki rolü, ekonomik güvenlik politikaları, tedarik zincirleri, iklim politikaları ve artan sanayi politikası müdahaleleri gibi 21’inci yüzyıl ticaretinin belirleyici konularının, DTÖ’nün temel kurallarının oluşturulduğu dönemde bugünkü önem ve biçimleriyle gündemde olmadığı açıktır. Buna karşılık üyeler, bu yeni ekonomik gerçekliklere hangi kuralların uygulanması gerektiği konusunda ortak bir zemine ulaşmakta zorlanmaktadır. Bazı üyelerin bir başka ülkenin sanayi politikasını haksız rekabet yaratan bir sübvansiyon olarak değerlendirdiği bir ortamda, diğer üyeler aynı politikaları kalkınma, yeşil dönüşüm veya ekonomik güvenlik açısından meşru bir politika alanı olarak görmektedir. Bu görüş ayrılıklarına, uygulanan desteklerin kapsamının yeterince görülememesi de eklenmektedir. 2015-2024 döneminde üyelerin yalnızca %59’u zorunlu sübvansiyon bildirimlerini sunmuş, yapılan bildirimlerin %77’si ise gecikmeli olarak iletilmiştir. Bilgi eksikliği, desteklerin ticari etkilerinin değerlendirilmesini ve bu etkiler üzerinde ortak bir anlayış geliştirilmesini güçleştirmektedir.[5] Dolayısıyla DTÖ’nün kural üretme krizinin arkasında yalnızca konsensüs usulünün yavaşlığı değil, üyelerin “adil rekabetin” ve devletin ekonomideki meşru rolünün nerede başlayıp nerede bittiği konusunda giderek daha fazla ayrışması bulunmaktadır.[6],[7]
Çok taraflı müzakere mekanizmasının sonuç üretememesi, üyeleri farklı arayışlara da yöneltmektedir. Bir taraftan yeni ticaret kuralları giderek daha fazla ikili ve bölgesel ticaret anlaşmaları kapsamında oluşturulurken, diğer taraftan DTÖ içerisinde bütün üyelerin katılmadığı çoklu (plurilateral) girişimler yaygınlaşmaktadır. Hizmetlerin düzenlenmesi, yatırımın kolaylaştırılması ve e-ticaret gibi alanlarda istekli üyeler arasında önemli ilerlemeler kaydedilmiş, ancak özellikle yeni çoklu anlaşmaların DTÖ hukuki mimarisine bütünüyle dâhil edilmesinin bütün üyelerin konsensüsünü gerektirdiği durumlarda aynı karar alma sorunu yeniden ortaya çıkmıştır. Kalkınma için Yatırımın Kolaylaştırılması Anlaşması’nın (Agreement on Investment Facilitation for Development) 100’den fazla üyenin katılımıyla sonuçlandırılmasına rağmen DTÖ hukuki mimarisine dâhil edilememesi bunun en açık örneklerinden biridir. Benzer biçimde, e-ticaret alanındaki çoklu girişimde ilerleme sağlanırken DTÖ üyelerinin tamamını kapsayan Elektronik Ticaret Çalışma Programı ile elektronik iletimlere gümrük vergisi uygulanmamasına ilişkin moratoryumun uzatılması konusunda 14’üncü Bakanlar Konferansı’nda konsensüse ulaşılamamış ve bunlar 30 Mart 2026 tarihinde sona ermiştir.[8],[9]
DTÖ’nün karar alma ve kural üretme kapasitesindeki tıkanmaya eşlik eden diğer temel sorun ise uyuşmazlıkların halli mekanizmasında yaşanmaktadır. 1995 yılında oluşturulan iki aşamalı uyuşmazlık çözüm sistemi, DTÖ’nün en önemli kazanımlarından biri olarak görülmüştür. Sistemde uyuşmazlıklar ilk aşamada uzmanlardan oluşan paneller tarafından incelenirken, taraflara panel raporlarındaki hukuki meseleleri ve hukuki yorumları ikinci aşamada Temyiz Organına taşıma hakkı tanınmıştır. Yedi bağımsız ve tarafsız üyeden oluşması öngörülen Temyiz Organı, böylece panel kararlarının hukuki açıdan gözden geçirilmesini sağlayan ikinci aşama inceleme mercii olarak sistemin temel unsurlarından birini oluşturmuştur. Panel raporları temyiz edilmediği takdirde bağlayıcı hâle gelebilirken, taraflardan birinin temyize başvurması durumunda raporun nihai hâle gelmesi temyiz sürecinin tamamlanmasına bağlıdır. Sistemin önemi, ekonomik ve siyasi güçleri birbirinden son derece farklı ülkeler arasındaki ticari uyuşmazlıkların çözümünü ülkelerin ekonomik ve siyasi güçlerinden mümkün olduğunca bağımsızlaştırarak kurallara ve bağlayıcı kararlara dayalı bir çerçeveye taşımasından kaynaklanmıştır. Nitekim uyuşmazlık çözüm sistemi, DTÖ kurallarının üyelerin küresel ekonomik ağırlığı veya siyasi gücünden bağımsız biçimde uygulanmasını ve icrasını sağlayarak Örgütün meşruiyetinin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Ancak ABD’nin Temyiz Organına yeni üyelerin atanmasını engellemesi sonucunda Temyiz Organı Aralık 2019’da karar verebilmek için gerekli asgari üç üye sayısının altına düşmüş ve temyizleri inceleyemez hâle gelmiştir.[10] Söz konusu tıkanıklık, sistemin merkezinde “boşluğa temyiz” (appealing into the void) olarak adlandırılan yapısal bir boşluk yaratmıştır. Mevcut durumda, ilk aşama incelemesini gerçekleştiren panellerin verdiği kararlar, davayı kaybeden tarafın işlevsiz hâldeki Temyiz Organı’na başvurmasıyla hukuken askıda kalmakta, karar kesinleşmediği için de kazanan taraf DTÖ çerçevesinde kararın uygulanmasını sağlama ve gerektiğinde karşı önlem alma yetkisine ulaşamamaktadır. Temyiz Organı’nın çöküşünü takip eden dönemde DTÖ’ye taşınan uyuşmazlıkların sayısı önceki dönemin yaklaşık üçte biri seviyesine gerilemiştir.[11] Her ne kadar 2025 yılında 13 yeni uyuşmazlığın başlatılması sistemin tamamen terk edilmediğini gösterse de temyiz aşamasındaki sorun hâlen çözülebilmiş değildir.
