İKV’DEN “RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI GÖLGESİNDE AB-NATO İLİŞKİLERİ” BAŞLIKLI DEĞERLENDİRME NOTU
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI GÖLGESİNDE AB-NATO İLİŞKİLERİ
Deniz Bal, İKV Uzman Yardımcısı
Yükselen küresel krizler NATO ve AB ilişkilerinin öneminin giderek artırmaktadır. Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya saldırısı ile Avrupa çok uzun bir aradan sonra kendi topraklarında savaşa tanıklık etmiştir. Soğuk Savaş sonrası kendi savunma ve güvenliği için çalışmalara başlasa da yeterli ilerleme kaydedememiş olan ve NATO’nun güvenlik çatısına güvenen AB Rusya’nın saldırısına hazırlıksız yakalanmıştır.
Dolayısıyla, AB hâlâ tek başına kendi güvenliğini yeterli ölçüde sağlayamadığı için NATO’ya olan kritik bağlılığını devam etmektedir. Yaşanan çatışmalar ve savaşlar AB’yi harekete geçirmiş olsa da kapatılacak açık çok büyük bir durumdadır. Görüntüde AB ve NATO paralel bir çizgi de ilerlese de ikinci Donald Trump dönemiyle beraber ABD’de değişen düzen, AB’ye kendi savunma gücünü geliştirmesi gerektiğini net bir şekilde göstermektedir. Trump’ın NATO’ya karşı şüpheci tavrı AB için seçenekleri daraltmaktadır.
Dünden Bugüne NATO: Savunma ve Güvenlik
İkinci Dünya Savaşı sonrası, belirsizliklerin devam ettiği ve savaşın yarattığı yıkım sonrasında yaraların sarıldığı bir ortamda ABD, Avrupa’ya sırtını dönmek yerine destek vermeyi tercih etmiştir. NATO, yaygın kanaatin aksine yalnızca Sovyetler Birliği tehdidine karşı değil, üç ana amaca hizmet etmek üzere kurulmuştur. Bu amaçlar arasında Sovyet genişlemesini engellemek, ABD’nin kıtada görünür olmasıyla Avrupa’da milliyetçi asker zihniyeti/militarizmin yeniden canlanmasına engel olmak ve Avrupa siyasi entegrasyonunu teşvik etmek yer almaktadır.[1] ABD bir yandan Avrupa’da güçlü bir aktör olmaya devam etmek isterken diğer yandan güçlü, kendine yetebilecek bir Avrupa fikrini teşvik etmeye çalışmıştır.
NATO’nun resmî olarak kuruluş tarihi 12 kurucu üyenin Kuzey Atlantik Antlaşması’nı (Vaşington Antlaşması) imzaladığı 4 Nisan 1949 tarihidir. NATO 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın üyeliği ile ilk genişlemesini gerçekleştirmiş ve 1955 yılında Batı Almanya’nın girmesi ile Batı Avrupa ve transatlantik bölgesinin Doğu Bloku’na karşı savunulmasında kritik rol üstlenmiştir. Antlaşma, Birleşmiş Milletler Şartı’nın bağımsız devletlerin bireysel ya da toplu savunma haklarını yeniden teyit eden 51’inci Maddesi’ne dayanmaktadır. 5’inci Madde’de geçen toplu savunma antlaşmasının kilit noktasını oluşturmaktadır.[2] Madde 5, herhangi bir NATO müttefikinin silahlı bir saldırıya uğraması durumunda her bir müttefikin bu silahlı saldırıyı tüm üyelere yapılmış kabul edeceğini ve saldırıya uğramış müttefike gerekli yardımları yapacağını belirtmektedir. NATO tarihinde ilk kez Madde 5, 11 Eylül saldırıları sonrasında devreye sokulmuştur. NATO, bu saldırıların ardından terörizmle savaşmada da aktif bir rol oynama kararı almıştır.[3] Dolayısıyla, toplu savunmanın verdiği güçle her bir NATO üyesi üçüncü bir ülkeden -özellikle Rusya tarafından- gelebilecek tehditlere karşı daha güçlü bir konuma gelmektedir. Devletlerin tek başlarına yeterli bir savunma gerçekleştirmelerinin zor olduğu dönemlerde ortaklık ve iş birliklerin önemi fazlasıyla ortaya çıkmaktadır. ABD gibi güçlü bir aktör dahi 11 Eylül saldırıları sonrasında Madde 5’i devreye sokmasıyla toplu savunmanın bazı durumlarda ne kadar gerekli olabileceğini göstermiştir. Mevcutta 32 tane NATO üye ülkesi bulunmaktadır; son olarak Finlandiya (2023) ve İsveç (2024) dâhil olmuştur.[4]
NATO’nun kurulması -BM’den bile daha fazla- uluslararası istikrarın merkezi olarak algılanmıştır.[5] NATO hem siyasi hem de askerî bir örgüttür. Siyasi açıdan NATO demokratik değerleri teşvik etmektedir, üyelerinin birbirine danışmasını ve savunma ve güvenlik ile ilgili sorunlarında problemleri çözme, güveni sağlama ve uzun dönemde çatışmayı önlemeleri için iş birliği içinde olmalarını sağlamaktadır.[6] Askerî açıdan ise anlaşmazlıkların barışçıl çözülmesine inanmaktadır. Diplomatik çabalarla başarı elde edilemediği durumlarda kriz yönetimi operasyonlarını yürütmek için askerî güce sahiptir ve bu operasyonlar Madde 5 ya da BM yetkisi altında tek ya da diğer ülkeler veya diğer uluslararası örgütlerle birlikte gerçekleştirilmektedir.[7]
Soğuk Savaş sırasındaki belirsizlik ve Sovyet tehdidi ittifakın bir arada kalmasını sağlamıştır. Sovyet askerî tehdidine karşı oluşan beraberlik Sovyet tehdidinin sadece bu alanda kalmadığı aynı zamanda ekonomik güç/zayıflık ya da Doğu-Batı arasında daha yakın ekonomik ilişkiler isteği/isteksizliği ve Avrupa dışında Sovyet hedefleri ve kapasitesi nedenlerinden dolayı da bir arada kalmıştır.[8] Daha sonrasında Güney Kore’nin 1950’deki işgali ittifakın şekillenmesine yön vermiştir. Bunu takiben 1991 yılında eski Yugoslavya’da yaşanan çatışma hem Avrupa hem ABD için zorlu bir öğrenme sürecini başlatmış ve müşterek görev güçleri için yeni konseptleri ortaya çıkarmıştır. 11 Eylül saldırılarından önce de NATO’nun genişlemesi ve Balkanlar’daki müdahaleler NATO’nun daha Avrupa odaklı olmasına sebebiyet vermiştir.[9]
Daha sonrasında ise NATO birlikleri çeşitli bölgelerde görev almıştır. 2003 yılından 2014 yılına kadar BM yetkili Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü’nü NATO yönetmiştir. Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesiyle beraber küresel güvenlik anlayışında değişiklikler olmuştur; Rusya’nın bu davranışı kınanmış ve NATO üyeleri AB tarafından uygulanan ekonomik yaptırımları destekleyeceklerini konusunda karara varmıştır.[10]
AB’de Savunma ve Güvenlik Politikasının Gelişimi
Savunma ve güvenlikte ortak bir noktada buluşmak AB üye ülkeleri için hiçbir zaman çok kolay olmamıştır. Bu alanda daha çok ülkelerin bireysel çıkarları göz önünde bulundurulmaktadır. Bugün bile üye ülkelerin bu konuda fikir ayrılıkları içerisinde oldukları görülebilmektedir. Yine de ortak bir savunma politikasına sahip olma fikrinin Birleşik Krallık, Fransa ve Benelüks ülkelerinin Brüksel Antlaşması’nı imzalamasıyla 1948 yılına dayandığı görülmektedir.[11] Soğuk Savaş sırasında antlaşmada yer alan ortak savunma maddesi 1954 yılında Batı Avrupa Birliği’nin (Western European Union-WEU) kurulmasına yol açmıştır. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nın kuran altı Avrupa ülkesi arasında ortak bir askeri güç oluşturmayı hedefleyen Avrupa Savunma Topluluğu girişimi 1954 yılında çökmüştür. Avrupa Topluluğu içinde dış politikada iş birliği mekanizması Avrupa Siyasi İşbirliği çerçevesinde yürütülmüş ancak AT Antlaşmaları dışında, gönüllü ve hükümetler arası bir iş birliği şeklini almıştır. 1990’ların sonuna kadar NATO ile Avrupa’nın güvenliği ve savunması için tartışma ve diyalog ortamı yaratan ana forum olmuştur.[12] WEU’nun kuruluşunun ana nedenlerinden biri arasında Avrupa Topluluğu/Birliği’nin bir barış alanı olarak tutulmak istemesi olmuştur. Fakat bu neden 1990’lardan sonra geçerliğini yitirmiştir.[13]
