İKV’DEN AB’DE KUANTUM SONRASI GÜVENLİK VE KRİPTOGRAFİYE GEÇİŞ SÜRECİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME NOTU
Avrupa Birliği’nde Kuantum Sonrası Güvenlik: Post-Kuantum Kriptografiye Geçiş Süreci
Bared Çil, İKV Uzmanı
Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte kamu hizmetlerinden finans sektörüne, elektronik ticaretten savunma sanayiine kadar pek çok kritik faaliyet güvenli dijital iletişim altyapılarına bağımlı hâle gelmiştir. Bu altyapıların temelini ise verilerin gizliliğini, bütünlüğünü, kimlik doğrulamasını ve inkâr edilemezliğini sağlayan kriptografik mekanizmalar oluşturmaktadır. Günümüzde internet üzerinden gerçekleştirilen güvenli haberleşme, elektronik imza uygulamaları, çevrim içi bankacılık işlemleri, bulut bilişim hizmetleri ve kamu kurumlarının dijital sistemleri büyük ölçüde RSA ve Eliptik Eğri Kriptografisi (Elliptic Curve Cryptography-ECC) gibi açık anahtarlı kriptografik algoritmalara dayanmaktadır. Bu algoritmaların güvenliği, mevcut klasik bilgisayarların belirli matematiksel problemleri makul sürelerde çözemeyeceği varsayımına dayanmaktadır[1].
Ancak son yıllarda kuantum hesaplama alanında kaydedilen ilerlemeler, uzun yıllardır güvenli kabul edilen bu varsayımın gelecekte geçerliliğini yitirebileceğine işaret etmektedir. Klasik bilgisayarların ikili (bit) mantığıyla çalışmasının aksine kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon ve dolanıklık gibi kuantum mekaniği ilkelerinden yararlanan kübitler (qubit) sayesinde belirli hesaplamaları çok daha yüksek hızlarda gerçekleştirme potansiyeline sahiptir. Özellikle Peter Shor tarafından geliştirilen algoritmanın yeterli ölçek ve hata toleransına sahip bir kuantum bilgisayarda çalıştırılması hâlinde, günümüzde yaygın olarak kullanılan açık anahtarlı şifreleme sistemlerinin güvenliğini sağlayan matematiksel problemlerin çözülebileceği öngörülmektedir. Bu durum yalnızca gelecekteki iletişimleri değil, günümüzde şifrelenerek saklanan ve uzun yıllar gizliliğini koruması gereken verileri de risk altına sokmaktadır.
Şekil 1: Shor Algoritması
Kaynak: IBM[2]
Her ne kadar kriptografik açıdan anlamlı ölçekte bir kuantum bilgisayar henüz geliştirilmemiş olsa da güvenlik uzmanları ve politika yapıcılar tehdidin bugünden ele alınması gerektiği konusunda görüş birliği içindedir. Bunun temel nedenlerinden biri, "bugün topla, gelecekte çöz" (harvest now, decrypt later) olarak adlandırılan saldırı yaklaşımıdır. Bu senaryoda saldırganlar, bugün güçlü şifreleme yöntemleriyle korunan hassas verileri ele geçirerek saklamakta, gelecekte yeterli kapasiteye ulaşacak kuantum bilgisayarlar sayesinde bu verileri çözmeyi hedeflemektedir. Özellikle diplomatik yazışmalar, sağlık kayıtları, fikri mülkiyet hakları, kritik altyapı verileri ve ulusal güvenliğe ilişkin belgeler gibi uzun süre gizliliğini koruması gereken bilgiler açısından bu risk son derece önemlidir[3].
Bu gelişmeler doğrultusunda son yıllarda öne çıkan en önemli çözüm alanlarından biri post-kuantum kriptografi (Post-Quantum Cryptography - PQC) olmuştur. Post-kuantum kriptografi, kuantum bilgisayar kullanmayı değil, klasik bilgisayarlar üzerinde çalışmaya devam ederken hem klasik hem de gelecekte geliştirilecek kuantum bilgisayar saldırılarına karşı dayanıklı olması amaçlanan yeni kriptografik algoritmaların geliştirilmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla söz konusu dönüşüm yalnızca yeni algoritmaların tasarlanmasını değil, dijital sertifikalardan elektronik imzalara, internet protokollerinden kritik altyapı sistemlerine kadar geniş bir dijital ekosistemin yeniden yapılandırılmasını gerektirmektedir.
AB, kuantum teknolojilerinin ekonomik ve bilimsel fırsatlar sunduğunu kabul etmekle birlikte, bu teknolojilerin mevcut kriptografik altyapılar üzerinde yaratacağı güvenlik risklerini de stratejik bir mesele olarak değerlendirmektedir. Bu kapsamda Avrupa Komisyonu, Nisan 2024’te yayımladığı Tavsiye Kararı ile üye devletleri post-kuantum kriptografiye koordineli bir geçiş süreci başlatmaya çağırmış, AB genelinde uyumlu bir yol haritası hazırlanmasını, kritik altyapılar başta olmak üzere kamu ve özel sektörün yeni kriptografik standartlara geçişinin planlanmasını öncelikleri arasına almıştır. Bu yaklaşım, yalnızca siber güvenliğin güçlendirilmesini değil, aynı zamanda AB’nin dijital egemenliği, stratejik özerkliği ve Dijital Tek Pazar’ın uzun vadeli güvenliğinin sağlanmasını da amaçlamaktadır[4].
Bu değerlendirme notunda öncelikle kuantum hesaplamanın mevcut kriptografik sistemler üzerindeki etkileri incelenecek, ardından post-kuantum kriptografinin temel özellikleri ve geliştirilen yeni standartlar ele alınacaktır. Devamında ise AB’nin bu alandaki politika yaklaşımı, düzenleyici çerçevesi ve geçiş stratejisi değerlendirilerek, post-kuantum kriptografiye geçiş sürecinin Avrupa’nın dijital güvenliği ve stratejik özerkliği açısından taşıdığı önem analiz edilecektir. Böylece çalışma, teknik bir dönüşümün ötesinde, post-kuantum kriptografinin AB’nin dijital geleceğini şekillendiren temel politika alanlarından biri hâline geldiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Kuantum Bilgisayarlar Neden Mevcut Kriptografiyi Tehdit Ediyor?
Modern dijital iletişim altyapılarının güvenliği büyük ölçüde kriptografiye dayanmaktadır. İnternet üzerinden gerçekleştirilen güvenli veri alışverişi, elektronik imza uygulamaları, sanal özel ağlar (VPN), elektronik ticaret sistemleri ve dijital kimlik doğrulama mekanizmaları gibi pek çok uygulama, açık anahtarlı (asimetrik) ve simetrik kriptografik algoritmaların birlikte kullanılmasına dayanan hibrit güvenlik mimarileriyle korunmaktadır. Bu sistemlerin güvenliği ise kullanılan matematiksel problemlerin klasik bilgisayarlar tarafından pratik sürelerde çözülemeyeceği varsayımına dayanmaktadır. Ancak kuantum hesaplama alanındaki gelişmeler, bu temel varsayımın gelecekte geçerliliğini yitirebileceğini göstermektedir[5].
Klasik Bilgisayarların Güvenlik Varsayımı
Günümüzde yaygın olarak kullanılan açık anahtarlı kriptografi algoritmaları arasında RSA, Eliptik Eğri Kriptografisi (Elliptic Curve Cryptography - ECC) ve Diffie-Hellman anahtar değişim protokolü yer almaktadır. Bu algoritmaların ortak özelliği, belirli matematiksel problemlerin çözümünün klasik bilgisayarlar açısından son derece maliyetli olmasıdır. Örneğin RSA algoritmasının güvenliği, çok büyük asal sayıların çarpımından oluşan bir sayının asal çarpanlarına ayrıştırılmasının (integer factorization) pratik olarak mümkün olmamasına dayanırken ECC ve Diffie-Hellman ise ayrık logaritma probleminin çözüm zorluğundan yararlanmaktadır. Mevcut hesaplama gücüyle bu problemlerin çözümü, kullanılan anahtar uzunlukları dikkate alındığında milyonlarca hatta milyarlarca yıl sürebilecek işlem kapasitesi gerektirdiğinden söz konusu algoritmalar güvenli kabul edilmektedir.
Buna karşılık simetrik şifreleme algoritmaları (AES gibi) ve özet (hash) fonksiyonları (SHA-2 ve SHA-3 gibi) farklı matematiksel temellere dayanır. Bu algoritmalar kuantum bilgisayarlardan tamamen etkilenmemekle birlikte, kuantum algoritmaları nedeniyle güvenlik seviyelerinde belirli ölçüde azalma yaşanabileceği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla kuantum tehdidi, öncelikle açık anahtarlı kriptografi sistemlerini hedef almakta, simetrik kriptografi ise uygun anahtar uzunlukları kullanıldığı sürece daha sınırlı düzeyde etkilenmektedir.
Kuantum Bilgisayarların Hesaplama Yaklaşımı
Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarlardan farklı olarak bilgiyi bitler yerine kuantum bitleri (qubit) aracılığıyla işlemektedir. Klasik bir bit aynı anda yalnızca "0" veya "1" değerini alabilirken, bir qubit süperpozisyon ilkesi sayesinde belirli olasılıklarla her iki durumu aynı anda temsil edebilir. Ayrıca kuantum dolanıklığı (entanglement) sayesinde farklı qubitler arasında klasik sistemlerde mümkün olmayan korelasyonlar kurulabilmektedir. Bu özellikler, belirli problem türlerinde kuantum bilgisayarların aynı anda çok sayıda olasılığı değerlendirebilmesine ve klasik bilgisayarlara kıyasla çok daha verimli hesaplamalar yapabilmesine olanak sağlamaktadır.
