BASIN DUYURULARI

  • AĞUSTOS 2017:BARSELONA’DA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    Barselona’da gerçekleştirilen terör saldırısını kınıyor, terörün her türlüsünü lanetliyoruz. Kimi zaman bir intihar bombacısı, kimi zaman ise bir kamyon ya da araba kullanılarak yapılabilen bu tür saldırıların hedefi insanları ve toplumları korkuyla paralize etmek ve insanlar arasındaki güven ve özgürlük ortamını yok etmektir. Terörün amaçlarına ulaşmasına izin vermemek ve bu tür eylemlerde masum insanların hayatlarını kaybetmesini önlemek için tüm devletler arasında etkin ve güçlü bir işbirliği şarttır. BM ve AB gibi kuruluşlar nezdinde tüm devletleri terörle mücadeleye birincil önemi vermeye ve bu alanda etkili olacak her türlü ortak önlemi almaya davet ediyoruz.

    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

    AĞUSTOS 2017: MERKEL’İN GÜMRÜK BİRLİĞİ ÇIKIŞI TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA

    İKV olarak, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in bugün gümrük birliği güncellenmesini engelleneceği yönündeki açıklamasını son derece talihsiz bulduğumuzu belirtmek isteriz.

    Hatırlanacağı üzere Avrupa Komisyonu geçtiğimiz Aralık ayında gümrük birliğinin güncellenmesine yönelik müzakereleri başlatmak için Konsey’den yetki talebinde bulunmuştu.  Müzakereleri başlatmak için Konsey’in bu yöndeki kararı ve Komisyonu AB adına müzakereleri yürütmek için yetkilendirilmesi gerekmektedir.  Bu karar tek başına Almanya’nın vereceği bir karar değildir. Konseyin ortak tutumuna bağlıdır.

    Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerde olumsuz bir tutum sergilemesi ve AB ile ilişkilerde ilerleme potansiyeli olan önemli alanlardan biri olan gümrük birliğini koz olarak kullanması iki ülke arasındaki tarihi ve kültürel ilişkiler ile uyumlu olmayan bir tutumdur.

    Unutulmamalı ki, gümrük birliğinin güncellenmesi sadece Türkiye açısından değil, AB açısından da faydalı olacaktır. Bu açıdan bakıldığında, gümrük birliğinin güncellenmesi yönündeki müzakerelerin başlatılması kararının bir şantaj aracı olarak kullanılması ilişkilerin geleceği açısından son derece yanlış bir politika tercihidir.

     

    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

    TEMMUZ 2017:AP’NİN MÜZAKERELERİ ASKIYA ALMA TAVSİYESİ İLİŞKİLERİ ZEDELER

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 64’e karşı 477 oyla kabul ettiği Türkiye raporu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Başkan Zeytinoğlu, Raporun Türkiye’ye karşı tutarlı bir yaklaşımı yansıtmadığını ve bu haliyle yapıcı bir etkide bulunmaktan uzak olduğunu belirtti.

    AP üyesi Kati Piri tarafından hazırlanan ve Dış İlişkiler Komisyonundan geçtikten sonra bugün Genel Kurul’da kabul edilen 2016 Türkiye raporu, Anayasal değişiklik paketi bu haliyle uygulandığı takdirde, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması çağrısında bulunuyor. Raporda, Anayasal değişikliğinin kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme sistemi ve Kopenhag kriterleri ile uyumlu olmadığı ifade ediliyor ve üyelik müzakereleri yerine AB ve Türkiye’nin iki tarafın yararına olacak konularda yoğunlaştırılmış bir işbirliği süreci başlatmasını öneriyor.

    AP’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması çağrısını değerlendiren Başkan Zeytinoğlu, bunun bağlayıcı bir karar olmadığını hatırlattıktan sonra, müzakerelerin kesilmesinin Türkiye ve AB ilişkilerinin geleceğine büyük zarar verecek bir öneri olduğunu dile getirdi:

    “AP’nin de eleştirdiği birçok konuda, yani demokrasi, insan hakları, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü alanlarında Türkiye’nin ilerlemesini sağlamak, Avrupa değerlerine bağlı kalmasını temin etmek için en etkili araç ve yöntem üyelik süreci ve müzakerelerde özellikle bu konular ile ilgili 23. ve 24. fasıllar gibi yeni fasılların açılmasıdır. Etkin ve inandırıcı bir müzakere süreci Türkiye’nin AB’ye her alanda yakınlaşmasını sağlamanın en etkili yoludur.”

    “Rapor tavsiye niteliğindedir. Esas karar organı Üye Devlet hükümetlerinin temsil edildiği Konsey’dir”.

    Başkan Zeytinoğlu, AP raporunun AB’yi bağlayıcı olmadığını ve Türkiye ile müzakereler konusunda belirleyici karar organının AB Konseyi olduğunu belirtti. Şu aşamada, müzakerelerin askıya alınmasının, Konseyin gündeminde olmadığını ekleyen Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “Bu rapor Parlamento’nun kendi görüşünü yansıtıyor ve diğer AB kurumlarını bağlamıyor. Yani müzakerelerin askıya alınması tavsiyesi ancak Komisyon ve Konsey’in harekete geçmesi halinde uygulamaya geçirilebilir. Mevcut koşullarda ise bu son derece zor. Konsey’in Türkiye ile müzakereleri askıya almak için nitelikli çoğunluk ile karar vermesi gerekir ki halihazırda Üye Devletler arasında bu şekilde bir ortak irade oluşmamış durumda.”

    TEMMUZ 2017: ALMAN MAKAMLARINI TÜRKİYE’YE YÖNELİK DUYARLI DAVRANMAYA DAVET EDİYORUZ

    ALMAN MAKAMLARINA TÜRKİYE’NİN DOSTLUĞUNUN ÖNEMİNİ HATIRLATIYOR, TÜRKİYE’YE YÖNELİK DUYARLI DAVRANMAYA DAVET EDİYORUZ.

    Geçtiğimiz gün Sayın Cumhurbaşkanımızın resmini içeren provokatif bir enstalasyon çalışmasının Almanya’da Federal Başbakanlık binası önünde sergilenmesi, Türkiye’ye yönelik duyarsız ve saygısız bir tavır örneği oluşturmaktadır.

    Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik şiddet içeren bu enstalasyonun Federal Başbakanlık binası önünde sergilenmesi provokatif bir eylemdir.  Bir sivil toplum örgütü olarak bu eylemi kınıyor ve Alman makamlarını, bu gibi ifade özgürlüğü sınırlarını aşan, dost ve müttefik bir ülkenin siyasi liderini rencide eden konularda duyarlı olmaya davet ediyoruz.

    Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler oldukça eskiye gitmekte olup, ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri alanda köklü bağlar oluşturmaktadır. NATO üyesi olan iki müttefik ülke, Almanya’da yaşayan 3,5 milyona yakın Türkiye kökenli nüfus, yoğun ticari ilişkiler, yabancı yatırımlar ve AB gibi unsurları kapsayan bir çerçeve içinde işbirliği yürütmektedir. Bu işbirliğinin en iyi örneklerinden birini, geçtiğimiz yıl mülteci konusunda AB çerçevesinde varılan uzlaşma oluşturmuştur. Terörle mücadele, göçün kontrolü, rekabet gücü gibi birçok alanda Türkiye Almanya’nın önde gelen partneri ve güvenebileceği bir ülkedir. 

    Bütün bu koşullar dikkate alındığında, iki tarafın karşılıklı saygı çerçevesinde ilişkilerini yakın bir işbirliği içinde sürdürmeleri bekliyoruz.
     

    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

    HAZİRAN 2017:İKV BERLİN’DE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİNİ ELE ALDI

    İktisadi Kalkınma Vakfı, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (IPC) ve Alman Uluslararası ve Güvenlik Enstitüsü (SWP) işbirliğinde Almanya’nın başkenti Berlin’de bir toplantı düzenledi. Üst düzey bürokrat, uzman ve akademisyenlerin katıldığı toplantıda Türkiye ve AB arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği, iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğinin ilerletilmesi ve AB’de yükselen popülist akımlar ve AB entegrasyonunun geleceği üzerindeki etkileri konuları ele alındı.

    Toplantıda açış konuşmasını yapan İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye ve AB ilişkilerinin 25 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB yetkilileri ile görüşmesinden sonra daha ılımlı ve işbirliğine açık bir sürece girdiğini belirtti. Zeytinoğlu,  ilişkileri olumlu etkileyecek alanların başında gümrük birliğinin güncellenmesi, vize serbestliği sürecinin tamamlanması, mülteci işbirliğinin devamı ve üst düzey diyalog mekanizmalarının canlandırılması olduğunu söyledi.

    Bu alanlar arasında gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin tarım, hizmetler ve kamu alımlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi ve gümrük birliğinin işleyişindeki sorunların aşılmasını öngördüğünü belirten Zeytinoğlu, bu sürecin sonunda AB’ye ihracatta %25 oranında ve GSYİH’da %1,9’a varacak bir artışın beklendiğini vurguladı.

    Başkan Zeytinoğlu, gümrük birliği güncellenmesinin yanında vize serbestliği sürecinin en yakın zamanda tamamlanmasının önemine değindi ve vize uygulamasının yalnızca fiziki bir engel değil, psikolojik bir bariyer olduğunu ve Türk vatandaşlarının Avrupalılaşma sürecini yavaşlattığını belirtti.

    Başkan Zeytinoğlu, tüm bu süreçlerin ötesinde Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerinin ilişkileri ilerletecek asıl konu olduğunu vurguladı ve tam üyelik hedefinin korunması gerektiğinin altını çizdi:

    “Türkiye’nin AB karar alma sürecinde yerini almasını sağlayacak olan tam üyeliktir. İkili ilişkilerdeki sorunlar, AB’nin iç sorunları ve yükselen popülizm tam üyelik hedefinin etkisini kaybetmesine yol açmıştır. Ancak konjonktürel sorunların aşılması ve ilişkilerin tam üyelik hedefi doğrultusunda canlandırılması iki taraf için de bir kazan-kazan sonucu doğuracaktır. Brexit süreci sonrasında sarsıntı geçiren AB’ye Türkiye’nin katılması ekonomik ve siyasi açısından Birliği güçlendirecek, Türkiye’nin de reform ve kalkınma sürecini tetikleyecektir.”

    Son olarak Türkiye ve Almanya ilişkilerine de değinen Zeytinoğlu, Almanya’daki Türkiye kökenli 3 milyona yakın nüfusun son derece önemli bir sosyal ve kültürel bağ oluşturduğunu belirtti. Almanya’da 96.000 Türk girişimci olduğunu ve bu girişimcilerin 500.000 kişiye iş verdiğini ve 50 milyar avro tutarında bir yıllık ciro ile Alman ekonomisine katkıda bulunduğunu hatırlattı. İKV Başkanı Türkiye ve Almanya arasında 25 milyar avro tutarında bir ticaret hacmi olduğunu ve Türkiye’nin toplam ihracatı içinde Almanya’nın % 9,8’lik pay ile önde geldiğini belirtti ve Türkiye’de Alman sermayeli şirketlerin sayısının 6800’ün üzerine çıktığını vurguladı.

    “Almanya AB içinde en önde gelen partnerimiz. Son dönemde bozulan ilişkilerin ekonomik, ticari ve sosyal bağların gerektirdiği şekilde düzeltilmesi ve daha verimli bir temele oturtulması iki ülkenin ortak hedefler çerçevesinde işbirliği yapabilmesini sağlayacaktır.”