Burada uyuşmazlık çözüm mekanizmasının tamamen ortadan kalktığını veya DTÖ’de artık hiçbir yargısal işlevin bulunmadığını söylemek teknik açıdan doğru olmayacaktır. Panel mekanizması işlemeye devam etmektedir ve bazı üyeler Uyuşmazlıkların Halli Mutabakat Metni’nin 25’inci maddesine dayanan Çok Taraflı Geçici Temyiz Tahkim Düzenlemesi (MPIA) veya uyuşmazlığa özgü tahkim düzenlemeleri yoluyla Temyiz Organı’nın yokluğunu aşmaya çalışmaktadır. Ancak bu mekanizmalar bütün DTÖ üyelerini kapsayan zorunlu ve iki aşamalı eski sistemin yerini tutmamaktadır. [12]
Sorunun güncelliğini koruduğunun en açık göstergelerinden biri, 24 Temmuz 2026 tarihli Uyuşmazlıkların Halli Organı toplantısında 130 DTÖ üyesinin Temyiz Organı’ndaki boş üyelikler için seçim sürecinin başlatılmasını 99’uncu kez önermesine rağmen ABD’nin yine konsensüse katılmaması olmuştur. Aynı toplantıda üyelerin uyuşmazlık çözümü reformunun nasıl ve ne zaman yeniden ilerletileceği konusunda da farklı görüşlerini koruduğu kayda geçirilmiştir.[13]
AB’nin DTÖ Krizindeki İkilemi: Çok Taraflılık ve Stratejik Özerklik
DTÖ’nün temel işlevlerinde yaşanan aşınma, AB açısından dış ticaret politikasının dayandığı kurumsal zeminin zayıflaması anlamına gelmektedir. Nitekim AB’nin küresel ticaretteki konumu, üçüncü ülke pazarlarına erişimin öngörülebilir olmasına, ticari ayrımcılığın sınırlandırılmasına ve üstlenilen yükümlülüklerin uygulanmasını sağlayan ortak kuralların varlığına önemli ölçüde bağlıdır. En çok kayrılan ülke ilkesi, bağlayıcı tarife taahhütleri ve uyuşmazlık çözüm mekanizması, Avrupa işletmelerinin farklı pazarlarda faaliyet göstermesini kolaylaştırırken, ticaret koşullarının her bir ortakla yeniden siyasi pazarlık konusu yapılması ihtiyacını da azaltmaktadır. Dolayısıyla DTÖ’nün zayıflaması, AB’nin ticari çıkarlarının korunmasını ve dış ekonomik ilişkilerinin öngörülebilirliğini doğrudan etkileyen bir sorun niteliği taşımaktadır.
Bununla birlikte, AB’nin bu krize verdiği yanıt, çok taraflı sistemin yeniden işler hâle getirilmesine yönelik girişimlerle sınırlı kalmamaktadır. Bir taraftan DTÖ reformunu, bağlayıcı uyuşmazlık çözümünü ve yeni ticaret kurallarının ortaklaşa oluşturulmasını destekleyen Birlik, diğer taraftan kendi üretim kapasitesini korumaya ve ticari çıkarlarını kendi araçlarıyla savunmaya daha fazla önem vermektedir. Avrupa Komisyonunun 2021 tarihli ticaret politikası değerlendirmesinde merkezi bir yer verdiği “açık stratejik özerklik” yaklaşımı, uluslararası ticarete açıklığın sürdürülmesini AB’nin kendi politika tercihlerini belirleyebilmesi ve gerektiğinde bağımsız hareket edebilmesiyle birlikte ele almaktadır. Ancak ortak kuralların uygulanamadığı ve ekonomik bağımlılıkların siyasi baskı amacıyla kullanılabildiği bir ortamda, açıklık ile özerklik arasındaki dengenin korunması da giderek güçleşmektedir. Bu nedenle AB’nin DTÖ krizindeki konumu, çok taraflılığı koruma çabası ile bu sistemin zayıfladığı koşullarda kendi hareket alanını genişletme arayışının birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.[14],[15]
AB’nin çok taraflı sistemi koruma çabasının ilk boyutunu, DTÖ’nün kurumsal yapısının ve kurallarının yeniden düzenlenmesine yönelik önerileri oluşturmaktadır. Birliğin 21 Ocak 2026 tarihinde DTÖ’ye sunduğu reform belgesi, reformu öngörülebilirlik, hakkaniyet ve esneklik olmak üzere üç temel unsur üzerine kurmaktadır.[16] Temmuz 2026 tarihli DTÖ yönetişimine ilişkin reform belgesinde ise bir kararı engelleyen üyenin, söz konusu kararın hayati ulusal çıkarlarına nasıl zarar verdiğini yazılı olarak açıklaması, belirli koşullarda yeni yükümlülüklerin dışında kalırken diğer üyelerin ilerlemesini engellememesi ve günlük ya da prosedürel konularda farklılaştırılmış karar alma yöntemlerinin değerlendirilmesi gibi seçenekler tartışmaya açılmıştır.[17] Böylece AB, konsensüs ilkesinin fiilen bir veto aracına dönüşmesini önlemeye ve üyeler arasındaki farklılıklara rağmen ortak sonuç üretilmesini sağlamaya çalışmaktadır.
AB tarafından özellikle sanayi sübvansiyonları ve devlet işletmelerinin ticari faaliyetlerinden kaynaklanan rekabet sorunlarını sıklıkla gündeme getirilmektedir. Nitekim Temmuz 2026 tarihli sanayi politikaları ve sübvansiyonlara ilişkin DTÖ reform belgesinde, devlet müdahalelerinin meşru kamu politikası amaçlarına hizmet edebileceği kabul edilmiş, ancak diğer üyeler üzerindeki olumsuz ticari etkilerinin daha güçlü şeffaflık yükümlülükleri ve disiplinlerle ele alınması gerektiği savunulmuştur. Ayrıca gelişmekte olan ülkelere tanınan özel ve farklılaştırılmış muamelenin daha somut ihtiyaçlara dayanan ve mümkün olduğunda süreyle sınırlandırılmış bir yapıya kavuşturulmasını talep etmiştir.[18] Ancak AB’nin kendi sanayi politikasındaki gelişmeler de bu tartışmanın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Nitekim Haziran 2025’te kabul edilen ve 2030 sonuna kadar uygulanacak Temiz Sanayi Mutabakatı Devlet Yardımları Çerçevesi (CISAF), temiz teknoloji üretimi, sanayinin karbonsuzlaştırılması ve enerji yoğun işletmelerin elektrik maliyetleri gibi alanlarda üye ülkelerin devlet yardımı vermesini kolaylaştırmak amacıyla tasarlanmıştır.[19] Bu doğrultuda AB’nin sanayi sübvansiyonlarının ticareti bozucu etkilerini ortak kurallarla sınırlandırmaya çalışırken, kendi üretim kapasitesini güçlendirmek amacıyla belirli alanlarda devlet müdahalesine daha geniş bir alan açtığı da görülmektedir.