Soğuk Savaş’ın bitimi ve Balkanlar’daki çatışmaların peşine AB’nin çatışma önleme ve kriz yönetimi alanlarında üzerine düşen sorumluluğu alması gerektiği net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda, 1992’de Batı Avrupa Birliği tarafından belirlenen Petersberg Görevleri 1999 Amsterdam Antlaşması’na dâhil edilmiş, ayrıca AB’nin dış politikada ortak bir tutum sergilemesini sağlamak üzere Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği makamı oluşturulmuştur.[14] Amsterdam Antlaşması’yla beraber Ortak Dış ve Güvenlik Politikası bağlamında yeni düzenlemeler ve görevler gelmiştir. Her ne kadar bu ortak bir savunma politikası oluşturmasa da WEU ile daha yakın bağlar oluşturarak barışı koruma ve insani çalışma alanlarında sorumlulukları artırmıştır.[15] Birliğin yeni bir sütunu olarak ortak dış ve güvenlik politikası belirmiştir.[16] 1999 yılında gerçekleşen Köln Avrupa Konseyi’nde üye ülkeler Birliğin güvenilir askeri güçlerle desteklenen bağımsız hareket için kapasitesini geliştirmesine desteklerini göstermiştir ve ortaya belirli durumlarda çeşitli NATO belgelerine ulaşımı sağlayacak “Berlin Artı Anlaşması” (Berlin Plus Agreement) çıkmıştır. Bu anlaşma 2003 yılının başında tamamlanmış ve AB tarafından yürütülen kriz yönetimi operasyonlarında NATO’nun varlık ve yeteneklerinden yararlanmasının önünü açmıştır.[17]
Kriz yönetimi ile “iyi yönetilen demokratik devletler” ve sivil hükümetin yenilenmesi hedeflerini bir araya getiren -ilk Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası konuşlandırılmalarıyla aynı zamana denk gelen- 2003 yılı Avrupa Güvenlik Stratejisi olmuştur. 2009 Lizbon Antlaşmasıyla da Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası, “barışı koruma, çatışma önleme ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi” ile özdeşleştirmiş ve AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasının bir parçası hâline getirerek Ortak Savunma ve Güvenlik Politikası’nın AB’nin değerleri ve normlarıyla aynı çizgide olmasını gerektirmiştir.[18] Lizbon Antlaşması’nda hem ortak yardım hem de dayanışma maddesi bulunmakta ve AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi/ Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı’nın yetkisi altında Avrupa Dış Eylem Servisi’nin (the European External Action Service-EEAS) kurulmasını sağlamıştır.[19]
2016 yılında, değişen küresel koşullarla beraber, Avrupa Dış ve Güvenlik Politikası’na dair yeni bir perspektif gerekliliğinden ötürü Küresel Strateji oluşturulmuştur. Avrupa’nın güvenliğini en yüksek öncelik diye belirten Küresel Strateji’de AB çıkarları için dört kategori arasında barış ve güvenlik, refah, AB demokrasilerinin dayanıklılığı ve kurala dayalı bir küresel düzen bulunmaktadır.[20] Avrupalıların kendi güvenlik ve savunmalarından daha fazla sorumluluk almaları için yeni siyasi hedefler ve arzular; Üye Devletlerin ve Avrupa savunma sanayisinin savunma kapasiteleri geliştirmelerine yardımcı olacak yeni mali araçlar (Avrupa Savunma Eylem Planı) ve AB-NATO Ortak Bildirisi’ne yönelik somut iş birliği alanlarını belirleyen bir dizi somut takip eylemi stratejinin üç ana sütununu oluşturmaktadır.[21]
Avrupa Savunma Eylem Planı savunma odaklı üç çalışma kümesinin oluşmasının önünü açmıştır: Koordineli Yıllık Savunma Değerlendirmesi (the Co-ordinated Annual Review on Defence-CARD), kalıcı askeri planlama yeteneği ve Daimî Yapılandırılmış İş Birliği (Permanent Structured Cooperation-PESCO).[22] 2017 yılında kurulan Avrupa Savunma Fonu (European Defence Fund-EDF), Avrupa Komisyonu tarafından ortak savunma araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek ve yenilikçi, rekabetçi bir savunma sanayi altyapısını güçlendirmek amacıyla başlatılan bir girişimdir.[23] 2021’de oluşturulan Avrupa Barış Aracı (European Peace Facility-EPF), AB’nin en yüksek insan hakları standartlarına uygun olarak ortaklarına her türlü askeri teçhizat ve güvenlik altyapısı sağlayarak hem kendi vatandaşlarının hem de ortaklarının güvenliğini artırma kapasitesini güçlendirmektedir.[24] 2022 yılında ise Stratejik Pusula (the Strategic Compass), AB’nin karşılaştığı tehditlere karşı ortak bir değerlendirme sunarak, güvenlik ve savunma alanında harekete geçme kapasitesini artırmak için somut adımlar ve zaman çizelgesi içeren bir belgedir; hareket et, yatırım yap, ortaklık kur ve güvenliği sağla olmak üzere dört temel alana odaklanmaktadır.[25]
Tablo 1: Avrupa Birliği Güvenlik ve Savunma Politikası Zaman Çizelgesi
|
Yıl |
Olay |
Özet |
|
1948 |
Brüksel Antlaşması
|
İngiltere, Fransa ve Benelüks ülkeleri tarafından imzalanarak ortak savunma fikrinin temeli atılmıştır. |
|
1954 |
Batı Avrupa Birliği (WEU) |
NATO ile Avrupa güvenlik ve savunma konusunda ana danışma forumu olarak görev yapmıştır. |
|
1992 |
Petersberg Görevleri |
AB’nin kriz yönetimi ve askeri görevler için sorumluluk üstlenmesi gerektiği ortaya konmuştur. |
|
1999 |
Amsterdam Antlaşması |
AB’nin barışı koruma ve insani görevlerdeki rolü güçlendirilmiştir. |
|
1999 |
Köln Avrupa Konseyi |
AB’nin askerî kabiliyet geliştirme niyeti vurgulanmıştır, Berlin Plus fikri temellendirildi. |
|
2003 |
Berlin Artı Antlaşması |
AB’nin NATO kaynaklarını kriz yönetimi için kullanmasına olanak sağlamıştır. |
|
2003 |
Avrupa Güvenlik Stratejisi |
AB’nin güvenlik ortamı analiz edilerek öncelikler belirlenmiştir. |
|
2009 |
Lizbon Antlaşması |
Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın gelişimi için dönüm noktası; karşılıklı yardım ve dayanışma maddeleri eklenmiştir. |
|
2016 |
AB Küresel Stratejisi |
Güvenlik ve savunma alanında yeni hedefler, mali araçlar ve NATO iş birliği adımları tanımlanmıştır. |
|
2017 |
PESCO |
Güçlü iş birliğiyle AB’nin uluslararası güvenlik aktörü rolünü geliştirmeyi hedefleyen yapı. |
|
2017 |
CARD |
AB ülkelerinin savunma planlamasını uyumlu hale getirmeye yönelik yıllık gözden geçirme süreci. |
|
2017 |
Avrupa Savunma Fonu (EDF) |
Ortak savunma AR-GE’sini desteklemek ve savunma sanayisini güçlendirmek amacıyla kurulmuştur. |
