İKV'DEN TÜRKİYE’DE TÜKETİCİ HUKUKU VE AB MÜKTESEBATINA UYUMA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME NOTU
Türkiye'de Tüketici Hukuku ve AB Müktesebatına Uyum
Melike Sönmez, İKV Uzman Yardımcısı
- AB’de Tüketici Hukuku
AB’nin tüketici hukukunun temelleri 1957 tarihli Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma (Treaty on the Functioning of the European Union-TFEU) ile atılmış, çeşitli maddelerinde tüketici hukukunun korunmasına yönelik hükümler düzenlemiştir. Bu antlaşmayı takiben Komisyonun kabul ettiği Birinci Program (First Programme 1975) ve İkinci Program (Second Programme 1981) tüketici hukukuna yönelik eksik kalmış çerçeveyi tamamlamaya katkıda bulunmuştur. AB’de tüketiciyi korumaya yönelik ilk düzenleme olan Ürün Yükümlülük Yönergesi (Product Liability Directive) ise 1985’te kabul edilmiştir.
1975 tarihli Birinci Program tüketici haklarını aşağıdaki beş temel başlık şeklinde tanımlanmıştır:
- Sağlık ve güvenlik,
- Ekonomik çıkarların korunması,
- Tazmin edilme (zarar gördüğü veya mağdur olduğu durumlarda zararının giderilmesini talep edebilmesi),
- Bilgilendirilme ve eğitim,
- Tüketicilerin çıkarlarını korumak için (örgütlenme ve kolektif) temsil edilme hakkı.[1]
Birinci Program’ın tüketici haklarını ürünler özelinde genişletmesine karşın, 1970’ler sonunda dünya ekonomisinin dönüşmesi ve Avrupa’da hizmet sektörünün genişlemesi sonucu tüketici haklarının hizmetler kapsamında genişletilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu nedenle söz konusu eksikliği tamamlamak amacıyla İkinci Program 1981 tarihinde kabul edilmiştir.
İkinci Program’ın kabul edilmesiyle tüketici politikasının kapsamı genişletilerek hizmetlerden yararlanma koşulları da tüketici koruması içine alınmıştır. Bu noktada özellikle ulaşım, turizm, sağlık, eğitim gibi hizmet sektörleri ile kamu hizmetleri ve özel sektör hizmetlerinde tüketici hakları iyileştirilmiş ve hizmet sözleşmelerinde şeffaflık, bilgi verme ve cayma hakkı gibi yenilikler mevzuata dahil edilmiştir. İlgili metin kapsamında özellikle otomotiv ve beyaz eşya için garanti, yedek parça, bakım koşulları satış sonrası hizmetler ile ticari hizmetler (turizm, kredi, sigorta) güvence altına alınmıştır. Ayrıca su, elektrik, doğal gaz, ulaşım gibi kamu hizmetleri için tüketici temsili de güçlendirilmiştir. [2]
İlk iki programı takiben, 1990-1992 yıllarını kapsayan Üçüncü Program ile, önceki iki programda eksik kalan noktaları tamamlanması hedeflenmiş, genişleyen Avrupa iç piyasasında ortaya çıkan müşterilerin yaşadığı problemleri ele almayı amaçlamıştır.[3] Söz konusu üç program aracılığıyla çeşitli yönergeler, tüzükler ve düzenlemeler ile mevzuattaki eksiklikler giderilmeye çalışılarak mevzuatın uygulanmasına yönelik çeşitli mekanizmalar devreye alınmıştır.
2007-2013 AB Tüketici Politikası Stratejisi (EU Consumer Policy Strategy 2007-2013) ile 2014-2020 AB Sağlık ve Tüketici Programı (EU 2014-2020 Health and Consumer Programmes) kapsamında mevzuat derinleştirilmiş, çeşitli ihtiyaçlara cevap verebilmek amacıyla kapsamlı düzenlemeler ve mekanizmalar hayata geçirilmiştir.[4]
Ürün güvenliğini mevzuatta daha kapsamlı hale getirebilmek amacıyla 2001’de kabul edilen Genel Ürün Güvenliği Yönergesi (General Product Safety Directive [2001/95/EC]) 2004’te yürürlüğe girmiştir. İlgili yönerge AB’de piyasaya sürülen tüm ürünlerin güvenli olması gerektiğini belirleyen temel çerçeveyi oluşturmuştur. Piyasaya arz edilen tüm ürünleri kapsamı içine alan ilgili yönerge döneminin gerekliliklerine cevap verse de dijitalleşen çağın ihtiyaçları ve değişen alışveriş alışkanlıkları yeni önlemler ve kuralları gerektirmiş, bu nedenle ilgili yönerge yürürlükten kaldırılmıştır.
Öte yandan, 2023’te kabul edilip 2024’te yürürlüğe giren Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü (General Product Safety Regulation Regulation [2023/988]), kendisinden önceki yönergenin kapsadığı konulara ek olarak ihtiyaç duyulan hükümleri de içermiş, düzenlemenin kapsamını genişletmiş ve daha ayrıntılı hale getirmiştir. Bu çerçevede örnek olarak çevrim içi pazaryerlerine ilişkin hükümler doğrudan tüzükte yer almış ve ürün güvenliği ölçütleri daha detaylandırılmıştır.
Bununla birlikte, Tüketici Hakları Yönergesi (The Consumer Rights Directive [2011/83/EU]) AB’nin tüketici haklarını koruma çabalarının en önemli örneklerinden birini teşkil etmektedir. Bunun dışında TFEU 169’uncu Maddesi temel tüketici haklarını güvence altına almaya katkıda bulunurken, AB Temel Haklar Bildirgesi 38’inci Maddesi de tüketici haklarına atıfta bulunmaktadır.[5]
Temel metinlerin yanı sıra, AB’deki tüketici hakları çeşitli düzenlemeler aracılığıyla da ele alınmaktadır.
Tablo 1: AB’deki Temel Tüketici Hukuku Düzenlemeleri

Kaynak: Avrupa Komisyonu ve EURlex
1985’te kabul edilen Ürün Sorumluluğu Yönergesi’nin 2024’te güncellenmesi ve 2022’de kabul edilen Dijital Hizmetler Yasası ile çevrim içi pazaryerleri ve platformlara yeni yükümlülükler getirilmesi, tüketicilerin daha güvenli alışveriş yapmasını sağlamak için kapsamı genişletilen ve detaylandırılan düzenlemelere örnek teşkil etmektedir.