Uyuşmazlık çözümü meselesine gelindiğinde, bu konuda AB’nin en somut girişimi 2020 yılında diğer bazı DTÖ üyeleriyle birlikte oluşturulmasına öncülük ettiği MPIA olmuştur. Bununla birlikte AB, uyuşmazlık çözümündeki tıkanmaya karşı kendi mevzuatı üzerinden hareket etme imkânını da genişletmiştir. 2021 yılında uluslararası ticaret kurallarının uygulanmasına ilişkin mevzuatta yapılan değişiklik, AB’nin iddialarını tamamen veya kısmen haklı bulan bir DTÖ panel raporunun ardından temyizin tamamlanamaması ve karşı tarafın geçici temyiz tahkimini kabul etmemesi durumunda ticari karşı önlemlere başvurulabilmesine imkân tanımaktadır. Önlemlerin düzeyinin AB’nin ticari çıkarlarında meydana gelen kayıp veya zedelenmeyi aşmaması öngörülmüştür.[20] Ancak bu yetkinin AB mevzuatından kaynaklanması, söz konusu önlemlerin DTÖ Uyuşmazlıkların Halli Organı tarafından yetkilendirilmiş karşı önlemlerle aynı hukuki niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir.[21]
AB’nin ticari çıkarlarını kendi araçlarıyla koruma yönündeki yaklaşımı, ekonomik güvenlik alanında da giderek belirginleşmektedir. 27 Aralık 2023 tarihinde yürürlüğe giren “Ekonomik Zorlamaya Karşı Araç”, üçüncü ülkelerin ticaret veya yatırım tedbirleri aracılığıyla AB’nin ya da üye ülkelerin egemen politika tercihlerini etkilemeye çalışmasına karşı caydırıcılık sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. İlgili süreçte çözüm sağlanamaması hâlinde son çare olarak ticaret, yatırım ve kamu alımları gibi alanlarda karşılık verilmesine imkân tanınmaktadır.[22] Böylece Birlik, ticari açıklığın korunmasını kendi pazarına erişimi gerektiğinde sınırlandırabilme kapasitesiyle daha yakından ilişkilendirmektedir. Ancak ortak uyuşmazlık çözümünün zayıfladığı bir ortamda bu tür araçların önem kazanması, ekonomik ilişkilerde karşılıklı hakların uygulanmasının giderek daha fazla tarafların kendi tespit ve karşılık verme mekanizmalarına dayanması riskini de beraberinde getirmektedir.
Benzer biçimde Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü, üçüncü ülkelerden sağlanan mali katkıların AB Tek Pazarı’nda rekabeti bozucu yabancı sübvansiyon oluşturup oluşturmadığının, şirket birleşmeleri ve devralmaları ile kamu ihaleleri dâhil olmak üzere incelenmesini ve bozucu etkilerinin giderilmesini mümkün kılmaktadır.[23] Bu yetkinin uygulamadaki önemini gösteren örneklerden biri, Çinli CRRC Qingdao Sifang şirketinin Bulgaristan’daki tren alımı ihalesine katılımına ilişkin süreçtir. Komisyonun Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü kapsamında derinlemesine inceleme başlatmasının ardından şirket Mart 2024’te ihaleden çekilmiş, Komisyon da çekilme nedeniyle soruşturmayı kapatacağını açıklamıştır.[24] Bu süreç kesinleşmiş bir ihlal tespiti olarak değerlendirilemese de yabancı kamu desteklerine ilişkin AB incelemesinin Avrupa kamu alımları pazarına katılımda fiilen önem taşıyan bir unsur hâline geldiğini göstermektedir.
AB’nin kendi üretim kapasitesini ve sanayi tabanını korumaya verdiği önemin artması, geleneksel ticaret savunma araçlarının kullanımında da görülmektedir. Nitekim Ekim 2024’te Çin menşeli elektrikli araçlara, üreticiye göre %7,8 ile %35,3 arasında değişen telafi edici vergiler getirilmiştir. Komisyon bu önlemi, Çin’deki elektrikli araç değer zincirinin yararlandığı sübvansiyonların AB üreticileri açısından ekonomik zarar tehdidi oluşturduğu değerlendirmesine dayandırmıştır.[25] Ocak 2026’da yayımlanan fiyat taahhüdü rehberi alternatif çözüm arayışında asgari ithalat fiyatı, satış kanalları ve AB’de gelecekte yapılacak yatırımlar gibi unsurların da değerlendirildiğini göstermektedir.[26] Bununla birlikte, telafi edici vergiler ve fiyat taahhütleri DTÖ hukukunun belirli koşullarla tanıdığı araçlar olduğundan, bunların kullanılması tek başına ortak kuralların terk edildiği anlamına gelmemektedir. Buradaki gerilim, sanayiyi koruma hedefi ile ticari açıklığın hangi koşullarda bağdaştırılacağı noktasında ortaya çıkmaktadır.
İthalat koşullarının doğrudan sıkılaştırıldığı bir diğer alan çelik ticaretidir. Küresel kapasite fazlasının ve ticaret sapmasının Avrupa çelik sanayisi üzerindeki etkilerini sınırlandırma amacıyla, 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni Çelik Tüzüğü, kapsamındaki ürünler için gümrük vergisinden muaf yıllık ithalat kotalarını toplam 18,3 milyon ton olarak belirlemiş ve kota üzerindeki ithalata %50 oranında vergi uygulanmasını öngörmüştür. Kota dışında ithalatın sürdürülmesi mümkün olmakla birlikte, bunun yüksek bir vergiye bağlanması Avrupa pazarına erişimin maliyetini artırmaktadır.[27] Dolayısıyla AB’nin üretim kapasitesini koruma hedefi, sınırda uygulanan ve yabancı üreticilerin rekabet koşullarını doğrudan etkileyen önlemlere de dönüşmektedir.
Ancak söz konusu dönüşüm, ithalata uygulanan vergilerle sınırlı kalmamaktadır. Net Sıfır Sanayi Yasası kapsamında yenilenebilir enerji ihaleleri için getirilen koşullar, kamu tarafından oluşturulan talebin tedarik zincirlerini yönlendirmek amacıyla da kullanılabildiğini göstermektedir. Bu alandaki 2025 tarihli Uygulama Tüzüğü, belirli teknolojilerde AB’ye yapılan tedarikin tek bir üçüncü ülkede yoğunlaştığının Komisyon tarafından tespit edilmesi hâlinde, ilgili ihalelerde kullanılan ürün ve temel bileşenlerin menşeine veya montaj yerine ilişkin koşullar öngörmektedir. Güneş enerjisi teknolojilerinde nihai ürünlerin ilgili üçüncü ülkede monte edilmemesi ve fotovoltaik hücreler ile invertörler dâhil belirli temel bileşenlerin o ülkeden gelmemesi, bu koşulların somut örnekleri arasındadır.[28]
Avrupa Komisyonunun 4 Mart 2026 tarihinde sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası ise Avrupa’da üretime öncelik verilmesini daha belirgin bir sanayi politikası yaklaşımına dönüştürmektedir. Teklif, alüminyum, beton ve harç ile otomotiv gibi stratejik alanlarda belirli kamu alımları ve kamu destekleri için AB menşei ve/veya düşük karbon koşulları öngörmektedir. Belirli büyük yabancı yatırımların değerlendirilmesinde AB’de yerleşik şirketlerle/işletmelerle ortaklık, teknoloji transferi ve AB içinden girdi temini gibi koşullara yer verilmesi, yatırımların AB sanayisine sağlayacağı katma değer üzerinden yönlendirilmek istendiğini göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülükler çerçevesinde bazı ortak ülkelerden gelen içeriğin AB menşeli içerikle eş değer sayılması da öngörülmektedir.[29]