Ancak bu durum, kuantum bilgisayarların her problemi klasik bilgisayarlardan daha hızlı çözdüğü anlamına gelmemektedir. Kuantum üstünlüğü yalnızca belirli algoritmalar ve belirli problem sınıfları için geçerlidir. Kriptografi açısından kritik olan nokta ise, mevcut açık anahtarlı şifreleme sistemlerinin güvenliğini oluşturan matematiksel problemlerin bu özel problem sınıfları arasında yer almasıdır.
Shor Algoritması ve Açık Anahtarlı Kriptografinin Geleceği
Kuantum hesaplamanın kriptografi üzerindeki en önemli etkisi, 1994 yılında matematikçi Peter Shor tarafından geliştirilen Shor algoritmasından kaynaklanmaktadır. Shor algoritması, yeterli ölçek ve hata düzeltme kapasitesine sahip bir kuantum bilgisayarda çalıştırıldığında büyük tam sayıların asal çarpanlara ayrılması ve ayrık logaritma problemlerinin çözümünü polinom zamanda gerçekleştirebilmektedir. Bu gelişme, RSA, ECC ve Diffie-Hellman gibi günümüzde internet güvenliğinin temelini oluşturan açık anahtarlı algoritmaların güvenlik varsayımını ortadan kaldırmaktadır.
Başka bir ifadeyle, klasik bilgisayarların çözmesi milyarlarca yıl sürebilecek matematiksel problemler, yeterince gelişmiş bir kuantum bilgisayar tarafından saatler veya günler içerisinde çözülebilir hâle gelebilecektir. Böyle bir senaryoda güvenli internet bağlantıları (TLS), elektronik imza sistemleri, dijital sertifikalar, sanal özel ağlar ve kamu anahtar altyapıları (PKI) gibi çok sayıda güvenlik mekanizması işlevini yitirecektir. Bu nedenle Shor algoritması, post-kuantum kriptografi çalışmalarının temel çıkış noktası olarak kabul edilmektedir.
Grover Algoritması ve Simetrik Kriptografiye Etkisi
Kuantum bilgisayarların simetrik şifreleme algoritmaları üzerindeki etkisi ise daha sınırlıdır. Bu alandaki temel tehdit, Lov Grover tarafından geliştirilen Grover algoritmasından kaynaklanmaktadır. Grover algoritması, kaba kuvvet (brute force) anahtar arama süreçlerini klasik yöntemlere göre yaklaşık karekök hızlanmasıyla gerçekleştirebilmektedir. Bunun sonucunda simetrik algoritmaların etkin güvenlik seviyesinde belirli bir azalma meydana gelmektedir. Örneğin teorik olarak AES-128’in güvenliği yaklaşık 64 bit seviyesine gerilerken, AES-256 benzer koşullarda yeterli güvenlik marjını koruyabilmektedir. Bu nedenle simetrik kriptografi tamamen geçersiz hâle gelmemekte, yalnızca daha uzun anahtar boyutlarının tercih edilmesi önerilmektedir.
Bu durum, kuantum çağında açık anahtarlı ve simetrik kriptografi arasındaki etki düzeyinin farklı olacağını göstermektedir. Açık anahtarlı algoritmaların tamamen değiştirilmesi gerekirken, simetrik algoritmalarda çoğu zaman güvenlik parametrelerinin güçlendirilmesi yeterli olabilecektir.
Tablo 1: Kriptografik Yöntemler ve Kuantum Bilgisayarlar
|
Kriptografik Yöntem |
Kuantum Bilgisayarların Etkisi |
Beklenen Yaklaşım |
|
RSA |
Shor algoritması ile kırılabilir. |
Post-kuantum algoritmalarla değiştirilmesi gerekir. |
|
ECC |
Shor algoritması ile kırılabilir. |
Post-kuantum algoritmalarla değiştirilmesi gerekir. |
|
Diffie-Hellman |
Shor algoritması ile kırılabilir. |
Post-kuantum algoritmalarla değiştirilmesi gerekir. |
|
AES |
Grover algoritması nedeniyle güvenlik seviyesi azalır. |
Daha uzun anahtar uzunlukları (ör. AES-256) tercih edilir. |
|
SHA-2 / SHA-3 |
Güvenlik seviyesi belirli ölçüde azalır. |
Kuantum saldırı modeline göre güvenlik parametrelerinin yeniden ölçeklendirilmesi. |
Kuantum bilgisayarların oluşturduğu tehdit, mevcut kriptografik altyapının bütünüyle işlevsiz hâle geleceği anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte, günümüz dijital güvenlik mimarisinin omurgasını oluşturan açık anahtarlı kriptografi sistemlerinin büyük ölçüde yeniden tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar ve politika yapıcılar, kuantum bilgisayarların tam kapasiteye ulaşmasını beklemek yerine, mevcut sistemlerin kuantum saldırılarına dayanıklı yeni algoritmalarla kademeli olarak değiştirilmesini hedefleyen post-kuantum kriptografi çalışmalarına hız vermektedir[6].
Post-Kuantum Kriptografi Nedir?
Kuantum bilgisayarların mevcut açık anahtarlı kriptografi sistemleri üzerinde oluşturduğu potansiyel tehdit, yeni nesil kriptografik çözümlerin geliştirilmesini zorunlu hâle getirmiştir. Bu kapsamda geliştirilen post-kuantum kriptografi (Post-Quantum Cryptography - PQC), hem günümüzün klasik bilgisayarlarına hem de gelecekte geliştirilebilecek kriptografik açıdan anlamlı kuantum bilgisayarlara karşı güvenli olması hedeflenen yeni nesil kriptografik algoritmaları ifade etmektedir. En önemli özelliği ise adından da anlaşılacağı üzere kuantum bilgisayarları kullanmaması, aksine mevcut dijital altyapılar üzerinde çalışmaya devam ederken kuantum saldırılarına karşı dayanıklılık sağlamasıdır. Başka bir ifadeyle post-kuantum kriptografi, mevcut internet altyapısını tamamen değiştirmeyi değil, bu altyapıda kullanılan kriptografik algoritmaları kuantum çağının gerekliliklerine uygun şekilde yeniden tasarlamayı amaçlamaktadır.
Bu noktada sıklıkla karıştırılan iki kavram arasında ayrım yapılması önem taşımaktadır. Post-kuantum kriptografi, güvenliğini yeni matematiksel problemlere dayandıran ve klasik bilgisayarlarda çalışan yazılım tabanlı algoritmaları ifade ederken kuantum kriptografi ise kuantum mekaniğinin fiziksel ilkelerinden yararlanarak güvenli iletişim sağlamayı amaçlayan farklı bir teknoloji alanıdır. Örneğin Kuantum Anahtar Dağıtımı (Quantum Key Distribution-QKD), kuantum kriptografinin bir uygulamasıdır ve özel donanım ile kuantum iletişim altyapısı gerektirir. Buna karşılık post-kuantum kriptografi, mevcut ağlar, sunucular ve cihazlar üzerinde uygulanabildiğinden daha ölçeklenebilir ve kısa vadede uygulanabilir bir çözüm olarak değerlendirilmektedir.
Post-kuantum kriptografinin temel amacı, bugün RSA ve Eliptik Eğri Kriptografisi (ECC) tarafından yerine getirilen iki temel işlevi güvenli biçimde sürdürebilmektir. Bunlardan ilki, taraflar arasında güvenli anahtar paylaşımını sağlayan anahtar oluşturma ve değişim mekanizmaları, ikincisi ise kimlik doğrulama ve veri bütünlüğünü garanti eden dijital imza algoritmalarıdır. Dolayısıyla post-kuantum kriptografi yalnızca şifreleme işlemlerini değil, güvenli internet bağlantılarından elektronik imzalara, yazılım güncellemelerinden dijital sertifikalara kadar günümüz dijital ekosisteminin temel güvenlik bileşenlerini kapsamaktadır.
Post-Kuantum Algoritmalar Hangi Matematiksel Problemlere Dayanıyor?
Post-kuantum kriptografi kapsamında geliştirilen algoritmalar, kuantum bilgisayarların etkili biçimde çözemeyeceği düşünülen farklı matematiksel problemlere dayanmaktadır. Bugüne kadar önerilen algoritmalar genel olarak beş temel aile altında sınıflandırılmaktadır:
- Kafes tabanlı kriptografi
- Kod tabanlı kriptografi
- Hash tabanlı dijital imzalar
- Çok değişkenli polinom tabanlı sistemler
- İzojeni tabanlı yaklaşımlar
Bu yöntemlerin her biri farklı matematiksel varsayımlara dayansa da standartlaştırma sürecinde özellikle kafes tabanlı algoritmalar ön plana çıkmıştır. Bunun başlıca nedenleri arasında yüksek güvenlik düzeyi, işlem verimliliği, farklı platformlara uyarlanabilmesi ve hem yazılım hem de donanım ortamlarında uygulanabilir olması yer almaktadır. Bununla birlikte hash tabanlı dijital imza sistemleri de özellikle uzun dönem güvenlik gerektiren uygulamalar açısından önemli bir alternatif olarak değerlendirilmektedir.