Yine Temsili Eylemler Yönergesi çerçevesinde tüketicilerin haklarının korunması yetkili kuruluşların açtığı davalar sonucunda tüketicilere toplu telafi imkânı tanınmasıyla güçlendirilmiştir. Bu çerçevede Üye Devletlerin, temsilî davalar yoluyla tedbir (injunctive relief) ve telafi (redress) önlemlerini mümkün kılmasını şart koşan yönerge, tüketicilere toplu şekilde tazminat, onarım, değiştirme, fiyat indirimi, sözleşmenin feshi veya para iadesi gibi telafi önlemleri seçeneklerinin sunulmasını sağlamaktadır. [6]
- AB’de Tüketici Hukuku Mekanizmaları
AB’de tüketici hukuku başlığı altında sayılan düzenlemeler aracılığıyla uygulamaya sokulmuş çeşitli mekanizmalar bulunmaktadır. Bu mekanizmalar, tüketicilerin haklarını arayabilmelerini sağlamak, şeffaflığı artırmak veya uyuşmazlıkların çözümü için bir platform oluşturmak gibi çeşitli amaçlara hizmet etmektedir.
Tablo 2: AB’deki Tüketici Mekanizmaları

Kaynak: Avrupa Komisyonu
Görsel 1: Safety Gate Platformu’ndan Örnek Bir Tehlikeli Ürün Uyarısı

Kaynak: RAPEX/Safety Gate[7]
- Türkiye’de Tüketici Hukuku
Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği, Türkiye’de tüketici mevzuatının AB ile uyumlaştırılması sürecinin başlangıcını teşkil etmektedir. 1/95 sayılı AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararı’nın 8-11’inci Maddeleri ile Türkiye’nin ürünlere ilişkin teknik AB mevzuatını iç hukuka dâhil etmesi hükme bağlanmıştır. Daha sonra 11 Ocak 2002’de çerçeve kanun olan 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun yürürlüğe girmiş ve böylece AB’ye uyumlu teknik mevzuatın uygulanabilmesi için gerekli hukuki altyapı sağlanmıştır. Ürün güvenliğini güvence altına alan ilgili Çerçeve Kanun Türkiye’de 18 yıl uygulandıktan sonra AB mevzuatının güncellenmesi ve ulusal mevzuatta ortaya çıkan ihtiyaçlar nedeniyle uygulamadan kaldırılmış, yerine 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu kabul edilerek 12 Mart 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
- 7223 Sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu
7223 sayılı Çerçeve Kanun kapsamı şunları içermektedir:
- Türkiye’nin ihracat pazarlarının ve rekabetçiliğin korunması amacıyla Türk malı imajına zarar veren güvensiz, tağşiş yapılmış, son kullanma tarihi geçmiş ürün ihraç edenlere ceza öngörülmesi,
- Güvensiz ürün satışı yapan internet sitelerini engellemek üzere e-ticarette ürün güvenliği denetimleri yapılması,
- Tedarik zinciri boyunca izlenebilirliği geliştirerek güvensiz ürünün asli sorumlusuna ulaşılmasının ve kayıt dışı ekonominin önüne geçilmesi,
- Güvensiz ürünlerin geri çağırılması ve tüketici mağduriyetinin giderilmesi ile ürünün sebep olduğu kazalar ve ölüm sonucunda mağdura sorumlu (imalatçı veya ithalatçı) tarafından tazminat sağlanması,
- Kamuoyunun güvensiz ürüne karşı bilgilendirilmesi ve imalatçılar tarafından yapılan duyurunun Bakanlıkça etkin olmadığının değerlendirilmesi halinde duyurunun yöntem ve şeklinin değiştirtilmesi ve gerekirse tekrarının istenmesi.
7223 sayılı Çerçeve Kanun’un yerini alan Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu kapsamında ikincil mevzuat, kanun amaçlarının uygulanmasına katkı sağlamaktadır. İlgili yönetmelikler yoluyla AB mevzuatına teknik uyum sağlanmaktadır.
Tablo 3: 7223 Sayılı Kanun'un Uygulama Yönetmelikleri

Kaynak: Mevzuat Bilgi Sistemi ve Resmî Gazete
Bununla birlikte, AB’ye teknik mevzuat uyumunda teknik mevzuat iki başlık altına toplanmakta, birinci başlık düzenlenmiş alan olup Komisyon tarafından hazırlanıp yürürlüğe konulmuş ortak bir mevzuat tarafından düzenlenen sektörleri kapsarken, ikinci başlık Komisyon tarafından düzenlenmeyen, üye ülkelerin yetkilerine ve ulusal mevzuatlarına bırakılmış alanı ifade eden düzenlenmemiş alandır.[8] Ayrıca, Ticaret Bakanlığı tarafından AB ürün mevzuatının kavramlarını, süreçlerini ve uygulama yöntemlerinin açıklandığı; üreticiler, ithalatçılar, dağıtıcılar, uygunluk değerlendirme kuruluşları ve kamu otoriteleri için yol gösterici olma amacı taşıyan Mavi Rehber adında bir kaynak hazırlanmıştır.[9]
T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından kamuoyuna yönelik hazırlanarak AB mevzuatına uyuma yönelik uygulamaların anlatılması amacıyla sunulmuş olan diğer kaynaklar şunlardır:
- Avrupa Birliği Düzenlenmemiş Alan Yasal Çerçevesi
- Avrupa Birliği'nin Ürün Güvenliğine İlişkin Rehber Dokümanları
- 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
Türkiye’de tüketici hukuku mevzuatının temel yapıtaşını oluşturan iki çerçeve kanundan bir diğeri de 28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanundur. Söz konusu kanun kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.[10] Kanun kapsamında farklı eksenlerdeki ihtiyaçlara yönelik ikincil mevzuat şunlardır:
- Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliği
- Taksitle Satış Sözleşmeleri Hakkında Yönetmeliği
- Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliği
- Konut Finansmanı Sözleşmeleri Yönetmeliği
- Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmeliği
- Bina Tamamlama Sigortası Genel Şartlar
- İş Yeri Dışında Kurulan Sözleşmeler Yönetmeliği
- Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği
- Finansal Hizmetlere İlişkin Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği
- Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği
- Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği
- Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği
- Süreli Yayın Kuruluşlarınca Düzenlenen Promosyon Uygulamalarına İlişkin Yönetmelik
- Fiyat Etiketi Yönetmeliği
- Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu Yönetmeliği
- Garanti Belgesi Yönetmeliği
- Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği
- Tüketici Ödülleri Yönetmeliği
- Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği
- Reklam Kurulu Yönetmeliği
- Tüketici Konseyi Yönetmeliği
- Reklam Konseyi Yönetmeliği
- Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği
- Tüketici Hakem Heyetleri Bilirkişilik Yönetmeliği
- Yenilenmiş Ürünlerin Satışı Hakkında Yönetmelik
- 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Kapsamında Uygulanan İdari Para Cezalarına ilişkin Uzlaşma Yönetmeliği
- Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Tebliğ
- 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 77’nci Maddesine Göre 2021 Yılında Uygulanacak Olan İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ
- 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68’inci Ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6’ncı Maddelerinde Yer Alan Parasal Sınırların Artırılmasına İlişkin Tebliğ
- 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun
- 77’nci Maddesinde Yer Alan Gayrisafi Gelirin Tespitine İlişkin Tebliğ
İlgili kanun ve ikincil mevzuatı sayesinde tüketicinin korunmasına yönelik ihtiyaçlar ele alınarak tüketici mevzuatının güçlendirilmesi ev aynı zamanda AB ile uyumun artırılması amaçlanmaktadır.