    HAZİRAN 2017: ADA’DA GERÇEKLEŞEN SEÇİM SONUÇLARI NE ANLAMA GELİYOR?

    İngiltere’de 8 Haziran tarihinde gerçekleşen seçimlerin sonuçları beklenmeyen bir tablo ortaya çıkardı. Sonuçlara göre Başbakan Theresa May’in Muhafazakâr Partisi oyların %42,4’ünü alarak, 12 milletvekilliğini kaybetti ve Parlamento’da çoğunluğu sağlayamadı. Muhalefetteki İşçi Partisi oyların %40,1’ini aldı ve Parlamentodaki vekil sayısını 29 artırdı. Oyların %7,3’ünü alan Liberal Demokratlar oylarını artırırken, İskoç Ulusal Partisi ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi oy kaybetti. Muhafazakâr Part’nin Parlamentoda çoğunluğu sağlaması için başka bir Parti’nin desteğini alması gerekiyor. 12 vekilliğe sahip olan Liberal Demokrat Parti’nin Başkanı Muhafazakâr Parti veya İşçi partisi ile birlikte çalışmayacaklarını açıkladı. Muhafazakâr Parti’ye Kuzey İrlanda merkezli Demokratik Birlik Partisi’nin hükümet kurmak için destek vermesi bekleniyor.

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu seçim sonuçlarını değerlendirdi ve son yıllarda Brexit referandumu, ABD Başkanlık seçimleri ve Fransa seçimlerinde olduğu gibi bu seçimlerde de halkın önemli bir mesaj verdiğini belirtti:

    “Son yıllarda ABD ve AB ülkelerindeki seçimler var olan sistemin değişimine yönelik şaşırtıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Globalleşme rüzgârı, mali krizin etkileri ve uluslararası sistemde çok merkezli bir düzene geçiş sinyalleri ülkelerin iç siyasi yapılarını da etkilemekte ve ana akım diyebileceğimiz merkez partilerin oy oranlarında önemli bir dalgalanmaya yol açmakta. İngiltere’de Başbakan Theresa May’in özellikle Brexit müzakerelerini yürütürken daha güçlü bir Parlamento çoğunluğu sağlamak için ilan ettiği erken seçimler ters tepti ve May arzu ettiği çoğunluğu alamadı. Bunun yanında muhalefetteki İşçi Partisi de çoğunluğu sağlayamadı ve böylece bir koalisyon ya da azınlık hükümeti ihtimalini doğuran bir sonuç ortaya çıkmış oldu. İngiltere’de meydana gelen terör saldırılarının da bu sonuçta etkili olduğu ve iktidarın terörle mücadeledeki yetersizliğinin halkta memnuniyetsizlik yarattığı da söylenebilir.”

    “Seçim sonuçlarını bir kelime ile özetlemek gerekirse, “sert Brexit” yanlıları kaybetti diyebiliriz”.

    Zeytinoğlu, seçim sonuçlarının İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci açısından da önemli etkileri olacağını belirtti:

    “Seçim sonuçlarının May’in arzu ettiği şekilde tecelli etmemesi Brexit sürecini de belirsizliğe soktu. Seçimden sonra, 19 Haziran itibarıyla İngiltere’nin AB ile Brexit müzakerelerine başlaması bekleniyordu. Ancak şimdi bu takvime uyulması mümkün gözükmüyor. Muhafazakâr Parti’nin dışardan destek alarak bir azınlık hükümeti kurması halinde, müzakereler başlatılabilir ancak May’in böyle bir durumda güçlü bir müzakere pozisyonu olmayacaktır ve Parlamento’dan Brexit ile ilgili herhangi bir mevzuatı geçirmesi oldukça zor olacaktır. Demokratik Birlik Partisi’nin desteğini almak zorunda olması da bu Parti’nin daha yumuşak bir Brexit müzakeresi yürütülmesi yönündeki tercihine uyum sağlamasını gerektirebilir. Muhafazakâr Parti içinde bir lider değişikliği olması durumunda ise, Brexit ve bu sürecin nasıl yürütüleceği konusu yeniden tartışmaya açılacaktır.”

    Son olarak İKV Başkanı sonuçların İngiltere halkında AB’den ayrılıp ayrılmama konusundaki görüş ayrılıklarını da yansıttığını söyledi ve sürecin yeni tartışmalara gebe olduğunu belirtti:

     “Seçim sonuçlarına baktığımızda, gençlerin ve Brexit referandumunda AB’de kalma yönünde oy kullanan bazı bölgelerde çoğunluğun İşçi Partisi veya İskoçya’da İskoç Ulusal Partisi’ne oy verdiğini görüyoruz. Bu durum da Brexit sürecinin yürütülmesi konusunda Muhafazakâr Parti’nin pozisyonunun destek bulmadığını ortaya koyuyor. AB’den ayrılma kararının İngiltere’de siyasi fay hatlarını yerinden oynattığı açıkça görülüyor. Şu anda en yüksek oyu alan iki parti olan Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi Brexit sürecinin devam ettirilmesinden yana. Yani Brexit’ten cayma şeklinde bir gelişme beklemiyoruz.  Ancak Brexit müzakerelerinin nasıl yürütüleceği ve AB ile ayrılma sonrasında yeni ilişkinin mahiyeti büyük ölçüde bu seçim sonuçlarına da bağlı olarak belirlenecek. Seçim sonuçlarını bir kelime ile özetlemek gerekirse, “sert Brexit” yanlıları kaybetti diyebiliriz”.

    Seçim sonuçları ile ilgili kısa değerlendirmeye buradan ulaşılabilirsiniz.

    HAZİRAN 2017: LONDRA’DA GERÇEKLEŞEN TERÖR SALDIRISINI KINIYORUZ

    Londra’da iki farklı noktada gerçekleştirilen terör saldırıları Birleşik Krallık’taki 8 Haziran seçimleri öncesinde vuku bulan ikinci terör olayı olmuştur. Son zamanlarda minibüs veya kamyonu yayaların üzerine sürmek veya eğlence mekânlarında kişileri tarayarak veya son olayda olduğu gibi bıçakla saldırarak gerçekleştirilen terör olaylarının sayısında artış yaşanmaktadır. Bu tür saldırıları önceden haber alabilmek herhangi bir ön hazırlık gerektirmediği için daha zordur. Önlemenin tek yolu terör açısından potansiyel risk oluşturan kişilerin tespit edilmesi ve bu kişilerin uluslararası dolaşımları dahil olmak üzere hareketleri ve örgüt bağlantılarının yakından izlenmesidir. Bu da terörle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

    Özellikle Batı Avrupa’da gerçekleştirilen terör saldırılarında dikkat çeken bir önemli husus da teröristlerin Avrupa ülkelerinde yetişen ve bu ülkelerin dil ve kültürüne yabancı olmayan kişiler olmasıdır. Yaptıkları saldırıların temel amaçlarından birini, içinde yetiştikleri toplumları, hayat tarzını ve kültürel birikimlerini yok etme ve zarar verme, bunu yaparken kendilerini de yok etme şeklinde nihilist dürtüler oluşturmaktadır. Bu durum terörle mücadele konusunun yalnız güvenlik açısından değil, psikososyolojik olarak da incelenmesi gerektiğini ve eğitim sistemleri, sosyal ve göçmen politikaları da dahil olmak üzere kapsamlı bir stratejinin geliştirilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır.

    Her türlü terör eylemini olduğu gibi bu terör saldırısını da şiddetle kınar, kurbanlar, yakınları ve terörden muzdarip tüm ülke ve halklarla dayanışma içinde olduğumuzu bildiririz.

    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

     

    MAYIS 2017: AB İLE NORMALLEŞMEYE DOĞRU: DİYALOG VE GÜVEN İLİŞKİLERİ İKİ TARAF İÇİN DE DAHA VERİMLİ HALE GETİRİR

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AB Yetkilileri arasında dün gerçekleşen görüşmeler sonrasında Türkiye ve AB ilişkilerini değerlendirdi. 15 Temmuz sonrasında giderek kötüleşen ve 16 Nisan referandumu öncesinde krize giren ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde önemli bir adım atıldığını belirten Zeytinoğlu, en üst düzeyde gerçekleşen yüz yüze görüşmenin karşılıklı güven ve diyaloğun tesisi açısından etkili olabileceğini belirtti.

    İKV Başkanı şunları söyledi:

    “AB ile ilişkilerimizde önemli zorluklar yaşadığımız bir dönemi geride bıraktık. Sorunlar bitmedi ama Türkiye’deki referandum sonrasında ikili ilişkileri yeniden rayına oturtma yönünde bir mutabakatın ortaya çıktığı görülüyor.  NATO zirvesinin yanısıra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, Konsey Başkanı Tusk, Parlamento Başkanı Tajani’nin yanında Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Şansölyesi Merkel ile de görüşmesi sorun ve yaklaşımların karşılıklı olarak yüz yüze dile getirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Bundan sonar da karşılıklı ilişkilerin normalleşme yönünde hızla ilerlemesini bekliyoruz.

    “Türkiye Avrupa’nın Güvenliği için kritik önemini koruyor”

    Başkan Zeytinoğlu, Türkiye’nin yalnızca AB için değil, Avrupa için de kritik önemde bir ülke olduğunu ve Avrupa kurumlarından dışlanmasının birçok sorunun çözümünü imkânsız hale getireceğini vurguladı:

    “Son dönemde Türkiye sadece AB ya da bazı Üye Devletler nezdinde değil, üyesi olduğu AGİT ve Avrupa Konseyi gibi kurumlarda da çeşitli baskılara maruz kaldı. Kuşkusuz ki, Türkiye’nin Avrupa norm ve değerleri yönündeki ilerleyişine devam etmesi yalnız Avrupa için değil, kendi istikrarı ve kalkınması için de önemli. Ancak Türkiye’nin katkısı bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu birçok sorunun çözümü açısından büyük önem taşıyor. Yalnız ekonomi veya göç konusunda değil, savunma ve güvenlik konusunda da Türkiye’nin katılımı ve işbirliği kritik değerde. NATO Zirvesi’nde ele alınan İŞİD’e yönelik işbirliği ve NATO’nun katılımı konusunun yanında, AB’nin Brexit kararı sonrasında reform gündemi kapsamında güncellik kazanan savunma alanında birlik çabaları açısından da Türkiye’nin katkısı önemli rol oynayacak. Türkiye ile ilişkilere Avrupa’nın güvenliği ve ortak savunması açısından da bakmak lazım.”

