İKV'DEN 'AVRUPA İÇİN UYANIŞ ÇAĞRISI: “ÖNCE AMERİKA” POLİTİKASI KARŞISINDA AB’NİN GÜVENLİK İKİLEMİ VE TÜRKİYE' BAŞLIKLI POLİTİKA NOTU
Avrupa için Uyanış Çağrısı: “Önce Amerika” Politikası Karşısında AB’nin Güvenlik İkilemi ve Türkiye
Deniz Bal, İKV Uzman Yardımcısı
2025 yılı başında ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönemine başlamasıyla beraber ABD’nin değişen politikaları ve üçüncü ülkelere olan yaklaşımı transatlantik ilişkileri doğrudan etkilemiştir. ABD Başkanı Trump önceliğin kendi ülkesi olduğunu döneminin başladığı andan itibaren vurgulamaya başlamıştır. Dahası ABD’nin iyiliği için olacağını öne sürdüğü birçok “saldırgan” olarak adlandırılabilecek eylem gerçekleştirilmiştir. ABD Başkanı Trump’ın korumacı politikaları sadece ticaret ve ekonomi üzerinden yürütülmemekte aynı zamanda savunma ve güvenlik konularında da korumacılığın benimsendiği görülmektedir.
Tam da bu noktada savunma ve güvenlik konularında ABD, Avrupa ile uzunca bir dönem aynı çizgide ilerledikleri yoldan sapmaktadır. Özellikle, NATO’ya üye ülkelerin ayırdıkları bütçenin artırılması meselesi üzerinden sorunlar baş göstermiştir. NATO harcamaları meselesini, ABD Başkanı Trump’ın Grönland’ı ABD’nin bir parçası hâline getirme isteği ve AB’nin bu duruma karşı çıkışları takip etmiştir. Transatlantik ilişkilerin kırılma noktası sadece bu olaylar olmamıştır. ABD’nin Trump yönetimiyle beraber Rusya-Ukrayna savaşına yönelik tutumunun değişmesi, Venezuela’da yaşananlar ve son olarak İsrail-İran çatışmasında ABD’nin benimsediği yaklaşım ilişkilerin kırılmasında etkili olmuştur.
Bu İKV Politika Notu, ABD’nin son en son yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni inceleyecektir. Bu inceleme ile ABD’nin AB ve Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl bir noktaya evrilebileceği ve AB ve Türkiye’nin bu strateji karşısında alabilecekleri eylemlere yönelik öneriler verecektir.
ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi
ABD’nin güncel Ulusal Güvenlik Stratejisi (National Security Strategy) Kasım 2025 tarihinde yayımlanmıştır.[1] Ulusal Güvenlik Stratejisi temel ulusal çıkarları koruma ana hedefiyle oluşturulmuştur. Soğuk Savaş sonrası ortaya konulan stratejilerin gerçekçi hedefler sunmadığı ve gerçekten ne istendiğini belirtmediği/manipüle ettiği iddia edilmiştir. Önceki yönetimleri “elitler” olarak tanımlayan strateji, elitlerin küreselleşme, serbest ticaret ve uluslararası örgütlere yönelik verdikleri kararlarla ülkeye zarar verdikleri belirtilmiştir. ABD’nin ulusal karakterinin “güç, zenginlik ve nezaket (power, wealth and decency)” üçlüsünden oluştuğu ifade edilmiştir.
Stratejinin prensipleri ulusal çıkarların tanımına odaklanılması, güç yoluyla barış, müdahale değil eğilim, esnek realizm, ulusların üstünlüğü, egemenlik ve saygı, güçlerin dengesi, Amerikan işçisi yanlısı, adalet ve yeterlilik ve liyakatten oluşmuştur. Belirtilen prensipler çerçevesinde Başkan Trump ve yönetim kadrosu ABD’yi ve Amerikan vatandaşlarını önceliklendirmekte, ABD’nin çıkarları uğruna diğer ülkelerin güçlenmelerini engelleneceğinin ve gerektiğinde müdahaleci bir tavır sergileneceğinin sinyalleri verilmektedir. Bununla birlikte Başkan Trump’ın ulus devleti yok sayan pozisyonda gördüğü uluslararası örgütlere olan kesin karşıtlığı da bu prensipler arasında yer bulmaktadır.