- Türkiye’de Tüketici Hukuku Mekanizmaları
Çatı mevzuat ve onun uygulamasına yönelik ikinci mevzuat niteliğindeki yönetmelikler ile tebliğlere ek olarak, tüketicilerin karşılaşabilecekleri sorunlara çözüm aramak, sorularına yanıt bulmak ya da bilgi edinmek amacıyla faydalanabilecekleri mekanizmalar bulunmaktadır.
Tablo 4: Türkiye’deki Tüketici Hukuku Mekanizmaları

Kaynak: T.C. Ticaret Bakanlığı
AB’deki Safety Gate sisteminin karşılığı olarak Türkiye’de GÜBİS (Güvensiz Ürün Bilgi Sistemi) tüketicilere güvensiz ürünlere yönelik yetkili merciler tarafından yönlendirilen uyarıları sunmaktadır.
Görsel 2: Güvensiz Ürün Portalı Platformundan Örnek Bir Tehlikeli Ürün Uyarısı

Kaynak: GÜBİS
- Türkiye’de Tüketici Hukukunun AB ile Uyum Sürecinde Güncel Durum
AB müzakere sürecinde, tüketiciyi doğrudan ilgilendiren mevzuatı kapsayan fasıllar, bireylerin günlük yaşamına somut etkilerinden dolayı öne çıkmaktadır. Tüketici haklarının korunmasına yönelik benimsenen düzenlemeler, bireylerin piyasa içerisindeki konumunu güçlendirirken, güvenli ve adil bir tüketim ortamının tesis edilmesine katkı sağlamaktadır.
3.1. Fasıl 28: Tüketicinin ve Sağlığın Korunması
Tüketicinin korunmasına yönelik mevzuatın iç hukuka aktarılması 28. Fasıl olan Tüketicinin ve Sağlığın Korunması kapsamında gerçekleştirilmektedir. Bu fasıl kapsamında iki ana başlıktan biri olan tüketicinin korunmasına ilişkin kapsamda yürütülen Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Faslında Tanıtıcı Tarama Toplantısı 8-9 Haziran 2006 tarihinde, Ayrıntılı Tarama Toplantısı ise 6-7 Temmuz 2006 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Bu fasla dair açılış kriteri öngörülmemiş ve fasıl Portekiz Dönem Başkanlığı’nda 19 Aralık 2007 tarihinde müzakereye açılmıştır. Bu kapsamda, müzakerelerin geçici olarak kapatılabilmesi için Ek Protokol’ün tam olarak uygulanması şartına ek olarak 5 adet kapanış kriteri getirilmiştir:
“1. Türkiye, genel ürün güvenliği alanındaki mevzuatını gözden geçirmeli ve (tüketici indirimleri, haksız sözleşme hükümleri, mesafeli satışlar, kapıdan satışlar, fiyatlandırma, paket turlar, devre tatil, tüketici kredileri, ihtiyati tedbirler, mali hizmetlerin uzaktan pazarlanması ve haksız ticari uygulamalar da dâhil olmak üzere) tüketicinin korunmasına ilişkin mevzuatını AB’yle daha fazla uyumlu olacak şekilde değiştirmeli; RAPEX sisteminde yer almak için gereken araçlar gibi, bu mevzuat değişikliklerini doğru uygulayabilmesi için yeterli idari yapıları ve uygulama kapasitesini üyelik tarihi itibarıyla oluşturacağını göstermelidir.”[11]
İlgili kapanış kriterinde sayılan kriterlerin karşılanabilmesi amacıyla ilk olarak 6502 sayılı Çatı Kanun kabul edilmiş, tüketici indirimleri, haksız sözleşme hükümleri, mesafeli satışlar, kapıdan satışlar, fiyatlandırma, paket turlar, devre tatil, tüketici kredileri, ihtiyati tedbirler, mali hizmetlerin uzaktan pazarlanması ve haksız ticari uygulamalar ile diğer detayları içeren bir kapsam Türk mevzuatında yer almaktadır. Ayrıca, eski adıyla RAPEX olan Safety Gate sistemi karşılığı GÜBİS Türkiye’de 2018 yılında devreye alınmıştır.
Yine Türkiye’nin 2021 tarihli 7223 sayılı Çerçeve Kanun’u, AB’nin ürün güvenliği ve piyasa gözetimi sistemine uyum amacıyla çıkarılmıştır. Öte yandan, 2023’te kabul edilip 2024’te yürürlüğe giren AB Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü (General Product Safety Regulation [2023/988]), 2001’de kabul edilen AB Genel Ürün Güvenliği Yönergesi’nin yerine geçmiştir. Bu gelişme, Türkiye’nin ulusal mevzuatını uyumlulaştırması için yeni bir alan ortaya çıkarmıştır çünkü, Türkiye söz konusu tüzüğün karşılığı olan Genel Ürün Güvenliği Yönetmeliği’ni AB’deki güncellemeden önce, 2021’de kabul etmiştir. Türkiye’nin ulusal düzenlemesi, AB’nin önceki düzenlemesine uyumlu şekilde hazırlanmıştır. Ancak yeni tüzükte öngörülen, AB dışından gelen ürünlerde AB içinde yerleşik bir ‘sorumlu kişi’ bulundurma yükümlülüğü ile QR kod gibi uygulamalar Türk mevzuatında yer almadığından, düzenlemeler arasında izlenebilirlik (traceability) bakımından tam uyum sağlanamamış, bu noktada farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda AB’deki Genel Ürün Güvenliği Tüzüğü’nün karşılığı olan Genel Ürün Güvenliği Yönetmeliği’nin, tedarik zinciri boyunca izlenebilirliğin iyileştirilebilmesi amacıyla revize edilmesi ihtiyacı bulunmaktadır.