    “Tam üyelik masada kalmalı; kısa vadede ise gümrük birliğinin güncellenmesi ilişkileri yeniden canlandırabilir”

    İKV Başkanı son olarak, ilişkilerin geleceğine ilişkin bir yol haritasının ortaya koyulması gereğine işaret etti ve tam üyelik perspektifinden sapılmadan, gümrük birliğinin güncellenme sürecine hız verilmesi önerisinde bulundu:

     

    “İkili ilişkilerde 2017 zor bir yıl oldu. Türkiye’de referandum, AB’de, Fransa ve Almanya gibi lider ülkelerde seçimler iki tarafta da tansiyonun yükselmesine neden oldu. Ancak artık ilişkilerin geleceğini planlamak gerekiyor. AB sürecini canlandırmaya yönelik olarak, iki taraf arasında düzenli Zirve toplantılarının devam ettirilmesi, vize serbestliği sürecinin yeniden canlandırılması, Kıbrıs sorununda çözüme yönelik adımların hızlandırılması, müzakerelerde göç, serbest dolaşım, adalet ve yargı konularını kapsayan 23 ve 24üncü fasılların açılması,  mülteci uzlaşısında öngörülen maddelerin yeniden gündeme getirilmesi ilk planda atılacak adımları oluşturabilir. Tam üyelik hedefinin saklı kalması kaydıyla, gümrük birliğinin güncellenmesi müzakerelerine vakit geçirilmeden başlanması ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi açısından öncelikle üzerinde durulması gereken bir konu. Bu şekilde gümrük birliğinin tarım, hizmetler ve kamu alımları gibi yeni alanlara genişletilmesi ve daha etkin işleyen bir gümrük birliği ilişkisinin geliştirilmesi mümkün olacaktır. AB pazarına artan erişimin yanında, Avrupa üretim zincirlerinde Türkiye’nin konumunun iyileştirilmesi, üretilen katma değerin artırılması, AB norm ve standartlarına uyumun geliştirilmesi yapısal reformları da tetikleyecek ve Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasına önayak olacaktır. Bu sürecin demokrasi ve hukuk devleti kriterlerine yönelik reformlar için ve bir çıpa olacağını ümit ediyorum.”

    MAYIS 2017:MANCHESTER`DA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI KINIYORUZ

    İngiltere'nin Manchester kentinde gerçekleştirilen terör saldırısı uzun bir saldırılar serisindeki son trajik olayı oluşturmaktadır. Terör günümüzün en ciddi meselelerinin başında gelmektedir. Terör nereden gelirse gelsin, nerede ortaya çıkarsa çıksın tüm hükümetlerin ortak bir tavırla karşısında yer alması zorunludur. BM gibi örgütlerin yanında AB'yi de teröre karşı güçlü önlemler almaya ve ortak bir cephe oluşturmaya davet ediyoruz.

     

    Ayhan Zeytinoğlu

    İKV Başkanı

    MAYIS 2017: FRANSA SEÇİM SONUÇLARI IŞIĞINDA 9 MAYIS AVRUPA GÜNÜ

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 9 Mayıs Avrupa günü vesilesiyle bir açıklama yaptı ve Avrupa’nın bugününü değerlendirdi.

    Başkan Zeytinoğlu, bugün çeşitli sorunlar yaşasa da Avrupa bütünleşmesinin bir başarı hikayesi olduğunu belirtti ve Avrupa Birliği’nin hem üye hem de aday ülkeler için ilham alınacak bir model oluşturmanın yanında çıkarılması gereken dersler de sunduğunu vurguladı:

    “Her yıl 9 Mayıs tarihinde Avrupa Günü’nü kutluyoruz. İKV ve AB Bilgi Merkezi olarak bu sene de 9 Mayıs haftasında konferans, konser ve dinleti gibi etkinliklerle Avrupa’yı gündeme getirmeyi ve “Avrupa fikri”ni yaşatmayı hedefledik. Bugünün AB’si ekonomik, kurumsal ve siyasi krizlerin yorduğu ve reform ihtiyacının iyice hissedildiği bir Birlik. Ancak 9 Mayıs Avrupa Günü’nün çıkış noktasını oluşturan 1950 yılındaki Monnet Bildirisi’nden bugüne AB’nin geçmişine şöyle bir bakarsak, bir başarı hikayesi olduğunu görürüz. Bu başarıyı bir cümlede özetlemek gerekirse, iki dünya savaşının harap ettiği kıtada, barış ve demokrasiyi tesis etmek ve devletlerarası ilişkileri karşılıklı çatışmadan uyum ve işbirliğine dönüştürmek olarak tanımlamak mümkün. Bu değerli kazanımları korumak ve güçlendirmek için AB’nin yeni adımlar atması ve reformlara hız vermesi gerekiyor.”

    Başkan Zeytinoğlu, 7 Mayıs tarihinde ikinci turu yapılan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerine değindi ve liberal aday Emmanuel Macron’un %65’lik oy oranı ile seçimden galip çıkmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi:

    “AB’nin lider ülkelerinden olan Fransa’da bir süredir aşırı sağ tehlikesi gündemdeydi. Aşırı sağ aday Marine Le Pen’in seçimlerde olası bir başarısı sadece Fransa’yı değil AB’yi de sarsma riskini barındırıyordu. Dün yapılan seçimlerin yaklaşık %65 oyla liberal aday Emmanuel Macron’un başarısı ile sonuçlanması ümit verici bir gelişme oldu. Almanya’da Eylül ayında yapılması öngörülen seçimlerin sonuçlarına da bağlı olarak, Fransa’da Macron’un zaferi AB’nin gerekli reformlarla güçlenmesi için önümüzde 5 yıllık bir sürenin olduğunu gösteriyor. Eğer bu süre verimli kullanılamazsa, popülizm daha da tehlikeli bir hal alabilir. AB’nin ekonomik büyüme, mali birlik, demokratik meşruiyet, AB üye devletleri arasında dayanışma ve uyumun sağlanması gibi birçok konuda somut adımlar atması gerekiyor. Aksi takdirde, AB karşıtı popülist akımlar daha da güçlenebilir. Her halükarda, Macron’un seçimden galip çıkması, AB bütünleşmesi yanlısı, ilerici güçler için önemli bir kazanım oldu.”

    Son olarak, Başkan Zeytinoğlu, AB’nin geleceği ve Türkiye konusunda değerlendirmelerde bulundu:

    “Ülkemiz 1959 yılındaki ilk başvurusundan beri, Avrupa bütünleşmesinin bir parçası olma hedefini benimsedi. Bu hedefe ulaşmada Ortaklık Anlaşması, gümrük birliği, adaylık ve tam üyelik müzakerelerinin başlaması önemli kilometre taşları oldu. İnişli çıkışlı bir seyir izleyen AB ile ilişkiler bugün geldiğimiz noktada, önemli bir yol ayrımına gelmiş durumda. Bu yol ayrımında, AB ile müzakerelerin geleceği belirsiz olsa da, çevreden sosyal haklara kadar birçok hayati konuda AB norm ve standartlarına uyum yoluyla yaşam standartlarının yükseltilmesi açısından AB çıpası önemini koruyor. AB ile ticaret hacmimiz ve doğrudan dış yatırımlarda AB’nin rolü de dikkate alınırsa, ilişkilerimizin karşılıklı fayda ekseninde yeniden rayına oturtulması gereği ortaya çıkıyor”.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    NİSAN 2017:TÜRKİYE’SİZ AVRUPA AVRUPA’SIZ TÜRKİYE OLMAZ

    Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) İzleme Komitesi tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin siyasi denetim altına alınmasını tavsiye eden “Türkiye’de Demokratik Kurumların İşleyişi” konulu Rapor, AKPM genel kurulunda, 25 Nisan 2017 tarihinde görüşüldü. AKPM oturumunda, raporda yer alan tavsiyeleri içeren karar tasarısı 45’e 113 oyla kabul edildi.

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu AKPM’nin almış olduğu karara ilişkin bir açıklama yaptı. Zeytinoğlu Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biri olduğunu belirtti ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzende olduğu gibi Soğuk Savaşın bitimi sonrasında yeniden biçimlenen Avrupa’da da Türkiye’nin kritik bir rol oynamaya devam ettiğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti:

    “Ülkemiz Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biri. Avrupa değerlerini içinde barındıran Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ve diğer birçok Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin de tarafıdır. Türkiye’nin bu değerlere uymadığı gerekçesiyle siyasi denetim altına sokulmasının tavsiye edilmesi son derece üzücüdür.”

    Türkiye’nin 1996-2004 döneminde de Avrupa Konseyi’nin siyasi denetimi altında bulunduğunu hatırlatan İKV Başkanı Zeytinoğlu, Türkiye’nin denetimden çıkarılmasında AB sürecinde gerçekleştirdiği reformların büyük rolü olduğunu belirterek:

    “Türkiye’nin 1999’da başlayan ve 2005’te üyelik müzakerelerinin açılmasına yol açan AB katılım sürecinde Kopenhag kriterleri uyarınca son derece önemli reformlar gerçekleştirildi. Bu reformlar Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nin siyasi denetim mekanizmasından çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda artan istikrar ve refah sebebiyle uluslararası toplumun itibar ettiği, yatırımcıların güvenilir bulduğu yükselen bir ülke olmasını da sağladı. Türkiye’nin AB çıpası her zaman olumlu kazanımlara yol açmıştır. Bugün de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları yönünde reform sürecine geri dönülmesi gerekmektedir” dedi.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, Türkiye’nin hâlihazırda denetim sonrası diyalog süreci kapsamında değerlendirildiğini ve tekrar denetim sürecine alınması halinde Arnavutluk, Bosna Hersek, Sırbistan, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Ukrayna, Moldova ve Rusya ile birlikte denetim altında bulunan üyelerden biri olacağına dikkat çekti. 

    Son olarak İKV Başkanı, Türkiye’de siyasi gelişmeler ve Anayasa referandumu sonrasındaki sürecin 26 Nisan’da Avrupa Parlamentosunda görüşüleceğini ve 28-29 Nisan tarihlerinde de AB Dışişleri Bakanlarının gayrı resmî toplantısında müzakere sürecinin değerlendirilmesinin beklendiğini hatırlattı ve Avrupa ülkelerine Türkiye’yi dışlayıcı kararlar almamaları çağrısında bulundu.

    Zeytinoğlu, Türkiye’nin Avrupa ve Avrupa kurumlarından dışlanmasının kabul edilemez olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tarih boyunca Türkiye’nin Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu gördük. Bugün de bu son derece geçerli bir tespittir.  AB’nin üyelik müzakerelerini siyasi nedenlerle bloke etmesi üyelik perspektifinin inandırıcılığını yitirmesine yol açmıştır. AB ve Avrupa Konseyi gibi kurumlar başta olmak üzere Avrupa’nın Türkiye’ye adil ve önyargısız yaklaşması ve dışlamaktan çok içermeye çalışması sadece Türkiye için değil, Avrupa’nın güvenliği ve refahı açısından da son derece önem taşımaktadır. Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi gibi kurumların da vizyoner bir perspektifle, geri dönülemez kararlar almak yerine Türkiye’de reformları teşvik edecek, yapıcı bir yaklaşım içinde olacaklarını umuyorum.”

    NİSAN 2017:REFERANDUM SONUÇLARINA İLİŞKİN İKV BASIN DUYURUSU

    16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum sonuçlarına göre Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişi öngören Anayasa değişikliği paketi % 51,4 oy oranı ile kabul edilmiştir. Referandum sonuçlarının milletimiz için hayırlı olmasını diliyoruz.

    Referandumda kabul edilen Anayasa değişikliği ile Türkiye yeni bir siyasi sisteme geçiş yapmıştır. Yürütmenin Cumhurbaşkanlığı makamında toplandığı bu yeni sistemin ülkemizin iyi yönetişim ilkelerine uygun bir şekilde ilerlemesi açısından başarılı sonuçlar vermesini ümit ediyoruz. Yeni dönemde, halkımızı bölen derin ayrılıklar ve kutuplaşmaların, çoğulcu demokrasi ve hukukun üstünlüğü ortamında, ülkemizin refahı ve kalkınması hedefi çerçevesinde aşılmasını temenni ediyoruz.