Kamu alımları alanında Avrupa pazarına erişimin karşılıklılık temelinde sınırlandırılması ise hâlihazırda somut uygulamalara dönüşmüş durumdadır. Uluslararası Kamu Alımları Aracı kapsamında kabul edilen 19 Haziran 2025 tarihli Uygulama Tüzüğü, tahmini değeri KDV hariç 5 milyon avro ve üzerinde olan ilgili tıbbi cihaz ihalelerinde Çin menşeli ekonomik işletmecilerin tekliflerinin dışlanmasını öngörmektedir. Ayrıca kapsamdaki sözleşmelerde Çin menşeli tıbbi cihazların payının toplam sözleşme değerinin %50’sini aşmaması öngörülmektedir. AB, bu önlemin amacını Çin’i, AB işletmelerinin kamu alımları pazarına erişiminde karşılaştığı kalıcı engelleri kaldırmaya ve pazarını daha fazla açmaya teşvik etmek olarak açıklamıştır.[30]
Bu dönüşümün diğer DTÖ üyeleriyle yarattığı gerilim, iklim politikası ile ticaretin kesiştiği alanlarda da kendisini göstermektedir. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), kapsamındaki ithal ürünlerin içerdiği karbon emisyonlarını fiyatlandırarak karbon kaçağını önlemeyi amaçlamaktadır. AB açısından mekanizma, iç üretimde üstlenilen karbon maliyetinin ithal ürünlerle rekabette etkisizleşmesini önleyen bir iklim politikası aracıdır.[31] Buna karşılık, etkilenen gelişmekte olan ülkelerin Avrupa pazarına erişiminin maliyeti, üretimin dönüştürülmesi için gerekli finansman ve sanayileşme imkânları konusunda sorunlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla aynı düzenleme, bir tarafta iklim hedeflerinin uygulanması olarak görülürken, diğer tarafta maliyetlerin dağılımı ve kalkınma farklılıklarının gözetilmesi bakımından tartışılmaktadır. Bu durum, AB’nin ticaret ve çevre politikalarının kesiştiği alanlarda kendi düzenlemeleriyle ilerlemesinin, ortak kurallar ve farklı gelişmişlik düzeyleri konusunda yeni uluslararası anlaşmazlıkları da beraberinde getirebildiğini göstermektedir.[32]
Türkiye Açısından DTÖ Krizi: Ortak Kurallar, Ulusal Öncelikler ve AB ile Bütünleşme
Uluslararası ticaret, Türkiye ekonomisi açısından üretimin dış pazarlara ulaştırılmasının ötesinde, sanayinin üretim kapasitesini, yatırım kararlarını ve döviz kazanma imkânlarını şekillendiren temel unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Otomotiv, makine, tekstil ve demir-çelik gibi sektörlerin dış pazarlarla kurduğu ilişkiler, turizm ve taşımacılık başta olmak üzere hizmet ihracatıyla birlikte değerlendirildiğinde, küresel ticaret sistemindeki gelişmelerin Türkiye açısından taşıdığı önem daha açıktır. Türkiye’nin 2025 yılında mal ihracatı 273,3 milyar dolara ulaşırken, aynı yıl hizmet ihracatı 124,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İhracattaki bu büyüklük, dış pazarlara erişim koşullarının korunmasının Türkiye açısından üretim, istihdam ve dış ekonomik dengeyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Üretimde kullanılan ara mallarının, enerjinin, makine ve teknolojinin dışarıdan temin edilmesi, ithalat koşullarını da ihracatın rekabet gücünü belirleyen unsurlardan biri hâline getirmektedir. OECD’nin 2026 tarihli katma değer bazında ticaret incelemesine göre, Türkiye’nin 2022 yılındaki brüt ihracatının %27,3’ü yabancı katma değerden oluşmuştur. İthal edilen ara malı ve hizmetlerin toplam değerinin %38,5’i ise daha sonra ihracat içinde yer almıştır.[33] Dolayısıyla ticaretin öngörülebilir kurallar altında sürdürülmesi, hem Türkiye’de üretilen mal ve hizmetlerin dış pazarlara erişimi hem de bu üretimi mümkün kılan girdilerin temini bakımından önem taşımaktadır.
DTÖ’nün Türkiye açısından önemi de burada belirginleşmektedir. Türkiye, Örgüt aracılığıyla diğer üyelerin üstlendiği pazara erişim taahhütlerinden yararlanmakta ve ticari çıkarlarını ortak kurallara dayanarak savunabileceği bir hukuki çerçeveye sahip olmaktadır. Gümrük vergilerine ilişkin bağlayıcı taahhütler, ayrımcılığı sınırlandıran ilkeler ve uyuşmazlık çözüm mekanizması, ticari ilişkilerin yalnızca ülkelerin ekonomik ve siyasi ağırlığına göre şekillenmesini sınırlandırmaktadır. Bu bakımdan Örgütün işlevsel kapasitesindeki aşınma, Türkiye’nin ticari ilişkilerinde dayanabileceği ortak güvencelerin zayıflaması anlamına gelmektedir.
Türkiye’nin 2023 yılında 7’nci Ticaret Politikası Gözden Geçirmesi kapsamında DTÖ’ye sunduğu hükümet raporunda, çok taraflı ticaret kurallarının uluslararası ekonomik ilişkilerde istikrar ve öngörülebilirlik sağladığı, DTÖ’nün ise bu kuralların koruyucusu olması gerektiği vurgulanmıştır. Türkiye’nin son yıllarda DTÖ reformuna ilişkin ortaya koyduğu temel tutum, bu güvencelerin korunması ile kalkınma önceliklerinin gözetilmesini birlikte içermektedir. Bahse konu raporda, iki aşamalı uyuşmazlık çözüm sisteminin kalıcı biçimde yeniden işler hâle getirilmesi ve gelişmekte olan ülkelere DTÖ anlaşmalarıyla tanınan haklar göz ardı edilmeden özel ve farklılaştırılmış muamele ilkesinin uygulanması, Türkiye’nin reform öncelikleri arasında yer almıştır. Bu doğrultuda Türkiye’nin, bir taraftan ticari uyuşmazlıkların etkin ve işler bir mekanizma aracılığıyla sonuçlandırılabilmesi gerektiğini savunduğu, diğer taraftan reformun farklı gelişmişlik düzeylerindeki ülkelerin ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini vurguladığı görülmektedir.[34] Mart 2026’daki 14’üncü Bakanlar Konferansı sırasında yapılan resmî açıklamalarda da kurallara dayalı çok taraflı sistemin korunması ve gelişmekte olan ülkelerin haklarının korunması yönündeki yaklaşım sürdürülmüştür.[35] Dolayısıyla Türkiye’nin reform beklentisi, Örgütün daha etkili çalışması kadar, bu etkinliğin hangi haklar ve yükümlülükler dengesi içinde sağlanacağıyla da ilgilidir.