Bununla beraber, bu güncelleme eksikliğinden hareketle iki düzenleme arasındaki hukuki jargonda diğer farklılıklar da göze çarpmaktadır. Örneğin AB’nin 2023 tarihli değişikliğinden önceki yönergesinde düzenleme kapsamına ilişkin ‘piyasaya arz edilen ürünler’ ifadesi yer alırken, düzenlemenin güncel versiyonunda çevrim içi pazaryerlerine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Türk mevzuatındaki bu farklılığın giderilmesi AB tüketici mevzuatı ile tam uyum sağlanabilmesi açısından gereklidir.
Komisyon tarafından yayımlanan 2025 Türkiye Raporu’nda tüketici hukukunu ilgilendiren fasıl olan 28. Fasıla uyum hususunda Türkiye’nin iyi düzeyde olduğunu ancak tüketici farkındalığının düşük düzeyde olduğu ve bunun iyileştirilmesine yönelik çabaların gerekli olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte Türkiye’nin ürün tedarik zincirindeki izleme faaliyetlerinin zayıflığı ve izleme araçlarının iyileştirmeye gereksinim duyduğu not edilmektedir.
Yine e-ticaretteki piyasa gözetimi ve denetiminin sınırlı olduğu, Türk mevzuatındaki tüketici başlıklı sorunların ürün güvenliği alanında yoğunlaştığı ifade edilmektedir. Bununla birlikte, ürün güvenliği ile ilgili olmayan konularda tüketicinin korunması hususunda AB müktesebatıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu aktarılmaktadır. Bu noktada, Türk mevzuatının AB Temsili Eylemler Yönergesi ile büyük ölçüde uyumlu olduğu kaydedilmektedir. Türkiye’de doğrudan ilgili Yönerge karşılığında bir düzenleme bulunmamakla birlikte, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun içinde bazı hükümler benzer işlev görerek tüketicilerin toplu çıkarlarının korunması için gerekli yargı mekanizmalarının devreye sokulmasını öngörmektedir. Bu çerçevede Türk tüketici hukukunda toplu çıkarların korunması, esas itibarıyla idari otoritelerin (Bakanlık ve Reklam Kurulu) yaptırım yetkileri ile tüketici örgütlerine tanınan dava açma imkânı üzerinden sağlanmaktadır ancak AB’den farklı olarak, tüketicilere toplu tazminat elde etme imkânı sunulmamaktadır.
2025 Türkiye Raporu’nda, tüketicinin bilinçlenmesi ve eğitimi ile sektörel paydaşların iş birliği ve koordinasyonunun zayıf kaldığına dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda, tüketici STK’ları ve örgütlerinin devlet kurumlarıyla daha yakın bir koordinasyon ve iş birliği mekanizması geliştirmekte yetersiz kaldığı vurgulanmaktadır.
Öte yandan, tüketicinin günlük yaşamını derinden etkileyen bir diğer düzenleme alanı ise tüketici güvenliği ve ürün güvenilirliği çerçevesinde ele alınan ürün etiketleme mevzuatıdır. Bu kapsam, AB müzakere sürecinde 12. Fasıl olan Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası başlığı altında değerlendirilmektedir.
3.2 Fasıl 12: Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası
Daha önce değinilen tüketicinin korunmasına yönelik mevzuatın iç hukuka 28. Fasıl olan Tüketicinin ve Sağlığın Korunması başlığında aktarılmasına ek olarak 12. Fasıl olan Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası başlığında da tüketicinin korunmasına yönelik diğer bazı ayrıntılar ele alınmaktadır.
AB’nin tarım politikasının temelini oluşturan “tarladan sofraya” (from farm to fork) ilkesi doğrultusunda, çiftlikten nihai tüketiciye kadar uzanan tüm değer zincirinin izlenebilirliği esastır. Bu kapsamda, bitki ve hayvan sağlığının yanı sıra insan sağlığının korunmasını gözeten; tüketici sağlığı ve güvenliğini merkeze alan etiketleme uygulamaları dâhil olmak üzere çeşitli düzenlemeler bütüncül bir çerçeve altında ele alınmaktadır.[12]
Bu fasılın çerçevesini üç ana başlık meydana getirmektedir:
- Gıda güvenliği: Gıdanın temini, işlenmesi ve piyasaya sürülmesi adımlarının güvenliğini gözetmektedir.
- Veterinerlik: Canlı hayvanların ve hayvansal üretimin esaslarını belirleyerek kayıt altına alınmasını kapsamaktadır.
- Bitki sağlığı: Bitkilerdeki zirai kalıntıların kontrolü ele alınmakta ve bitki bileşenleri dâhil olmak üzere bitki sağlığını ilgilendiren tüm süreçler değerlendirilmektedir.[13]
AB’ye uyumlu gıda, yem ve veterinerlik çerçeve mevzuatlarının benimsenmesi, teknik kapasite geliştirilmesi, küçükbaş hayvanların kimliklendirilmesine ilişkin gereklilikler, canlı hayvanların takip ve izlenebilmesini sağlayacak önlemlerin benimsenmesi, Trakya bölgesinin şap hastalığından arındırılması, Komisyon’a gıda işletmeciliği alanında AB müktesebatındaki kategorileri esas alan bir sınıflandırmanın sunulmasını kapsayan açılış kriterlerinin tamamlanmasının ardından söz konusu fasıl 30 Haziran 2010 tarihinde gerçekleşen Dokuzuncu Türkiye-AB Katılım Konferansı’nda müzakereye açılmıştır.[14]
Bununla birlikte kapanış kriterleri arasında ise
- Türkiye-AB Ortaklık Anlaşması Ek Protokolü’nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirilmesi,
- AB müktesebatına uyumlu hayvan kimliklendirme ve kayıt sistemlerinin uygulanarak tam işler hale getirilmesi,
- Hayvansal ürün işletmelerinin standartlarının iyileştirilerek AB düzeyine yaklaştırılması,
- Hayvan hastalıklarının ele alınma süreçlerini AB standartlarına uyumlulaştırılması,
- TSE (hayvanlarda ve insanlarda da görülebilen bir tür sinir sistemi hastalığı grubu) kontrolü için yem yasağı, riskli materyal denetimi ve testleri kapsayan AB uyumlu bir sistem uygulanması,
- Hayvan mevzuatının AB ile uyumlulaştırılması,
- AB’ye uyumlu resmi kontrol sistemleri ve sınır noktaları kurularak idari kapasitesinin artırılması gibi çeşitli adımlar bulunmaktadır.[15]
İlgili fasıl kapsamında AB mevzuatına uyum sağlanabilmesi amacıyla 5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” 13 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun çerçevesinde AB mevzuatıyla tamamıyla ve kısmen uyumlu yaklaşık 250 ikincil mevzuat yayımlanmıştır ve müktesebat uyum çalışmaları sürmektedir.