    Ülkemizin daha fazla zaman kaybetmeden, yeniden büyüme ve kalkınma gündemine geri dönmesi gerekmektedir. Bu yeni dönemde, 58 yıldır bir devlet politikası olarak benimsenen Avrupa bütünleşmesine katılım ve AB üyeliği hedefinin yeniden güçlü bir şekilde gündeme alınarak, siyasi ve ekonomik reformların hızlandırılması öncelikli beklentimizi oluşturmaktadır.  Ülkemiz bir aday ülke olarak, AB’ye uyum sürecinde bugüne kadar son derece önemli çabalar sarf etmiştir. Geçtiğimiz sene AB ile mülteci konusunda girişilen işbirliği ve vize serbestliği için gerçekleştirilen reformlar bu çabaların en güncel örneklerini oluşturmaktadır. Vize serbestliği sürecinin tamamlanmasının yanında, ilk sıradaki ticaret ortağımız olan AB ile gümrük birliğinin güncellenme sürecine öncelik verilmeli ve bu sürecin Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulma hedefine olumlu katkısı dikkate alınarak, bu yöndeki çalışmalar hızlandırılmalıdır.

     

    Ayhan ZEYTİNOĞLU

    İKV Başkanı

    MART 2017:60. YILINDA AB GELECEĞİNİ ARIYOR

    Bugünkü Avrupa Birliği’ni oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Atom Enerjisi Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşmalarının 60ıncı yıldönümünde AB üyesi 27 ülkenin lideri AB Kurumlarının Başkanları ile Roma’da bir araya geldi ve AB’nin geldiği noktayı kutlayan ve geleceğini selamlayan bir bildiriye imza attı. Bildiride AB liderleri, gelecek on yılda güvenli, müreffeh, rekabetçi, sürdürülebilir, sosyal sorumluluğa sahip, dünyada anahtar bir rol oynama ve küreselleşmeyi şekillendirme iradesi ve kapasitesine sahip bir Birlik oluşturmak istediklerini belirttiler. Liderler, AB değerlerine saygılı olan Avrupa ülkelerine kapıyı açık tutma niyetlerini de beyan ettiler.

    Tüm Avrupa için bu önemli günde “Türkiye’nin AB Uzmanı” İKV’nin Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, konuyu değerlendirdi. Zeytinoğlu, Britanya’nın AB’den çıkma süreci ve AB karşıtı akımların güçlenmesiyle sarsılan birliğin yeni bir gelecek inşa etme noktasında olduğuna dikkat çekti ve AB’nin bugün her zamankinden fazla siyasi bir birliğe ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

     “Tüm sorunlarına rağmen, AB bir başarı hikayesidir”

    “Bundan 60 yıl önce 6 kurucu devlet bir araya gelerek Roma Antlaşmalarını imzaladığında, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı üzerine yeni bir Avrupa’yı inşa etmeyi hedefliyorlardı. Demir Perde ile ikiye ayrılan Avrupa’nın, süper güçlerin dünyasında var olabilmesi için tek çare birleşmeydi. Bu birlik çeşitli aşamalardan, krizlerden ve zorluklardan geçerek bugüne geldi. Bir barış projesi olarak AB’nin tüm dünya açısından anlamlı bir bütünleşme hareketi olduğu söylenebilir. AB dünyanın en büyük ticaret bloğunu oluşturuyor. 500 milyonluk AB Tek Pazarı, 5,8 trilyon avro ile ihracatta lider konumda; Çin’in 2,5 katı, ABD’nin ise 3 katından fazla ihracatı var ve dünyada aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 80 ülkenin birinci ticaret ortağı konumunda bulunuyor.”

    “Çoklu Sorunlarla Sarsılan AB için Birliği Güçlendirme Zamanı Geldi, Geçiyor”

    Zeytinoğlu sözlerine devam ederken, AB’nin özellikle ekonomi ve ticaretteki başarılarına karşın siyasi birlik oluşturmada başarılı olamadığına değindi ve reform gereğini vurguladı. İKV Başkanı ancak, dayandığı değerlere samimi bir şekilde sahip çıkan, dış politika, savunma ve güvenlik alanlarında da birleşmiş bir AB’nin dünya için etkili bir aktör olabileceğini belirtti:

    “Bugün de AB çeşitli ve çözümü zor sorunlarla karşı karşıya. Avro alanını düzenlemek, dış politikayı güçlendirmek, göç konusunda ortak ve sürdürülebilir bir politika uygulamak, büyümeyi hızlandırmak, sosyal hakları güçlendirmek gibi.  AB’nin bu sorunlarla baş edebilmesi için kendi içinde tutarlı ve dayanışma içinde davranabilmesi gerekli. Ancak bugün AB üyesi devletlere baktığımızda, AB karşıtı akımların güçlendiğini, ırkçı ve aşırı sağ liderlerin oylarını artırdığını ve göç ve mülteci gibi meseleler karşısında AB’nin çapsız ve içe kapalı politikaları tercih eder noktaya geldiğini üzülerek görüyoruz. AB başarısının altında eziliyor ve kendi değerlerine ihanet eder bir noktaya ilerliyor. Britanya’nın AB’den ayrılma kararı, AB’deki bu zayıflamanın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. AB’nin kısa zamanda kendini toparlaması ancak reform yaparak ve siyasi birliğini güçlendirerek mümkün olabilir. Trump ile birlikte ABD’nin NATO’yu ve Avrupalı ortakları ile ilişkilerini gözden geçirmesi ve güneydoğu Asya’yı global politikalarının odağına koyması gibi gelişmeler de AB’yi daha etkili bir dış ve savunma politikası oluşturma konusunda sıkıştırıyor.”

    “Ancak değerlerine sahip çıkan bir AB Türkiye için geleceğe yönelik bir vizyon sunabilir”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, AB’nin 60. Doğum gününde açıklanan bildiriye değindi ve AB liderlerinin “birlik ve dayanışma içinde AB’yi daha güçlü ve dayanıklı hale getirmek konusundaki kararlılığının ümit verici olduğunu söyledi:

    “AB liderlerinin bildirisinde şöyle bir ifade var: “Tek başımıza küresel dinamiklerin dışında kalırız. Birlikte durmak bu dinamikleri etkilemek, ortak çıkar ve değerlerimizi savunmak için en iyi şansımız. Gerektiğinde farklı hızlarda veya derecelerde de olsa, birlikte aynı yöne doğru ilerleyeceğiz ve katılmak isteyenlere kapımızı açık tutacağız”.  Bu önemli bir ifade ve eğer samimi ve kararlı bir şekilde izlenirse AB’nin çıkışının da bu yönde olacağına inanıyorum. AB ülkelerinin birçoğu için tek alternatif bütünleşmiş bir Avrupa ve bu Avrupa’yı başarılı kılmak için de fedakarlık ve sorumluluk gerekiyor”.

    İKV Başkanı, son olarak, Türkiye ve AB ilişkilerine değindi ve şunları söyledi:

    “Son dönemde Türkiye’de, Birliğin samimi olmayan ve dışlayıcı yaklaşımı sebebiyle AB ile ilgili derin bir hayal kırıklığı gözlemlemek mümkün. Çoğu vatandaşımız Türkiye’ye haksızlık yapıldığı ve üyelik müzakerelerinin başlatılmasına rağmen sudan sebeplerle bloke edildiğini düşünüyor. AB Türkiye’yi entegre etme fırsatını kaçırdı ama göç politikasından güvenliğe kadar birçok alanda Türkiye’nin katkısı AB için çok önemli. Her şeyden önce, Avrupa’nın savunması için Türkiye’nin ne kadar vazgeçilmez önemde olduğunu hatırlayalım. AB’nin Türkiye ile ilişkileri düzeltmek ve rayına sokmak için hala bir şansı var. Ancak kendi değerlerine sahip çıkan, Türkiye gibi aday ülkelere karşı dürüst ve açık bir politika izleyen bir AB, ülkemiz için inandırıcı bir vizon sunabilir. 60. Yılında AB liderlerinden bu vizyonu ve sağduyulu tavrı bekliyoruz”.

    MART 2017:TÜM VATANDAŞLARA VİZE SERBESTLİĞİ ESAS OLMALI

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, son 3 takvim yılı itibarıyla yıllık ortalama ihracatı 1 milyon doların üzerinde olan mal ihracatçısı firmaların temsilcilerine, ihracat tutarlarına göre değişen sayıda hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesine ilişkin gelişme hakkında açıklamalarda bulundu.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, ihracatçıların vizesiz seyahat edebilmesi açısından yeşil pasaport verilmesinin faydalı olacağını düşündüğünü belirtti:

    “İhracatçılar açısından rahatlama yaratacak olan yeşil pasaport uygulamasını olumlu değerlendiriyoruz. Pratik bir yöntemle en azından büyük ihracatçıların Schengen alanı gibi ihracat pazarlarına girişlerinde kolaylık sağlayacaktır.”

    “Schengen Alanı için tüm Türk vatandaşlarına vize serbestliği esas olmalı”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye’nin ihracatının yarıya yakınını yaptığı AB’ye kısa süreli seyahatler için vize uygulamasının kaldırılması hususuna da değindi ve esas olanın vize serbestliği diyaloğunun tamamlanarak, vizesiz Avrupa amacının gerçekleştirilmesi olduğunu vurguladı:

    “AB üyeliğine aday ve gümrük birliği ortağı bir ülke olarak AB ülkelerine seyahat ederken vize bariyeri ile karşı karşıya olmamız kabul edilemez. 2013 yılında başlatılan vize serbestliği diyaloğu kapsamında Türkiye bu konuda önemli adımlar attı ve 72 kriterin 65’ini tamamladı. Kalan kriterlerde anlaşma sağlanamadığından süreç sürüncemede kaldı ve geçtiğimiz Ekim ayında gerçekleşeceğini umduğumuz vize serbestliği gerçekleşmedi. AB’nin bu konuda daha fazla vakit geçirmeden adım atmasını bekliyoruz. Ancak bunun için iki taraf arasında diyalog ve müzakerelerin devamı gerekiyor”.

    “İKV vizesiz Avrupa hedefinin takipçisi olmaya devam edecek”

    İKV’nin ilk olarak Almanya tarafından vize uygulamasının başlatıldığı 1980’den bu yana vizelerin kaldırılması konusunda girişimlerde bulunan bir sivil toplum kuruluşu olduğunu hatırlatan Zeytinoğlu, vize uygulamasının haksızlığına ve vizelerin kaldırılmasının AB ile ilişkiler açısından önemine de değindi:

    “Benzer süreçler yürüten Gürcistan ve Ukrayna’nın AB’ye vize serbestliğinin arifesinde olduğu bir dönemde, Türk vatandaşlarına yönelik haksız vize uygulamasının sürmesinden dolayı büyük bir memnuniyetsizlik taşıyoruz. Hem Türkiye’nin hem de AB’nin, vize serbestliği gibi ilişkileri canlandıracak bir başarı hikayesine her zamankinden fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu, taraflar arası iletişimin ve birlikte çalışma deneyiminin artmasına yönelik önemli bir fırsattı. Bütün bu kazanımlara rağmen, gerçekleştirilen reform hamleleri, imzalanan geri kabul anlaşması ve uygulamadaki mülteci uzlaşısı; vize serbestliği ile taçlanmadığı takdirde, tamamen eksik bir çaba olarak kalacaktır.”