|
2021 |
Avrupa Barış Fonu (EPF) |
Ortaklara askerî teçhizat ve güvenlik desteği sağlama kapasitesini artırmıştır. |
|
2022 |
Stratejik Pusula |
Krize müdahale, yatırım, ortaklık ve güvenlik eksenlerinde AB’nin savunma kapasitesini artırmayı hedefleyen yol haritası. |
Kaynak: European Union External Action.[26]
2021-2024 yılları arasında AB üye ülkelerinin toplam savunma harcamaları %30’dan fazla bir oranda artış göstermiş ve 2024 yılında neredeyse 326 milyar avroya ulaşmıştır. Yatırımlar ise bu miktarın 102 milyar avrosunu oluşturmaktadır. 2023 yılında Avrupa savunma sanayisi, 2021’e kıyasla %28,5 artışla 158,8 milyar avro ciro elde etmiş ve istihdamda da önemli bir artış yaşanarak toplam çalışan sayısı 581.000’e ulaşmıştır.[27]
Geçmişten Bugüne AB-NATO İlişkileri
AB ve NATO arasında uzun soluklu bir ilişki bulunmaktadır. Avrupa coğrafyasını merkez olarak almaları ve ortak çıkar ve hedefler benimsemeleri bu doğal ilişkinin oluşmasına yardımcı olmuştur. Yukarıdaki kısımda bahsedildiği gibi NATO ve WEU 1990’lara kadar ortak bir çizgide ilerlemiştir. Berlin Artı Antlaşması’yla beraber AB kriz yönetimi operasyonlarında NATO’nun kaynakları ve kapasitesinden faydalanma imkânını kazanmıştır. Günümüzde giderek artan çatışmalar ve bunlar sonucu yoğunlaşan güvensiz ortam hâlâ tam olarak askerî, savunma ve güvenlik alanlarda NATO’ya bağlı olan bir AB için ilişkilerin kuvvetli bir biçimde devam etmesi gerekliliğini doğurmaktadır. Dahası AB tarafından, AB-NATO stratejik partnerliği Avrupa-Atlantik bölgesindeki güvenlik ve istikrarı korumak için ve Avrupa’daki ve Avrupa ötesindeki vatandaşları da korumak için kritik kabul edilmektedir.[28]
1990’ların başından 2000’lerin başlarına kadar AB-NATO ilişkileri üç kategoride ele alınabilmektedir. 1991-1998 yılları arası baskın bir şekilde NATO merkezli model olarak görülmüştür. İdeal olarak Kuzey Atlantik bağı devam eden ama güçlü olan bir AB istenmiştir ve Berlin Artı Anlaşmaları bu yönde gerçekleştirilmiştir. 1998-2003 arası ise NATO’dan bağımsız AB tarafından planlanan ve yönetilen operasyonların olduğu dönemdir. Burada Berlin Artı Anlaşmaları tam bir paket olarak uygulanmıştır. 2003 yıllarından itibaren ise bu anlaşılan çerçeve yürütülmeye devam edilmiştir.[29]
Yaklaşık son 20 yıl içinde ikili ilişkilerde çeşitli dönüm noktalarına rastlanmaktadır. Bu noktaların başında 16 Aralık 2002 tarihli AB-NATO stratejik ortaklığının temellerini oluşturan Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’na ilişkin AB-NATO Bildirgesi gelmektedir. Bunu takiben kriz yönetimi alanında AB-NATO ortaklığının temellerini oluşturan 17 Mart 2003’teki Berlin Artı düzenlemeleri bulunmaktadır. Bu gelişmelerin üzerine -13 yıllık bir aranın ardından- ilk AB-NATO Ortak Bildirgesi 8 Temmuz 2016 tarihinde sunulmuştur. Bildirge, doğudan ve güneyden gelen benzeri görülmemiş güvenlik tehditleri karşısında AB-NATO iş birliğini daha da güçlendirmeyi amaçlamaktadır ve bu bildirgenin ilk uygulamalarına ilişkin öneriler 6 Aralık 2016 tarihinde ortaya konmuştur. İki tarafta bu önerilerden yedi farklı alanda 40 öneriyi kabul etmiştir. Yaklaşık bir yıl sonra -5 Aralık 2017- aynı bildirgeye dair ikinci uygulama önerileri verilmiştir ve bunlar arasında terörle mücadele, kadın, barış ve güvenlik ve askerî mobilizasyon konulara dair somut eylemler yer almıştır. 2018 yılı 17 Haziran’da da ikinci AB-NATO Ortak Bildirgesi imzalanmış ve burada AB ve NATO’nun ortak güvenlik tehditlerine karşı beraber hareket edeceklerine ilişkin vizyon belirtilmiştir. Aradan birkaç yıl sonra -10 Ocak 2023- üçüncü AB-NATO Ortak Bildirgesi imzalanmıştır ve bununla beraber AB ve NATO, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı saldırılarını kınayıp Ukrayna’ya olan desteklerini belirtmiştir. Son olarak, 13 Haziran 2024’te AB-NATO ortak önerilerinin uygulamalarına ilişkin bir rapor yayımlanmıştır. Bu rapor Rusya-Ukrayna çatışması ve Gazze’deki savaş gibi uluslararası barışın yüzleştiği sorunlar çerçevesinde ele alınarak AB-NATO ortaklığının her zamankinden daha da önemli olduğunu vurgulamıştır.[30]
Tablo 2: AB-NATO İlişkilerinin İlerleyişi
Kaynak: European Council.[31]
AB-NATO ilişkilerinde elde edilen bu ilerlemeler sorunsuz bir şekilde gerçekleşmemiştir. Literatürde en çok ortaya konan üç temel problem bulunmaktadır: transatlantik ilişkilerin geleceği, mevcut ve gelecekteki ihtiyaçların karşılaşması için her iki organizasyonun nasıl kaynaklarını yönettiği ve Kıbrıs.[32] 11 Eylül sonrası ABD’nin tek taraflı tutumu ve güç kullanımına dair farklı yaklaşımlar, AB-NATO ilişkilerini zorlamıştır. Başkan Bush döneminde artan güvensizlik, Avrupa’da daha bağımsız bir güvenlik politikası arayışını güçlendirmiştir. Tehdit algılarındaki farklar, askerî uyumsuzluklar ve AB’deki liderlik eksikliği iş birliğini zayıflatmıştır. ABD ise çoğu zaman çok taraflı yapılar yerine ikili ilişkileri tercih ettirmiştir.[33] Dolayısıyla bu durum AB-NATO ilişkilerinin geleceğine dair ilk sorunu ortaya atmıştır. İkinci problem kaynak sorunu ise AB üye ülkelerinin savunma harcamalarının yeterli seviyede olmaması ve AB ve NATO’nun farklı şekilde bütçelerini harcama eğilimlerinden kaynaklanmaktadır. Bunu biraz açacak olursak, NATO fazlasıyla ABD savunma sanayi üretimlerine yönelirken AB’nin de Avrupa’da üretilecek ürünlere yönelme amacı kaynakların gelecekte nereye harcanacağına dair sorunu oluşturmaktadır.[34] Üçüncü sorun ise Kıbrıs sorunudur. GKRY’nin 2004 yılında AB’ye üyeliği sonrasında Türkiye’ye karşı birçok defa vetosunu kullanması ve Türkiye’nin de diplomatik olarak tanımadığı bir ülkenin üyesi olduğu birlikle ilişkilerini yürütmekte karşılaştığı zorluklar önemli bir engel teşkil etmektedir. Türkiye’nin üye olması ve AB ile ilişkilerini canlandırması da Kıbrıs meselesinin çözümüne ya da AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde Kıbrıs meselesini bir engel olmaktan çıkarmaya yönelik inisiyatif kullanmasına bağlıdır. Türkiye, geçmişte verilen sözlerin tutulmadığını ve AB–NATO iş birliğinde dışlandığını gözlemlemiştir. GKRY’nin BM Annan Planı’nı reddetmesine rağmen AB’ye katılması ve Annan Planı’na onay veren Kıbrıs Türk halkının dışlanması büyük bir adaletsizlik ve AB değerlerine aykırı bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. İstihbarat paylaşımı ve güvenlik konularındaki anlaşmazlıklar, resmî iş birliğini tıkamış; Türkiye’nin AB savunma yapılarındaki rolü sınırlı kalmıştır.[35] Bu üç problem AB-NATO ilişkilerinin ilerlemesini b baltalayan süreçler olarak literatüre yansımıştır.