Öncelikler arasında toplu göç döneminin sonlandırılması, temel haklar ve özgürlüklerin korunması, yük paylaşımı ve yük aktarımı, yeniden uyumlaştırma, ekonomik güvenlik (dengeli ticaret, nadir tedarik zincirleri ve mineraller, yeniden sanayileşme, savunma sanayi üslerinin canlandırılması, enerji üstünlüğü ve Amerikan finansal sektörü üstünlüğünün korunması) yer almıştır. Toplu göçün tamamen bitirilmesi ve vatandaşlık verilmesinin zorlaştırılması istenmektedir. Bu konular ABD’nin egemen bir cumhuriyet olarak varlığını sürdürmesi ile ilişkilendirilmektedir. Yük paylaşımı/yük aktarımı olarak kastedilen ise NATO bütçesiyle bağlanmaktadır. Burada müttefiklerin daha çok sorumluluk alması gerektiği bir kez daha vurgulanmaktadır. Ekonomik güvenlikte ise ABD’nin nadir toprak elementlerine ve bağlı teknolojiye sahip olması için önlem alınacağı ve eyleme geçileceği, iklim değişikliği ve Net Sıfır hedeflerinin anlamsız olduğu ve ekonomiye tehlike arz ettiği, ABD’nin etkisinin korunması gerektiği öne sürülmektedir.
ABD’nin istekleri belgede şu şekilde sıralanmıştır:
- ABD’nin vatandaşlarının Tanrı tarafından verilmiş doğal haklarını koruyan ve vatandaşların refahlarını ve çıkarlarını önceliklendiren bağımsız, egemen bir cumhuriyet olarak varlığını ve emniyetini sürmesi.
- Ülke, vatandaşlar, sınırlar ve yaşam tarzının askerî saldılar ve düşmanca yabancı etkiden korunması.
- Sınırlar, göç sistemi ve insanların ülkeye vardıkları ulaşım ağları üzerinde tamamen kontrolün sağlanması.
- Doğal afetlere ve dış tehditlere karşı dayanıklı ulusal altyapının oluşturulması.
- Çıkarların korunması, savaşların caydırılması ve gerektiğinde en az kayıpla kesin zaferler elde edilmesi amacıyla dünyanın en güçlü ve teknolojik donanımlı ordusunu kurulması.
- Amerikan halkını, denizaşırı varlıklarını ve müttefiklerini korumak amacıyla; dünyanın en sağlam, güvenilir ve modern nükleer caydırıcılığının yanı sıra, ülke için bir “Altın Kubbe”yi de kapsayan yeni nesil füze savunma sistemlerine sahip olunması.
- Küresel konumun ve askerî gücün sarsılmaz temeli olmasının yanı sıra; sıkı çalışmayı ödüllendiren, toplumsal yükseliş imkânı yaratan ve tabana yayılmış geniş çaplı bir refah sunan Amerikan yaşam tarzının da dayanağı olan, dünyanın en güçlü, en dinamik, en yenilikçi ve en gelişmiş ekonomisine sahip olunması.
- Ulusal gücün temeli olan savaş ve barış dönemi üretim kapasitesini güvence altına almak için, dünyanın en sağlam endüstriyel altyapısının inşa edilmesi.
- Amerikan ekonomisini büyütmenin ötesinde başlı başına lider bir ihracat gücüne dönüşecek, dünyanın en sağlam, üretken ve yenilikçi enerji sektörünün kurulması.
- Ekonomik ve askerî üstünlüğün temeli olan öncü ruh ve fikri mülkiyet korunarak, dünyanın bilimsel ve teknolojik açıdan en gelişmiş, yenilikçi gücü konumunun sürdürülmesi.
- Yumuşak gücün korunması.
- Güçlü geleneksel ailelere, üreten vatandaşlara ve geçmişinden güç alan sarsılmaz bir iyimserliğe dayanan manevi ve kültürel bir uyanış.
Dış politika bağlamında neler istendiğine de burada değinilmiştir. Batı Yarım Kürenin (Western Hemisphere) istikrarlı kalarak toplu göçün caydırıcı hâle getirilmesi ve engelletilmesi ve Batı Yarım Kürede ülkelerin narkotik, terörizm, karteller ya da diğer suç örgütlerine karşı ABD ile çalışmaları istenmiştir. Bir başka deyişle Monroe Doktrini’ne bir “Trump İlavesi” (Trump Corollary) getirerek bunu kararlılıkla tavizsiz bir şekilde uygulanması beklenmiştir. Hint-Pasifik özgür ve açık tutularak, seyrüsefer serbestisini ve kritik tedarik zincirlerini güvence altına alırken, yabancı aktörlerin Amerikan ekonomisine verdiği tahribatın durdurulması ve tersine çevrilmesi hedeflenmiştir. Avrupa’nın medeniyet özgüvenini ve Batılı kimliğini yeniden tesis ederken, kıtanın özgürlük ve güvenliğini koruma çabalarında müttefiklerin desteklenmesi amaçlanmıştır. Ağır bedelli “sonsuz savaşlara” sürüklenmeden, düşman bir gücün Ortadoğu’yu ve stratejik enerji koridorlarını tahakküm altına almasını engellenmesi hedeflenmiştir. Özellikle yapay zekâ, biyoteknoloji ve kuantum bilişimi alanlarında Amerikan teknoloji ve standartlarının dünyayı ileriye taşımasının sağlanması planlanmıştır.