NIST Standartları ve Yeni Nesil Algoritmalar
Post-kuantum kriptografinin küresel ölçekte yaygınlaşmasında en önemli dönüm noktalarından biri, ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) tarafından yürütülen standartlaştırma süreci olmuştur. 2016 yılında başlatılan ve dünyanın dört bir yanından kriptografi uzmanlarının katıldığı değerlendirme sürecinin ardından NIST, 2024 yılında ilk post-kuantum kriptografi standartlarını yayımlamıştır.
Bu kapsamda standartlaştırılan başlıca algoritmalar şunlardır:
- ML-KEM (Module-Lattice-Based Key Encapsulation Mechanism): Güvenli anahtar paylaşımı amacıyla kullanılan anahtar kapsülleme mekanizmasıdır. Daha önce CRYSTALS-Kyber adıyla bilinmekteydi.
- ML-DSA (Module-Lattice-Based Digital Signature Algorithm): Dijital imza oluşturmak amacıyla geliştirilen kafes tabanlı algoritmadır. Önceki adı CRYSTALS-Dilithium’dur.
- SLH-DSA (Stateless Hash-Based Digital Signature Algorithm): Hash tabanlı dijital imza algoritması olup, uzun vadeli güvenlik gereksinimlerine yönelik alternatif bir çözüm sunmaktadır.
- FN-DSA (eski adıyla FALCON): NIST tarafından dijital imza alanında standartlaştırılan bir diğer algoritma olup özellikle daha küçük imza boyutları gerektiren uygulamalar için geliştirilmiştir.
Bu algoritmaların ortak özelliği, güvenliklerini büyük sayıların çarpanlara ayrılması veya ayrık logaritma problemleri yerine, kuantum bilgisayarlar tarafından da verimli biçimde çözülebileceği bilinmeyen yeni matematiksel problemlere dayandırmalarıdır. Böylece hem klasik hem de kuantum bilgisayar saldırılarına karşı yüksek düzeyde koruma sağlamaları hedeflenmektedir[7].
Post-kuantum kriptografiye geçiş, yalnızca RSA’nın yerine yeni bir algoritmanın kullanılmasından ibaret değildir. Günümüzde kriptografi internet protokollerinden elektronik sertifikalara, işletim sistemlerinden bulut hizmetlerine, mobil cihazlardan nesnelerin interneti (IoT) uygulamalarına kadar son derece geniş bir dijital ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle yeni algoritmaların mevcut sistemlere entegre edilmesi, yazılımların güncellenmesini, sertifika altyapılarının yeniden düzenlenmesini, donanım uyumluluğunun sağlanmasını ve uzun yıllardır kullanılan güvenlik protokollerinin yeniden tasarlanmasını gerektirmektedir.
Bunun yanında post-kuantum algoritmaların mevcut algoritmalara kıyasla daha büyük anahtar, imza ve sertifika boyutlarına sahip olması, işlemci kapasitesi, ağ bant genişliği ve depolama alanı bakımından yeni teknik gereksinimler de doğurmaktadır. Bu nedenle birçok kurum, mevcut algoritmalar ile post-kuantum algoritmaların birlikte kullanıldığı hibrit kriptografi yaklaşımını benimseyerek kademeli bir geçiş stratejisi izlemektedir. Böylece hem mevcut sistemlerle geriye dönük uyumluluk korunmakta hem de kuantum tehditlerine karşı hazırlık süreci aşamalı olarak yürütülebilmektedir[8].
Post-kuantum kriptografi, kuantum bilgisayarların oluşturduğu güvenlik risklerine karşı geliştirilen geçici bir çözüm değil, dijital güvenlik mimarisinin gelecek on yıllarını şekillendirecek yapısal bir dönüşüm olarak değerlendirilmektedir. Bugün standartlaştırılan algoritmaların kamu kurumları, finans sektörü, kritik altyapılar ve dijital hizmet sağlayıcıları tarafından benimsenmesi, yalnızca teknik bir güncelleme anlamına gelmemekte. Aynı zamanda kuantum çağında güvenli dijital iletişimin sürdürülebilmesi açısından stratejik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.
AB’nin Post-Kuantum Yaklaşımı
Post-kuantum kriptografi, ilk bakışta yalnızca siber güvenlik ve kriptografi uzmanlarını ilgilendiren teknik bir konu gibi görünse de AB açısından çok daha geniş bir stratejik anlam taşımaktadır. AB, kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme altyapısını tehdit etmesini yalnızca teknolojik bir gelişme olarak değil, dijital ekonominin sürdürülebilirliği, kritik altyapıların korunması, kamu hizmetlerinin sürekliliği ve Avrupa’nın stratejik özerkliği üzerinde doğrudan etkileri bulunan çok boyutlu bir güvenlik meselesi olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle post-kuantum kriptografiye geçiş, AB’nin son yıllarda benimsediği dijital egemenlik ve siber dayanıklılık politikalarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir[9].
Dijital Ekonominin Güvenliğinin Korunması
AB’nin dijital dönüşüm stratejisinin temelinde güvenilir dijital hizmetler oluşturulmaktadır. Dijital Tek Pazar’ın etkin şekilde işlemesi, çevrim içi bankacılık, elektronik ticaret, bulut bilişim, dijital kamu hizmetleri, elektronik kimlik sistemleri ve sınır ötesi veri paylaşımı gibi çok sayıda hizmetin güvenli biçimde yürütülmesine bağlıdır. Bu hizmetlerin tamamı ise güçlü kriptografik mekanizmalar üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla mevcut açık anahtarlı kriptografi sistemlerinin kuantum bilgisayarlar karşısında zayıflaması, yalnızca belirli bilgi sistemlerini değil, Avrupa dijital ekonomisinin tamamını etkileyebilecek sistemik bir risk oluşturmaktadır. Avrupa Komisyonu da 2024 yılında yayımladığı Tavsiye Kararı’nda, gelecekte iletişimlerin güvenliğinin korunmasının vatandaşların, ekonominin ve Dijital Tek Pazar’ın güvenliği açısından kritik önem taşıdığını özellikle vurgulamaktadır.
Bu nedenle AB’nin yaklaşımı, kuantum bilgisayarların tam anlamıyla kullanılabilir hâle gelmesini beklemek yerine, geçiş sürecini bugünden planlayarak dijital altyapının güvenliğini uzun vadede garanti altına almaya yöneliktir. Çünkü milyonlarca cihazın, yazılımın ve sertifika altyapısının aynı anda değiştirilmesi mümkün değildir. Böyle bir dönüşümün planlanması ve uygulanması uzun yıllar gerektirmektedir[10].
Kritik Altyapıların Kuantum Tehditlerine Karşı Dayanıklılığı
AB’nin post-kuantum kriptografiye önem vermesinin ikinci temel nedeni, kritik altyapıların güvenliğidir. Enerji üretim ve dağıtım sistemleri, ulaştırma ağları, sağlık hizmetleri, finans sektörü, telekomünikasyon altyapıları, su yönetimi, uzay sistemleri ve kamu yönetimi gibi kritik sektörlerin tamamı güvenli dijital iletişim ve kimlik doğrulama mekanizmalarına bağımlıdır. Bu sektörlerde kullanılan sertifikalar, dijital imzalar ve güvenli iletişim protokolleri büyük ölçüde RSA ve ECC gibi mevcut açık anahtarlı algoritmalar üzerine kuruludur.
Kuantum bilgisayarların bu algoritmaları kırabilecek kapasiteye ulaşması hâlinde yalnızca bireysel veriler değil, kritik kamu hizmetlerinin sürekliliği de tehlikeye girebilecektir. Bu nedenle Avrupa Komisyonu, post-kuantum kriptografiye geçiş sürecinde önceliğin kamu kurumları ile kritik altyapılara verilmesini tavsiye etmektedir. Özellikle enerji, ulaştırma, sağlık ve finans gibi sektörlerin geçiş planlarını erken dönemde hazırlamaları, Avrupa’nın genel siber dayanıklılığının artırılması açısından temel öncelikler arasında yer almaktadır[11].
Dijital Egemenlik ve Stratejik Özerklik Hedefi
Post-kuantum kriptografi, AB’nin son yıllarda sıklıkla vurguladığı dijital egemenlik ve stratejik özerklik hedefleriyle de yakından ilişkilidir. Dijital egemenlik, Avrupa’nın kritik dijital teknolojilerde dışa bağımlılığını azaltarak kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilecek teknolojik kapasiteye sahip olmasını ifade etmektedir. Siber güvenlik alanında kullanılan kriptografik standartlar da bu teknolojik bağımsızlığın temel unsurlarından biri olarak görülmektedir.
Kuantum teknolojileri alanında küresel rekabetin giderek hızlandığı günümüzde ABD, Çin ve diğer büyük teknoloji aktörleri önemli yatırımlar gerçekleştirmektedir. AB ise bu rekabette yalnızca kuantum bilgisayar geliştirmeyi değil, aynı zamanda kuantum çağında güvenli dijital altyapılar oluşturmayı da stratejik bir öncelik olarak değerlendirmektedir. Avrupa Komisyonunun 2024 tarihli Tavsiye Kararı’nda da post-kuantum kriptografiye koordineli geçişin Avrupa’nın dijital güvenliğini güçlendirmenin yanı sıra stratejik özerkliğini artıracağı açık biçimde ifade edilmektedir[12].
Bu yaklaşım, Avrupa’nın yalnızca yeni teknolojileri kullanan bir pazar değil, aynı zamanda uluslararası standartların belirlenmesine katkı sağlayan ve güvenli dijital çözümler geliştiren küresel bir aktör olma hedefiyle de uyumludur.