Zaman içerisinde AB ve NATO iş birliği stratejik olarak üç konu üzerinde şekillenme yönüne gitmiştir: özellikle 2014 yılında Ukrayna’da yaşanan olaylar sonrası Batı’nın Rusya ile olan ilişkisinin gerilemesi, 2011’den beri Orta Doğu’da devam eden -Suriye’deki sivil savaş ve İŞİD gibi terör örgütleri sorunu- istikrarsızlık ve hem AB hem NATO bölgelerindeki terörizm tehlikesi.[36] Dahası, AB-NATO ortaklığı geniş güvenlik yönetişim mimarisi için anahtar bir etken hâline gelmiştir. Bu durum hem organizasyonların doğasından ve yapısal özelliklerinden, hem de yüzleştikleri tehditler ve coğrafya, savunma ve güvenliğin kesişimi ve içsel ve dışsal güvenliğin üstlenilmesine ilişkin iş bölümü yapmalarından kaynaklanmıştır. AB üyelerinin önemli bir bölümünün aynı zamanda NATO üyesi de olması ve genel anlamda üyelerin aynı değerleri paylaşması da etkili olmuştur. Bununla beraber benzer tehditlerle karşı karşıya kalmaları -Rusya’nın saldırgan tavırları, terörizm, siber tehditler ve güneydeki istikrarsızlık- iki organizasyonu kilit noktayı koymuştur.[37] Her ne kadar Soğuk Savaş sonrası AB ve ABD’nin çıkarları farklı yönlerde olsa da AB ve ABD hâlâ aynı değerleri paylaşmaya devam etmektedir ve Çin ve Rusya tehdidi karşısında NATO müttefikleri ortak çalışmanın yollarını bulmak zorundadır. NATO ve AB’nin daha az konuyla daha iyi şekilde ilgilenerek uyum sağlaması ve ortak tehditlere odaklanıp bunlara daha etkili çözümler üretmesi gerekmektedir. Somut olarak önerilere bakarsak ortak bir stratejik konseptin üretilmesi ve AB ve ABD’nin bakanlar seviyesinde güvenlik ilişkilerini daha ileri şekilde kurumsallaştırmasına ihtiyaç vardır.[38]
Güncel Krizler Işığında NATO-AB İlişkileri: Rusya-Ukrayna Savaşı
22 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından uluslararası düzen farklı bir noktaya evrilmeye başlamıştır. Bunu takiben, AB üye ülkeleri ve NATO üye ülkelerinin Rusya korkusunun geri geldiği görülmüştür. Savaşın en başından beri her iki kurumun neredeyse tüm üyeleri Rusya’ya karşı tavırlarını ortaya koymuş ve Ukrayna’yı bu mücadelede desteklediklerini belli etmiştir. Kıtanın ana savunucusu olarak düşünülen NATO çatışmanın merkezine çekilmiştir fakat NATO çeşitli nedenlerden ötürü tam anlamıyla etkisini gösterememiştir. Bu nedenler arasında ikinci Donald Trump yönetiminin "Önce Amerika" yaklaşımı, NATO’nun geleneksel savunmaya odaklanması ve Ukrayna’nın NATO üyesi olmaması sebebiyle kolektif savunma kapsamında yer almaması bulunmaktadır. Öte taraftan AB sürecin başlangıcından beri önemi giderek artan bir aktör olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durumu finansal ve askerî yardımlar, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, Ukrayna’ya AB üyeliğinin teklif edilmesi ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlarla desteklemektedir.[39]
AB’nin Rusya-Ukrayna savaşına dair süreci iyi yönetemediğine dair eleştiriler de bulunmaktadır. Bu eleştirilerin ilk başında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in endişelerinin dikkate alınmadığı ve bu durumun aradaki problemleri alevlendirdiği öne sürülmektedir. Bir diğer örnek ise Ukrayna’da yaşayan Rus azınlığın kendi dillerinin konuşulması ve ana dilde eğitim haklarının kısıtlanmasının Rusya’nın savaş kararı üzerinde etkisi olduğu vurgulanmaktadır. Burada AB’ye gelen eleştiri ise azınlık haklarının AB değerlerinden biri olduğu ifade edilirken Ukrayna’da yaşanan bu durumu AB’nin görmezden gelmesinden kaynaklanmakta şeklinde ifade edilmektedir.[40] Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı (ve ayrıca Gürcistan’ı) hedef almasının sebepleri arasında, NATO’nun 2008 Bükreş Bildirgesi’nde her iki ülkenin de gelecekte NATO üyesi olabileceğini belirtmesi yer almaktadır.[41] Bir savaşın başlatılmasında bu tür gelişmelerin ne derece meşru bir gerekçe oluşturduğu ise tartışma konusudur. Rusya’nın Ukrayna’nın bağımsız bir ülke olarak kimliğini, sınırlarını ve statüsünü tanımaması uluslararası hukuk ve yükümlülüklerine aykırı bir tutumdur.
Şubat 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla beraber küresel güvenlik sorunu yeni bir boyuta evrilmiştir. Ukrayna’ya ilk destekler Batı’dan hızlı bir şekilde gelmiştir. Her ne kadar AB’nin desteği güçlü gibi gözükse de NATO’nun da bu süreç boyunca büyük bir destek verdiği/vermeye devam ettiği görülmektedir. Rusya’nın saldırısının ardından NATO’nun Doğu bloğunu güçlendirdiği fakat Rusya’ya karşı bir savaş açılmamıştır ve Ukrayna’nın NATO üyesi olmamasından dolayı da Madde 5’in etkin bir hâle getirilmeyeceği vurgulanmıştır. Bu karar Rusya’nın bundan güç olarak Ukrayna’yı dümdüz etse bile birilerinin saldırılmayacağı fikriyle yoluna devam edeceği eleştirilerine neden olmuştur.[42]
Fakat NATO’nun tavrı savaşın başından beri yakın ortağı olan Ukrayna’nın bağımsızlığını benzeri görülmemiş bir destek vereceği yönündedir.[43] Örneğin, askerî yardımın %99’u NATO üye ülkelerinden gelmektedir. Ölümcül olmayan yani silah vs. dışındaki yardımlar için 955 milyon avro, 2024 yılı boyunca güvenlik desteği için 50 milyar avrodan fazla yardım taahhüt edilmiştir. Yardımlar arasında silah, mühimmat, eğitim, tıbbi malzeme ve sivil destek bulunmaktadır. NATO ayrıca Ukrayna’yı NATO üyeliğine hazırlamak için uzun vadeli bir plan yürütmektedir.[44] Her ne kadar savaşı Ukrayna’nın NATO’ya üye olma fikri ile bitirmek hem uzak hem de riskleri olan bir ihtimal gibi gözükmektedir. Ancak Ukrayna’nın savaş sonrası NATO üyeliği sürecinin dikkatli ve stratejik bir şekilde başlatılması, bu risklerin azaltılabilmesine, Ukrayna’nın güçlendirilebilmesine ve Avrupa güvenliğinin pekiştirilebilmesine yardım etme ihtimali yüksektir.[45]
NATO’nun tavrı Rusya-Ukrayna savaşında çok net gözükse de Donald Trump’ın ABD yönetimini devralmasıyla beraber ABD’nin bu savaşa olan tavrında olumsuz yönde değişiklikler olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, Ukrayna’nın bu savaşta ABD’den gelen desteği kaybetmesi Ukrayna açısından büyük sorunlara sebebiyet verecek hatta bağımsızlığını kaybetme riskini çok büyük oranda artıracaktır.[46] Trump iktidara gelmeden önce savaşı bir günde bitirebileceğini söylese de bunu başaramamıştır. Rusya ve Devlet Başkanı Putin’e oldukça ılımlı yaklaşmış, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky’yi suçlayıcı ve küçümseyici bir tavır takınmıştır. Ancak Putin’den beklediği karşılığı alamayınca daha dengeli bir politika uygulamaya başlamıştır.