    “Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulaması, ekonomik, siyasi ve insani zararlar doğurmaya devam ediyor”

    Avrupa Komisyonunun en güncel verileri, 2015 yılında Türk vatandaşları tarafından 900.789 Schengen vize başvurusu gerçekleştiğini gösteriyor. Yani en iyimser hesapla, Schengen vize uygulamasının bir yılda Türk vatandaşlarına 54 milyon avronun üzerinde mali külfet doğurduğu söylenebilir. Öte yandan AB, Türkiye ile Mülteci Uzlaşısı çerçevesinde fonladığı 27 insani yardım projesinden her birine 1 ile 8 milyon avro arasında bütçe ayırdı. Türk vatandaşlarının Schengen vizesine ayırdığı tutar dikkate alındığında; aslında doğrudan 10’un üzerinde, farklı insani yardım projesinde kullanılabilecek bütçenin, vize gibi haksız bir uygulamayla boşa gittiğini görüyoruz. Vize uygulaması büyük ölçekte hem ekonomik hem siyasi hem de insani olumsuz etkiler doğurmaya devam ediyor.

    “Vize düğümü ancak tarafların karşılıklı olumlu siyasi iradesiyle çözülebilir”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, son dönemde vize serbestliği diyaloğunda girilen tıkanıklığın siyasi iklimden kaynaklandığını ifade etti ve tarafları uzlaşıya dayalı bir söylem değişikliğine çağırdı:

    “Sürecin sürüncemede kalmasında, genel siyasi konjonktürün büyük etkisi var. Tarafların karşılıklı olumlu siyasi irade göstermesi ve uzlaşı ikliminin doğması halinde çok hızlı şekilde vize serbestliği düğümünü çözecek adımların atılacağına inanıyorum. Siyasi iklimin değişimi ise ancak söylem değişikliğiyle sağlanabilir. Öncelikli olarak AB’nin dayatmacı yaklaşımı bir kenara bırakması ve modern müzakere tekniklerine uygun şekilde, karşı tarafın toplumsal hassasiyetlerini de göz önüne alması gerekiyor. Türk tarafı ise vize serbestliği sürecindeki reform yorgunluğundan çıkmalı ve her reform hamlesinin külfettense kazanım olduğunu hatırlamalıdır.”

    MART 2017:DİPLOMATİK KRİZ BİR AN ÖNCE AŞILMALI

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Hollanda’nın Bakanlarımıza yönelik tutumunu değerlendiren bir açıklama yaptı. Zeytinoğlu, Hollanda hükümetinin tutumunu eleştirirken, bu diplomatik krizin bir an önce aşılması yönündeki beklentisini iletti ve sorunun ikili ilişkilere zarar vermemesini diledi:

    “Hollanda makamlarının Dışişleri Bakanımıza toplantı yapma izni vermemesi ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızın ülkeye girişini engellemesi, ikili ilişkilerimizde kara bir leke oluşturmuştur. Bu meselenin diplomatik yollarla halli mümkünken, bu şekilde bir gerginliğe yol açması Hollanda hükümetinin süreci son derece yetersiz bir şekilde yönettiğini de göstermiştir. Hollanda’da 15 Mart Çarşamba günü gerçekleşecek olan seçimlerin Hollanda hükümetinin tutumunun da etkili olduğu ve Başbakanın aşırı sağcı Geert Wilders’e karşı güç kazanmak için bu şekilde popülist bir yaklaşım benimsediği anlaşılmaktadır.  Bu talihsiz gelişmeler karşısında hamasi tepkiler göstermek yerine, diplomatik ve hukuki yollarla hareket etmek uygun olacaktır.”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, Hollanda ve Türkiye arasındaki ilişkilerin de önemine dikkat çekti ve ilişkilerin kısa zamanda düzeltilmesini umduğunu belirtti:

    “İki ülke arasındaki ilişkiler ilk elçinin Osmanlıya gönderildiği 1612 yılına kadar geriye gitmektedir. İki ülke de NATO ve Avrupa Konseyi üyesidir.  Hollanda’da yaklaşık 400 bin Türk kökenli nüfus bulunmaktadır. 2016 yılında Türkiye Hollanda’dan 3 milyar dolar tutarında ithalat yapmış, ihracatını ise 3,6 milyar dolara yükseltmiştir. Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye içinde Hollandalı firmaların payı % 15,8 ile ilk sırada gelmektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren 2500 civarında Hollanda firması bulunmakta, Hollanda’da ise 23 bin civarında Türkiye kökenli girişimci faaliyet göstermektedir. Siyasi ve ekonomik bakımdan önemli birer müttefik olan Hollanda ve Türkiye arasındaki ilişkilerin en yakın zamanda düzeltilmesi iki tarafın da yararına olacaktır.”

    MART 2017: DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MESAJI

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir mesaj yayımlayarak, Türkiye'nin AB sürecinin cinsiyet eşitliği ve kadın hakları açısından önemli bir işlevi olduğu vurguladı.

    Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:  “Tüm dünyada ve Türkiye'de cinsiyet eşitliğinin yerleştiği, kadınların yaşadıkları şiddet, yoksulluk, ayrımcılık gibi sorunların çözüldüğü daha iyi bir gelecek dileğiyle Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarım. Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan 2016 yılı küresel cinsiyet uçurumu raporunda, Türkiye cinsiyet eşitliği bölümünde 144 ülke arasında 130’uncu sırada yer almaktadır. Cinsiyet eşitliği alanında en eşitlikçi 25 ülkenin 13’ü AB üyesidir.”

    Bu vesile ile bazı temel göstergeler açısından AB ve Türkiye'den örnekler veren Zeytinoğlu, Türkiye'de kadınların siyasette ve ekonomide temsili açısından hala gidilecek çok yolu olduğunun altını çizdi.

     

    Kadın istihdam oranı:

    AB:%62,3

    Türkiye: %33,1

     

    Kadınların şirketlerin üst yönetiminde yer alma oranı:

    AB:%22,7

    Türkiye:%14,2

     

    Kadın yönetici oranı:

    AB:%23

    Türkiye:%12

     

    Kadınların parlamentoda yer alma oranı:

    AB:%28,5

    Türkiye:%14,5

     

    Kadınların hükümette yer alma oranı:

    AB:%27,4

    Türkiye:%3,7

     

    MART 2017: ÇOK KATMANLI AB’DE YERİMİZİ ALMALIYIZ

    İKV Başkanı Zeytinoğlu AB’nin geleceğini yorumladı:

    “AB çok katmanlı bir yapıya doğru evrilirken, Türkiye’nin de değişen Avrupa’da kendi konumunu belirlemesi gerekiyor.”

    Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı “Birliğin Durumu” konuşmasında Brexit sonrası AB’nin geleceğine dair “Beyaz Kitap” olarak adlandırılan belgeyi açıklayarak, olası 5 senaryoyu ortaya koydu.

    AB’nin Britanya’nın ayrılması sonrasında evrileceği yeni şekiller ile ilgili olasılıkları ortaya koyan bu senaryoları Türkiye’nin AB Uzmanı İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu yorumladı:

    “Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Antlaşması’nın 60’ıncı yılı 25 Martta kutlanacak. Ancak bu kutlama biraz buruk bir atmosferde gerçekleşiyor. Çünkü geçtiğimiz Haziran ayında Britanya halkı AB’den ayrılma yönünde oy kullandı. Önümüzdeki günlerde Britanya hükümetinin üyelikten ayrılma ile ilgili 50’nci Maddeyi aktive etmek üzere başvuruda bulunması bekleniyor. Yani AB yoluna 27 üye ülke ile devam edecek. Britanya’nın AB’yi terk edecek olmasının yanı sıra, Hollanda’dan Fransa’ya kadar, AB’nin dört bir yanında yükselen aşırı sağ hareketler ve Polonya ile Macaristan gibi bazı üye devletlerde baş gösteren AB değerlerinden kopuş AB’nin geleceğini tehdit ediyor.”

    “AB çok kısa zaman zarfında çok hızlı ilerledi. Bu da hazım ve uyum sorunlarına yol açtı.”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, AB’nin gideceği yolda önemli bir kavşakta olduğunu belirterek, Komisyonun hazırladığı belgenin öncelikle Üye Devlet liderleri tarafından ele alınması ve daha sonra başlayacak olan Avrupa’nın geleceği hakkındaki tartışma sürecine bir başlangıç teşkil etmesinin planlandığını söyledi. Zeytinoğlu, AB’nin bu dönüşüm sürecinin bir aday ülke olarak Türkiye’yi çok yakından ilgilendirdiğini söyleyerek sözlerini şöyle devam etti:

    “Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, Avrupa’nın geleceğine ilişkin Beyaz Kitap’ı açıkladı ve 2025 yılına kadar AB için gerçekleşebilecek 5 farklı senaryoyu ortaya koydu. Buna göre,

    1. AB’nin mevcut şekliyle yani parçalı yapısı ile devam etmesi,
    2. AB’nin daha gevşek bir İç Pazara indirgenmesi ve mevcut şekilde avro ile Schengen alanı gibi derin ve ortak politikaların terk edilmesi,
    3. İstekli üyelerin savunma, güvenlik, sosyal politika gibi alanlarda daha ileri entegrasyona gidebileceği çok katmanlı bir modele dönüşmesi,
    4. AB’nin müdahil olduğu konuların azaltılması ancak bu konularda daha etkili olmasının sağlanması, örneğin Avrupa Telekom İdaresi, Terörle Mücadele Ajansı gibi yeni birimlerin oluşturulması,
    5. AB’nin daha da entegre ve derin bir Birlik haline gelmesi ve üye devletlerin daha fazla egemenlik paylaşarak, ortak politikalarını çoğaltması.

    Bu senaryolardan 1, 2 ve 5 numaralı olanlar şu anda pek mümkün gözükmüyor. AB’nin bu haliyle hiçbir değişim ve uyum olmadan devam etmesi mümkün değil ama aynı şekilde bugüne kadarki önemli kazanımlarını bir kenara atarak sadece bir İç Pazara indirgenmesi de mümkün gözükmüyor. Benzer şekilde, AB’de artan AB şüpheciliğini, ekonomik sorunları ve egemenlik devrine yönelik milliyetçi tepkileri dikkate alırsak, AB’nin derin entegrasyonu iddialı bir şekilde yeni hedeflere taşımasının da çok olası olduğu söylenemez. Bu durumda 3’üncü ve 4’üncü senaryolar öne çıkıyor. Yani AB’nin tüm üyelerinin değil ama istekli bir ülkeler grubu ile ileri entegrasyona devam etmesi, ortak savunma politikası ve maliye politikası gibi hedeflere doğru ilerlemesi veya 4’üncü senaryoda görüldüğü gibi AB’nin başarılı olmayan bazı politikalara müdahil olmayı bırakarak, daha az sayıda alanda daha etkili olmayı hedeflemesi. Benim tahminim daha sıkı bir şekilde entegre olmuş bir iç halka ve bunun dışında daha gevşek bir dış halkadan oluşan çok katmanlı bir Avrupa modeli oluşacağı yönünde.”