Dolayısıyla, bu strateji önceki yıllardan tam bir kopuş olduğunu göstermektedir. 1945 sonrası ABD yönetimlerinin benimsedikleri “ABD küresel hakimiyeti” ABD’nin en iyi ulusal çıkarıdır inancı geçmişte kalmıştır. “Küresel yük” olarak gördüğü aktörler ve eylemlerden kurtulup ABD’nin çıkarlarının tamamen önceliklendirilmesi ana hedeftir. Uluslararası örgütleri olumsuz bir açıdan değerlendirmektedir. Bu değerlendirme geçmiş ABD enternasyonalizminden uzaklaşıldığını göstermektedir. Geçmiş ulusal stratejiler daha akademik bir tona sahipken bu stratejinin daha taraflı bir dil kullandığı gözlemlenmiştir. Örneğin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık politikalarının kaldırılması sevindirici bir haber olarak stratejide belirtilmiştir.[2]
Bu stratejide Türkiye’ye doğrudan bir atıf yapılmamıştır. Orta Doğu’daki güncel durum çerçevesinde yapılan değerlendirmeler, Türkiye için nasıl bir bakış açısının olduğuna dair ipuçları vermektedir. ABD, Orta Doğu’da büyük savaşlardan ve uzun süreli kara birliklerini bulundurmaktan kaçınacağını ifade etmektedir. Bu durumda Türkiye ve Körfez ülkelerine sorumluluk yüklemeyi hedeflemektedir. Bunun haricinde, ABD’nin diğer ülkelerin iç işlerine karışmayacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye-ABD ilişkilerinde demokratikleşme gibi değer yargılarının geri planda bırakılacağı ve sadece karşılıklı çıkarlara dayalı bir dönemin ön planda olacağı yorumu yapılmaktadır. ABD’nin değişen dış politika öncelikleri sebebiyle Türkiye’nin NATO’daki rolü giderek daha önemli hâle gelecektir. NATO’daki en büyük ikinci orduya sahip olan Türkiye, ABD’nin Avrupa’nın güvenliği görevinden geri adım atmasıyla, Avrupa’nın güvenliği için önemli bir aktör hâline gelmiştir. ABD’nin Rusya’ya yönelik hedefleri arasında Ukrayna savaşının sona erdirilmesi, Moskova ile birlikte istikrarın sağlanması ve NATO genişlemesinin sınırlandırılması yer almaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı boyunca bir denge politikası yürüten Türkiye için ABD’nin bu yeni yaklaşımı bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Ekonomik korumacılık ve “önce Amerika” yaklaşımları ise Türkiye’nin ABD ile olan ihracatı, ticari bağları ve savunma tedarik süreçleri bağlamında bazı sorunlara yol açma potansiyeli taşımaktadır.
ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi AB ve Stratejik Özerkliği için Ne İfade Ediyor?
ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi her zaman olduğu gibi Avrupa’ya da yer vermiş, ancak her zamankinden farklı bir bakış açısı sunulmuştur. Bu strateji Avrupa için bir “uyandırma çağrısı” olarak görülmüş, ABD Başkanı Trump’ın Avrupa’ya bakışı Avrupa’nın kendine bakışından farklı bulunmuş, dolayısıyla Avrupa’nın kendi topraklarını denetlemesi ve bunun masraflarını üstlenmesi talep edilmiştir. En endişe verici kısım ise Avrupa’nın kendi karakterini kaybettiği iddiasıdır. Bu ifadeyle kusursuzmuş gibi gösterilen ama aslında sorgulanması gereken geçmişteki Avrupa’ya atıf yapılmaktır.[3] Söz konusu strateji Avrupa'yı, kontrolsüz göç, düşük doğum oranları ve siyasi muhalefetin bastırılması gibi faktörlerin "Avrupalılık" kimliğini yok etme riskini artırması gerekçesiyle eleştirmektedir.[4]
Strateji, Avrupa’yı ABD’nin güvenlik öncelikleri arasına koymakta ve şu hususlar kapsamında ele almaktadır:
- Rusya ile “stratejik istikrarın” yeniden oluşturulması,
- Avrupa’nın kendini savunabilmesi için askerî kapasitesini geliştirmesinin sağlanması,
- Avrupa’nın düşman bir güç tarafından domine edilmesinin önüne geçilmesi,
- NATO’nun sürekli genişleyen bir ittifak olduğu algısına son verilmesi.