Bu yaklaşımın somut karşılıkları da bulunmaktadır. Türkiye, Temyiz Organı’ndaki boş üyelikler için seçim sürecinin başlatılmasını öngören ve Ocak 2025’te de Uyuşmazlıkların Halli Organı’nın gündemine gelen ortak öneriyi sunan üyeler arasında yer almıştır.[36] Öte yandan, 26 Şubat 2024 tarihinde Balıkçılık Sübvansiyonları Anlaşması’nın kabul belgesini sunarak Anlaşma’nın yürürlüğe girmesi için gerekli kabul sürecine katkıda bulunmuştur.[37] Türkiye’nin ruhsatlandırma, yeterlilik koşulları ve teknik standartlara ilişkin süreçlerde şeffaflığı ve öngörülebilirliği artırmayı amaçlayan hizmetlerin iç düzenlenmesine ilişkin girişime katılması da yeni ticaret disiplinlerini desteklediği alanlardan biri olmuştur.[38]
Bununla birlikte, Türkiye’nin çok taraflı sisteme verdiği destek, DTÖ bünyesinde yürütülen bütün girişimleri veya bu girişimlerden doğan sonuçları desteklediği anlamına gelmemektedir. Kalkınma için Yatırımın Kolaylaştırılması Anlaşması bu açıdan dikkat çekici bir örnektir. Başlangıçta müzakerelere katılan Türkiye, Şubat 2023’te gelişmekte olan metni değerlendirmek üzere müzakere sürecine ara verdiğini bildirmiştir.[39] Bu dönemde Türkiye, Hindistan ve Güney Afrika ile, Anlaşmanın DTÖ kural kitabına hukuken dâhil edilmesine yönelik talebin kabul edilmesine karşı çıkmıştır.[40] Ancak Türkiye, Mart 2026’daki 14’üncü Bakanlar Konferansı sırasında bu yöndeki itirazını geri çekmiştir. Ticaret Bakanlığı bu yaklaşımı açıklarken, özellikle Afrika’daki en az gelişmiş ülkelerin Anlaşmaya verdiği önemi vurgulamıştır.[41] Söz konusu adım, Türkiye’nin Anlaşmaya taraf olması veya Anlaşma’nın DTÖ bünyesine alınmasının tamamlanması anlamına gelmemektedir. Nitekim konferansta bu konuda bütün üyeler arasında yine uzlaşı sağlanamamıştır.
Benzer bir durum, elektronik iletimlere gümrük vergisi uygulanmamasına ilişkin moratoryum konusunda da gözlemlenmiştir. Türkiye, moratoryumun yenilenmesini desteklemiş, ancak taahhüdün anlamı ve kapsamına ilişkin çekincelerini korumuştur.[42] ABD Ticaret Temsilciliği, 14’üncü Bakanlar Konferansı sonrasında yaptığı açıklamada, moratoryumun 31 Aralık 2030’a kadar uzatılması önerisinin Brezilya ve Türkiye tarafından engellendiğini ileri sürmüştür.[43] Buna karşın Türkiye, 6 Mayıs 2026 tarihli Genel Konsey toplantısında, moratoryumun geçici olarak uzatılmasına yönelik öneri konusunda konsensüsün önünde durmayacağını bildirmiştir.[44]
Türkiye’nin DTÖ’nün işlerliğine neden ihtiyaç duyduğu ise en açık biçimde somut ticari uyuşmazlıklarda görülmektedir. ABD’nin çelik ve alüminyum ithalatına uyguladığı önlemlere karşı Türkiye’nin 2018 yılında başlattığı DS564 sayılı uyuşmazlık bunların başında gelmektedir. Aralık 2022’de yayımlanan panel raporunda, incelenen ek vergilerin ABD’nin taahhüt edilmiş tarife oranlarını aştığı ve belirli ülkelere tanınan muafiyetlerin en çok kayrılan ülke ilkesiyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir. Panel ayrıca, ABD’nin ileri sürdüğü ulusal güvenlik gerekçesinin uyuşmazlığa konu önlemleri ilgili istisna kapsamında haklılaştırmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ancak ABD’nin 26 Ocak 2023 tarihinde panel raporunu işlevsiz durumdaki Temyiz Organına götürmesi, raporun kabul edilerek bağlayıcı bir sonuca dönüşmesini engellemiştir.[45],[46] Bu nedenle Türkiye, karşılaştığı önlemlerin DTÖ kurallarıyla bağdaşmadığını panel düzeyinde ortaya koyabilmesine rağmen, bu tespitleri tamamlanmış bir uyuşmazlık çözüm sürecinin sağlayacağı hukuki güvenceye dönüştürememiştir.
Diğer taraftan Türkiye, artan korumacılık ve sanayi politikası müdahaleleri karşısında kendi üretimini korumaya yönelik araçlara da başvurmaktadır. Bu durumun güncel örneklerinden biri, Çin menşeli elektrikli araçlar ve diğer bazı taşıtların ithalatına ilişkin tedbirlerdir. Türkiye, Ocak 2025’te Uyuşmazlıkların Halli Organı’nda yaptığı açıklamada otomotiv sektöründeki rekabeti bozucu uygulamalara, sübvansiyonlara ve aşırı kapasiteye dikkat çekerek, bu sorunların DTÖ’nün ilgili organlarında ele alınması gerektiğini savunmuştur. Buna karşılık Çin’in başlattığı DS629 sayılı uyuşmazlıkta, 28 Temmuz 2026 tarihinde üyelere dağıtılan panel raporu, elektrikli araçlar ve belirli hibrit araçlara uygulanan ek vergiler ile ithalat iznine bağlanan satış sonrası hizmet koşullarının bazı DTÖ yükümlülükleriyle bağdaşmadığını tespit etmiştir.[47]
Türkiye’nin bağlayıcı uyuşmazlık çözümüne yaklaşımını değerlendirmek bakımından, kendi uygulamalarının şikâyet konusu olduğu dosyalar da önem taşımaktadır. AB’nin Türkiye’deki ilaç sektörüne ilişkin yerlileştirme uygulamalarını DTÖ’ye taşıdığı DS583 sayılı uyuşmazlıkta taraflar, Temyiz Organı’nın işlevsizliği nedeniyle Uyuşmazlıkların Halli Mutabakat Metni’nin 25’inci maddesine dayanan, uyuşmazlığa özgü bir temyiz tahkimi üzerinde anlaşmıştır. Temmuz 2022’de bildirilen bağlayıcı tahkim kararı, geri ödeme kapsamını yerli üretim koşuluyla ilişkilendiren uygulamanın ulusal muamele yükümlülüğüyle bağdaşmadığı yönündeki temel tespiti korumuştur. Türkiye daha sonra, kararın uygulanmasına yönelik olarak geri ödeme düzenlemelerinde değişiklik yaptığını ve ilgili şirketlerin ürünlerinin geri ödeme sistemine dönüşü için başvuru sürecini başlatmaya yönelik adımlar attığını bildirmiştir. Bu dosya, Türkiye’nin Temyiz Organı’nın işlevsizliği karşısında alternatif ve bağlayıcı bir temyiz yolunu, kendi aleyhine sonuç doğurabilecek bir uyuşmazlıkta da kabul ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte, bu tür tahkim mekanizmalarının tarafların karşılıklı rızasına bağlı olması, bunların bütün üyeler bakımından otomatik olarak işleyen kalıcı bir temyiz sisteminin işlevini bütünüyle üstlenmesini engellemektedir.[48],[49]
AB ile ilişkiler, Türkiye’nin DTÖ krizinden etkilenme biçimine ilave bir boyut kazandırmaktadır. Birlik, 2025 yılında Türkiye’nin mal ihracatının %40’ından fazlasını gerçekleştirdiği pazar olması ve Gümrük Birliği çerçevesinde üretim ve ticaret ilişkilerinin derinliği nedeniyle Türkiye açısından özel bir konuma sahiptir. Bununla birlikte, Gümrük Birliği’nin sağladığı bütünleşme, Türkiye’nin Birliğin ticaret politikası kararlarında üye ülkelerle aynı konuma sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle AB’nin üçüncü ülkelerle tercihli ticaret ilişkileri geliştirmesi ile Türkiye’nin aynı pazarlarda eş zamanlı ve eş değer koşullar elde edebilmesi arasındaki farklılık, Gümrük Birliği’nin yapısal sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle Türkiye açısından bölgesel bütünleşmenin derinliği ile çok taraflı kuralların işlerliği birbirini tamamlamaktadır. DTÖ’nün zayıflaması, Türkiye’nin AB ile bütünleşmesini önemsizleştirmemekte, bu bütünleşmenin dışında kalan pazarlarda ve ikili ilişkinin çözemediği konularda dayanabileceği ortak çerçeveyi daraltmaktadır.