Avrupa’nın Siber Güvenlik Politikasının Bir Parçası Olarak Post-Kuantum Kriptografi
Post-kuantum kriptografi, AB’nin siber güvenlik politikalarından bağımsız yeni bir girişim değildir. Aksine, son yıllarda oluşturulan kapsamlı siber güvenlik mimarisinin doğal bir devamı niteliğindedir. AB Siber Güvenlik Stratejisi, kritik altyapıların korunmasına yönelik düzenlemeler, ağ ve bilgi sistemlerinin güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan düzenleyici çerçeveler ile AB Siber Güvenlik Ajansının (ENISA) teknik çalışmaları birlikte değerlendirildiğinde, kuantum tehditlerine hazırlığın uzun süredir Avrupa’nın politika gündeminde yer aldığı görülmektedir.
Bu kapsamda ENISA, post-kuantum kriptografi konusunda teknik raporlar hazırlamakta, geçiş süreçlerine ilişkin iyi uygulamaları değerlendirmekte ve Avrupa Komisyonu ile üye ülkelere teknik destek sağlamaktadır. Ajansın çalışmaları, yalnızca yeni algoritmaların değerlendirilmesini değil, mevcut sistemlerle birlikte çalışabilecek hibrit çözümler, kriptografik çeviklik (crypto agility) ve geçiş stratejileri gibi uygulamaya yönelik konuları da kapsamaktadır.
Koordineli Bir Avrupa Yaklaşımı
AB’nin bu konuya önem vermesinin bir diğer nedeni ise üye ülkelerin birbirinden bağımsız hareket etmesinin yaratabileceği güvenlik açıklarını önlemektir. Avrupa’nın dijital altyapısı yüksek düzeyde bütünleşmiş durumdadır. Kamu kurumları, finansal kuruluşlar, telekomünikasyon şirketleri ve bulut hizmet sağlayıcıları sınır ötesinde sürekli veri alışverişi gerçekleştirmektedir. Bu nedenle yalnızca bazı ülkelerin post-kuantum kriptografiye geçmesi, Avrupa genelinde yeterli güvenliği sağlamayacaktır[13].
Bu doğrultuda Avrupa Komisyonu, Nisan 2024’te yayımladığı Tavsiye Kararı ile üye ülkelerden ortak hedefler, kilometre taşları ve zaman çizelgesi içeren koordineli bir geçiş stratejisi hazırlamalarını istemiştir. Bu çalışmanın devamında ise Haziran 2025’te Komisyon ve üye ülkeler, NIS İş Birliği Grubu desteğiyle Avrupa genelinde senkronize bir geçişi amaçlayan ilk Koordineli Uygulama Yol Haritasını yayımlamıştır. Yol haritası, öncelikli sektörlerin belirlenmesi, kriptografik varlık envanterlerinin çıkarılması, risk değerlendirmelerinin yapılması, hibrit çözümlerin benimsenmesi ve kamu ile özel sektör arasında koordinasyonun güçlendirilmesi gibi temel adımları ortaya koymaktadır. Böylece AB, post-kuantum kriptografiye geçişi yalnızca teknik bir güncelleme olarak değil, Avrupa çapında eşgüdüm gerektiren stratejik bir dönüşüm süreci olarak ele almaktadır.
AB’nin Post-Kuantum Kriptografi Yol Haritası
Kuantum bilgisayarların mevcut kriptografik altyapılar üzerinde oluşturabileceği risklerin giderek daha somut hâle gelmesi, AB’yi yalnızca teknik standartların geliştirilmesine değil, aynı zamanda bu standartların Birlik genelinde nasıl uygulanacağına ilişkin kapsamlı bir politika çerçevesi oluşturmaya yöneltmiştir. Bu doğrultuda AB, post-kuantum kriptografiye geçişi tek seferlik bir teknoloji güncellemesi olarak değil, uzun yıllara yayılan, kamu ve özel sektörün eşgüdümünü gerektiren stratejik bir dönüşüm süreci olarak ele almaktadır[14]. Avrupa Komisyonu tarafından 2024 yılında yayımlanan Tavsiye Kararı ve bunu izleyen 2025 tarihli Koordineli Uygulama Yol Haritası (Coordinated Implementation Roadmap), bu yaklaşımın temel politika belgelerini oluşturmaktadır.
2024 Tavsiye Kararı: Koordineli Geçiş Sürecinin Başlangıcı
Avrupa Komisyonu, 11 Nisan 2024 tarihinde yayımladığı "Post-Kuantum Kriptografiye Geçiş İçin Koordineli Uygulama Yol Haritasına İlişkin Tavsiye Kararı" ile üye ülkeleri post-kuantum kriptografiye yönelik ulusal stratejiler hazırlamaya davet etmiştir. Tavsiye Kararı’nın temel amacı, üye ülkelerin birbirinden bağımsız hareket ederek farklı standartlar benimsemesini önlemek ve Avrupa genelinde eş zamanlı, uyumlu ve güvenli bir geçiş süreci oluşturmaktır. Komisyon, bu amaç doğrultusunda NIS İş Birliği Grubu (NIS Cooperation Group) bünyesinde post-kuantum kriptografi üzerine özel bir çalışma grubu kurulmasını önermiştir.
Komisyona göre her üye ülkenin hazırlayacağı ulusal stratejide;
- Açık hedeflerin belirlenmesi,
- Uygulanabilir kilometre taşlarının oluşturulması,
- Gerçekçi zaman çizelgelerinin hazırlanması,
- Kritik sektörlerin önceliklendirilmesi,
- Kamu kurumları ile özel sektör arasında koordinasyon mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca geçiş sürecinde yalnızca yeni algoritmaların kullanılmasının değil, gerekli durumlarda mevcut kriptografik sistemlerle post-kuantum algoritmalarının birlikte çalıştığı hibrit çözümlerin ve uygun alanlarda Kuantum Anahtar Dağıtımı (QKD) gibi teknolojilerin de değerlendirilebileceği ifade edilmektedir.
2025 Koordineli Uygulama Yol Haritası
Komisyon Tavsiye Kararı’nın ardından Avrupa Komisyonu ile üye ülkeler, NIS İş Birliği Grubu koordinasyonunda hazırlanan Koordineli Uygulama Yol Haritası’nı 23 Haziran 2025 tarihinde yayımlamıştır[15]. Yol haritası, AB’nin post-kuantum kriptografiye geçişi konusunda yayımladığı ilk kapsamlı uygulama belgesi niteliğindedir. Belgenin temel amacı, tüm üye ülkelerin ortak ilkeler doğrultusunda hareket ederek Avrupa genelinde senkronize bir geçiş gerçekleştirmesini sağlamaktır.
Yol haritası, kuantum tehdidinin yalnızca geleceğe ilişkin teorik bir risk olmadığı, bugünden başlatılacak hazırlıkların Avrupa’nın uzun vadeli dijital güvenliği açısından kritik önem taşıdığı değerlendirmesine dayanmaktadır. Bu nedenle belge, teknik standartların yanı sıra kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, farkındalık faaliyetleri, tedarik zincirlerinin hazırlanması ve risk yönetimi süreçlerine ilişkin öneriler de içermektedir.
Yol Haritasının Temel Aşamaları
AB’nin yaklaşımında post-kuantum kriptografiye geçiş belirli aşamalar hâlinde planlanmaktadır. İlk aşamada üye ülkelerden ulusal farkındalık programları oluşturmaları, kamu kurumları ve kritik sektörlerde kullanılan kriptografik varlıkların envanterini çıkarmaları ve kuantum tehdidinden etkilenebilecek sistemleri belirlemeleri beklenmektedir. Bunun yanında kurumların kullandıkları yazılım ve donanımların hangi kriptografik algoritmalara bağımlı olduğunun analiz edilmesi ve tedarikçilerle erken aşamada iletişime geçilmesi tavsiye edilmektedir.
İkinci aşamada ayrıntılı kuantum risk analizleri gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bu analizler yalnızca mevcut sistemlerin güvenliğini değil, aynı zamanda hangi verilerin uzun süre gizliliğini koruması gerektiğini, hangi hizmetlerin öncelikli olarak dönüştürülmesi gerektiğini ve olası geçiş maliyetlerini de kapsamaktadır. Böylece kurumların kendi risk profillerine uygun geçiş planları hazırlamaları hedeflenmektedir.
Üçüncü aşama ise fiilî geçiş sürecini kapsamaktadır. Bu süreçte post-kuantum algoritmalarının mevcut sistemlerle birlikte çalıştırıldığı hibrit çözümlerin kullanılması, yeni geliştirilecek ürün ve hizmetlerin post-kuantum uyumlu olarak tasarlanması ve sertifikasyon süreçlerinin buna göre güncellenmesi öngörülmektedir. Yol haritası ayrıca ulusal mevzuatın ve siber güvenlik sertifikasyon mekanizmalarının da yeni gerekliliklere uygun şekilde uyarlanmasını tavsiye etmektedir.
AB’nin Zaman Çizelgesi
Yol haritasında dikkat çeken unsurlardan biri de geçiş sürecine ilişkin somut zaman hedeflerinin belirlenmiş olmasıdır. Buna göre tüm üye ülkelerin 2026 yılı sonuna kadar ulusal post-kuantum kriptografi geçiş stratejilerini hazırlamaya başlamaları beklenmektedir. Bu süreçte özellikle kamu kurumlarının ve kritik altyapı işletmecilerinin önceliklendirilmesi öngörülmektedir.