Öte yandan AB, Rusya’nın saldırısının hemen ertesi günü -23 Şubat 2022- ilk yaptırım paketini açıklamıştır. Bu paket kapsamında 351 Duma üyesi ve ek olarak 27 kişiye yaptırım uygulanması, hükümet kontrolü altında olmayan Donetsk ve Luhansk bölgelere ekonomik yaptırım ve Rusya’nın AB’nin sermaye ve finans ve servislerine erişimine kısıtlamalar getirilmesine karar verilmiştir.[47] AB’nin yaptırımları sadece bunlarla kısıtlı kalmamış, zaman içerisinde artış göstermiştir. Yaptırımların hemen hemen her alana sıçradığı görülmektedir: ekonomik, finansal, enerji, ulaşım, savunma ve teknoloji, ham madde ve diğer malların ticareti ve hizmetler. En çarpıcı yaptırım kararlarından biri arasında Rusya’nın dondurulmuş varlıklarının Ukrayna’ya verilmesi yer almıştır. Batı ülkeleri, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya saldırmasının ardından yaklaşık 300 milyar dolarlık Rus varlığını dondurmuştur. G7 ve AB, bu varlıklardan elde edilen faiz gelirlerini Ukrayna’ya 50 milyar dolarlık kredi sağlamak için kullanma kararı almıştır. AB, Mayıs 2024’te bu fonları Ukrayna’nın savunması ve yeniden inşası için kullanmayı resmen onaylamıştır ve Temmuz 2024’te 1,5 milyar avroluk ilk ödemeyi gerçekleştirmiştir. Yardımın %90’ı silah ve savunma sistemlerine, %10’u ise özellikle enerji altyapısının onarımına ayrılmıştır. Brüksel, bu adımla Ukrayna’daki insani kriz ve olası göç dalgalarını da önlemeyi hedeflemektedir.[48]
Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili her AB üye ülkesinin tepkisi aynı şekilde olmamıştır. Örneğin Macaristan diğer üye ülkelerden farklı bir yaklaşım benimsemiştir. Her ne kadar savaş başladıktan sonra birlik vurgusu yapsa da AB’nin uygulamak istediği yaptırımlara her zaman en son destek vermiştir. Ayrıca, Macaristan’daki hükümet kontrolündeki medya Rusya yanlısı bir portre çizmektedir.[49] İleriki dönemlerde de Rusya’ya karşı daha ılımlı bir yaklaşım benimsemek istediği görülmüştür. Örneğin, AB, Rusya’dan enerji alımının önünü kesecek 18’inci yaptırım paketini sunduğunda Macaristan -Polonya ile- bu durumdan en çok zarar görecek ülkelerden olduklarını belirterek paketin onaylanmasını engellemiştir. Fakat Macaristan’ın sadece Rusya’ya yönelik yaptırımlara değil, aynı zamanda Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliğine de karşı olduğu görülmüştür.[50]
AB ve NATO’nun kararları aynı zamanda savaş sürecinde birbirini desteklemekte ve birbirileriyle bu problemin yükünü paylaşacak şekilde ilerleme göstermiş ve göstermeye devam etmektedir. Ocak 2023 tarihinde imzalanan üçüncü AB-NATO Bildirgesi Ukrayna-Rusya çerçevesinde gerçekleştirilmiş ve transatlantik birlik ve dayanışma açısından bir mesaj vererek ilişkileri ileri seviyeye taşımıştır.[51] Bir açıdan bu durum iki organizasyonun nasıl birbirini tamamladığını da göstermiştir. AB, NATO’nun Ukrayna’ya veremeyeceği -öldürücü araçlar, insani yardım, Rusya’ya yaptırımlar ve ortak siyasi toplulukta bir gelecek vaadi- destekleri vermiştir. NATO ise AB’nin veremeyeceği -savunma, caydırıcılık ve güvence- sunmuştur. Her ne kadar tamamlayıcılığın ve iki organizasyonun kendi yetkilerini kullanmaları faydalı olduğu aşikârsa da iş birliğinin hâlihazırda var olan etkileri önemli ölçüde artıracağı da ortadadır.[52] Bunun yanı sıra bazı durumlarda Ukrayna’ya destek verilirken AB ve NATO’nun hareketlerinin paralel bir şekilde ilerlediği anlar olmuştur, paralellik yerine iş birliğinin artırılması gerekmektedir.[53]
Ukrayna kendi güvenliği ve bağımsızlığı için hem AB hem NATO üyesi olmak istemektedir. Fakat bu üyeliklerin gerçekleşmesi Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken mümkün gözükmemektedir. Savaşın ilk zamanlarında Ukrayna’nın AB üyeliği fikri güvenliği sağlamak açısından Fransa gibi genişleme şüphecisi bir AB üye ülkesi tarafından bile olumlu karşılanmaya başlamıştır.[54] AB, Ukrayna için üyeliği uzun vadeli bir güvenlik garantisi olarak görmektedir; ancak NATO dışında Ukrayna’nın savunulmasına yönelik riskleri ele almaktan kaçınmaktadır. NATO üyeliği veya Rusya ile barış gibi varsayımlar belirsizliğini korumaktadır. Ukrayna tehdit altındayken AB üyeliğine hak kazanabilir; bu durumda AB, savunma rolünü güçlendirmeli ve NATO ötesi güvenlik sorumluluklarına hazırlanmalıdır.[55] Kamuoyunun bu konudaki düşüncesine bakıldığında ise Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliğine giden yolu oldukça karmaşık olmaya devam etmektedir. Ukraynalılar üyeliği direnişlerinin hak edilmiş bir karşılığı ve egemenliklerinin teminatı olarak görürken, birçok Avrupalı bunu savaşın sona erdirilmesine yönelik gelecekteki bir uzlaşmanın parçası olarak değerlendirmektedir. Ukrayna’da kamuoyu iyimser ve üyelikten yana güçlü bir tutum sergilerken, Avrupa’daki görüşler zamanlama ve güvenlik riskleri konusunda daha temkinli durmaktadır. Bu bakış açılarını uzlaştırmak, savaş sonrası Avrupa düzenini şekillendirmede kritik öneme sahip olacaktır.[56]
Türkiye’nin Rolü
Türkiye, AB ve NATO için stratejik bir önem taşımaktadır. AB aday ülkesi olması ve NATO üye ülkesi olması iki kurumla var olan uzun ilişkileri yansıtmaktadır. En önemli ayrım Türkiye’nin karar alma sürecinde tüm üye devletlerle birlikte eşit haklara sahip bir üye olması, AB’nin ise aday ülkesi olmasına rağmen, ilişkilerin uzun bir süredir dunmuş durumda olmasıdır. Türkiye, çok uzun bir zamandır AB aday ülke statüsünde beklemektedir. Buradaki en büyük sorunlar arasında yer alan Kıbrıs meselesi yukarıda bahsedildiği gibi NATO ile ilgili süreçlerde de sorun olmuştur. Her ne kadar günümüzde de sorunların çoğu devamlılığını sürdürse de mevcut şart ve koşulları AB ve NATO’ya Türkiye’nin önemli bir kilit aktör olacağını göstermiştir. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı çerçevesinde Türkiye sorumluluk almak istemiştir.