Nitekim Türkiye’nin AB’nin çelik ürünlerine uyguladığı korunma önlemlerine karşı açtığı DS595 sayılı uyuşmazlık, yakın ekonomik bütünleşmenin ticari çatışmaları ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Mayıs 2022’de kabul edilen panel raporu, AB’nin korunma önlemini gerekçelendirirken ithalat artışı ile öngörülemeyen gelişmeler arasındaki bağlantıyı yeterince ortaya koymadığını ve ciddi zarar tehdidine ilişkin bazı temel tespitlerinin DTÖ yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur. Birlik, Ocak 2023’te ilgili düzenlemede değişiklik yaparak karara uyum sağladığını bildirmiştir. Bu gelişme, önlemin bütünüyle kaldırıldığı anlamına gelmemekle birlikte, Türkiye’nin AB karşısındaki taleplerini ortak kurallara dayanarak ileri sürebildiği ve kabul edilmiş bir panel kararı üzerinden AB’nin önleminde değişiklik yapılmasına uzanan bir sonuç elde edebildiği bir örnek oluşturmuştur. ABD ile yaşanan çelik ve alüminyum uyuşmazlığının temyiz aşamasında askıda kalmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, iki dosya arasındaki fark daha da belirginleşmektedir.[50]
Birliğin son dönemde ekonomik güvenlik ve sanayi politikası doğrultusunda geliştirdiği araçlar da Türkiye açısından benzer bir sorunu yeni alanlara taşımaktadır. Mart 2026’da sunulan Sanayi Hızlandırma Yasası önerisiyle gündeme gelen AB menşei ve üretimine yönelik koşullar, Gümrük Birliği kapsamındaki bütünleşmenin yeni destek ve tercih mekanizmalarında nasıl karşılık bulacağı sorusunu ortaya çıkarmıştır. Henüz yasama sürecindeki bu öneri etrafında yürütülen temaslar, Türkiye’nin mevcut ekonomik bütünleşmenin yeni düzenlemelerde de gözetilmesini sağlamaya çalıştığını göstermektedir. Çok taraflı düzeyde ortak kuralların geliştirilmesinde yaşanan güçlükler, bu tür araçların kapsamı ve üçüncü ülkelere uygulanma biçimi konusundaki ikili müzakerelerin önemini de artırmaktadır.
Sonuç
DTÖ’nün karşı karşıya olduğu işlevsel kriz, küresel ticaretin ortak kurallar altında yürütülmesini sağlayan kurumsal yapının, üyelerin giderek farklılaşan ekonomik ve siyasi öncelikleri karşısında zayıfladığını göstermektedir. Karar alma mekanizmasındaki tıkanma, değişen ekonomik koşullara uygun yeni kuralların oluşturulmasını güçleştirirken, uyuşmazlık çözüm sistemindeki sorunlar mevcut yükümlülüklerin uygulanabilirliğini aşındırmaktadır. Ortak mekanizmalardan beklenen sonuçların alınamaması ise üyelerin ulusal ve bölgesel araçlara daha fazla yönelmesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle DTÖ’nün işlevlerindeki zayıflama ile çok taraflı sistemin dışında çözüm arayışları birbirini besleyen bir sürece dönüşmektedir. Örgütün kurumsal varlığını ve belirli işlevlerini sürdürmesi, küresel ticaretin kurallarını belirleme ve bu kuralların uygulanmasını sağlama kapasitesindeki kaybı ortadan kaldırmamaktadır.
AB’nin izlediği politikalar, bu sürecin yarattığı gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Birlik, DTÖ reformunu ve bağlayıcı uyuşmazlık çözümünü desteklerken, kendi üretim kapasitesini korumak ve ekonomik güvenliğini güçlendirmek amacıyla ticaret ve sanayi politikası araçlarını genişletmektedir. Bu araçlar belirli rekabet sorunlarına ve stratejik ihtiyaçlara cevap verebilmekle birlikte, Avrupa pazarına erişimi daha seçici koşullara bağlayabilmekte ve ticaret ortaklarıyla yeni anlaşmazlıklar doğurabilmektedir. Dolayısıyla çok taraflı sistemin başlıca savunucularından biri olan AB’nin tutumu, ortak kurallara duyulan ihtiyaç ile bu kuralların yeterli korumayı sağlamadığı düşünüldüğünde bağımsız hareket etme arayışının birlikte güçlendiğini göstermektedir. Aynı arayışın farklı üyeler tarafından benimsenmesi, küresel ticarette ortak güvencelerin yerini giderek daha fazla farklılaşan koşulların ve karşılıklı pazarlıkların alması riskini taşımaktadır.
Türkiye açısından bu dönüşüm, dış pazarlara erişimin, üretimde kullanılan girdilerin temininin ve ticari hakların korunmasının daha belirsiz koşullara bağlı hâle gelmesi anlamına gelmektedir. Türkiye’nin ortak kurallara duyduğu ihtiyaç, hem karşılaştığı ticaret engellerine karşı başvurduğu uyuşmazlık çözüm süreçlerinde hem de kendi üretimini desteklemek amacıyla kullandığı araçların diğer üyeler tarafından sorgulandığı dosyalarda görülmektedir. Bu nedenle çok taraflı sistemin korunması, Türkiye’nin başka aktörlerin uygulamalarına karşı hukuki güvence arayışı kadar, kendi politikalarının da aynı yükümlülükler çerçevesinde değerlendirilmesini içermektedir.
Diğer taraftan, küresel ticaret sistemindeki parçalanma, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik bütünleşmenin stratejik önemini artırmaktadır. Türkiye’nin AB’ye adaylık statüsü, Gümrük Birliği çerçevesindeki mevzuat uyumu ve uzun yıllar içinde gelişen üretim ve yatırım ilişkileri, güvenilir ve öngörülebilir bir ekonomik ortaklığın güçlendirilmesi için önemli bir zemin oluşturmaktadır. Türkiye açısından Avrupa pazarına erişimin ve yatırım ilişkilerinin korunması önem taşırken, AB açısından Türkiye’nin üretim kapasitesi ve Avrupa değer zincirleriyle bütünleşmesi, tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesine ve sanayinin rekabet gücünün korunmasına katkı sağlayabilecek niteliktedir. Bu açıdan, ekonomik güvenliğin ve güvenilir ortaklarla ticaretin önem kazandığı bir ortamda, iki tarafın mevcut bütünleşmeyi koruma ve derinleştirme ihtiyacının arttığı görülmektedir.