Tablo 5: Türk Mevzuatının 12’nci Fasıldaki Uyum Durumu
.jpg)
Kaynak: EUR-Lex ve Resmî Gazete
- AB Mevzuatının Türk Tüketicinin Günlük Hayatına Etkileri: Uygulamadan Örnekler
Türk mevzuatında, tüketici politikaları kapsamında farklı fasıllar üzerinden AB düzenlemeleriyle uyumlaştırma çalışmaları yürütülmektedir. Bu çerçevede tüketici haklarını gözetmeye yönelik politikaların doğrudan insan hayatına etki eden, günlük hayatla yakından ilişkili alanları düzenlediği göze çarpmaktadır.
AB düzenlemeleri Türk mevzuatında tüketici temsiliyetinin güçlendirilmesi, tüketici haklarının iyileştirilmesi ve gıda güvenliğinin yükseltilmesi gibi çeşitli revizyonlara sebep olmuştur.
1. Tüketici Bilgilendirme: Gıda Etiketlerinde Standartlaşma
AB mevzuatına uyumlulaşma çalışmalarının en önemli çıktılarından biri gıda etiketlerinde standartlaşmanın sağlanması olmuştur. Türkiye’de gıda etiketleme uygulamaları uzun süredir mevcut olmakla birlikte, alerjenlerin ambalaj üzerinde açıkça belirtilmesinin zorunlu hale gelmesi, enerji ve besin değerleri tablosunun standart bir formatta sunulması, etiketlerin belirli bir puntoda yazılmasının standart hale getirilerek okunabilirlik kriterlerine bağlanması ve menşe ülke bilgisinin şeffaflaştırılması gibi yenilikler AB ile uyum süreci çerçevesinde benimsenmiştir. Bu düzenlemeler, Türk tüketicisinin günlük alışverişte daha doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir bilgiye erişimini sağlayarak hem gıda güvenliğini yükseltmiş hem de tüketici haklarının korunmasını güçlendirmiştir. Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği, 1169/2011 sayılı AB Gıda Bilgisi Tüzüğü (Food Information to Consumers Regulation) ile büyük ölçüde uyumlu hazırlanmış, böylece AB’nin etiketleme gerekliliklerini koruyarak Türk ürünlerindeki etiketlerin daha tüketici dostu, daha şeffaf ve daha standart hale gelmesine katkı sağlamıştır. Bu uyum süreci, yalnızca iç piyasada tüketicilerin daha doğru ve güvenilir bilgiye erişimini kolaylaştırmakla kalmamış, aynı zamanda Türk gıda ürünlerinin AB standartlarına uygun hale gelmesini sağlayarak uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmış ve ihracat süreçlerini daha sorunsuz yürütmeye imkân tanımıştır.
Görsel 3: AB’de Satışa Sunulan Bir Gıda Etiketi

Kaynak: Open Food Facts[16]
Görsel 4: Türkiye’de Satışa Sunulmuş Bir Gıda Etiketi

Kaynak: Tazedirekt[17]
2. Ürün İsimlendirmelerinde Şeffaflık: Yanıltıcı İfade ve Çağrışımların Önlenmesi
Türkiye’de de AB’de olduğu gibi mevzuat tüketicinin şeffaf olmayan, yanıltıcı isimlerle piyasaya sürülen ürünlerin arzının yasaklanmasını öngörmektedir. Örneğin, içeriğinde süt ürünü bulunamayan vegan bir kahvaltılık ürün mevzuat gereği ‘vegan krem peynir’ yerine ‘sürülebilir bitkisel gıda’ şeklinde isimlendirilmektedir. Benzer şekilde, mevzuat ‘hakiki tereyağı’ gibi gerçeği olduğundan fazla yücelten ifadelerin yanı sıra, ‘anne eli değmiş gibi’ tarzında duygusal manipülasyon içeren betimlemeleri de yasaklayarak tüketicinin objektif, güvenilir ve karşılaştırılabilir bilgiye erişimini güvence altına almaktadır. Bu uygulamaları mümkün kılan AB’deki düzenleme 169/2011 sayılı Gıda Bilgisi Tüzüğü iken Türkiye’deki karşılığı Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği şeklinde karşımıza çıkmaktadır. AB karşılığından uyumlulaştırılan Yönetmelik uyarınca,
- Gıda hakkında bilgilendirme yanıltıcı olamayacağı,
- Gıdanın doğası, kimliği, bileşimi, miktarı, menşei vb. hakkında yanlış izlenim verilemeyeceği,
- Sahip olmadığı özelliklerin atfedilemeyeceği,
- Benzer gıdalar aynı niteliklere sahipken özel farklılık varmış gibi sunulamayacağı,
- Bir bileşen ikame edildiğinde varmış gibi gösterilemeyeceği,
- Özel beslenme amaçlı gıdanın bir hastalığı önleme, tedavi etme veya iyileştirme özelliğine sahip olduğuna dair bilgilendirme yapılamayacağı ve bu tür özelliklere atıfta bulunulamayacağı gibi hükümler düzenlenmektedir.
Yanıltıcı isimlendirmelerin önüne geçilmesinde rol oynayan bir diğer düzenleme, kapsamında yürürlüğe koyduğu hükümleridir. Bu düzenlemenin eklerinde, farklı ürün gruplarının tanımlanmasında kullanılacak nitelikler ve içerik alt sınırları ayrıntılı biçimde belirlenmiştir. Örneğin, çeşitli katı yağ (tereyağı, margarin vb.) grupları için minimum içerik oranları, zeytinyağı veya yumurta gibi ürünlerin ambalajlarında yer alacak betimlemelerin nasıl ifade edilmesi gerektiği konusunda net yönergeler sunulmaktadır.
Türkiye’de ise bu düzenlemenin karşılığı olarak yine Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği (2017) karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca ikincil mevzuat kapsamında çıkarılan ürün bazlı tebliğler, günlük hayatta doğrudan etkisini göstermektedir. Örneğin, süt proteini ve süt yağı düşük olan bir ürünün ‘dondurma’ adıyla değil, ‘sütlü buz’ olarak isimlendirilmesi, Türk Gıda Kodeksi Dondurma Tebliği ile güvence altına alınmıştır. Bu sayede hem tüketici yanıltılmaktan korunmakta hem de ürünlerin pazarlanmasında şeffaflık sağlanmaktadır.
