İKV’DEN AB’DE BİNEK OTOMOBİL VE HAFİF TİCARİ ARAÇLARA YÖNELİK YENİ GÜVENLİK KURALLARINA İLİŞKİN BİLGİ NOTU
AB’DE BİNEK OTOMOBİL VE HAFİF TİCARİ ARAÇLARA YÖNELİK YENİ GÜVENLİK KURALLARI
Ahmet Emre Usta, İKV Uzmanı
AB’de ilk kez tescil edilecek tüm yeni binek otomobiller ve hafif ticari araçlar, 7 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla daha ileri güvenlik şartlarına tabi tutulmaya başlandı.[1] 2019/2144 sayılı Genel Güvenlik Tüzüğü’nün yeni uygulama aşamasıyla birlikte, yaya ve bisikletlileri algılayabilen gelişmiş acil frenleme sistemi, gelişmiş sürücü dikkat dağınıklığı uyarısı, iyileştirilmiş ön görüş şartları, aşınmış lastiklere yönelik yeni performans testleri ve yayaların korunmasına ayrılan daha geniş güvenlik camı alanı zorunlu hâle geldi. Düzenleme, hâlihazırda trafikte bulunan araçlara geriye dönük bir donanım yükümlülüğü getirmiyor.
Genel Güvenlik Tüzüğü’ndeki uygulama takvimi, “yeni araç tipi” ile “tüm yeni araçlar” arasında ayrım yapıyor. Yeni araç tipi, bir üreticinin ilk kez tip onayı almak üzere sunduğu yeni bir araç tasarımını ifade ediyor. Söz konusu ileri güvenlik şartları, yeni araç tipleri bakımından 7 Temmuz 2024’ten itibaren uygulanırken, üretimine daha önce başlanmış mevcut model ve araç tipleri için üreticilere iki yıllık ek süre tanındı. 7 Temmuz 2026 itibarıyla bu geçiş süresi de sona erdi ve şartlar, modelin ne zaman geliştirildiğine bakılmaksızın AB’de tescil edilecek bütün yeni binek otomobiller ile hafif ticari araçlar için geçerli hâle geldi.
Yeni dönemin öne çıkan unsurlarından biri, gelişmiş acil frenleme sisteminin yaya ve bisikletlileri de algılayacak şekilde genişletilmesi oldu. Bu sistem, aracın önündeki trafik ortamını sensörler aracılığıyla izleyerek muhtemel bir çarpışma tehlikesini tespit ediyor. Sürücünün zamanında müdahale etmemesi hâlinde fren sistemini otomatik olarak devreye sokarak kazanın önlenmesini veya çarpışmanın şiddetinin azaltılmasını amaçlıyor. Böylece daha önce ağırlıklı olarak taşıtlar ve sabit engeller üzerinden işleyen otomatik frenleme işlevi, yaya ve bisikletli gibi “savunmasız yol kullanıcılarını” daha kapsamlı biçimde koruyacak şekilde geliştiriliyor.
Bir diğer önemli yenilik, gelişmiş sürücü dikkat dağınıklığı uyarı sisteminin tüm yeni araçlarda zorunlu hâle gelmesi oldu. Bu sistem, sürücünün yalnızca uykulu olup olmadığını değerlendiren yorgunluk uyarılarından farklı olarak, görsel dikkatinin trafik ortamından uzun süre uzaklaşıp uzaklaşmadığını izliyor. Örneğin sürücünün telefonuna, orta konsola, dizlerine veya araç içindeki başka bir noktaya uzun süre bakması hâlinde sistem, dikkatini yeniden yola yöneltmesi için uyarı veriyor. Avrupa Komisyonunun değerlendirmelerine göre, Avrupa’daki kazaların %10 ile %30 arasındaki bölümünde yol kullanıcılarının dikkatinin dağılması etkili olabiliyor. Teknik şartlara göre dikkat dağınıklığı uyarı sistemi, kural olarak araç saatte 20 kilometrenin üzerine çıktığında otomatik olarak devreye giriyor. Araç saatte 50 kilometre veya üzerinde ilerlerken sürücünün bakışının belirlenen dikkat dışı alanda yaklaşık 3,5 saniye kalması; saatte 20 kilometre veya üzerindeki daha düşük hızlarda ise bu sürenin yaklaşık altı saniyeye ulaşması hâlinde uyarı verilmesi gerekiyor.