Bu nedenle AB’nin ekonomik güvenlik ve sanayiyi koruma amacıyla geliştirdiği yeni araçlarda, Türkiye’nin mevcut bütünleşme düzeyini gözeten özel uygulama koşullarına yer verilmesi önem taşımaktadır. Özellikle Avrupa’da üretimi ve AB menşeli girdileri önceleyen düzenlemelerin, Gümrük Birliği kapsamında oluşan hakları ve ortak üretim zincirlerini zayıflatmayacak biçimde tasarlanması, iki tarafın da ekonomik çıkarlarıyla bağlantılıdır. Bununla birlikte, ikili bütünleşmenin güçlendirilmesi çok taraflı kurallara duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmamaktadır. Gümrük Birliği’nin işleyişinin geliştirilmesi ile DTÖ’nün etkinliğinin korunması, Türkiye’nin ticari ilişkilerinde öngörülebilirliği ve daha dengeli koşulları sağlayabilecek, birbirini tamamlayan iki unsur olmaya devam etmektedir.
Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, DTÖ reformunun sonuç verebilmesi, karar alma usullerinde yapılacak değişikliklerin ötesinde, üyelerin ticaret sisteminden beklentileri arasında yeniden ortak bir zemin oluşturulmasını gerektirmektedir. Devlet müdahalesinin meşru sınırları, sanayi desteklerinin diğer ülkeler üzerindeki etkileri, ekonomik güvenlik gerekçelerinin kapsamı ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçları konusunda süren ayrışmalar giderilmeden kurumsal değişikliklerin etkisi sınırlı kalabilecektir. Bununla birlikte, bütün görüş ayrılıklarının çözülmesini beklemek de mevcut tıkanmanın süreklileşmesine yol açabilecektir. Dolayısıyla temel ihtiyaç, kapsayıcılığı korurken ortak karar alınabilmesini kolaylaştıran, yeni kuralların geliştirilmesine imkân tanıyan ve üstlenilen yükümlülüklerin bağlayıcı biçimde uygulanmasını sağlayan bir yapının oluşturulmasıdır.
Gelinen durumda DTÖ’nün geleceği, üyelerin çok taraflı sisteme verdikleri desteği somut müzakere tercihlerine ve uygulamalara ne ölçüde yansıtabilecekleriyle yakından bağlantılıdır. Ortak kuralların güvenilirliği, üyelerin bu kuralları kendi lehlerine sonuç doğurduğunda savunmaları kadar, ulusal politika tercihlerini sınırlandırdığında da kabul etmelerine bağlıdır. Bu iradenin zayıflaması, ticari hakların fiilî değerinin ülkelerin ekonomik büyüklüğüne ve siyasi pazarlık gücüne daha fazla bağlı olduğu bir düzeni güçlendirebilecektir. Bu nedenle DTÖ’nün işlevsel kapasitesinin yeniden kurulması, küresel ticarette hak ve yükümlülüklerin bütün üyeler için anlamlı olmaya devam etmesi bakımından önem taşımaktadır.
[1] “World Trade Report 2026: A Critical Juncture for the World Trading System”, World Trade Organization, 15 Eylül 2026, https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/wtr26_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[2] Alice Tipping, “World Trade Organization Reform’ Is the Headline Issue at the 14th Ministerial Conference, but What Does It Mean, and What Are We Likely to See?”, International Institute for Sustainable Development, 20 Şubat 2026, https://www.iisd.org/articles/policy-analysis/wto-reform-mc14 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[3] Gisela Grieger, “The WTO’s Negotiating Function: Towards Plurilaterals and New Trade Challenges”, European Parliamentary Research Service, Nisan 2024, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2024/760443/EPRS_BRI(2024)760443_EN.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[4] A.g.e.
[5] “World Trade Report 2026: A Critical Juncture for the World Trading System”, World Trade Organization, 15 Eylül 2026, https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/wtr26_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[6] Robert Staiger, “After MC14: Realistic WTO Reform Essential for Institutional Renewal”, World Trade Organization, 17 Haziran 2026, https://www.wto.org/english/news_e/news26_e/blgrs_17jun26_417_e.htm (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[7] Alice Tipping, “‘World Trade Organization Reform’ Is the Headline Issue at the 14th Ministerial Conference, but What Does It Mean, and What Are We Likely to See?”, International Institute for Sustainable Development, 20 Şubat 2026, https://www.iisd.org/articles/policy-analysis/wto-reform-mc14 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[8] A.g.e.
[9] “Fourteenth Ministerial Conference: MC14 Chairperson’s Summary”, World Trade Organization, 31 Mart 2026, https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=Q:/WT/MIN26/35.pdf&Open=True (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[10] Gisela Grieger, “International Trade Dispute Settlement: World Trade Organisation Appellate Body Crisis and the Multi-Party Interim Appeal Arbitration Arrangement”, European Parliamentary Research Service, Haziran 2024, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2024/762342/EPRS_BRI(2024)762342_EN.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[11] Kristen Hopewell, “Unravelling of the Trade Legal Order: Enforcement, Defection and the Crisis of the WTO Dispute Settlement System”, International Affairs, Mayıs 2025, https://academic.oup.com/ia/article/101/3/1103/8100243 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[12] Gisela Grieger, “International Trade Dispute Settlement: World Trade Organisation Appellate Body Crisis and the Multi-Party Interim Appeal Arbitration Arrangement”, European Parliamentary Research Service, Haziran 2024, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2024/762342/EPRS_BRI(2024)762342_EN.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[13] “Russia Requests Dispute Panel on EU Carbon Border Adjustment and Emissions Trading Scheme”, World Trade Organization, 24 Temmuz 2026, https://www.wto.org/english/news_e/news26_e/dsb_24jul26_464_e.htm (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[14] European Commission, “Trade Policy Review - An Open, Sustainable and Assertive Trade Policy”, 18 Şubat 2021, https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:5bf4e9d0-71d2-11eb-9ac9-01aa75ed71a1.0001.02/DOC_1&format=PDF (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[15] Armin Steinbach, “The EU’s Turn to Strategic Autonomy: Leeway for Policy Action and Points of Conflict”, European Journal of International Law, 31 Ekim 2023, https://academic.oup.com/ejil/article/34/4/973/7334305 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[16] “EU Submission on WTO Reform”, World Trade Organization, 21 Ocak 2026, https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=Q:/WT/GC/W986.pdf&Open=True (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[17] “WTO Reform: Further Reflections on the WTO’s Governance”, World Trade Organization, 13 Temmuz 2026, https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=Q:/WT/GCREFORM/W7.pdf&Open=True (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[18] “WTO Reform: Further Reflections on Disciplines, Subsidies and Industrial Policy”, World Trade Organization, 13 Temmuz 2026, https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=Q:/WT/GCREFORM/W5.pdf&Open=True (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[19] European Commission, “Clean Industrial Deal State Aid Framework (CISAF)”, 25 Haziran 2025, https://competition-policy.ec.europa.eu/about/contribution-clean-just-and-competitive-transition/clean-industrial-deal-state-aid-framework-cisaf_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[20] European Parliament and Council of the European Union, “Regulation (EU) 2021/167 of the European Parliament and of the Council of 10 February 2021 Amending Regulation (EU) No 654/2014 Concerning the Exercise of the Union’s Rights for the Application and Enforcement of International Trade Rules”, 10 Şubat 2021, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:32021R0167 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[21] Kristen Hopewell, “Between Scylla and Charybdis: Navigating EU Strategic Autonomy amid US-China Trade Competition”, Journal of European Integration, 13 Eylül 2025, https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/07036337.2025.2537375 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[22] European Commission, “Protecting against Coercion”, https://policy.trade.ec.europa.eu/enforcement-and-protection/protecting-against-coercion_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[23] European Commission, “The Foreign Subsidies Regulation in a Nutshell”, https://competition-policy.ec.europa.eu/foreign-subsidies-regulation/about_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[24] European Commission, “Statement by Commissioner Breton on Withdrawal by CRRC Qingdao Sifang Locomotive Co., Ltd. from Public Procurement Following the Commission’s Opening of an Investigation under the Foreign Subsidies Regulation”, 26 Mart 2024, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/api/files/document/print/en/statement_24_1729/STATEMENT_24_1729_EN.