Türkiye, Soğuk Savaş döneminde ciddi savunma harcamaları yaparak ve askeri gücünü tahkim ederek, Avrupa’daki müttefiklerin üzerindeki yükü azaltmıştır. Diğer NATO ülkeleri Soğuk Savaş sonrası dönemde savunma harcamalarını azaltıp “barış getirisi”nden faydalanırken, Türkiye savunmaya GSYH’sinin yaklaşık %4’ünü ayırmaya devam etmiştir. Körfez, Balkanlar ve Güney Kafkasya gibi yakın bölgelerdeki çatışmalara rağmen Türkiye, NATO’nun Bosna, Kosova ve Afganistan’daki barışı koruma çabalarına aktif şekilde katılmıştır. Bugün ise Ukrayna’daki savaş ve Gazze’deki kriz gibi konularda müttefiklerle farklı görüşlere sahip olsa da Türkiye NATO’nun Avrupa-Atlantik bölgesindeki barış, istikrar ve refah hedeflerine destek vermeyi sürdürmektedir.[57] 2024 yılı sonunda Türkiye ziyareti sırasında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Türkiye’nin İttifak’a olan güçlü katkılarını övmüş, ülkemizin NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğunu ve savunmaya %2’nin üzerinde bütçe ayırdığını vurgulamıştır. Kosova’daki KFOR misyonundaki başarılı komutanlığı nedeniyle Türkiye’yi ayrıca tebrik etmiş ve Ukrayna’ya sağladığı askeri destek ve diplomatik girişimlerdeki rolü dolayısıyla da Türkiye’ye teşekkür etmiştir.[58]
Rusya-Ukrayna savaşının başladığı ilk günden beri Türkiye, savaşa karşı bir duruş almış barış destekçisi bir anlayış içerisinde duruma yaklaşmıştır. Fakat Batılı ülkelerin aksine Rusya’ya karşı net bir şekilde olumsuz bir tavır almamıştır. Türkiye’nin benimsediği “orta güç davranışı (middle power behavior)” değişen uluslararası düzeni anlamaya yardımcı olacaktır.[59] Bu süreçte, Türkiye “etkin tarafsızlık (active neutrality)” yeteneğinden faydalanmıştır, Ukrayna’ya destek verirken Rusya ile olan ekonomik ve güvenlik ilişkilerini derinleştirmiştir ve buradaki asıl amaç müzakere süreçlerinde uluslararası olarak “ara buluculuk” rolü ile tanınmaktır.[60] Benimsenen bu yaklaşım Türkiye’nin Batı yerine Rusya ile bir stratejik ortaklık içerisine gireceği anlamına gelmemektedir. Sadece iki ülkenin gösterdiği farklı jeostratejik yaklaşımlar değil aynı zamanda Türkiye’nin AB’nin önemli bir ekonomik ortağı olması, Rusya’nın ekonomik ortak olarak değerinin düşmesi, Rusya’nın Türkiye’ye oluşturduğu güvenlik riskleri, Türkiye’nin NATO şemsiyesi altında güvenliğini sürdürmesi, Rusya ile olan asimetrik ilişki, Türkiye ve Rusya’nın sahip olduğu rejimlerin birbirine uymaması Türkiye ve Rusya’nın tek stratejik ortak olma ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.[61] Dolayısıyla, Türkiye’nin tam anlamıyla Batıya sırtını dönmesi gibi bir ihtimal mevcutta bulunmamaktadır.
Ukrayna savaşında Türkiye, Montrö Sözleşmesi çerçevesinde Boğazları savaş gemilerine kapatma ve savaşı açıkça kınama gibi sınırlı ancak stratejik öneme sahip adımlar atmış olsa da Batı’nın ekonomik yaptırımlarına katılmaktan kaçınmış, hava sahasını Rusya’ya açık tutmuştur. Kendini tarafsız bir aktör olarak konumlandıran Türkiye, her iki tarafla da diplomatik temaslarını sürdürmüş ve arabulucu rolü üstlenmiştir.[62] Türkiye, ekonomik yaptırımlara katılmaması ve AB’nin Rusya’ya yönelik tutumunu benimsememesi sebebiyle AB ve üye ülkeler tarafından eleştirilmiştir. Ancak Türkiye’nin AB üyelik sürecinin çıkmaza girmesi ve ilişkileri canlandırmaya yönelik adımların bazı Üye Devletler tarafından bloke edilmesi Türkiye’yi de AB’den daha bağımsız bir çizgiye taşımıştır. Türkiye Ukrayna Savaşı sürecinde birçok gelişmekte olan ülkenin orta yolcu yaklaşımına yakın bir tavır sergilemiştir.
Türkiye’nin AB’nin güvenlik mimarisinde yer alması şimdiye kadar AB tarafından onay almamıştır, NATO ve AB tarafından yürütülen bazı askerî operasyonlara katılım haricinde Türkiye’nin PESCO’ya başvurusu ya da diğer savunma projelerine katılım istekleri göz ardı edilmiştir. Tüm bunlara ek olarak Türkiye’nin AB ile dış ve güvenlik politikasının iyi düzeyde benzerlik gösterememesinin nedenleri arasında AB’nin Türkiye ile dış politika ve güvenlik yüksek düzeyli diyalog girişiminde bulunmaması da vardır. Bu durumun nedenleri arasında ilk olarak karşılıklı güvensizlik olsa da AB tarafı Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum sağlamaması ve dış politikadaki belirsizlikleri de nedenler arasında saymaktadır. Yine de uluslararası arenadaki değişim Türkiye-AB ilişkilerinde olumlu ilerlemelere sebebiyet vermekte, özellikle ABD’den bağımsız bir güvenlik çatısı oluşturmada Türkiye’nin AB’nin yardımcısı olabileceğine inanılmaktadır.[63]
2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşının hemen ardından gıdaya ulaşımda sıkıntılar baş göstermiştir. Bu durumla başa çıkmak için Türkiye sorumluluğu üstlenerek BM ile Tahıl Koridoru Anlaşması’nın hayata geçmesini sağlamıştır. Fakat daha sonrasında Rusya’nın anlaşmadan çekilmesi ve Kiev’in ihracat rotalarını engellemesiyle bu girişim sekteye uğramıştır.[64] Bu girişime öncülüğüyle Türkiye ara buluculuk rolünü üstlenmeye başlamıştır. Daha sonrasında Londra’da gerçekleşen “Geleceğimizi Güvence Altına Almak” (Securing Our Future) isimli zirveye Türkiye de davet edilmiştir ve burada Türkiye’nin Ukrayna’ya desteğine ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğinin inşasında oynayacağı anahtar role bir kez daha değinilmiştir.[65]
Son dönemde AB’nin kendi güvenliğini NATO’dan biraz da olsa bağımsız yürütebilmek için yaptığı girişimler arasında Avrupa’nın Yeniden Silahlandırılması Planı (ReArm Europe Plan) ve bu plana bağlı olarak Avrupa için Güvenlik Eylemi (Security Action for Europe-SAFE) savunma ve yatırım aracı yer almaktadır. Planın ilk kısmı savunmaya yönelik kamu harcamalarının ulusal düzeyde artırılmasına odaklanırken, planın ikinci kısmı üye ülkelere savunma harcamaları yapmaları için 150 milyar avroluk kredi sağlayan bir araçtır.[66] Avrupa’nın yeni savunma aracı SAFE aday ülkelerinde katılımına imkân sağlamaktadır. Türkiye’nin buraya katılımı ise SAFE düzenlemesinin 17’nci Maddesi uyarınca AB ile yapılacak resmî anlaşmaya bağlı olacaktır.
AB ve Türkiye arasında savunma anlaşması yakın gelecekte gerçekçi gözükmese de kısa sürede savunma iş birliğini ilerletmek için üç seçenek sunulmaktadır:[67]
- Yüksek düzeyli diyalogun yeniden yapılandırılarak ortak stratejik çıkarların ortaya koyulması ve karşılıklı güvenin yeniden inşa edilmesi.
- Çıkarlar benzer olduğunda seçici ve proje temelli iş birliği yürütülmesi. Örneğin, Türkiye’nin PESCO’nun Askerî Hareketlilik projesine katılması.
- AB’nin Türkiye ile daha derin bir etkileşimin sembolik değerini kabul etmesi.