Kültür savaşları hedefleri retoriği ise sadece Avrupa’yı hedef almaktadır. Avrupa hem ekonomik düşüş hem de “kıtayı dönüştüren ve kimliklerin yok olmasına neden olan göç politikası” nedeniyle ve “uygarlığın yok olmasıyla” yüzleşmesiyle eleştirilmektedir. AB ise belgede sadece bir kez bahsedilmektedir. Diğer ulusötesi örgütlerin “siyasi özgürlüğü zayıflattığı” öne sürülürken AB’nin ismi de kullanılmaktadır. Ayrıca, Avrupa “stratejik ve kültürel” olarak ABD için hayati olarak tanımlanmaktadır. Strateji, Avrupa’nın mevcut gidişatına karşı Avrupa ulusları içinde bir karşı duruş inşa edilmesini ve Avrupa ülkelerinin “hizalanmış egemen devletler grubu” şeklinde hareket etmelerinin desteklenmesini öngörmektedir.[5]
Dolayısıyla Avrupa’dan bahsedilirken ulus devletlere seslenilmektedir. AB burada ana aktör olarak hedef alınmamıştır. Bu durum AB’nin “istenmeyen/desteklenmeyen” ulusötesi örgütler arasında bahsedilmesiyle de net bir şekilde anlaşılmaktadır. Trump yönetimi, AB üye ülkelerini bireysel olarak hedef almaktadır.
AB stratejik özerkliği, AB’nin stratejik açıdan önemli politika alanlarında diğer ülkelere bağlı olmadan bağımsız bir şekilde hareket etme kapasitesine sahip olması anlamına gelmektedir. Bu politika alanları savunmadan ekonomiye kadar farklı alanları içerisinde bulundurmaktadır. Stratejik özerklik kapsamında yıllar içerisinde farklı noktalara odaklanıldığı görülmüştür:[6]
Tablo 1: AB’nin Stratejik Özerklik Odağının Evrimi
|
Tarih |
Odak Noktası |
|
2013-2016 |
Güvenlik ve savunma. |
|
2017-2019 |
Düşmanca bir jeopolitik çevrede özellikle Brexit, Trump’ın başkanlığı ve Çin’in yükselen saldırganlığının hakimiyet sürdüğü bir ortamda Avrupa çıkarlarının savunulması. |
|
2020 |
COVID-19 salgınıyla beraber yabancı tedarik zincirlerine olan ekonomik bağımlılığın azaltılması. |
|
2021 |
Bu yıldan itibaren stratejik özerklik AB’nin tüm politika alanlarına yayılmıştır. Buna AB değerleri dâhildir. |
Kaynak: EPRS.
Bu strateji, Avrupa özelinde tartışılan stratejik özerklik fikrini uzun dönem hedefinden çıkarıp öncelikli stratejik bir mesele hâline getirmiştir.[7] Vaşington’dan gelecek destek Avrupa’nın kendi caydırıcılığını geliştirmesine bağlanmıştır. ABD bu stratejiyle çok kutuplu bir dünyanın sinyalini ilk kez vererek önceki stratejilerden ayrışmaktadır. Ayrıca stratejide etki alanları yaklaşımı benimseneceği belirtilmektedir. Bu da Avrupa’nın bu duruma uyum sağlamasını gerektirmektedir. Dolayısıyla Avrupa’nın saldırgan bir Rusya karşısında güçlü durabilmesi için inovasyon, askerî kapasite ve hazırlık, enerji güvenliği ve sosyal dayanıklılık alanlarına acilen yatırım yapmalıdır.[8] Burada Rusya’nın yeniden tanımlanması da etkili olmaktadır. Strateji, Rusya’yı Avrupa’nın güvenlik yapısını şekillendiren bir numaralı stratejik düşman olarak görmek yerine; diplomasiyi canlandırarak ve “stratejik istikrarı” yeniden sağlayarak yönetilebilecek bir sorun olarak tanımlamaktadır.[9] Tüm bunlar Avrupa’nın acilen stratejik özerkliğini sağlaması gerektiğini göstermektedir.