    “Yeni Avrupa ortaya çıktığında, bu Avrupa’da yer alabilmek için gerekli ön hazırlıkları yapalım”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, AB sürecinin Maastricht Antlaşması ile 1993’ten başlayarak son derece hızlı bir atılım gerçekleştirdiğini ifade ederek, bugün barış, güvenlik ve refah olarak özetlenebilecek kazanımlarının savaş ve yokluk deneyimlerini hiç yaşamamış yeni nesiller tarafından kıymetinin bilinmediğini belirtti. Başkan Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “AB 25 yıl gibi kısa bir sürede çok hızlı bir entegrasyon sürecini gerçekleştirdi. Ancak bu kadar kısa sürede, bu denli iddialı hedeflerin gerçekleştirilmesine çalışılması, hazım ve uyum sorunlarına yol açtı. Milliyetçi ve korumacı refleksler bugün AB’nin kazanımlarını tehdit ediyor. Türkiye gibi AB adayı bir ülke olarak AB’deki gelişmeleri çok yakından takip etmeliyiz. Türkiye’nin AB Uzmanı İKV de bu süreci çok yakından izliyor, analiz ve yorumları ile kamuoyunun aydınlatma görevini yerine getiriyor. İKV olarak AB’nin iki katmanlı bir yapıya evrileceğini düşünüyoruz. Bu durumda, Türkiye’nin bu yenilenen AB’de kendine bir yer bulacak şekilde stratejilerini gözden geçirmesi gerekecektir. AB’nin bu çok katmanlı kurumsal yapısı net bir şekilde ortaya çıkınca Türkiye’nin de bu yapıda yer almak için adım atması gerekecek. Bu sebeple, AB ile ilişkilerin sona erdiği ya da tam üyelik hedefinin ortadan kalktığı gibi bir yanılsamaya kapılmayalım. AB’deki gelişmelerden ümitsizliğe kapılmayalım. Bugüne kadar yaptığımız gibi sabırla ve kararlılıkla AB uyum sürecine devam edelim. Yeni Avrupa ortaya çıktığında, bu Avrupa’da yer alabilmek için gerekli ön hazırlıkları yapalım.”

    ŞUBAT 2017:VARLIK FONU İYİ YÖNETİLİRSE KALKINMAYA DESTEK SAĞLAR

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 2016’nın Ağustos ayında yasayla kurulan ve 5 Şubat 2017 tarihinde bazı kamu şirketleri ve mallarının aktarılması ve yönetim kurulunun oluşturulması ile işlerlik kazanan Türkiye Varlık Fonu ile ilgili açıklamalarda bulundu. İKV Başkanı Zeytinoğlu, Türkiye’nin G20 ülkeleri arasında Varlık Fonu olmayan tek ülke olduğunu belirtirken, bu Fon ile Türkiye’nin kalkınma hamlesine katkı sağlanabileceğini ifade etti. Zeytinoğlu Varlık Fonları ile ilgili uluslararası düzlemde oluşturulmuş olan “Santiago İlkeleri”nden de söz etti ve Varlık Fonları ile ilgili iyi yönetişim kriterleri olarak değerlendirilebilecek bu ilkelerin dikkate alınması gereğini dile getirdi. Zeytinoğlu şunları kaydetti:

    “Dünyada varlık fonlarının durumuna baktığımızda, özellikle 2000’li yıllar ve sonrasında varlık fonlarının sayısının her geçen yıl artmakta olduğunu görüyoruz. 2015 itibariyle egemen varlık fonlarının kontrolünde yaklaşık 7,1 trilyon dolarlık bir meblağ bulunmakta. Bu kaynaklar gerek yurt içi, gerekse yurt dışında çeşitli yatırımlar, projeler ve finansal işlemlere kanalize ediliyor. En önde gelen varlık fonları arasında, Norveç, Katar, BAE, Çin, Kuveyt ve Singapur’un oluşturdukları fonlardan söz edebiliriz. Bu büyük fonların yanında, İrlanda, Kazakistan veya Fas gibi kimi ülkeler ise uzun vadeli yatırımları artırmak ve ekonomik kalkınmayı hızlandırmak için özelleştirme gelirleri gibi bazı kamusal kaynakları özel fonlara aktarıyor ve stratejik bazı şirket veya projelere yatırım yapıyor. Yukarıdaki örneklere baktığımızda Türkiye’nin son örnekteki ülkeler grubuna benzer şekilde davrandığını ve kalkınmasını finanse edecek fon oluşturma çabası içinde olduğunu söyleyebiliriz.”

    “Varlık fonları ile İlgili Santiago İlkeleri”ni dikkate alalım”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, Varlık fonunun kuruluşu ile büyüme oranında gelecek on yıl içinde yıllık %1,5 ek artış sağlanmasının beklendiğini de belirtti ve bu fonun etkili bir şekilde büyüme ile kalkınmaya katkı sağlaması için piyasa mantığı için de yönetilmesinin yanında, şeffaflık ve hesap verebilirlik prensiplerine de sadık kalınması gerektiğini vurguladı. İKV Başkanı bu bağlamda, Varlık Fonları için uluslararası davranış kurallarını belirleyen Santiago İlkelerini gündeme getirdi:

    “Eğer ilgili Kanun’un gerekçesinde belirtildiği gibi Türkiye Varlık Fonu’nun gelecek on yıl içinde büyüme oranında %1,5’lik ek artış sağlamasını istiyorsak, bu Fonun piyasa mantığı içinde etkin ve etkili bir şekilde yönetilmesinin yanında, hukuki çerçevesinin net olarak çizilmesi ve iyi yönetişim ilkeleri uyarınca idaresi büyük önem taşıyor. 2009 yılında kurulan “Uluslararası Egemen Varlık Fonları Forumu” çerçevesinde oluşturulan Santiago İlkeleri, Varlık fonlarının yönetimi ve denetimi için iyi yönetişim standartlarını ortaya koyuyor. Varlık fonlarının “iyi hal kâğıdı” olarak da adlandırılabilecek olan bu ilkeler 24 ilkeden oluşuyor ve iyi yönetişim, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından uygun düzenlemeleri ve sağlıklı uzun vadeli yatırımlar için uygun prosedürleri ortaya koyuyor.  Yani, yeterince bilinmeyen bu fonların üzerindeki soru işaretlerini kaldırmak ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak için bu ilkelerin benimsenmesi ve takibi en iyi reçeteyi sunuyor diyebiliriz.”

    Varlık Fonları konusunda detaylı bilgiye ulaşmak için “Varlık Fonları ve Uluslararası Kriterler” başlıklı değerlendirme notuna buradan ulaşılabilirsiniz.

    ŞUBAT 2017: BREXIT TÜRKİYE İÇİN MODEL DEĞİLDİR

    Britanya Başbakanı Theresa May’in Türkiye ziyareti sonrasında, İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu Britanya’nın AB’den çıkış sürecini yorumladı.

    Zeytinoğlu, öncelikle Brexit olarak adlandırılan bu sürece açıklık getirdi:

    “Britanya halkı 23 Haziran’da yapılan referandumda %51,9 oy oranı ile AB üyeliğinden ayrılmak yönünde tercihini belirtmişti. Geçtiğimiz hafta referandum sonucunun tek başına yeterli olmadığı ve Parlamento’nun onayına sunulması gerektiği Yüksek Mahkeme tarafından karara bağlandı. Bu kararın Parlamentodan geçmesi ne bağlı olarak, Mart ayında Britanya’nın üyelikten çıkmak için resmen AB’ye başvurusunu sunmasını bekliyoruz. Resmi başvurudan sonra ise, Britanya ve AB arasında üyelikten çıkışın koşullarını belirleyecek olan bir anlaşma için müzakereler başlayacak. Bu müzakerelerde iki konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor:

    -Birincisi, Britanya’nın AB üyeliğinin sona ermesi ile ilgili koşullar yani sürecin nasıl ilerleyeceği, Britanya’nın AB kurumlarından ve bütçeden çekilmesi, AB hukukunun Britanya’daki geçerliğinin durdurulması gibi konuların belirlenmesi;

    -İkincisi ise AB üyeliği sonrasında Britanya ve AB arasındaki ilişkileri düzenleyecek yeni bir anlaşmanın müzakere edilmesi.”

    “Britanya, AB’den çıkarken, 60’ın üzerinde ticaret anlaşmasından da ayrılması gerekecek”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Britanya’nın AB’den çıkmasının AB açısından sarsıcı etkileri olabileceğini ancak bu sürecin AB açısından tehdit olduğu kadar fırsatlar da barındırdığını belirtti. Zeytinoğlu, Britanya’nın mal ve hizmet ticaretinin yarısına yakınını AB ülkelerine yaptığını ve üyelikten çıkış sonrasında AB ile kapsamlı yeni bir anlaşma imzalamasının kritik önemde olduğunu ekledi:

    “Britanya’nın almış olduğu AB’den çıkış kararı, özellikle dış ticarette bağımsız bir politika izlemesinin önünü açacak ama bugün AB’nin 60’ın üzerinde ülke ve ülkeler grubu ile imzalamış olduğu ticaret anlaşmalarından da ayrılması ve söz konusu ülkeler ile yeni anlaşmalar imzalamak için tekrar müzakere etmesi gerekecek. Yani Britanya AB üyeliğinin yükümlülüklerinden kurtulacak ama avantajlarından da mahrum olacak. AB için de, elbette Britanya gibi bir ülkeyi kaybetmenin zorlayıcı etkileri olacak. Ancak, AB’nin çözülmesine yol açacağını düşünmüyorum. AB iç pazarına dahil olmanın getirdiği avantajlar diğer ülkelerin çıkmasını engelleyecektir. Britanya’nın çıkış sürecinin zor ve karmaşık bir süreç olması ve faydadan çok zarar getirmesi nedeniyle diğer üyeler için olumsuz bir örnek olacak diye düşünüyorum”.

    “Türkiye ile Britanya’nın durumları farklı. Biri diğeri için model olamaz”

    İKV Başkanı son olarak süreci Türkiye açısından ele aldı ve kamuoyunda ifade edilen bazı görüşlerin aksine, Brexit’in Türkiye için bir model olamayacağını belirtti:

    “Brexit süreci Türkiye’de de yakından izleniyor ve ülkemiz için bir model oluşturabilir mi sorusu akla geliyor. Britanya’da hükümetin yaklaşımına bakarsak, AB üyeliğinden ayrılması sonrasında AB ile derin ve kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması imzalamaya sıcak baktığı görülüyor. Yani dış ticarette AB’den bağımsız, bunun yanında AB ile mal ve hizmet ticaretinde serbestliği öngören bir modeli hedefliyor. Oysa Türkiye’nin AB ile halihazırda işleyen bir gümrük birliği var ve gümrük birliğinin genişletilmesi ve güncellenmesi için bu sene içinde resmi müzakerelerin başlatılması gündemde. Gümrük birliğinin güncellenmesi süreci Türkiye’nin AB norm ve standartlarına uyumunu ve AB müktesebatına daha fazla yakınlaşmasını da gerektirecek. Yani Britanya AB’den çıkmayı müzakere ederken, Türkiye olarak biz AB ile daha ileri entegrasyona ulaşmayı hedefliyoruz. Tabi ki bu sürecin sonunda tam üyelik hedefimiz de devam ediyor. Tam üyelik ve AB ile daha yakın entegrasyonun Türkiye’de siyasi ve ekonomik reformların tetikleyicisi olacağını ümit ediyoruz. Bu genel tabloya bakınca, AB ile mevcut ilişkilerin durumu ve tam üyelik hedefi Brexit’in Türkiye için bir model olamayacağını ortaya koyuyor.”