Bu öneriler haricinde, Türkiye ve AB arasında hâlihazırda var olan iş birlikleri gelecek için örnek teşkil etmektedir. Avrupa’nın savunma planı inşasında Türkiye, güçlü ordusu ve gelişen savunma sanayisi ile bulunan açığı kapatmaya yardımcı olma ihtimali yüksektir. Savunma alanında çalışan iki şirket, Türkiye’den Baykar ve İtalya’dan Leonardo’nun yakın zamanda gerçekleştirdiği iş birliği[68] Avrupa’da olası iş birliklerine örnek olarak gösterilmektedir. 2024 yılında Türkiye’nin savunma ihracatı %29 artış göstererek 7,1 milyar dolar olmuştur. Bu ihracatın %55’ten fazlası NATO ülkeleri ve Ukrayna özelindedir. Türkiye’nin HÜRJET eğitim uçağı, İspanya’daki NATO pilot eğitim merkezinde kullanılacaktır.[69] Daha önce de Türkiye, A400M uçak projesi gibi çok uluslu AB savunma projelerine katılmıştır.[70]
Değerlendirme
Temelde Sovyetler Birliği tehlikesine karşı ortaya çıkan NATO günümüze kadar geçerliliğini sürdürebilmiştir. Bir savunma ve güvenlik mekanizması olan kuruluş, değişen dünya düzeni ile gün geçtikçe daha da gerekli olmaya başlamıştır. Avrupa’nın şimdiye kadar güvenlik konusunda “sırtını yasladığı” NATO, şimdiye dek AB’yi hayal kırıklığına uğratmamıştır. Fakat değişen bu düzen AB’nin NATO’ya olan bağımlılığını sorgulatmaya başlamıştır. Buradaki en büyük neden ise Donald Trump’ın ikinci dönemi ve NATO’ya karşı olumsuz yaklaşımı özellikle savunma harcaması üzerinden Avrupa’ya olan eleştirileri bu sorguyu haklı zemine oturtmaktadır. Oysaki savaşın Avrupa kıtasında olduğu bir dönemde iki organizasyonu beraber uyumlu bir ortaklık içerisinde çalışması tüm tarafların yararına olacaktır.
AB-NATO ilişkilerinde temel sorunlar her zaman olmuştur ve bu sorunların hâlâ güncelliğini koruduğu da görülebilmektedir. Literatürde yer edinmiş bu üç sorun tam olarak çözülmemiştir: transatlantik ilişkilerin geleceği, mevcut ve gelecekteki ihtiyaçların karşılaşması için her iki organizasyonun nasıl kaynaklarını yönettiği ve Kıbrıs. Üzerine Trump’ın gelmesi ikili ilişkilerin ne yöne evrileceği konusunda belirsizlikler yaratmıştır. Kaynakların kullanılması ise Trump’la beraber yeniden tartışılmaktadır. Özellikle savunma harcamalarının miktarı ve askeri mühimmatların ABD’den satın alınmasının yerine Avrupa’da üretilmesi ve Avrupalı ürünlerin tercih edilmesinin konuşulması ABD tarafında rahatsızlık maddesi hâline gelmiştir.
Güncel krizler eşiğinde ise Rusya-Ukrayna savaşı ikili ilişkilerin gündemine oturmuştur. Savaşın başından beri iki taraf da aynı çizgi de yürümeyi tercih etse de ABD Başkanı Trump’ın bu meseleye olan tavırları bu çizgide sapmaların olabileceğini göstermiştir. AB tarafının üzerine düşen sorumluluk biraz daha artmıştır.
ABD Başkanı Trump’ın NATO üye ülkelerine yaptığı savunma harcamalarının artırılması yönündeki baskılar olumlu yönde neticelenmiştir. 24-25 Haziran 2025’te Lahey’de gerçekleşen NATO Zirvesi’nde liderler GSYİH’lerinin %5’ini savunma harcamalarına ayıracakları konusunda anlaşmıştır.[71] Bu karar, ABD’nin NATO’ya karşı daha olumlu bir tavır almasına yol açmıştır. Ek olarak, karar sadece bir bütçe artışı değil aynı zamanda küresel güvenlik anlayışında köklü bir dönüşüm olarak düşünülmektedir.[72]
AB ve NATO çoğu zaman birbirini tamamlar şekilde hareket etmektedir. Bu şekilde bir çalışma yapıldığında sağlanan faydanın en üst düzeylerde olabileceği görülmüştür. Olaylar karşısında birbirlerinin hareketlerini tekrar eden bir döngüye girdiklerinde ise verimin düştüğü görülmektedir. İleride iki tarafında çıkarlarının korunabilmesi ve elde ettikleri faydaların artması için stratejik ortaklığın tam anlamıyla uygulanması gerekmektedir. Rusya-Ukrayna savaşı bir kez daha AB’nin NATO’dan ayrı bir şekilde gücünü koruyamayacağı anlaşılmıştır.
İki aktörün ilişkilerinin nasıl seyredeceği Türkiye için de önem taşımaktadır. Türkiye her ikisiyle birlikte uzun süreli bir ilişki içerisindedir: AB aday ülke statüsü ve NATO üye ülkesi olması. Rusya, farklı ülkelerin askeri güç ve kapasitelerini karşılaştıran endekse göre Avrupa’daki en güçlü orduya sahiptir, 2025 itibarıyla Avrupa’nın en güçlü ikinci ordusu Birleşik Krallık, üçüncü Fransa ve ardından Türkiye gelmektedir.[73] Yıllar içerisinde inişli çıkışlı ilişkilerin olduğu görülse de son dönemde değişen uluslararası düzenle beraber jeostratejik konumu, uzun vadede güvenilir bir ortak olmasıyla, giderek gelişen savunma sanayi teknolojik kabiliyetiyle Türkiye’nin yeni dönemde kilit bir aktör olacağı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
[1] NATO, “A short history of NATO”, 03.06.2022, https://www.nato.int/cps/en/natohq/declassified_139339.htm
[2] NATO, “Founding treaty”, 02.09.2022, https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_67656.htm
[3] NATO, “Collective defence and Article 5”, 04.07.2023, https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_110496.htm
[4] NATO, “WHAT IS NATO?”, t.y., https://www.nato.int/nato-welcome/index.html
[5] Alan K. Henrikson, “THE CREATION OF THE NORTH ATLANTIC ALLIANCE, 1948-1952”, Naval War College Review, 1980, https://www.jstor.org/stable/44642631
[6] NATO, “WHAT IS NATO?”, t.y., https://www.nato.int/nato-welcome/index.html
[7] A.g.e.
[8] Anthony Forster ve William Wallace, “What is NATO for?”, Global Politics and Strategy, 2001, http://dx.doi.org/10.1080/00396330112331343155
[9] A.g.e.
[10] John Andreas Olsen, “Understanding NATO”, The RUSI Journal, 22.06.2020, https://doi.org/10.1080/03071847.2020.1777772
[11] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[12] A.g.e.
[13] Anne Deighton, “The European Security and Defence Policy”, JCMS, 2002, https://doi.org/10.1111/1468-5965.00395
[14] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[15] A.g.e.
[16] Anne Deighton, “The European Security and Defence Policy”, JCMS, 2002, https://doi.org/10.1111/1468-5965.00395
[17] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[18] Ricardo Farinha, “The EU Common Security and Defense Policy: Moving Away From Democracy Support”, Carnegie Europe, 04.03.2025, https://carnegieendowment.org/research/2025/03/the-eu-common-security-and-defense-policy-moving-away-from-democracy-support?lang=en
[19] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[20] Thierry Tardy, “Does European defence really matter? Fortunes and misfortunes of the Common Security and Defence Policy”, European Security, 2018, https://doi.org/10.1080/09662839.2018.1454434
[21] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[22] Thierry Tardy, “Does European defence really matter? Fortunes and misfortunes of the Common Security and Defence Policy”, European Security, 2018, https://doi.org/10.1080/09662839.2018.1454434
[23] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[24] A.g.e.
[25] A.g.e.
[26] European Union External Action, “The shaping of a Common Security and Defence Policy”, 28.03.2022, https://www.eeas.europa.eu/eeas/shaping-common-security-and-defence-policy_en
[27] European Council, “Security and defence”, t.y., https://www.consilium.europa.eu/en/topics/security-and-defence/
[28] European Council, “EU-NATO cooperation”, t.y., https://www.consilium.europa.eu/en/policies/eu-nato-cooperation/
[29] Natalia Touzovskaia, “EU-NATO Relations: How Close to ‘Strategic Partnership’?”, European Security, 2006, DOI: 10.1080/09662830601097421
[30] European Council, “Milestones in EU-NATO cooperation”, 10.12.2024, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/eu-nato-cooperation/milestones-in-eu-nato-cooperation/
[31] European Council, “Milestones in EU-NATO cooperation”, 10.12.2024, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/eu-nato-cooperation/milestones-in-eu-nato-cooperation/
[32] Simon Duke, “The Future of EU–NATO Relations: a Case of Mutual Irrelevance Through Competition?”, 2008, European Integration, DOI: 10.1080/07036330801959457
[33] A.g.e.