Strateji yayımlanmadan önce de ABD’nin AB’ye olan olumsuz tavrı belirgindir. Uzmanlar AB’nin stratejik özerkliği için çeşitli öneriler de bulunmuştur. ABD Başkanı Trump yönetimine karşı Avrupa kurumlarının üç boyutlu olarak cevap vermesi gerektiği düşünülmektedir:
- Büyüme: Avrupa’nın dış krizlere karşı ayakta kalabilmesi için mevcut ekonomik durgunluğu aşıp yeniden büyümeye geçmesi,
- Ticaret: Küresel ticaretteki zorluklara karşı Tek Pazar’ı güçlendirip üye ülkeler arasındaki ticari sınırların kaldırılması,
- Savunma: Savunma alanındaki temel faaliyetlerin daha geniş bir ölçekte yürütülmesi. [10]
Mart 2025’te Komisyon tarafından sunulan Avrupa’nın Yeniden Silahlandırılması (ReArm Europe) planı ulusal mali esneklik, ortak tedarik için 150 milyar avroluk yeni kredi aracı (SAFE), uyum fonlarının olası yeniden yönlendirilmesi ve genişletilmiş Avrupa Yatırım Bankası desteği aracılığıyla 800 milyar avronun üzerinde savunma harcamasının artırılmasını önermektedir.[11] Beyaz Kitap Avrupa’nın Yeniden Silahlandırılması planı için bir çerçeve sunmaktadır. Burada, Avrupa savunmasını yeniden inşa etmek, Ukrayna’yı desteklemek, kritik kapasite eksiklerine değinmek ve güçlü ve rekabetçi savunma sanayi temelini oluşturmak için gerekli adımları listelenmektedir. Beyaz Kitap kısa dönem için cephane rezervlerinin, silahların ve askerî teçhizatın acilen yenilenmesi üzerine üye ülkeler arası iş birliği için somut seçenekler üretmektedir.[12]
Komisyon, Beyaz Kitap’ı takiben Barışı Koruma-Savunma Hazırlığı 2030 Yol Haritası’nı (Preserving Peace-Defence Readiness Roadmap 2030) sunmuştur. Yol Haritası, Beyaz Kitap ile Avrupa Konseyi’nin yönlendirmesini somut hedeflere, teslim tarihleri belirlenmiş kilometre taşlarına ve ilerlemeyi izlemeye yönelik göstergelere dönüştürmektedir. Belge, aciliyetin en yüksek olduğu alanlarda öncelikli Avrupa girişimlerini belirleyerek çabaların odaklanmasını sağlamakta ve bunun NATO hedefleri dâhil uluslararası taahhütlerle uyumlu olmasını güvence altına almaktadır.[13]
AB’nin son dönemde kendi savunmasını güçlendirmek için attığı en büyük adımlardan biri de SAFE olmuştur. SAFE, AB Konseyi tarafından 27 Mayıs 2025 tarihinde onaylanmış ve 29 Mayıs 2025 tarihinde AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından yürürlüğe girmiştir. SAFE ile üye ülkelerin finansal açıdan desteklenmesi ve üye ülkelerin savunma hazırlığının hızlandırılmasının acil ve büyük yatırımlar aracılığıyla yapılabilmesi ve Avrupa savunma sanayinin kritik kapasite açıklarını kapatabilmesi odağıyla desteklenebilmesi amaçlanmaktadır.[14]
Dolayısıyla son dönemde, özellikle ABD’nin sert tepkilerinden sonra, AB savunma ve güvenlik konusunda stratejik özerkliğini sağlamak için güçlü adımlar atmaya başlamıştır. Bu durum sadece AB seviyesinde değil, üye ülkelerin bireysel olarak attıkları adımlarda da görülmüştür. Özellikle Türkiye ile yapılan savunma anlaşmaları AB üye ülkelerinin bu konuda ilerleme çabalarına bir örnek oluşturmaktadır.
AB’nin Stratejik Özerlik Kaygısının Ortasında Türkiye
Türkiye hem aday ülke hem de AB’nin sürekli olarak tanımladığı gibi “stratejik ortak” konumunu sürdürmektedir. Savunma ve güvenlik konusunda Türkiye’nin, son yıllarda çok kritik başarılara imza atması küresel ölçekte dikkat çekmektedir. ABD’nin Avrupa’ya olan tavrının değişmesinin ardından, NATO’daki en büyük ikinci orduya sahip olan Türkiye, AB’nin güvenliği için kritik bir aktör hâline gelmiştir. AB’nin bu alanda istediği stratejik özerkliği yakalanmasında Türkiye’nin önemli bir role sahip olabileceğine inanılmaktadır.