Belgede ayrıca 2030 yılına kadar kritik altyapıların mümkün olan en kısa sürede post-kuantum kriptografiye geçiş sürecini önemli ölçüde tamamlaması hedeflenmektedir. Enerji, finans, telekomünikasyon, sağlık, ulaştırma ve kamu hizmetleri gibi sektörlerin yüksek öncelikli kabul edilmesi, kuantum saldırılarının toplumsal ve ekonomik etkilerinin en aza indirilmesi açısından gerekli görülmektedir.
Uzun vadeli hedef ise 2035 yılına kadar, teknik ve operasyonel açıdan mümkün olan en geniş kapsamda Avrupa’nın dijital altyapısının post-kuantum kriptografiye geçirilmesidir. Yol haritasında bu takvimin iddialı olduğu kabul edilmekle birlikte, mevcut kriptografinin kırılması durumunda Avrupa’nın güvenliği, ekonomisi ve toplumsal refahı üzerinde oluşabilecek etkilerin büyüklüğü dikkate alındığında bu hedeflerin gerekli olduğu vurgulanmaktadır[16].
Bu zaman çizelgesi aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
|
Dönem |
Hedef |
|
2024 |
Avrupa Komisyonunun Tavsiye Kararı’nın yayımlanması. |
|
2025 |
Koordineli Uygulama Yol Haritası’nın kabul edilmesi. |
|
2026 sonu |
Üye ülkelerin ulusal geçiş stratejilerini başlatması. |
|
2030 |
Kritik altyapılarda geçişin büyük ölçüde tamamlanması. |
|
2035 |
Mümkün olan tüm sistemlerde post-kuantum kriptografiye geçişin tamamlanması. |
Geçiş Sürecinde Avrupa Komisyonu ve Üye Ülkelerin Rolleri
Yol haritası, geçiş sürecinin yalnızca ulusal hükümetlerin sorumluluğunda olmadığını da ortaya koymaktadır. Komisyon, üye ülkeler arasında koordinasyonun sağlanması, teknik bilgi paylaşımının kolaylaştırılması, ortak standartların geliştirilmesi ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi görevlerini üstlenmektedir. Bu kapsamda Dijital Avrupa ve Ufuk Avrupa gibi AB programlarının post-kuantum kriptografi alanındaki araştırma ve uygulama projelerini desteklemesi öngörülmektedir[17].
Üye ülkelerin ise ulusal stratejilerini hazırlamaları, gerekli finansmanı sağlamaları, kamu kurumlarını yönlendirmeleri, kritik sektörlerle koordinasyonu yürütmeleri ve ulusal siber güvenlik sertifikasyon sistemlerini yeni gerekliliklere uygun hâle getirmeleri beklenmektedir. Bu yaklaşım, Avrupa genelinde ortak hedefler belirlenirken uygulamanın ulusal ihtiyaçlara göre şekillendirilebilmesine de imkân tanımaktadır.
AB’nin post-kuantum kriptografi yol haritası, yalnızca yeni şifreleme algoritmalarının benimsenmesine yönelik teknik bir belge değildir. Yol haritası, risk yönetimi, kamu politikası, kritik altyapı güvenliği, standartlaştırma, finansman, araştırma ve uluslararası koordinasyonu bir araya getiren kapsamlı bir dönüşüm stratejisi ortaya koymaktadır. Bu yönüyle AB, kuantum bilgisayarların olgunlaşmasını bekleyen reaktif bir yaklaşım yerine, uzun vadeli planlama ve koordineli uygulamaya dayanan proaktif bir güvenlik politikası izlemektedir. Post-kuantum kriptografiyi Avrupa’nın dijital güvenliği ve stratejik özerkliğinin temel bileşenlerinden biri olarak konumlandırmaktadır.
AB Mevzuatıyla İlişkisi
Post-kuantum kriptografiye geçiş, AB’de henüz tek başına özel bir tüzük veya yönergeyle düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte, son yıllarda yürürlüğe giren siber güvenlik ve dijital dayanıklılık odaklı düzenlemeler, kuantum çağında güvenli dijital altyapıların oluşturulması için gerekli hukuki zemini büyük ölçüde hazırlamaktadır. NIS2 Yönergesi, Siber Dayanıklılık Tüzüğü (Cyber Resilience Act - CRA), Dijital Operasyonel Dayanıklılık Tüzüğü (Digital Operational Resilience Act - DORA) ve Avrupa Siber Güvenlik Yasası (Cybersecurity Act), post-kuantum kriptografiden açıkça söz etmeseler dahi, getirdikleri risk yönetimi, kriptografi politikaları, güvenli tasarım ve güncellenebilirlik yükümlülükleri sayesinde AB’nin post-kuantum kriptografiye geçiş stratejisini destekleyen tamamlayıcı düzenlemeler olarak değerlendirilmektedir[18].
Bu düzenlemeler arasında en kapsamlı çerçeveyi oluşturan NIS2 Yönergesi, AB’nin siber güvenlik yaklaşımını yalnızca olaylara müdahale eden reaktif bir anlayıştan, risk temelli ve önleyici bir modele dönüştürmektedir. Yönerge, enerji, ulaştırma, sağlık, finans, dijital altyapılar ve kamu yönetimi dâhil olmak üzere 18 kritik sektörde faaliyet gösteren kuruluşlara ayrıntılı siber risk yönetimi yükümlülükleri getirmektedir. Bu yükümlülükler arasında kriptografinin ve gerektiğinde şifrelemenin uygun biçimde kullanılmasına yönelik politikaların oluşturulması da yer almaktadır. Böylece kuruluşların yalnızca güçlü algoritmalar kullanmaları değil, kriptografik mekanizmalarını teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilecek şekilde yönetmeleri de beklenmektedir. Özellikle NIS2’nin uygulanmasına yönelik teknik düzenlemelerde kriptografik çeviklik (crypto-agility) anlayışına vurgu yapılması, gelecekte post-kuantum algoritmalarına geçişi kolaylaştıracak önemli bir hukuki temel oluşturmaktadır[19].
Kriptografik çeviklik kavramı, post-kuantum kriptografi bağlamında özel önem taşımaktadır. Geleneksel güvenlik mimarilerinde kriptografik algoritmalar çoğu zaman yazılım ve donanım sistemlerine kalıcı biçimde entegre edilmekte, yeni algoritmalara geçiş ise kapsamlı sistem değişikliklerini zorunlu kılmaktadır. Buna karşılık kriptografik çeviklik, kullanılan algoritmaların güvenlik ihtiyaçları veya teknolojik gelişmeler doğrultusunda sistemlerin tamamı yeniden tasarlanmadan değiştirilebilmesini ifade etmektedir. AB’nin post-kuantum geçiş stratejisinde de bu yaklaşım temel ilke olarak benimsenmektedir. Kurumların yalnızca bugünün algoritmalarını değil, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni kriptografik standartları da destekleyebilecek esnek sistemler geliştirmeleri teşvik edilmektedir. Bu nedenle NIS2’nin öngördüğü risk yönetimi anlayışı, post-kuantum kriptografiye geçiş açısından yalnızca mevcut güvenlik seviyesini artırmakla kalmamakta, aynı zamanda uzun vadeli teknolojik uyum kapasitesini de güçlendirmektedir[20].
Post-kuantum kriptografiyle yakından ilişkilendirilen bir diğer önemli düzenleme ise Siber Dayanıklılık Tüzüğü’dür. CRA, AB pazarına sunulan dijital unsurlar içeren ürünlerin tasarım aşamasından itibaren güvenli olmasını ve yaşam döngüleri boyunca güvenliklerinin sürdürülebilmesini zorunlu hâle getirmektedir. Tüzük, kullanılacak kriptografik algoritmaları doğrudan belirlememekle birlikte, üreticilerin ürünlerini güvenlik güncellemelerini destekleyecek şekilde geliştirmelerini ve kriptografik mekanizmaların gerektiğinde değiştirilebilmesine imkân tanımalarını öngörmektedir. Bu yaklaşım, Avrupa Komisyonunun post-kuantum kriptografiye ilişkin 2024 Tavsiye Kararı ile birlikte değerlendirildiğinde, piyasaya sürülen yeni dijital ürünlerin gelecekte post-kuantum algoritmalarına uyum sağlayabilecek biçimde tasarlanmasını fiilen teşvik etmektedir. Böylece CRA, post-kuantum kriptografiyi doğrudan düzenlemese de bu dönüşümün teknik olarak uygulanabilmesini sağlayacak ürün güvenliği altyapısını oluşturmaktadır.
Finans sektörü açısından ise Dijital Operasyonel Dayanıklılık Tüzüğü (DORA) önemli bir rol üstlenmektedir. Bankalar, ödeme kuruluşları, yatırım şirketleri ve diğer finansal kuruluşlar, yüksek hacimli hassas verileri işledikleri ve dijital güvenliğe büyük ölçüde bağımlı oldukları için kuantum tehdidinden en fazla etkilenmesi beklenen sektörler arasında yer almaktadır. DORA, finansal kuruluşların bilgi ve iletişim teknolojilerine ilişkin risklerini sistematik biçimde yönetmelerini, dijital operasyonel dayanıklılıklarını artırmalarını, kritik hizmet sağlayıcılarını denetlemelerini ve siber olaylara karşı hazırlıklı olmalarını zorunlu kılmaktadır. Her ne kadar düzenleme post-kuantum kriptografiye doğrudan atıf yapmasa da bilgi ve iletişim teknolojisi risklerinin sürekli değerlendirilmesini ve güvenlik önlemlerinin güncel tehditlere göre uyarlanmasını zorunlu kılması nedeniyle finans sektörünün gelecekte post-kuantum algoritmalarına geçişini destekleyen önemli bir hukuki çerçeve sunmaktadır[21].