3. Tüketici Temsiliyetinin Güçlendirilmesi: Kolektif Dava Mekanizması
Türkiye’de tüketicilerin bireysel mağduriyetlerini aşmalarına yardımcı olmak üzere Tüketici Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri gibi mekanizmalar bulunmaktadır. Bununla birlikte, bireysel başvuru yollarının ötesinde, tüketici örgütlerine kolektif temsil yetkisinin tanınması AB müktesebatına uyum süreci sayesinde gerçekleşmiştir. Nitekim 2013 yılında yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, tüketici örgütlerine haksız ticari uygulamaların ve haksız sözleşme şartlarının toplu çıkarlar bakımından denetlenmesi amacıyla dava açma yetkisi vermiştir. Bu yetki, AB müktesebatında yer alan 93/13/EEC sayılı Haksız Sözleşme Şartları Yönergesi (Unfair Terms in Consumer Contracts) ve 2009/22/EC İhtiyati Tedbirler Yönergesi (Injunctions Directive) hükümleriyle uyum çerçevesinde Türk hukuk sistemine aktarılmıştır. Böylece Türkiye’de tüketici örgütleri, örneğin yanıltıcı reklam kampanyaları veya sistematik haksız uygulamalar karşısında, tüketici mahkemeleri nezdinde dava açarak toplu çıkarların korunmasını ve tüketici haklarının iadesini sağlayabilmektedir. Daha sonra AB, 2020/1828/EU sayılı Temsili Eylemler Yönergesi (Representative Actions Directive) ile bu alandaki hükümleri güncelleyerek tüketici örgütlerine AB çapında standartlaştırılmış ve daha güçlü bir kolektif dava mekanizması kazandırmış, böylece yetkiyi daha ileri bir aşamaya taşımıştır. Öte yandan Türkiye’de, söz konusu 2020 tarihli Yönerge’ye uyum henüz sağlanmadığından, ilgili mekanizmanın manevra alanı sınırlı kalmış ve uygulanabilirliği nispeten düşük olmuştur. Bununla birlikte, AB reformlarının kazandırdığı kolektif dava açabilme yetkisi Türk mevzuatında önemli bir sıçrama teşkil etmiş ve tüketici temsiliyetinin hukuki zeminde güçlenmesine katkı sağlamıştır.
4. Hayvan Refahının Gözetilmesi
AB gıda güvenliği mevzuatında hayvan refahını gözeten çeşitli düzenlemeler karşımıza çıkmaktadır. AB’nin Hayvanların Öldürülmesi Sırasındaki Korunumu Tüzüğü (Protection of Animals at the Time Of Killing-1099/2009) yünü, derisi ya da etinin tüketilmesi amacıyla piyasaya arz edilen çeşitli hayvan grupları için bu işlemler sırasında canlının bilişsel ve psikolojik iyi oluşunun ele alınmasını amaçlayan bir düzenlemesi bulunmaktadır. [18] Ayrıca 98/58/EC sayılı Yönerge, çiftlik hayvanlarının barınma, beslenme, bakım, ışık, havalandırma, serbest hareket gibi temel refah koşullarını düzenleyen asgari standartları belirlemektedir. Bununla birlikte yine hayvanlarda çeşitli sinir sistemi hastalıklarının önlenmesi üzere kabul edilmiş düzenlemeler (TSE/BSE Tüzükleri-999/2001/EC) aracılığıyla deli dana ve şap gibi çeşitli hayvan hastalıklarının gıda zincirine girmesini engellemekte ve bu da tüketicinin sağlığını korumakla birlikte hayvan refahı standartlarını yükseltmektedir. Aynı zamanda AB’nin yumurtlayan tavukların korunmasına ilişkin 1999/74/EC sayılı Yumurtlayan Tavukların Korunması İçin Asgari Standartlar Yönergesi (Minimum Standards For The Protection Of Laying Hens) ve buna bağlı pazarlama standartları sayesinde etiketlerde hayvan kökenli ürünlerin üretim koşullarına dair şeffaflık sağlanmaktadır. Bu kapsamdaki düzenlemelere örnek olarak yumurta etiketlerinde “kafes, serbest dolaşım, organik” gibi üretim yöntemlerinin belirtilmesi, hayvan refahı hakkında bilgi vermekle birlikte tüketicinin ürün seçimi sırasında şeffaflığı artıran bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkiye’de hayvan refahının gözetilmesi amacıyla AB ile uyumlu şekilde kabul edilen 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu mevzuatta yer almaktadır. Bu kanun genel itibarıyla gıda ve yem güvenilirliğini, halk sağlığı, bitki ve hayvan sağlığı ile hayvan ıslahı ve refahını, tüketici menfaatleri ile çevrenin korunması da dikkate alarak korumayı ve güvence altına alma amacı taşımaktadır. Bu kanun çerçevesindeki ikincil mevzuat Çiftlik Hayvanlarının Refahına İlişkin Genel Hükümler Hakkında Yönetmelik 98/58/EC sayılı Çiftlik Hayvanlarının Korunması Yönergesi (The Protection Of Animals Kept For Farming Purposes) ile uyumlu kabul edilmiş olup piyasaya arz edilen hayvansal ürünlerin kaynağını teşkil eden hayvanların ihtiyaçları ve iyi oluşlarını, bakım altına alındıkları yer ve koşulları düzenleyen bir düzenlemedir.
AB’nin güvensiz gıdaları üye ülkelerdeki ilgili otoritelere bildirdiği RASFF (The Rapid Alert System for Food and Feed/Gıda ve Yem İçin Hızlı Uyarı Sistemi) platformunun bir de kamuoyuna açık olan RASFF Window isimli bir arayüzü bulunmaktadır. Bu platformda tüketiciler piyasada tespit edilen gıda ve yem/hayvan gıdası risklerine ilişkin, ürünün menşei ve tespit edilen riski, tespit edilen ve bildirim yapılan ülke bilgisi ile listeyebilmektedirler. Öte yandan, üretici ve marka adı rekabet kuralları gereği paylaşılamamakta, bu bilgiler sadece üye ülkelerdeki resmi otoritelerin erişim sağlayabildiği arayüzde görüntülenebilmektedir. [19] AB’de bulunan TRACES isimli platform ise AB’de hayvanlar, hayvansal ürünler, gıda ve yemlerin ticaretini ve ithalatını dijital sertifikalar ve resmi kontrollerle izlenebilir hale getirerek güvenlik ve hayvan refahını garanti eden merkezi sistemdir.[20] Bu sistem yetkili taraflarca erişilebilmekte olup veriler kamuoyu tarafından görüntülenememektedir.