ABD’nin NATO çıkışı ve Avrupa’yı kendi savunmasını artırması uyarıları sonrasında, Türkiye kilit bir aktör olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin Avrupa’nın savunma ve güvenlik ekosistemine sanayi ortaklıkları, tedarik zinciri entegrasyonu ve Ukrayna’daki savaşın şekillendirdiği ortak stratejik zorluklarla entegre olduğu görülmektedir. Türkiye, Avrupa güvenlik mimarisinde “çevresel özerklik” stratejisi yürüterek, yerli savunma sanayisi ve çok yönlü dış politikasıyla siyasi anlaşmazlıklara rağmen stratejik açıdan vazgeçilmez bir konuma ulaşmıştır. AB’nin ağır işleyen kolektif özerklik arayışına karşın Türkiye’nin bağımsızlık ve çeşitlendirme odaklı bu hamleleri, her iki aktörü de parçalı fakat birbirine bağımlı bir güvenlik ekosisteminde birleştirmektedir.[15]
AB ve Türkiye arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesi her iki aktörün de stratejik özerkliklerini artırma çabaları açısından faydalı olacaktır. Savunma sanayisi açısından bakıldığında, Avrupa’nın askerî personel, mühimmat stoku ve bütçe kısıtlamaları yaşadığı bir dönemde, Türkiye’nin savaş tecrübesine sahip ordusu ve hızla büyüyen savunma sanayisi AB için kritik bir potansiyel oluşturmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ne (European Sky Shield) katılımı bu duruma bir örnektedir. Öte yandan savunma ve güvenlik alanında iş birliklerinin önünü kesen bazı durumlar bulunmaktadır. İlk olarak, Türkiye’nin AB dış politikasıyla uyum oranın düşük seviyelerde kalması, Rusya’ya yaptırım uygulamaması ve BRICS gibi alternatif platformlara yönelmesi AB tarafında güven problemleri oluşturmaktadır. İkinci olarak, üye ülkelerin (özellikle GKRY, Fransa, Yunanistan ve Avusturya) vetolarıyla Türkiye Avrupa Savunma Ajansı projelerinden, PESCO’dan ve Ukrayna’ya yönelik AB fonlu savunma tedariklerinden büyük ölçüde dışarıda bırakılmıştır. Bu gibi meselelerin ortadan kalması ve iş birliklerinin artırılması için AB’nin Türkiye’yi Rusya veya Çin gibi bir jeopolitik rakip olarak görmemesi, stratejik bir müttefik olarak yaklaşması gerekmekte ve Türkiye’nin de iç siyasette AB ile stratejik ortaklığın önemini benimsemesi şarttır.[16]
Savunma alanında her iki taraf için önemli fırsatlar yaratılması açısından Türkiye’nin SAFE programının bir parçası olması kritiktir. Rusya-Ukrayna çatışması, Avrupa savunma sanayisinin bilhassa kara platformları, insansız hava araçları ve mühimmat üretimindeki hız problemini gözler önüne sermiştir. Bu noktada Türkiye uygun maliyetli, hızlı üretilebilen ve muharebe ortamında kendini kanıtlamış teknolojileriyle söz konusu eksiği giderebilecek ayrıcalıklı aktörler arasında yer almaktadır. Türk savunma firmalarının, bilhassa taktik İHA’lar, zırhlı kara araçları ve dolanan mühimmatları kapsayan SAFE Kategori 1 projelerinde, Avrupa ortaklıklarına üçüncü ülke unsuru sıfatıyla dâhil olma ihtimali oldukça güçlüdür.[17]
Türkiye ve AB arasında savunma alanında hâlihazırda yürütülen iş birlikleri, gelecekteki potansiyel ortaklıklar için güçlü bir referans oluşturmaktadır. Türkiye'nin 2024 yılında %29 artışla 7,1 milyar dolara ulaşan ve büyük çoğunluğu NATO ülkeleri ile Ukrayna'ya yönelen savunma ihracatı, sahip olduğu güçlü ordu ve gelişen sanayi kapasitesiyle Avrupa'nın savunma mimarisindeki açıkları kapatabileceğini göstermektedir. Türkiye'nin geçmişteki A400M projesi ortaklığı[18], HÜRJET eğitim uçağının İspanya'daki NATO tesislerinde kullanılacak olması[19] ve Baykar ile İtalyan Leonardo firması[20] arasında yakın zamanda kurulan insansız teknolojiler ortaklığı, bu entegrasyonun sahada işleyen en somut ve başarılı örnekleridir.
Türkiye’nin güvenlik ve savunma bağlamındaki rolünü anlamak için son dönemde iyi giden Türkiye-ABD ilişkilerinin de önemini vurgulamak gerekmektedir. Mevcut durumda ikili ilişkiler görünürde liderler arasında “kişisel övgülere”, arka planda ise Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ABD’sinin stratejik vizyonunun gerçekleştirilmesi açısından güvenilir bölgesel aktör konumuna dayanmaktadır. İki liderin arasındaki olumlu ilişki sayesinde Vaşington ile temiz bir sayfa açılmaya çalışılmaktadır. Olumlu ve somut bir çıktı olarak ise ABD’nin Suriye’nin belli bölgelerinden geri çekilmesi gösterilmektedir. Türkiye mevcut durumda Batı’dan kopmayarak Trump ile iyi geçinerek riskleri dengelemeye çalışmaktadır. Ayrıca, ABD’nin iç işlerine karışmaması durumu Türkiye açısından avantajlı görülmektedir. Öte yandan, Türkiye’nin F-35 savaş uçağı satın alma talebi ve ABD’nin gümrük vergileri konusundaki yaklaşımı hâlâ bir problem olarak kalmaktadır.[21]
16 bölgesel/küresel konunun 11’inde ciddi bir ikili uyum tespit edilmiştir. Ukrayna’nın bağımsızlığının korunması, Kafkaslar’daki barış/refah anlaşmaları, Orta Asya (Orta Koridor ve Türk Devletleri Teşkilatı) ve Afrika’da Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması gibi stratejik konularda tam bir hizalanma söz konusudur. Her ne kadar gümrük vergileri olumsuz bir tablo çizse de ikili ticaret hacmi için belirlenen 100 milyar dolarlık hedef ve Türk mallarına uygulanan %15’lik nispeten hafif gümrük vergisi, ilişkilerdeki olumlu niyetin açık birer göstergesi olarak sunulmaktadır. Ayrıca Vaşington ile imzalanan yeni doğal gaz, petrol ve nükleer anlaşmaları da bu olumlu tabloyu desteklemektedir. Bu örnekler gösteriyor ki şu an ikili ilişkilerde büyük ölçüde bir uyum söz konusudur.[22]
Tüm bu gelişmeler sayesinde Türkiye’nin küresel istikrarı sağlamadaki rolü güçlenmektedir. Bir yandan ABD ile güçlü bir ilişki yürütürken diğer yandan AB ile bağlarını artırmaktadır. ABD’nin Avrupa’yı korumaktan geri durduğu senaryoda Türkiye bir köprü görevi görecektir.