[34] A.g.e.
[35] Simon Duke, “The Future of EU–NATO Relations: a Case of Mutual Irrelevance Through Competition?”, 2008, European Integration, DOI: 10.1080/07036330801959457
[36] Simon J. Smith ve Carmen Gebhard, “EU–NATO relations: running on the fumes of informed deconfliction”, European Security, 2017, https://doi.org/10.1080/09662839.2017.1352581
[37] Thierry Tardy ve Gustav Lindstrom, “The scope of EU-NATO Cooperation”, THE EU
AND NATO, 2019, http://publications.europa.eu/resource/cellar/08e9e07b-cd30-11e9-992f-01aa75ed71a1.0001.01/DOC_1
[38] Petar Petrov, Leonard Schütte ve Sophie Vanhoonacker, “The future of EU-NATO relations: doing less better, Atlantisch Perspectief, 2020, https://www.jstor.org/stable/10.2307/48600531
[39] Benjamin Martill, “Return to Europe? Institutional choice, outsider status, and Britain’s response to the Ukraine War”, The British Journal of Politics and International Relations, 2024, https://doi.org/10.1177/13691481241291431
[40] Mihail Evans, “How the European Union Failed to Prevent the Ukraine Conflict”, Public Humanities, 2025, doi:10.1017/pub.2025.45
[41] Paul Taylor, “How effective has NATO been in Ukraine?”, EPC, 27.06.2024, https://www.epc.eu/en/publications/-How-effective-has-NATO-been-in-Ukraine~5c1e08
[42] A.g.e.
[43] NATO, “NATO's response to Russia's invasion of Ukraine”, 17.02.2025, https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_192648.htm
[44] A.g.e.
[45] Eric Ciaramella ve Eric Green, “Ukraine, NATO, and War Termination”, Şubat 2025, Council on Foreign Relations, https://www.cfr.org/report/ukraine-nato-and-war-termination
[46] A.g.e.
[47] European Council, “Timeline - EU response to Russia's war of aggression against Ukraine”, 20.03.2025, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/eu-solidarity-ukraine/timeline-russia-military-aggression-against-ukraine/
[48] Deniz Bal, “AB GÜNDEMİ: AB’nin Ukrayna’ya Desteğinde Yeni Aşama: Dondurulmuş Rus Varlıkları Ukrayna’ya Veriliyor”, İKV E-Bülten, 1-15 Ağustos 2024, https://bulten.ikv.org.tr/?ust_id=14167&id=14171
[49] Eszter Simon, “Expert blog: The Russian invasion of Ukraine and Hungary’s continuing dance between East and West”, Nottingham Trent University Blog, 02.03.2022, https://www.ntu.ac.uk/about-us/news/news-articles/2022/03/expert-blog-the-russian-invasion-of-ukraine-and-hungarys-continuing-dance-between-east-and-west
[50] Sandor Zsiros, “Hungary and Slovakia set to block EU's fresh Russia sanction package”, Euronews, 23.06.2025, https://www.euronews.com/my-europe/2025/06/23/hungary-and-slovakia-set-to-block-eus-fresh-russia-sanction-package
[51] Mathieu Droin, “NATO and the European Union: The Burden of Sharing”, CSIS,17.01.2023, https://www.csis.org/analysis/nato-and-european-union-burden-sharing
[52] A.g.e.
[53] Dylan Macchiarini Crosson, “EU-NATO relations – somewhere between dancing with two left feet and seamless tango”, 25.06.2024, CEPS, https://www.ceps.eu/eu-nato-relations-somewhere-between-dancing-with-two-left-feet-and-seamless-tango/
[54] Sophia Besch ve Eric Ciaramella, “Ukraine’s Accession Poses a Unique Conundrum for the EU”, Carnegie, 24.10.2023, https://carnegieendowment.org/research/2023/10/ukraines-accession-poses-a-unique-conundrum-for-the-eu?lang=en
[55] A.g.e.
[56] Ivan Krastev ve Mark Leonard, “The meaning of sovereignty: Ukrainian and European views of Russia’s war on Ukraine”, ECFR, 03.07.2024, https://ecfr.eu/publication/the-meaning-of-sovereignty-ukrainian-and-european-views-of-russias-war-on-ukraine/
[57] Mehmet Fatih Ceylan, “The role Turkey can play in NATO’s post-Washington summit aims”, Atlantic Council, 31.01.2024, https://www.atlanticcouncil.org/blogs/turkeysource/the-role-turkey-can-play-in-natos-post-washington-summit-aims/
[58] NATO, “Secretary General in Türkiye: Strong Turkish defence capabilities contribute to a strong NATO”, 25.11.2024, https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_230766.htm
[59] Ziya Öniş ve Yalkun Uluyol, “Middle Powers Between the West and the “Rest”: Turkey During the Russian War on Ukraine”, Uluslararası İlişkiler, 2025, https://doi.org/10.33458/uidergisi.1667320
[60] Ziya Öniş ve Yalkun Uluyol, “Middle Powers Between the West and the “Rest”: Turkey During the Russian War on Ukraine”, Uluslararası İlişkiler, 2025, https://doi.org/10.33458/uidergisi.1667320
[61] Mehmet Bardakçı, “Is a Strategic Partnership Between Turkey and Russia Feasible at the Expense of Turkey’s Relations with the EU and NATO?”, Comp. Southeast Europ. Stud., 2021, https://doi.org/10.1515/soeu-2021-0001
[62] Dimitar Bechev, Turkey, between a rock and a hard place on Russia”, Politico, 02.03.2022, https://www.politico.eu/article/turkey-between-a-rock-and-a-hard-place-on-russia/
[63] Nilgün Arisan Eralp, “Defense Co-operation Between the EU and Turkey”, Tepav, Haziran 2025, https://www.tepav.org.tr/en/haberler/s/10980 0
[64] Mehmet Çağatay Güler, “Rusya tahıl savaşını kazanıyor mu?”, AA, 04.04.2024, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/gorus-rusya-tahil-savasini-kazaniyor-mu/3183237
[65] Deniz Bal, “Londra Liderler Zirvesi: Ukrayna için Barış Yakın mı?”, İKV E-Bülteni, 3-9 Mart 2025, https://bulten.ikv.org.tr/?ust_id=14401&id=14402
[66] European Council, “SAFE: Council adopts €150 billion boost for joint procurement on European security and defence”, 27.05.2025, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/05/27/safe-council-adopts-150-billion-boost-for-joint-procurement-on-european-security-and-defence/
[67] Georgina Wright, “EU–Türkiye Defense Cooperation: Why Now—and How Far?”, GMF, 21.05.2025, https://www.gmfus.org/news/eu-turkiye-defense-cooperation-why-now-and-how-far
[68] “BAYKAR VE LEONARDO İNSANSIZ TEKNOLOJİLER ALANINDA ORTAKLIK ANLAŞMASI İMZALADI”, Baykar, 06.05.2025, https://baykartech.com/tr/press/baykar-ve-leonardo-insansiz-teknolojiler-alaninda-ortaklik-anlasmasi-imzaladi/
[69] Şenhan Bolelli, “TUSAŞ'tan HÜRJET için İspanya'da tarihi anlaşma”, AA, 14.05.2025, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/tusastan-hurjet-icin-ispanyada-tarihi-anlasma/3567543
[70] Presidency of the Republic of Türkiye Investment and Finance Office, “Türkiye’s TAI a key supplier to Airbus A400M”, 12.05.2014, https://www.invest.gov.tr/en/news/news-from-turkey/pages/120514-turkey-tai-supplier-for-airbus-a400m.aspx
[71] NATO, “The Hague Summit Declaration”, 25.06.2025, https://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_236705.htm
[72] Deniz Bal, “NATO Zirvesi’nde Uzlaşı: Yeni Savunma Harcaması Hedefi”, İKV Dergisi, Temmuz 2024, https://www.ikv.org.tr/ikv_dergi/ikv_temmuz_2025/html/26/index.html
[73] Statista, “PowerIndex score of military forces in Europe 2025, by country”, 26.06.2025, https://www.statista.com/statistics/1293634/most-powerful-militaries-europe/