Post-kuantum kriptografiyle ilişkili bir diğer düzenleme ise Avrupa Siber Güvenlik Yasası kapsamında oluşturulan Avrupa Siber Güvenlik Sertifikasyon Çerçevesi’dir. Bu düzenleme ile ENISA, Avrupa çapında ortak siber güvenlik sertifikasyon sistemlerinin hazırlanmasında merkezi bir rol üstlenmiştir. Sertifikasyon mekanizmalarının temel amacı, dijital ürün ve hizmetlerin güvenlik özelliklerinin ortak kriterlere göre değerlendirilmesini sağlamaktır. Post-kuantum kriptografiye geçiş süreci ilerledikçe, sertifikasyon şemalarının da yeni kriptografik standartları dikkate alacak şekilde güncellenmesi beklenmektedir. Bu durum, yalnızca yeni algoritmaların benimsenmesini değil, bunların güvenilir biçimde uygulanmasını ve Avrupa genelinde ortak teknik standartların oluşturulmasını da kolaylaştıracaktır. ENISA’nın post-kuantum kriptografi konusunda yayımladığı teknik raporlar ve rehberler de bu sürece önemli katkı sağlamaktadır[22].
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, AB’nin post-kuantum kriptografiye ilişkin yaklaşımının yalnızca yeni algoritmaların benimsenmesiyle sınırlı olmadığı görülmektedir. AB, kuantum tehdidini mevcut siber güvenlik mevzuatının doğal bir uzantısı olarak ele almakta. Risk yönetimi, güvenli tasarım, yaşam döngüsü boyunca güncellenebilirlik, kriptografik çeviklik ve ortak sertifikasyon gibi ilkeleri hukuki çerçeveye dâhil ederek uzun vadeli bir dönüşüm zemini oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, post-kuantum kriptografinin gelecekte ayrı bir teknik standart olmanın ötesinde, AB’nin dijital güvenlik hukukunun bütüncül bir bileşeni hâline geleceğini göstermektedir.
Bugün Topla, Gelecekte Çöz Tehdidi
Kuantum bilgisayarların siber güvenlik üzerindeki etkisi çoğu zaman geleceğe ilişkin bir risk olarak değerlendirilse de uzmanların son yıllarda özellikle dikkat çektiği tehdit modeli Bugün Topla, Gelecekte Çöz (Harvest Now, Decrypt Later - HNDL), kuantum tehdidinin aslında bugünden başladığını ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, saldırganların günümüzde güçlü kriptografik algoritmalarla korunan verileri ele geçirerek uzun süre saklaması ve yeterli kapasiteye sahip kuantum bilgisayarların geliştirilmesinin ardından bu verileri çözmeyi hedeflemesine dayanmaktadır. Dolayısıyla HNDL modeli, gelecekte gerçekleşecek bir kriptografik kırılmanın bugünkü verilerin gizliliğini tehdit ettiği varsayımı üzerine kuruludur[23].
Bu tehdit modelini geleneksel siber saldırılardan ayıran temel özellik, saldırganın veriyi ele geçirdiği anda şifrelemeyi kırmak zorunda olmamasıdır. Klasik saldırılarda amaç, mevcut güvenlik önlemlerini aşarak bilgiye mümkün olan en kısa sürede erişmektir. Buna karşılık HNDL yaklaşımında saldırgan, günümüzde çözemeyeceği şifrelenmiş veriyi dahi değerli bir varlık olarak görmektedir. İnternet trafiği, sanal özel ağ (VPN) bağlantıları, TLS oturumları, finansal işlemler, bulut hizmetleri üzerinden gerçekleştirilen veri transferleri veya devlet kurumları arasındaki güvenli iletişimler gibi şifrelenmiş veri akışları kaydedilmekte ve gelecekte ortaya çıkabilecek yeni hesaplama imkânları beklenmektedir. Böylece saldırının etkisi, veri ele geçirildiği anda değil, yıllar sonra kuantum bilgisayarların yeterli olgunluğa ulaşmasıyla ortaya çıkmaktadır.
HNDL tehdidini önemli kılan unsur, tüm verilerin aynı gizlilik süresine sahip olmamasıdır. Günlük elektronik posta yazışmaları veya kısa süreli ticari işlemler zaman içinde önemini yitirebilirken, bazı verilerin gizliliğinin onlarca yıl korunması gerekmektedir. Devletlerin diplomatik yazışmaları, askerî planlamalar, istihbarat verileri, kritik altyapılara ilişkin teknik bilgiler, sağlık kayıtları, genetik veriler, fikri mülkiyet hakları, patent başvuruları ve uzun vadeli ticari sırlar bu kapsamdaki başlıca örneklerdir. Bu tür bilgilerin on veya yirmi yıl sonra dahi açığa çıkması, yalnızca ilgili kurumları değil, ulusal güvenliği, ekonomik rekabet gücünü ve bireylerin temel haklarını da etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle HNDL tehdidi, verinin bugün korunup korunmadığından ziyade, gelecekte de gizliliğini sürdürebilip sürdüremeyeceği sorusunu gündeme getirmektedir[24].
Bu yaklaşım, kuantum bilgisayarların henüz kriptografik açıdan yeterli kapasiteye ulaşmamış olmasının tehdidin ertelenebileceği anlamına gelmediğini göstermektedir. Aksine, kuantum bilgisayarların geliştirilmesi için gereken süre ile mevcut dijital altyapıların dönüştürülmesi için gereken süre arasında önemli bir zaman farkı bulunmaktadır. Milyarlarca cihazın, yazılım sisteminin, dijital sertifikanın ve güvenli iletişim protokolünün post-kuantum algoritmalarına geçirilmesi yıllar alacak bir süreçtir. Eğer kurumlar bu dönüşümü, kriptografik açıdan anlamlı kuantum bilgisayarların geliştirilmesini bekleyerek başlatırsa, bugün ele geçirilmiş verilerin korunması artık mümkün olmayacaktır. Bu nedenle uluslararası standart kuruluşları ve siber güvenlik otoriteleri, post-kuantum kriptografiye geçiş çalışmalarının kuantum bilgisayarların olgunlaşmasını beklemeden başlatılması gerektiğini vurgulamaktadır.
AB de HNDL tehdidini, post-kuantum kriptografiye yönelik politika yaklaşımının temel gerekçelerinden biri olarak değerlendirmektedir. Avrupa Komisyonunun 2024 tarihli Tavsiye Kararı ile ENISA’nın teknik çalışmalarında, uzun süre gizli kalması gereken verilerin bugünden kuantum güvenli yöntemlerle korunmasının önemi özellikle vurgulanmaktadır. Bu kapsamda yalnızca mevcut sistemlerin güvenliğinin değerlendirilmesi değil, hangi veri kategorilerinin uzun dönem gizlilik gerektirdiğinin belirlenmesi, kriptografik varlık envanterlerinin hazırlanması ve geçiş önceliklerinin buna göre planlanması önerilmektedir. Böylece AB’nin post-kuantum kriptografi stratejisi, yalnızca gelecekteki saldırıları önlemeyi değil, bugün toplanabilecek verilerin gelecekte açığa çıkmasını da engellemeyi amaçlamaktadır[25].
Bu tehdit, kuantum bilgisayarların neden yalnızca geleceğin değil, bugünün de siber güvenlik gündeminde yer aldığını açıklayan en önemli kavramlardan biridir. Bu tehdit modeli, kuantum çağında güvenlik anlayışının yalnızca mevcut saldırılara karşı koruma sağlamaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda uzun vadeli veri gizliliğini güvence altına alacak öngörülü politikalar geliştirilmesini zorunlu kıldığını göstermektedir. Bu nedenle post-kuantum kriptografiye geçiş, gelecekte ortaya çıkabilecek bir teknolojiye hazırlanmanın ötesinde, bugün üretilen ve uzun yıllar korunması gereken verilerin güvenliğini sağlayacak stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kuantum teknolojilerindeki gelişmeler ve post-kuantum kriptografiye geçiş süreci, AB üyesi olmayan ülkeler açısından da stratejik önem taşımaktadır. AB ile güçlü ekonomik ve dijital bağlara sahip olan Türkiye bakımından bu dönüşüm yalnızca siber güvenlik alanındaki teknik gelişmelerle sınırlı değildir. Türkiye’nin Avrupa dijital ekosistemiyle bütünleşme hedefi, kritik altyapılarının güvenliği, kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi ve uluslararası ticaretin güvenilir biçimde sürdürülebilmesi açısından post-kuantum kriptografiye yönelik hazırlıkların giderek daha önemli hâle geldiği görülmektedir. Bu nedenle konu hem ulusal siber güvenlik politikaları hem de Türkiye-AB ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir gündem maddesi niteliği taşımaktadır.