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    OCAK 2017: OHAL KOŞULLARINI İYİLEŞTİRMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELERİ AB STANDARTLARI AÇISINDAN OLUMLU BULUYORUZ

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 23 Ocak tarihinde kabul edilen Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) kapsamında olağanüstü hal (OHAL) koşullarını iyileştirmeye yönelik düzenlemeleri olumlu karşıladığını ifade etti ve bunun Türkiye’de iş yapma ortamına da katkı sağlayacağını belirtti. Bilindiği üzere 15 Temmuz gecesi Türk demokrasisine karşı gerçekleştirilen hain darbe teşebbüsü toplumun bütün kesimleri tarafından büyük bir demokrasi mücadelesi verilerek püskürtülmüştü. Devamındaki restorasyon sürecinde 21 Temmuz’da 3 ay süreyle OHAL ilan edilmiş ardından OHAL süresi 3 ay daha uzatılmıştı.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu OHAL’i şöyle değerlendirdi: “OHAL’ler Avrupa sahnesinde yeni bir fenomen değil. Fransa’da 13 Kasım 2015’te gerçekleşen terör saldırılarının ardından ilan edilen OHAL 5’inci kez uzatıldı. Hatırlanacağı üzere Brüksel’de yaşanan terör saldırısı sebebiyle Belçika’da sokağa çıkma yasağına varan OHAL uygulamaları gerçekleşmişti. Pek çok AB ülkesinde ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin uygulamalarda dikkate değer bir sertleşme eğilimi göze çarpıyor. Bu eğilimin sebebini küresel boyutlara ulaşan terör, çözülemeyen bölgesel istikrarsızlıklar ve devasa kitlesel göç hareketleriyle açıklamak mümkün. Türkiye’deki uygulama da benzer dinamiklere dayanıyor. Türkiye’deki OHAL uygulamasının batılı bir demokrasiye yakışır şekilde orantılı, geçici ve hukukun üstünlüğüne dayalı olması gerekiyor. Dolayısıyla 23 Ocak tarihinde yayımlanan KHK’ların OHAL koşullarını iyileştirmeye yönelik hükümlerini AB standartlarına uyum açısından olumlu buluyoruz.”

    Resmi Gazete’de yayımlandığı şekliyle son KHK’lar, OHAL uygulamasına ilişkin şu değişiklikleri öngörüyor:

    -Gözaltı süresinin 30 günden, yakalama anından itibaren 7 güne indirilmesi; savcı, kararıyla bu sürenin, delilleri toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu hallerinde 7 gün daha uzatılabilmesi; 

    -Terörle Mücadele Kanunu’na giren suçlarda gözaltındaki şüphelinin savcı kararıyla,  müdafii ile görüşme hakkını 5 gün süreyle kısıtlayan hükmün kaldırılması;

    - OHAL KHK’larının öngördüğü uygulamalara ilişkin itirazların Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna taşınabilmesi.

    Avrupa Konseyinin Türkiye’yi Denetim Sürecine Almaması Memnuniyet Verici

    İKV Başkanı Zeytinoğlu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’deki OHAL sürecinin Avrupa tarafından da yakından takip edildiğini belirtti ve Türkiye’deki demokratik kurumların işleyişinin 23 Ocak tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) tarafından da gündeme alındığını hatırlattı.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu: “AKPM tarafından, konunun acil gündem maddesi olarak tartışılmasına yönelik teklif, AKPM Genel Kurulunda 3’te 2 çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle reddedildi. Bu, şüphesiz Türkiye için olumlu bir gelişmedir. Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması noktasında AB kurumlarının ve Türkiye’nin parçası olduğu diğer uluslararası işbirliklerinin uyarılarının dikkate alınmasının, Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi, yatırım yapılabilir bir ülke olarak konumu ve Türk vatandaşlarının refahı açısından da kritik önem taşıdığını görüyoruz. Bu açıdan Avrupa Komisyonu tarafından 9 Kasım’da yayımlanan 2016 İlerleme Raporu’nda OHAL uygulamalarına ilişkin geniş yer bulan değerlendirmeler dikkate alınmalı.

    Sağlıklı Bir Gümrük Birliği Modernizasyon Süreci İçin Kopenhag Kriterleri Önemli

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu 23 Ocak tarihinde kabul edilen KHK’ların, Avrupa’nın uyarılarının karşılanmasına yönelik olumlu gelişmeler olduğunu ifade etti ve ekledi: “AB’nin, dünya tarihinin en başarılı ekonomik entegrasyon projesi olması aslında temel hak ve özgürlükler ile iyi yönetişime verdiği öneme dayanıyor.“

    “Ekonomi Bakanlığı verilerine göre 2016 yılı Ocak- Kasım döneminde Türkiye’ye yapılan doğrudan yabancı yatırımın yüzde 54’ü AB ülkelerinden gerçekleşti. Türkiye’ye en fazla oranda yatırımı yapabilecek gelişmişlik düzeyindeki 3 AB ülkesi Almanya, Hollanda ve Birleşik Krallık’ın aynı zamanda 2016 Hukukun Üstünlüğü Endeksinde 113 ülke arasında ilk 10’da yer alması rastlantı değil. Dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisi kabul edilen G20’nin üyesi olan Türkiye’de uluslararası yatırımların artması, iş yapma ortamının iyileşmesi ve sağlıklı bir Gümrük Birliği modernizasyon müzakere sürecinin gerçekleşmesi için Kopenhag kriterlerine uyum da büyük önem taşıyor.”

    OCAK 2017: 2017’DE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNİN LOKOMOTİFİ YENİLENEN GÜMRÜK BİRLİĞİ OLACAK

    2017’de Türkiye’nin AB sürecinde en öne çıkacak alanların başında gümrük birliğinin güncellenme süreci geliyor.  2015’in Mayıs ayında Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ve Avrupa Komisyonunun Ticaretten sorumlu üyesi Cecilia Malmström’ün başlattığı süreçte hazırlık çalışmaları tamamlanmak üzere. Resmi müzakerelerin ise 2017 içinde başlaması öngörülüyor.

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, gümrük birliğinin güncellenmesinin Türkiye’nin üretim kapasitesi, tarımsal verimliliği, hizmet ihracatı ve dış pazarlardaki rekabet gücünü artıracağını ve norm ve standartlarda AB ile entegrasyonu sağlayacağını belirtti.

    “Gümrük birliğinin güncellenmesi süreci Türkiye’yi orta gelir tuzağından çıkarmakta kilit rol oynayacak”

    İKV Başkanı, 20 yıldır yürürlükte olan gümrük birliğinin Türk sanayii ve dış ticaretine önemli katkıda bulunduğunu, AB ile dış ticaret hacmi 4 katına çıkarken, dış pazarlarda rekabet gücünün arttığını belirtti. Zeytinoğlu, bu faydalarına rağmen, gümrük birliğinin artık güncel gelişmelerin gerisinde kaldığını ve sağlanan faydanın da aşındığını ekledi. Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Gümrük birliğinin güncellenmesinin milli gelire, istihdama, yabancı yatırımlara ve dış ticarete önemli katkı sağlamasını bekliyoruz. Ekonomi Bakanlığımız ve Avrupa Komisyonu tarafından yaptırılan araştırmalar özellikle yıllık bazda GSYİH’da ve ihracatta öngörülen artışı ortaya koyuyor. Avrupa Komisyonunca yapılan etki analizinde, GSYİH’nın reel olarak %1.44’lük (12,5 milyar avro) artışa yol açması bekleniyor. Ekonomi Bakanlığımızca hazırlatılan çalışmada ise, 2030 itibarıyla, GSYİH’da %1,9 oranında, AB’ye yapılan ihracatta %24,4 oranında artışa yol açacağı tahmin edilmiştir”.

    “Gümrük birliğinin tarım, hizmetler ve kamu alımlarına genişletilmesinin yanında, AB ile birlikte STA’ların artırılması , beklenen faydaları sağlayacak”

    İKV Başkanı etki analizleri ile varılan tahminlerin, gümrük birliğinin derinleştirilmesi ve Türkiye’nin üçüncü ülkeler ile AB’nin imzaladığı STA’lara dahil olması halinde geçerli olacağını vurguladı:

    “Yapılan etki analizlerinde farklı senaryolardan yola çıkarak hesaplamalar yapılıyor. Gümrük birliğinin olduğu gibi kalması, yerini kapsamlı bir STA’ya bırakması gibi farklı senaryolar arasında iki taraf için de en karlı olması beklenen senaryo gümrük birliğinin derinleştirilmesi alternatifi. Buna göre gümrük birliğinin işleyişi iyileştirilecek, yani uyuşmazlıkların çözümü mekanizmaları güçlendirilecek, Türkiye’nin AB’nin imzaladığı STA’lardan faydalanması sağlanacak. Aynı zamanda, gümrük birliğine hizmet ticareti, kamu alımları piyasaları ve tarım ürünleri de eklenecek. Bu şekilde karşılıklı olarak pazarların daha açık hale gelmesi ve Türkiye’nin üçüncü ülkeler ile imzalanan STA’lar ile ilgili olarak yaşadığı dezavantajların ortadan kaldırılması  AB düzenlemelerine uyum düzeyini artıracak ve ekonominin genelinde önemli bir canlanma sağlayacak.”

    Başkan Zeytinoğlu son olarak, gümrük birliğinin güncellenmesinin sektörel etkilerine de değindi:

    “Gümrük birliğinin güncellenmesi süreci iç piyasada rekabeti artıracaktır. Bunun başlangıçta zorlayıcı etkileri olsa da, orta ve uzun vadede, sanayide üçüncü ülkeler ile imzalanacak STA’lar ile pazar payının artmasının yanında çeşitli tarım ürünleri gruplarında ve hizmet sektörlerinde verimliliği ve üretkenliği tetikleyecektir. Motorlu taşıtlar, elektrikli aletler, tekstil ve ayakkabı gibi sanayi ürünleri, gıda sektörü, taze meyve ve sebze, kabuklu yemişler gibi tarım ürünleri ve inşaat, ulaştırma, mali hizmetler, rekreasyonel hizmetler gibi alanlarda ihracatı arttırması beklenmektedir. Sanayi dışında, tarım ve hizmet sektörlerine daha fazla yabancı yatırım çekilecek ve yeni iş alanları yaratılacaktır. Söz konusu sürecin, mevzuat düzeyinde AB’ye uyumu da artıracağı gibi, şeffaflık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik, hukuki denetim gibi iyi yönetişim ilkelerinin yerleşmesinde ön ayak olacağını umuyoruz”.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    OCAK 2017:AP BAŞKANI`NIN TÜRKİYE`YE YAPICI YAKLAŞACAĞINI UMUYORUZ

    Martin Schulz’tan boşalan Avrupa Parlamentosu başkanlığına gelecek isim 17 Ocak 2017 tarihinde belirlendi. AP Genel Kurulu’nda gerçekleşen başkanlık seçimlerinde, Avrupa Halk Partisi'nin (EPP) adayı İtalyan Antonio Tajani, Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı (S&D) grubu adayı Gianni Pittella'ya karşı yarıştığı son turda, 282 oya karşılık 351 oyla AP Başkanı seçildi. Tajani’nin AP’nin başkanlığını Haziran 2019’da gerçekleşecek AP seçimlerine kadar iki buçuk yıl süreyle sürdürmesi öngörülüyor.