Sonuç ve Değerlendirme
ABD’nin benimsediği güncel Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa için ABD’nin sağladığı güvenlik çatısının sonlandığı gerçeğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu strateji Avrupa için bir “uyanış çağrısı” olarak görülmüştür. Avrupa uzun zamandır geri planda bıraktığı savunma ve güvenlik plan ve politikalarını şimdi birincil öncelik hâline getirmek zorundadır. ABD artık kendi ve Batı Yarım Kürenin çıkarlarını ön plana koymaktadır. Dolayısıyla, AB’nin uzun zamandır sağlamak istediği “stratejik özerkliği” yerine getirmesi mühim bir hâl almıştır.
AB son dönemde benimsediği politika ve programlar ile savunma ve güvenlik konusunda stratejik özerkliği sağlamaya çalışmaktadır. Özellikle, Avrupa’nın Yeniden Silahlandırılması, Barışı Koruma-Savunma Hazırlığı 2030 Yol Haritası ve SAFE bu duruma örnek oluşturmaktadır. Hem AB hem üye ülke seviyelerinde bu yönde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu yönde üçüncü aktörlerle de ortaklıklar yürütülmektedir.
Bu duruma en iyi örnek Türkiye’dir. Türkiye son dönemde ilerleyen sanayisi ile AB’nin güvenlik ve savunması için kritik bir aktör hâline gelmiştir. Gerekli koşullar sağlandığında Türkiye ve AB’nin stratejik özerkliklerinin güçlendirileceğine inanılmaktadır. Dolasıyla, gerçekleştirilecek iş birliği ve ortaklıklar iki aktöre de fayda sağlayacaktır.
Politika Önerileri
Türkiye için
- AB ile savunma sanayisi alanında uyum için Türkiye’nin AB ve dış güvenlik politikasıyla uyum oranın kademeli bir şekilde artırılması gerekmektedir. Türkiye’nin, diğer örgütlere değil, AB ve NATO’ya dönük olduğu Avrupa’ya net bir şekilde gösterilmelidir.
- Türkiye aday ülke statüsünden yararlanarak AB’nin savunma alanında aktif bir şekilde yürüttüğü proje ve toplantılara en azından “gözlemci statüsünde” katılmalıdır.
- Türkiye’nin iç siyasete AB ile yaratılacak ortaklığın her iki tarafında çıkarına olduğu inancı yansıtmalıdır.
- Türk ve Avrupalı savunma şirketlerinin ortaklıkları teşvik edilmelidir.
AB için
- Türkiye, Avrupa’nın savunması için tamamlayıcı bir müttefik olarak gösterilmelidir. Türkiye, Rusya veya Çin gibi dışarıda bırakılması gereken bir rakip olarak görülmemelidir.
- SAFE gibi koruma mekanizmalarında katı kurallar değil, Türkiye’nin dâhil olabileceği opsiyonlar geliştirilmelidir.
- Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanlarına rahatça katılım sağlayabilmesi için siyasi engeller ortadan kaldırılmalıdır. Türkiye kurumsal yapılardan dışlanmamalıdır.
- Türk ve Avrupalı savunma şirketlerinin ortaklıkları teşvik edilmelidir.