Türkiye’nin dijital altyapısı son yıllarda önemli ölçüde genişlemiş, e-Devlet uygulamaları, dijital bankacılık hizmetleri, elektronik imza sistemleri, elektronik haberleşme altyapıları ve kritik kamu hizmetleri büyük ölçüde açık anahtarlı kriptografi temelli güvenlik mekanizmaları üzerine inşa edilmiştir. Kamu Sertifikasyon Merkezi tarafından yürütülen elektronik sertifika altyapıları, bankacılık sektöründeki güvenli iletişim sistemleri ve kamu kurumları arasındaki şifreli veri paylaşımı da dâhil olmak üzere çok sayıda sistem, günümüzde uluslararası ölçekte yaygın olarak kullanılan RSA ve Eliptik Eğri Kriptografisi (ECC) algoritmalarına dayanmaktadır. Dolayısıyla kuantum bilgisayarların bu algoritmaları kırabilecek olgunluğa ulaşması hâlinde, Türkiye’nin dijital altyapısı da Avrupa ve diğer ülkelerde olduğu gibi benzer güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalacaktır.
Bu çerçevede Türkiye’de kuantum güvenliği ve post-kuantum kriptografi alanındaki çalışmalar son yıllarda ivme kazanmıştır. Özellikle TÜBİTAK BİLGEM Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE) bünyesinde yürütülen araştırmalar, kuantum iletişimi, kuantum anahtar dağıtımı, kuantum rastgele sayı üretimi ve post-kuantum kriptografisi gibi alanlara odaklanmaktadır. 2023 yılında kurulan Kuantum Teknolojileri Birimi ile bu çalışmalar kurumsal olarak daha da güçlendirilmiş hem sivil hem de savunma uygulamalarına yönelik yerli teknolojilerin geliştirilmesi hedeflenmiştir. TÜBİTAK BİLGEM’in yayımladığı teknik değerlendirmelerde de post-kuantum algoritmalarına hazırlık yapılması, hibrit kriptografik çözümlerin benimsenmesi ve özellikle kritik sistemlerde 256 bit simetrik şifreleme kullanımının yaygınlaştırılması tavsiye edilmektedir.
Türkiye’de yürütülen akademik çalışmalar da ülkenin bu alanda yalnızca uluslararası gelişmeleri takip etmekle yetinmediğini göstermektedir. 2024 yılında yayımlanan Türkiye’de Kuantum Sonrası Kriptografi Çalışmaları (Post-Quantum Cryptography Efforts in Türkiye) başlıklı çalışma[26], Türkiye’de kamu kurumları, üniversiteler ve araştırma merkezleri tarafından yürütülen post-kuantum kriptografi faaliyetlerini kapsamlı biçimde incelemektedir. Özellikle TÜBİTAK, üniversiteler ve savunma sanayii kuruluşlarının NIST standartlaştırma sürecini yakından takip ettiklerini ve yerli kriptografik çözümler geliştirmeye yönelik araştırmalar yürüttüklerini ortaya koymaktadır. Çalışmada ayrıca Türkiye’nin uluslararası standartlaşma süreçlerine daha aktif katılımının ve ulusal geçiş planlarının oluşturulmasının önemine dikkat çekilmektedir.
Bununla birlikte Türkiye açısından en önemli konulardan biri, AB ile dijital entegrasyonun sürdürülmesidir. Türkiye, Gümrük Birliği kapsamında AB ile yoğun ticaret gerçekleştirmekte, bankacılık, lojistik, elektronik ticaret, telekomünikasyon ve üretim sektörlerinde Avrupalı şirketlerle veri alışverişi yürütmektedir. AB’nin post-kuantum kriptografiye ilişkin yol haritasını uygulamaya koyması ve özellikle kritik sektörlerde yeni güvenlik standartlarını benimsemeye başlaması, Türkiye’deki şirketler açısından da uyum ihtiyacını beraberinde getirecektir. Avrupa’da faaliyet gösteren şirketlerle güvenli iletişim kurabilmek, dijital sertifikaların karşılıklı olarak kullanılabilmesi ve sınır ötesi dijital hizmetlerin kesintisiz sürdürülebilmesi için Türkiye’deki kurumların da benzer teknik standartlara yönelmesi gerekecektir.
Bu durum özellikle Avrupa pazarına ihracat yapan teknoloji şirketleri, elektronik imza hizmet sağlayıcıları, bulut hizmeti sunan işletmeler ve finans kuruluşları bakımından önem taşımaktadır. AB’de NIS2 Yönergesi, Siber Dayanıklılık Tüzüğü ve post-kuantum kriptografiye ilişkin koordineli geçiş politikalarının uygulanmasıyla birlikte, tedarik zincirlerinde yer alan üçüncü ülke şirketlerinden de benzer güvenlik seviyelerinin beklenmesi olası görünmektedir. Dolayısıyla Türkiye açısından post-kuantum kriptografiye uyum yalnızca teknik güvenlik gerekliliği değil, aynı zamanda Avrupa pazarına erişimin sürdürülebilmesi bakımından rekabetçilik unsuru olarak da değerlendirilebilir.
Öte yandan Türkiye’nin sahip olduğu güçlü savunma sanayii, haberleşme teknolojileri ve kriptoloji birikimi, bu dönüşüm sürecinde önemli fırsatlar da sunmaktadır. Son yıllarda yerli ve millî haberleşme sistemleri, güvenli iletişim çözümleri ve kriptografik ürünlerin geliştirilmesine yönelik yatırımların artması, post-kuantum kriptografi alanında da ulusal çözümler geliştirilmesine uygun bir zemin hazırlamaktadır. Nitekim 2026 yılında açıklanan Ulusal Kuantum Teknolojileri Yol Haritası’nda kuantum güvenliği, kuantum haberleşmesi ve post-kuantum kriptografisi öncelikli teknoloji alanları arasında gösterilmiş yerli insan kaynağının geliştirilmesi, ulusal tedarik zincirlerinin oluşturulması ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi temel hedefler arasında yer almıştır.
Bununla birlikte Türkiye’nin önünde önemli zorluklar da bulunmaktadır. Post-kuantum kriptografiye geçiş, yalnızca yeni algoritmaların kullanılmasını değil, kamu kurumları ve özel sektör genelinde kullanılan tüm kriptografik varlıkların envanterinin çıkarılmasını, mevcut sistemlerin kuantum riskine göre değerlendirilmesini, yazılım ve donanımların güncellenmesini ve kriptografik çeviklik ilkesinin yeni sistem tasarımlarına entegre edilmesini gerektirmektedir. Bu dönüşümün başarılı olabilmesi için teknik kapasitenin yanı sıra düzenleyici kurumlar, akademi, özel sektör ve kritik altyapı işletmecileri arasında güçlü bir koordinasyon mekanizmasının oluşturulması önem taşımaktadır.
Bu kapsamda Türkiye’nin AB’nin benimsediği yaklaşıma benzer biçimde ulusal bir post-kuantum kriptografi stratejisi hazırlaması, kritik sektörleri önceliklendirerek aşamalı bir geçiş takvimi oluşturması ve uluslararası standartlarla uyumlu teknik rehberler yayımlaması faydalı olacaktır. Ayrıca NIST tarafından standartlaştırılan algoritmaların ulusal uygulamalara entegrasyonu, elektronik sertifika altyapılarının yeni algoritmaları destekleyecek şekilde güncellenmesi ve kamu alımlarında post-kuantum uyumluluğunun dikkate alınması, Türkiye’nin kuantum çağındaki siber güvenlik kapasitesini güçlendirecek önemli adımlar arasında değerlendirilebilir.
Türkiye, post-kuantum kriptografi konusunda henüz AB’deki kadar ayrıntılı ve zaman hedefleri belirlenmiş bir ulusal geçiş stratejisine sahip olmamakla birlikte, araştırma altyapısı, kurumsal kapasitesi ve son dönemde hız kazanan kuantum teknolojileri çalışmaları sayesinde bu alanda önemli bir potansiyele sahiptir. AB’nin post-kuantum kriptografiye yönelik dönüşüm süreci dikkate alındığında, Türkiye’nin de benzer şekilde uzun vadeli bir ulusal yol haritası oluşturması hem ulusal siber güvenliğin güçlendirilmesi hem de Avrupa dijital ekosistemiyle teknik uyumun sürdürülmesi açısından stratejik önem taşımaktadır. Bu doğrultuda post-kuantum kriptografiye yapılacak yatırımlar, yalnızca gelecekte ortaya çıkabilecek kuantum tehditlerine karşı bir hazırlık değil, aynı zamanda Türkiye’nin dijital rekabet gücünü ve teknolojik kapasitesini artıracak uzun vadeli bir stratejik yatırım olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç
Kuantum hesaplama alanında yaşanan gelişmeler, bilgi teknolojilerinde yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir. Kuantum bilgisayarlar, ilaç geliştirme, malzeme bilimi, yapay zekâ ve optimizasyon problemleri gibi birçok alanda önemli fırsatlar sunma potansiyeline sahip olmakla birlikte, günümüz dijital güvenlik mimarisinin temelini oluşturan açık anahtarlı kriptografi sistemleri açısından da köklü bir paradigma değişikliğini beraberinde getirmektedir. Mevcut şifreleme algoritmalarının güvenliğinin gelecekte sorgulanabilecek olması, siber güvenliğin yalnızca mevcut tehditlere karşı değil, henüz tam anlamıyla ortaya çıkmamış teknolojik gelişmelere karşı da hazırlıklı olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle post-kuantum kriptografi, gelecekte uygulanacak bir teknoloji olmanın ötesinde, bugünden planlanması gereken stratejik bir dönüşüm süreci olarak öne çıkmaktadır.