Türkiye’de RASFF platformu karşılığı olarak hayvansal gıdaları da kapsayan Güvenilir Gıda Platformu’nda firma isim ve varsa marka görüntülenebilmektedir.[21] Yine AB’nin TRACES platformunun ulusal karşılığı da Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’dir.[22] Bununla birlikte AB’de TRACES sistemi bünyesinde yürütülen izleme ve denetim uygulamaları Türkiye’de farklı platformlara dağıtılmış durumdadır. TRACES AB’de tek merkezli, bütünleşik bir sistem iken Türkiye’de işlevler farklı sistemlere (VETBİS, GÜBİS, GGBS) dağılmış durumdadır ve bu nedenle Türkiye’de izlenebilirlik ve piyasa denetimi sağlanmakta ancak AB’deki gibi tek portal üzerinden hızlı uyarı ve entegrasyon henüz bulunmamaktadır.
AB müktesebatı, Türkiye’de tüketici güvenliğinin sağlanması noktasında çok boyutlu bir dönüşüm sürecine öncülük etmiştir. Bu kapsamda, farklı alanlara temas eden pek çok uygulama ve standart Türk mevzuatına kazandırılmış; gıda güvenliği, ürün etiketleme, hayvan refahı ve piyasa denetimi gibi kritik başlıklarda AB normlarına uyum sağlanmıştır.
Tüketici güvenliğini artırmaya yönelik izleme portalları (örneğin Güvenilir Gıda Platformu), paketleme ve etiketleme standartlarının geliştirilmesi ve hayvanların genel iyi oluşuna katkı sağlayan düzenlemeler, Türkiye’deki vatandaşların günlük yaşamına doğrudan yansımaktadır. Bu mekanizmalar sayesinde vatandaş, satın aldığı ürünün güvenilirliği konusunda daha şeffaf bilgiye ulaşabilmekte, gıda zincirinde riskler daha erken tespit edilmekte ve hayvan refahı gözetilerek üretilen ürünler tüketiciye sunulmaktadır.
Sonuç olarak AB uyum süreciyle birlikte Türk mevzuatına entegre edilen bu düzenlemeler yalnızca hukuki ve kurumsal yapıyı güçlendirmekle kalmamış, aynı zamanda vatandaşların hayat kalitesini yükselten, günlük yaşam standartlarını doğrudan etkileyen bir güvenlik ve refah altyapısı oluşturmuştur.
Değerlendirme
Türkiye’nin tüketici hukuku müktesebatının AB’ye uyumunda diğer birçok fasıla göre iyi uyum düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu çerçevede ürün güvenliğine ilişkin hükümlerin iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Öte yandan, tüketicinin korunmasına yönelik alanda iyileştirilmeye ihtiyaç duyulduğu, aynı şekilde ürün güvenliği alanında da daha çok uyumlulaştırma ihtiyacı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Öne çıkan eksikliklerden en önemlisi, tüketici bilincinin yeterince gelişmemiş olmasıdır. Bu durum, tüketicilerin haksız uygulamalara karşı kendilerini korumakta zorlanmalarına yol açmaktadır. AB tüketici müktesebatına uyum çerçevesinde belirli ilerleme kaydedilmiş; AB Genel Ürün Güvenliği Yönergesi’ne karşılık Genel Ürün Güvenliği Yönetmeliği kabul edilmiş ve bu kapsamda GÜBİS devreye alınmış olsa da Türk toplumunun büyük bölümü bu sistemden habersizdir. Bunun temel nedeni tüketici farkındalığının düşük olmasıdır. Tüketici farkındalığının artırılmasının yanı sıra, mağduriyet halinde hakkının teslim edileceğine dair tüketicinin güveninin geliştirilmesi de gerekmektedir. Zira bu endişe, tüketicilerin hak arama davranışını engelleyebilmekte ve hukuk ile yargı mekanizmalarına duyulan güvenin azalmasıyla paralel bir sorun teşkil etmektedir.
Not edilmesi gereken diğer bir eksiklik, Türkiye’de piyasaya arz edilen ürünlerin tedarik zincirindeki izleme faaliyetlerinin geliştirilmesi gerekliliğidir. 7223 sayılı Çerçeve Kanun kapsamında kabul edilen Genel Ürün Güvenliği Yönetmeliği ile halihazırda izlenebilirlik sağlanmakla birlikte, bu sistemin iyileştirilmesine ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada mevcut AB uygulamalarını referans almak faydalı olacaktır. Örneğin, QR kod teknolojilerinin AB’de olduğu gibi GÜBİS kapsamındaki izleme protokollerine entegre edilmesi, uyumun derinleştirilmesi açısından önemli bir adımı teşkil etmektedir. Yine çevrimiçi pazar yerlerine ilişkin hükümlerin Türk mevzuatına eklenmesi uyumu artırıcı rol oynayacaktır.
Son olarak, Bakanlık ve Reklam Kurulu’nun tüketiciler adına toplu dava açma yetkisinin bulunması, AB müktesebatına uyum kapsamında devreye alınmıştır. Öte yandan, tüketicilerin toplu çıkarlarının korunması amacıyla toplu tazminat hakkı ve benzeri önlemler henüz ulusal mevzuatta yer almamaktadır. Ayrıca, tüketiciyi temsil eden örgütlerin resmi otoritelerle koordinasyon eksikliği, tüketici haklarının korunmasında kritik bir rol oynayan temsiliyet hakkını zayıflatmaktadır.
Bahse konu eksikliklerin giderilmesi, ulusal mevzuatta tüketicinin konumunu güçlendirerek haklarının daha etkin biçimde korunmasına ve tüketici-satıcı ilişkilerinin daha dengeli bir zeminde kurulmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca, AB’ye uyum sürecinde maliyet etkin bir yaklaşım sunan tüketici başlığındaki ilerlemeler, uzun vadede ulusal pazardaki pek çok dinamiğin iyileştirilmesine olumlu yansıyacaktır.
Tüketicinin korunmasına yönelik başlıkları kapsayan fasıllarda yapılacak müktesebat uyumlaştırma çalışmaları doğrudan ticari ilişkileri etkileme niteliği taşıdığından Türkiye’nin uyum sürecine önemli bir ivme kazandırma potansiyeli taşımaktadır. Bu düzenlemeler yalnızca dış ticaretin işleyişini kolaylaştırmakla kalmayacak; aynı zamanda tüketici güvenliği, ürün standartları ve hayvan refahı gibi alanlarda günlük yaşamı doğrudan etkileyen kazanımlar elde edilmesine katkıda bulunacaktır.