[1] “National Security Strategy”, Kasım 2025, White House, https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf
[2] European Parliamentary Research Service, “The 2025 US National Security Strategy”, Aralık 2025, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2025/779261/EPRS_ATA(2025)779261_EN.pdf
[3] Emily Harding, “The National Security Strategy: The Good, the Not So Great, and the Alarm Bells”, CSIS, 05.12.2025, https://www.csis.org/analysis/national-security-strategy-good-not-so-great-and-alarm-bells
[4] Laurel Rapp, “Trump’s new national security strategy: Cut deals, hammer Europe, and tread gently around autocrats”, Chatham House, 09.12.2025, https://www.chathamhouse.org/2025/12/trumps-new-national-security-strategy-cut-deals-hammer-europe-and-tread-gently-around
[5] European Parliamentary Research Service, “The 2025 US National Security Strategy”, Aralık 2025, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/ATAG/2025/779261/EPRS_ATA(2025)779261_EN.pdf
[6] Mario Damen, “EU strategic autonomy 2013-2023 From concept to capacity”, EPRS, Temmuz 2022, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2022/733589/EPRS_BRI(2022)733589_EN.pdf
[7] Marianna Satta, “The US National Security Strategy and the Imperative of European Autonomy”, 16.12.2025, Atlas Institute of International Affairs, https://atlasinstitute.org/the-us-national-security-strategy-and-the-imperative-of-european-autonomy/
[8] Anna Wieslander, “US strategy is leading to a Europe squeezed from the east and the west”, Atlantic Council, 22.12.2025, https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/us-strategy-is-leading-to-a-europe-squeezed-from-the-east-and-the-west/
[9] David Cattler, “What the New US National Security Strategy Really Signals for Europe”, International Centre for Defence and Security, 08.12.2025, https://icds.ee/en/what-the-new-us-national-security-strategy-really-signals-for-europe/
[10] Luis Garicano, “Strategic autonomy for Europe requires economic growth”, VOX EU, 04.09.2025, https://cepr.org/voxeu/columns/strategic-autonomy-europe-requires-economic-growth
[11] Sebastian Clapp, Martin Höflmayer, Elena Lazarou ve Marianna Pari, “ReArm Europe Plan/Readiness 2030”, European Parliamentary Research Service Briefing, Nisan 2025, https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2025/769566/EPRS_BRI(2025)769566_EN.pdf
[12] European Commission, “White Paper for European Defence – Readiness 2030”, 2025, e6d5db69-e0ab-4bec-9dc0-3867b4373019_en
[13] European Commission, “Preserving Peace - Defence Readiness Roadmap 2030”, 16.10.2025, https://defence-industry-space.ec.europa.eu/document/download/9db42c04-15c2-42e1-8364-60afb0073e68_en?filename=Joint-Communication%20_Defence-Readiness-Roadmap-2030.pdf
[14] European Commission, “SAFE | Security Action for Europe”,t.y., https://defence-industry-space.ec.europa.eu/eu-defence-industry/safe-security-action-europe_en
[15] Riccardo Gasco, “Peripheral Autonomy: Türkiye and the Reconfiguration of Europe’s Security Order”, ISTANPOL, 21.10.2025, https://istanpol.org/en/post-peripheral-autonomy-turkiye-and-the-reconfiguration-of-europe-s-security-order
[16] Sinan Ülgen, Sophia Besch ve İlke Toygür, “Strategic Autonomy as a Dynamic of Convergence in Türkiye-EU Relations”, 22.10.2024, Carnegie Europe, https://carnegieendowment.org/research/2024/10/strategic-autonomy-as-a-dynamic-of-convergence-in-turkiye-eu-relations
[17] Hatice Zeynep Şen, “Ortak Tedarikten Ortak Üretime: SAFE, Avrupa Savunma Sanayiinin Dönüşümü ve Türkiye’nin Konumu”, İKV Değerlendirme Notu No.328, Nisan 2025, https://www.ikv.org.tr/ikv.asp?lng=tr&ust_id=9878&id=10026
[18] Presidency of the Republic of Türkiye Investment and Finance Office, “Türkiye’s TAI a key supplier to Airbus A400M”, 12.05.2014, https://www.invest.gov.tr/en/news/news-from-turkey/pages/120514-turkey-tai-supplier-for-airbus-a400m.aspx
[19] Şenhan Bolelli, “TUSAŞ'tan HÜRJET için İspanya'da tarihi anlaşma”, AA, 14.05.2025, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/tusastan-hurjet-icin-ispanyada-tarihi-anlasma/3567543
[20] “BAYKAR VE LEONARDO İNSANSIZ TEKNOLOJİLER ALANINDA ORTAKLIK ANLAŞMASI İMZALADI”, Baykar, 06.05.2025, https://baykartech.com/tr/press/baykar-ve-leonardo-insansiz-teknolojiler-alaninda-ortaklik-anlasmasi-imzaladi/
[21] Aslı Aydıntaşbaş, “Turkey’s post-American hesitation”, Brookings, 10.06.2026, https://www.brookings.edu/articles/turkeys-post-american-hesitation/
[22] Rich Outzen, “Foe or friend? US-Turkey bilateral relations seem set to improve as interests align”, Atlantic Council, 11.03.2026, https://www.atlanticcouncil.org/content-series/ac-turkey-defense-journal/foe-or-friend-us-turkey-bilateral-relations-seem-set-to-improve-as-interests-align/