Yeni kurallar, sürücünün aracın önündeki alanı daha iyi görebilmesine yönelik teknik şartları da güçlendiriyor. İyileştirilmiş ön görüş gereklilikleri, araç gövdesi ile cam düzeninin sürücünün önündeki yolu ve çevredeki savunmasız yol kullanıcılarını mümkün olduğunca açık biçimde görebilmesini sağlayacak şekilde tasarlanmasını hedefliyor. Bu yaklaşım, özellikle aracın ön kısmına yakın bulunan küçük çocukların, yayaların ve bisikletlilerin görüş alanı dışında kalması riskini azaltmayı amaçlıyor. Düzenleme yalnızca elektronik sürüş desteklerine dayanmak yerine, kazanın daha ilk aşamada önlenebilmesi için aracın fiziksel tasarımı ve sürücünün doğrudan görüş alanı üzerinde de duruyor.
Yayaların korunmasına yönelik bir diğer değişiklik güvenlik camının kazalarda değerlendirilen koruma alanının genişletilmesi oldu. Buradaki “genişletilmiş güvenlik camı alanı”, araçlarda mutlaka daha büyük bir ön cam kullanılacağı anlamına gelmiyor. Esas olarak, bir çarpışma sırasında yayanın başının aracın ön camına veya çevresindeki bölgelere temas edebileceği daha geniş bir alanın güvenlik ve darbe testlerine dâhil edilmesini ifade ediyor. Böylece kaputun üst kısmı ile ön cam çevresinin yalnızca dar bir bölümü değil, yaya çarpışmalarında temas ihtimali bulunan daha geniş yüzeyler bakımından yaralanma riskinin azaltılması hedefleniyor.
Lastiklere ilişkin yeni şartlar performans değerlendirmesini yalnızca lastiğin fabrikadan çıktığı yeni hâliyle sınırlı tutmuyor. Yeni test yaklaşımıyla lastiğin kullanım sonucunda aşındıktan sonra da güvenli performansını belirli bir düzeyde koruyup korumadığı değerlendirilecek. Bu hüküm, araç sahiplerinin kullandıkları her aşınmış lastiği ayrı bir resmî teste götürmesi anlamına gelmiyor. Yükümlülük esas olarak üretici ve tip onayı aşamasında uygulanıyor.
Söz konusu gelişme, Türkiye’deki otomotiv ana sanayisi ve tedarikçileri açısından da önem taşıyor. AB’de yürürlüğe giren hükümler Türkiye’de tescil edilen araçlara kendiliğinden uygulanmasa da AB pazarında satışa sunulacak ve tescil edilecek araçların ilgili AB tip onayı şartlarını karşılaması gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye’de üretilerek AB’ye ihraç edilen araçların yanı sıra bu araçlarda kullanılan sensörler, fren bileşenleri, kameralar, yazılımlar, camlar ve lastiklerin de yeni teknik şartlarla uyumlu olması gerekecek. Ortak üretim platformları ve bütünleşmiş tedarik zincirleri nedeniyle, AB için geliştirilen güvenlik donanımlarının zaman içinde Türkiye pazarındaki yeni araçlarda da daha yaygın hâle gelmesi beklenebilir.
[1] European Commission, “Safer Cars, Safer Roads: New Rules Take Effect”, 08.07.2026, https://commission.europa.eu/news-and-media/news/safer-cars-safer-roads-new-rules-take-effect-2026-07-08_en