Uyum sürecinde hayata geçirilen izleme portalları, paketleme ve etiketleme standartlarının geliştirilmesi ile hayvanların genel iyi oluşuna yönelik mekanizmaları Türkiye’deki vatandaşların hayat kalitesinin yükselmesine katkı sağlamaktadır. Vatandaş daha güvenilir ürünlere erişebilmekte, şeffaf bilgilendirme sayesinde bilinçli tercihler yapabilmekte ve gıda zincirinde risklerin daha etkin biçimde önlenmesiyle günlük yaşamında daha yüksek bir güvenlik standardına kavuşmaktadır. Sonuç olarak bu fasıllarda yapılacak güncellemeler, hem ticari ilişkilerde rekabet gücünü artıran hem de vatandaşların yaşam kalitesini doğrudan yükselten stratejik bir potansiyel taşımaktadır.
AB uyum sürecinde en fazla ilerleme kaydedilen alanlardan biri olan tüketici mevzuatının vatandaş ve tüketici hayatına doğrudan olumlu etkileri yadsınamaz. Çeşitli mevzuat başlıklarında AB uyum süreci vatandaşın günlük yaşamına pek çok olumlu katkı sağlamış olsa da en görünür sonuçların ortaya çıktığı alanlardan biri tüketici mevzuatı olmuştur. Bu durum AB müzakereleri ve uyum sürecinin yalnızca yüksek politikanın konusu olmadığını, aynı zamanda günlük hayatın içinde somut etkiler yaratan bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, tüketici mevzuatında uyumlaştırma çalışmalarının sürdürülmesi, elde edilen kazanımları artıracak ve vatandaşın yaşam kalitesine daha fazla katkı sağlayacaktır.
[1] Council Resolution of 14 April 1975 on a preliminary programme of the European Economic Community for a consumer protection and information policy, Official Journal C 092 , 25/04/1975 P. 0001 - 0001 https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=oj:JOC_1975_092_R_0001_01
[2] Council Resolution of 19 May 1981 on a second programme of the European Economic Community for a consumer protection and information policy, Official Journal C 133 , 03/06/1981 P. 0001 https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=oj:JOC_1981_133_R_0001_01
[3] Elizabata Imeraj, Flutur Shabani, Naim Mëçalla, 2025, Consumer protection policy in the EU. Balkan Journal of Interdisciplinary Research, 11. 40-48. 10.2478/bjir-2025-0021
[4]European Commission Press Release, EU Budget 2014-2020: Commission unveils new and ambitious Health and Consumer Programmes, 9.11.2011
https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_11_1317
European Union, EU consumer policy strategy 2007-2013, https://eur-lex.europa.eu/EN/legal-content/summary/eu-consumer-policy-strategy-2007-2013.html
[5] Elizabata Imeraj, Flutur Shabani, Naim Mëçalla, 2025, Consumer protection policy in the EU. Balkan Journal of Interdisciplinary Research, 11. 40-48. 10.2478/bjir-2025-0021
[6] Directive (EU) 2020/1828 of the European Parliament and of the Council of 25 November 2020 on representative actions for the protection of the collective interests of consumers and repealing Directive 2009/22/EC, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:32020L1828
[7] Görselde yer alan internet sayfasının Türkçe çevirisi, Google altyapısı tarafından sağlanmıştır.
[8] T.C. Ticaret Bakanlığı, “AB Teknik Mevzuatın Gelişimi”, 10.04.2025, https://ticaret.gov.tr/urun-guvenligi/ab-teknik-mevzuat-uyumu/ab-teknik-mevzuatin-gelisimi Erişim tarihi: 8.04.2026
[9] T.C. Ticaret Bakanlığı, Avrupa Birliği Ürün Kurallarının Uygulanmasına İlişkin Mavi Rehber, https://ticaret.gov.tr/data/5b8845e613b87711604c931c/AB.rehber.dokumanlar.pdf
[10] T.C. Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü, 2021, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve İkincil Mevzuatı, https://tuketici.ticaret.gov.tr/data/5e81982d13b876a1b04c7a42/Tuketicinin_Korunmasi_Hakkinda_Kanun_6502_Ocak_2021.pdf
[11] T.C. Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Başkanlığı, “28) Tüketicinin ve Sağlığın Korunması” 30.09.2019 https://www.ab.gov.tr/28-tuketicinin-ve-sagligin-korunmasi_93.html Erişim tarihi: 13.04.2026
[12] “Fasıl 12: Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası”, T.C. Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Birliği Başkanlığı, 10 Temmuz 2025, https://www.ab.gov.tr/fasil-12-gida-guvenligi-veterinerlik-ve-bitki-sagligi-politikasi_77.html Erişim tarihi: 9.06.2026
[13] A.g.e.
[14] A.g.e.
[15] A.g.e.
[16] “Crunchy Avoine & Chocolat Noir x 5 x 2 barres de 21 g – General Mills – 210 g”, Open Food Facts,
https://world.openfoodfacts.org/product/8410076601148/crunchy-avoine-chocolat-noir-x-5-x-2-barres-de-21-g-general-mills Erişim tarihi: 18.05.2026
[17] “Glütensiz Tahinli Kurabiye 125 g”, Tazedirekt, https://www.tazedirekt.com/glutensiz-tahinli-kurabiye-125-g-p-4d006d Erişim tarihi: 18.05.2026
[18] Council Regulation (EC) No 1099/2009 of 24 September 2009 on the protection of animals at the time of killing https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2009/1099/oj/eng Erişim tarihi: 18.05.2026
[19] “Rapid Alert System for Food and Feed (RASFF)”, European Commission, https://food.ec.europa.eu/food-safety/rasff_en Erişim tarihi: 18.05.2026
[20] “How does TRACES work?”, European Commission,
https://food.ec.europa.eu/horizontal-topics/traces/how-does-traces-work_en Erişim tarihi: 18.05.2026
[21] Gıda Kamuoyu Duyurusu, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, https://guvenilirgida.tarimorman.gov.tr/GuvenilirGida/gkd/SagligiTehlikeyeDusurecek?siteYayinDurumu=True Erişim tarihi: 15.05.2026
[22] Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi (GGBS), T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, https://ggbs.tarim.gov.tr/ Erişim tarihi: 15.05.2026