Bu değerlendirme notunda ele alındığı üzere, post-kuantum kriptografiye geçiş yalnızca RSA veya Eliptik Eğri Kriptografisi gibi algoritmaların yeni algoritmalarla değiştirilmesinden ibaret değildir. Dijital sertifikalardan elektronik imza altyapılarına, internet protokollerinden kritik altyapılara kadar uzanan geniş bir dijital ekosistemin yeniden yapılandırılması söz konusudur. Bu dönüşüm teknik standartların geliştirilmesini, kriptografik çeviklik ilkesinin benimsenmesini, tedarik zincirlerinin uyumlaştırılmasını, insan kaynağının güçlendirilmesini ve kamu ile özel sektör arasında güçlü bir koordinasyon mekanizmasının kurulmasını gerektirmektedir. Geçiş sürecinin uzun yıllar alacağı dikkate alındığında, hazırlıkların kuantum bilgisayarların tam kapasiteye ulaşmasını beklemeden başlatılması büyük önem taşımaktadır.
AB bu gerçeği erken dönemde fark eden aktörlerden biri olarak, post-kuantum kriptografiyi dijital egemenlik, stratejik özerklik ve siber dayanıklılık hedefleriyle ilişkilendiren kapsamlı bir politika yaklaşımı geliştirmiştir. Avrupa Komisyonunun 2024 yılında yayımladığı Tavsiye Kararı ve bunu izleyen 2025 tarihli Koordineli Uygulama Yol Haritası, üye ülkelerin ortak ilkeler doğrultusunda hareket etmesini sağlayacak somut hedefler ve zaman çizelgesi ortaya koymaktadır. Buna göre üye devletlerin 2026 yılı sonuna kadar ulusal geçiş stratejilerini başlatmaları, kritik altyapıların ise en geç 2030 yılı sonuna kadar post-kuantum kriptografiye geçiş sürecini tamamlamaları hedeflenmektedir. Bu yaklaşım, AB’nin kuantum tehdidini geleceğe bırakılabilecek teorik bir risk olarak değil, bugünden yönetilmesi gereken stratejik bir güvenlik meselesi olarak gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede AB’nin yaklaşımı, uluslararası düzeyde de önemli bir referans niteliği taşımaktadır. NIST tarafından yürütülen standartlaştırma çalışmaları ile AB’nin düzenleyici ve koordinasyon odaklı politikaları birbirini tamamlamakta. Post-kuantum kriptografinin küresel ölçekte ortak standartlar çerçevesinde yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte, geçiş sürecinin başarısı yalnızca yeni algoritmaların teknik güvenliğine değil, bu algoritmaların mevcut sistemlere güvenli, maliyet etkin ve sürdürülebilir biçimde entegre edilmesine bağlı olacaktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hibrit kriptografik çözümler, kriptografik çeviklik ve standartlaşma süreçleri, post-kuantum dönüşümünün en kritik bileşenleri olmaya devam edecektir.
Türkiye açısından değerlendirildiğinde ise post-kuantum kriptografi hem ulusal siber güvenliğin güçlendirilmesi hem de AB ile dijital uyumun sürdürülmesi bakımından önemli fırsatlar ve sorumluluklar doğurmaktadır. Son yıllarda kuantum teknolojileri ve kriptoloji alanında yürütülen araştırmalar, Türkiye’nin bu dönüşüme katkı sağlayabilecek bilimsel ve teknik kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak bu potansiyelin somut kazanımlara dönüşebilmesi için ulusal ölçekte koordineli bir post-kuantum kriptografi stratejisinin hazırlanması, kritik altyapıların kuantum riskleri açısından değerlendirilmesi, kamu ve özel sektörde kriptografik varlık envanterlerinin oluşturulması ve uluslararası standartlarla uyumlu geçiş planlarının hayata geçirilmesi önem taşımaktadır.
Sonuç olarak post-kuantum kriptografi, kuantum bilgisayarların ortaya çıkaracağı güvenlik sorunlarına verilen teknik bir yanıt olmanın ötesinde, dijital çağın güvenlik anlayışını yeniden şekillendiren stratejik bir dönüşümü temsil etmektedir. Önümüzdeki yıllarda ülkelerin rekabet gücü yalnızca kuantum bilgisayar geliştirme kapasiteleriyle değil, aynı zamanda kuantum çağında güvenli dijital altyapılar kurabilme yetkinlikleriyle de ölçülecektir. AB’nin bu alanda attığı adımlar, siber güvenlik politikalarının artık yalnızca mevcut tehditlere değil, geleceğin teknolojik gerçekliklerine göre de tasarlanması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda post-kuantum kriptografiye yapılacak yatırımlar, yalnızca dijital sistemlerin korunmasına yönelik bir güvenlik tedbiri değil, dijital ekonominin sürdürülebilirliği, kritik altyapıların dayanıklılığı ve teknolojik egemenliğin güçlendirilmesi açısından uzun vadeli stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmelidir.
[1] ENISA, “Cryptography”, 12.03.2024, https://www.enisa.europa.eu/topics/digital-identity-and-data-protection/cryptography
[2] IBM Quantum Platform, “Shor's algorithm”, 11.08.2025, https://quantum.cloud.ibm.com/docs/en/tutorials/shors-algorithm
[3] ENISA, “Post-Quantum Cryptography: Current state and quantum mitigation”, 03.05.2021, https://www.enisa.europa.eu/publications/post-quantum-cryptography-current-state-and-quantum-mitigation
[4] Avrupa Komisyonu, “Commission publishes Recommendation on Post-Quantum Cryptography”, 11.04.2024, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/news/commission-publishes-recommendation-post-quantum-cryptography
[5] NIST, “What Is Post-Quantum Cryptography?”, 01.03.2026, https://www.nist.gov/cybersecurity-and-privacy/what-post-quantum-cryptography
[6] ENISA, “Post-Quantum Cryptography: Anticipating Threats and Preparing the Future”, 19.10.2022, https://www.enisa.europa.eu/news/enisa-news/post-quantum-cryptography-anticipating-threats-and-preparing-the-future
[7] NIST, “Post-Quantum Cryptography: Additional Digital Signature Schemes”, 14.05.2026, https://csrc.nist.gov/projects/pqc-dig-sig
[8] Techradar, “What the post-quantum shift means for your security strategy”, 05.01.2026, https://www.techradar.com/pro/what-the-post-quantum-shift-means-for-your-security-strategy
[9] Avrupa Komisyonu, “Commission publishes Recommendation on Post-Quantum Cryptography”, 11.04.2024, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/news/commission-publishes-recommendation-post-quantum-cryptography
[10] Avrupa Komisyonu, “Recommendation on a Coordinated Implementation Roadmap for the transition to Post-Quantum Cryptography”, 11.04.2024, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/recommendation-coordinated-implementation-roadmap-transition-post-quantum-cryptography
[11] Avrupa Komisyonu, “A Coordinated Implementation Roadmap for the Transition to Post-Quantum Cryptography”, 23.06.2025, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/coordinated-implementation-roadmap-transition-post-quantum-cryptography
[12] Agence Europe, “European Commission publishes recommendation on post-quantum cryptography”, 11.04.2024, https://agenceurope.eu/en/bulletin/article/13389/28/european-commission-publishes-recommendation-on-post-quantum-cryptography
[13] ENISA, “Artificial Intelligence and Next Gen Technologies”, 03.12.2024, https://www.enisa.europa.eu/topics/artificial-intelligence-and-next-gen-technologies
[14] Avrupa Komisyonu, “Recommendation on a Coordinated Implementation Roadmap for the transition to Post-Quantum Cryptography”, 11.04.2024, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/recommendation-coordinated-implementation-roadmap-transition-post-quantum-cryptography
[15] Agence Europe, “EU wants to prepare for era of post-quantum cryptography”, 23.06.2025, https://agenceurope.eu/en/bulletin/article/13665/18/eu-wants-to-prepare-for-era-of-post-quantum-cryptography
[16] A.g.e.
[17] A.g.e.
[18] Avrupa Komisyonu, “NIS2 Directive: securing network and information systems”, 20.06.2026, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/nis2-directive
[19] ENISA, “NIS 2 Directive”, 16.01.2023, https://www.enisa.europa.eu/topics/state-of-cybersecurity-in-the-eu/cybersecurity-policies/nis-directive-2
[20] Avrupa Komisyonu, “EU Cybersecurity Act”, 20.06.2026, https://digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/cybersecurity-act
[21] Arxiv, “Software-Defined Cryptography: A Design Feature of Cryptographic Agility”, 01.09.2024, https://arxiv.org/abs/2404.01808
[22] PostQuantum, “The EU’s Cyber Resilience Act Doesn’t Say “Post-Quantum” but Its Crypto-Agility Requirement Will Shape PQC Migration“, 23.01.2025, https://postquantum.com/security-pqc/eu-cyber-resilience-act-pqc-crypto-agility
[23] Webopedia, “Harvest Now Decrypt Later: Q-Day is Eyeing your Crypto”, 22.01.2025, https://www.webopedia.com/crypto/learn/harvest-now-decrypt-later/
[24] RST, “Harvest Now Decrypt Later (HNDL) Risks Explained”, 28.01.2026, https://www.redsecuretech.co.uk/blog/post/harvest-now-decrypt-later-hndl-risks-explained/834
[25] MDPI, “Harvest-Now, Decrypt-Later: A Temporal Cybersecurity Risk in the Quantum Transition”, 18.12.2025, https://www.mdpi.com/2673-4001/6/4/100
[26] Sage Journals, “Post-Quantum Cryptography Efforts in Türkiye”, 05.03.2024, https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.3233/NICSP240010