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[25] European Commission, “EU Imposes Duties on Unfairly Subsidised Electric Vehicles from China While Discussions on Price Undertakings Continue”, 29 Ekim 2024, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/api/files/document/print/en/ip_24_5589/IP_24_5589_EN.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[26] European Commission, “Commission Issues Guidance Document on Submission of Price Undertaking Offers for Battery Electric Vehicles from China”, 12 Ocak 2026, https://policy.trade.ec.europa.eu/news/commission-issues-guidance-document-submission-price-undertaking-offers-battery-electric-vehicles-2026-01-12_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[27] European Commission, “Commission Sets Type of Evidence to Be Provided by Importers to Prove Country of ‘Melt and Pour’ of Steel Products Subject to EU Steel Regulation”, 31 Ağustos 2026, https://policy.trade.ec.europa.eu/news/commission-sets-type-evidence-be-provided-importers-prove-country-melt-and-pour-steel-products-2026-08-31_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[28] European Commission, “Commission Implementing Regulation (EU) 2025/1176 of 23 May 2025 Specifying the Pre-Qualification and Award Criteria for Auctions for the Deployment of Energy from Renewable Sources”, 18 Haziran 2025, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:32025R1176 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[29] European Commission, “Proposal for a Regulation of the European Parliament and of the Council Establishing a Framework of Measures for the Acceleration of Industrial Capacity and Decarbonisation in Strategic Sectors and Amending Regulations (EU) 2018/1724, (EU) 2024/1735 and (EU) 2024/3110”, 04 Mart 2026, https://single-market-economy.ec.europa.eu/document/download/9bc8eb85-4d43-4025-be7b-c86b9f3648ec_en?filename=Proposal%20establishing%20measures%20for%20industrial%20capacity%20and%20decarbonisation%20in%20strategic%20sectors%20.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[30] European Commission, “China - Medical Devices”, https://policy.trade.ec.europa.eu/help-exporters-and-importers/accessing-markets/public-procurement/international-procurement-instrument/china-medical-devices_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[31] European Commission, “Carbon Border Adjustment Mechanism (CBAM)”, https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism_en (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[32] Bruce Byiers ve Alfonso Medinilla, “The EU’s Carbon Border Adjustment Mechanism and Developing Countries: Threats, Opportunities and Strategic Responses”, ECDPM, Kasım 2024, https://ecdpm.org/application/files/4817/3210/5775/EU-Carbon-Border-Adjustment-Mechanism-Developing-Countries-Threats-Opportunities-Strategic-Responses-ECDPM-Discussion-Paper-380-2024.pdf
[33] “Trade in Value Added: Türkiye”, OECD, Şubat 2026, https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/publications/reports/2026/06/trade-in-value-added-country-notes_b71e7fb9/turkiye_a7fb812a/f72912ca-en.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[34] “Trade Policy Review: Report by Türkiye”, World Trade Organization, 01 Şubat 2023, https://www.wto.org/english/tratop_e/tpr_e/g439_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[35] T.C. Ticaret Bakanlığı, “Türkiye, DTÖ 14. Bakanlar Konferansı’nda Yoğun Diplomasi Trafiği Yürüttü”, 28.03.2026, https://ticaret.gov.tr/haberler/turkiye-dto-14-bakanlar-konferansinda-yogun-diplomasi-trafigi-yuruttu (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[36] “Convening Notice: Dispute Settlement Body”, World Trade Organization, 17 Ocak 2025, https://www.wto.org/english/news_e/news25_e/dsb_agenda_27jan25_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[37] “Leveraging Global Partnerships to Implement the WTO Agreement on Fisheries Subsidies for a Sustainable and Food-Secure Future”, World Trade Organization, 2024, https://www.wto.org/english/res_e/booksp_e/fishsubsidies624_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[38] “Services Domestic Regulation: Good Regulatory Practice for Services Markets Enters WTO Rulebook”, World Trade Organization, Şubat 2024, https://www.wto.org/english/tratop_e/serv_e/sdr_factsheet_feb24_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[39] “Investment Facilitation Talks Intensify to Conclude Draft Agreement in First Half of 2023”, World Trade Organization, 02.02.2023, https://www.wto.org/english/news_e/news23_e/infac_02feb23_e.htm
[40] European Commission, “Türkiye 2025 Report”, 04 Kasım 2025, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX%3A52025SC0756 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[41] T.C. Ticaret Bakanlığı, “Türkiye, DTÖ 14. Bakanlar Konferansı’nda Yoğun Diplomasi Trafiği Yürüttü”, 28 Mart 2026, https://ticaret.gov.tr/haberler/turkiye-dto-14-bakanlar-konferansinda-yogun-diplomasi-trafigi-yuruttu (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[42] European Commission, “Türkiye 2025 Report”, 04 Kasım 2025, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX%3A52025SC0756 (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[43] “Press Release Regarding the WTO’s 14th Ministerial Conference”, United States Trade Representative, 30.03.2026, https://www.ustr.gov/about/policy-offices/press-office/press-releases/2026/march/press-release-regarding-wtos-14th-ministerial-conference (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[44] “General Council Chair Outlines Next Steps to Build on Momentum from MC14 Negotiations”, World Trade Organization, 06 Mayıs 2026, https://www.wto.org/english/news_e/news26_e/gc_06may26_386_e.htm (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[45] “United States-Certain Measures on Steel and Aluminium Products”, World Trade Organization, https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds564_e.htm (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[46] “United States-Certain Measures on Steel and Aluminium Products: Report of the Panel”, World Trade Organization, 09Aralık 2022, https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/564r_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[47] “Türkiye-Measures Concerning Electric Vehicles and Other Types of Vehicles from China”, World Trade Organization, https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds629_e.htm (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[48] “Turkey-Certain Measures Concerning the Production, Importation and Marketing of Pharmaceutical Products”, World Trade Organization, https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds583_e.htm (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[49] “Turkey-Certain Measures Concerning the Production, Importation and Marketing of Pharmaceutical Products: Arbitration under Article 25 of the DSU-Award of the Arbitrators”, World Trade Organization, 25 Temmuz 2022, https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/583-13_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).
[50] “European Union-Safeguard Measures on Certain Steel Products (DS595): Report of the Panel”, World Trade Organization, 29 Nisan 2022, https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/595r_e.pdf (Erişim Tarihi: 1 Ekim 2026).