    Schulz’un AP’den ayrılarak Almanya’da sonbaharda gerçekleşecek seçimlere katılma kararı almasının ardından mensubu olduğu S&D'nin, AP başkanlığının AP’deki en büyük grup olan EPP'ye geçmesini öngören güç paylaşımı uzlaşını reddetmesi nedeniyle yeni başkanın hangi gruptan geleceği merakla beklenmekteydi.

    AP Başkanı Antonio Tajani, bu görevi 1977-1979 yıllarında yürüten Emilio Colombo’dan sonra AP’ye başkanlık edecek ilk İtalyan olma özelliğine sahip. AB kurumlarında 20 yılı aşkın tecrübeye sahip 63 yaşındaki Tajani, Birinci Dönem Barroso Komisyonu’nda ulaştırma (2008-2009), İkinci Dönem Barroso Komisyonu’nda sanayi ve girişimcilik (2010-2014) dosyalarından sorumlu komisyon üyeliği ve başkan yardımcılığı görevlerini yürütmüştü. Tajani, 2014 seçimleriyle birlikte, 1994-2008 yıllarında üç dönem görev yaptığı AP’ye geri dönmüş ve AP başkan yardımcısı seçilmişti. İtalya eski Başbakanı Silvio Berlusconi’nin partisi Forza Italia’nın kurucularından biri olan Tajani, Volkswagen emisyon skandalında ihmali bulunduğu iddiaları ve Berlusconi’ye olan yakınlığı nedeniyle tartışmalı bir aday olarak gösterilmekteydi. Tajani’nin AP başkanı seçilmesi, EPP’nin son anda Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) grubu ile AB yanlısı bir koalisyon oluşturma yönünde güç birliği yapmasıyla mümkün oldu.

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Antonio Tajani’nin AP Başkanı olmasını Türkiye-AB ilişkileri açısından değerlendirdi:

    “AP Başkanı seçilen Antonio Tajani’nin, Türkiye konusundaki yaklaşımı AB ile ilişkilerimiz açısından önem taşıyor. Kasım ayında AP’nin müzakerelerin dondurulması yönünde aldığı karar ilişkilerde krize sebep olmuştu. Önümüzdeki dönemde özellikle vize serbestliği konusunda bir ilerleme olması halinde iki onay kurumundan biri yine AP olacak. Burada da AP Başkanı’nın yapacağı yönlendirme ve konuyu sunuş şekli önem taşıyacak. Tajani, Türkiye’nin AB üyelik süreci hakkında geçmişte yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası ve AB ile ortak çıkarlara sahip olduğunu belirten; Kopenhag kriterlerine uyuma dikkat çekerken aynı zamanda da Türkiye ile müzakerelerin sürmesini destekleyen bir söylem benimsemişti. AP başkanlık seçimi öncesindeki demeçlerinde ise Tajani’nin, Türkiye’nin AB için önemli bir ortak olduğunu belirtirken, AP’nin hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve temel haklar alanlarındaki eksiklikler giderilinceye kadar katılım müzakerelerinin durdurulması gerektiği yönündeki söylemini benimsediğini görüyoruz. Bu gibi yaklaşımlar, Türkiye’nin anılan konulardaki eksiklerini gidermesine zemin hazırlamıyor, aksine AB’ye duyulan güvenin azalmasına ve ilişkilerin gerilmesine yol açıyor. Yeni AP Başkanı’nın Türkiye’ye yönelik daha vizyoner ve uzun vadeli bir yaklaşım geliştirmesi önem taşıyor.”

    AP’nin Türkiye’ye yönelik tutumunun endişe verici olduğu değerlendirmesinde bulunan İKV Başkanı Zeytinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2014 yılı seçimleriyle yenilenen AP’nin, Türkiye’ye yönelik oldukça eleştirel bir yaklaşım benimsediğini ve özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında alınan önlemlerle eleştirinin dozunun daha da arttığını görüyoruz. Hatırlanacağı üzere, AP’nin Türkiye ile katılım müzakerelerinin dondurulması yönünde 24 Kasım 2016 tarihinde kabul ettiği tartışmalı tavsiye kararı, bağlayıcılığı bulunmasa da ilişkilerde tansiyonun artmasına neden olmuştu. Bu gibi adımlar ne yazık ki Türkiye’de eleştirilen uygulamaların iyi yönde değişmesine hizmet etmiyor, aksine ilişkilerdeki tansiyonun artmasına yol açıyor. AP’nin bunun yerine katılım müzakereleri sürecini hızlandırma yönünde girişimlerde bulunması daha akılcı olacaktır. Yeni AP Başkanı’nın Türkiye’ye yönelik daha sağduyulu ve yapıcı bir tutum benimsemeyeceğini umuyoruz.”

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    OCAK 2017: KIBRIS MÜZAKERELERİNDE TARİHİ FIRSAT KAÇIRILMAMALI

    Kıbrıs’ta BM gözetiminde sürdürülen müzakereler, 9 Ocak 2017 tarihinde Cenevre’ye taşındı. İki taraf, bugün toprak düzenlemelerine ilişkin haritalarını sunacak. 12 Ocak 2017 itibarıyla ise taraflar, açılışını yeni BM Genel Sekreteri António Guterres’in yapacağı beşli konferansta üç garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın temsilcileriyle bir araya gelecek. İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, AB’nin de gözlemci olarak yer alacağı beşli konferans öncesinde çeşitli değerlendirmelerde bulundu:

    “Kıbrıs’ta çözüm için oldukça kritik bir viraja giriliyor. Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’tan oluşan üç garantör ülkenin katılımıyla toplanacak beşli konferans, 1959’da Zürih’te olduğu gibi adanın kaderini tayin edecek önemdedir. Bu süreçte açık konuların kapatılması, toprak düzenlemeleri ve güvenlik ve garantiler konularında uzlaşılması halinde çözüm anlaşmasının ana çerçevesinin ortaya çıkması beklenmektedir. Böylece kapsamlı çözüm planının oluşturularak 2017 ortasında eşzamanlı referandumlarda adadaki iki halkın onayına sunulması ihtimali doğacaktır.”

    Çözüm için en kapsamlı plan olarak değerlendirilen Annan Planı’ndan bu yana ilk kez bu denli ilerleme kaydedildiğini belirten İKV Başkanı Zeytinoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Geçtiğimiz 19 ayda, masadaki konulardan yönetim ve güç paylaşımı, AB konuları, ekonomi ve Kıbrıs meselesinin en çetrefil başlığı addedilen mülkiyette yakınlaşmalar ileri düzeyde olmakla birlikte, bazı açık konular da bulunmaktadır. Kaydedilen ilerlemeler, açık konulara rağmen çözüme yönelik temkinli de olsa umutlu olmamızı sağlıyor. Bu süreçte, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğinin vazgeçilmez unsuru olan dönüşümlü başkanlığın kabulü, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sürmesi, iki kesimliliğin güvence altına alınması ve varılacak çözümün AB birincil hukuku olarak kabul edilmesi kritik önemdedir. Adada Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını koruyan, siyasi eşitlik, özgürlük ve güvenlik taleplerini karşılayan adil, kalıcı ve kapsamlı çözümü destekliyoruz.”

    “Çözüm, Türkiye-AB İlişkilerinde Baraj Kapaklarını Açacak ancak Türkiye’nin Önüne Yeni ‘Kıbrıs’lar Çıkarılmasın”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, çözümün birçok alanda önemli getirileri olacağını belirtti:

    “Adada çözüm, Türkiye ile AB, Türkiye ile Yunanistan ve Türkiye ile çözüm sonrası tesis edilecek siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu iki kesimli Birleşik Federal Kıbrıs arasındaki ilişkilerin gelişimine katkı sağlayacak, yeni işbirliği alanları yaratacaktır.”

    Çözümün Türkiye-AB ilişkilerinde blokajların kaldırılmasına önayak olacağını vurgulayan İKV Başkanı Zeytinoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bilindiği üzere, AB üyelik müzakereleri sürecinde 35 fasıldan 14’ünün açılması ve tamamının geçici olarak kapatılması, AB Konseyinin ve GKRY’nin tek yanlı vetosuyla askıya alınmış durumda. Bu durum, Türkiye-AB ilişkilerinin omurgasını oluşturan katılım müzakerelerinin etkin şekilde işleyememesine yol açmaktadır. Kıbrıs meselesinin çözümlenmesiyle blokaj altında olan fasıllar otomatikman serbest kalacak, katılım müzakereleri sürecinde yeni bir sayfa açılacaktır. Müzakerelerdeki tıkanıklık nedeniyle enerji ve dış politika gibi müşterek çıkar alanlarında müzakere sürecinden bağımsız şekilde yürütülen diyalog mekanizmalarının da sürece entegre edilmesi mümkün olacaktır.”

    “Türkiye’nin eleştirildiği alanların başında gelen ancak AB yetkililerinin tüm tavsiyelerine rağmen hâlihazırda GKRY’nin blokajı nedeniyle açılamayan hukukun üstünlüğü ve temel haklar konularını kapsayan 23’üncü ve 24’üncü fasıllarının açılması, bu alanlardaki eksikliklerin giderilmesine ve siyasi reform ivmesinin hızlanmasına zemin hazırlayacaktır. Bunun yanında, Kıbrıs Türk halkının AB içerisinde hak ettiği yeri geç de olsa almasıyla Türkçe, AB resmi dilleri arasına katılacaktır. Kıbrıs meselesi, AB içerisindeki Türkiye karşıtı çevrelerin arkasına sığındığı bir bahane olmaktan çıkacaktır.”

    Başkan Zeytinoğlu, Kıbrıs’ın AB müzakerelerindeki engel olmaktan çıkması sonrası başka bazı Üye Devletlerin veto kullanarak süreci yeniden tıkama ihtimaline karşı uyardı ve “böyle bir olasılığın gerçekleşmesi ilişkilere telafi edilemez biçimde zarar verebilir. AB’nin Kıbrıs’ta olası bir çözüm sonrasında Türkiye’nin AB sürecine yönelik uzun vadeli ve sürdürülebilir bir stratejisi olacağını umuyoruz” dedi.

    “Çözümle Birlikte Kıbrıs Yatırımcılar için Çekim Merkezi Olacak”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, çözümün önemli ekonomik getirileri olacağının altını çizdi:

    “Çözümün adadaki her iki topluma da önemli ekonomik getiriler sağlayacağı biliniyor. Haksız şekilde uygulanan izolasyonların kaldırılmasıyla Kıbrıs Türk halkı dünyanın geri kalanı ve AB ile doğrudan ticaret yapılabilecek, sağlıklı yatırım ve ticaret ilişkileri geliştirebilecektir. Çözüm sonrası oluşacak istikrar ve güven ortamıyla Kıbrıs, yatırımcılar için bir çekim merkezine dönüşecektir. Ada çevresindeki doğalgaz kaynakları ise gerginlik unsuru olmaktan çıkıp gerek adadaki iki toplum gerekse bölge ülkeleri için işbirliği unsuru haline gelecektir.”

    “AB’nin İhtiyaç Duyduğu Başarı Hikâyesi Doğu Akdeniz’de Yazılabilir”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Kıbrıs’ta çözümün AB açısından da önemli kazanımlar yaratacağını belirtti:

    “AB’nin mali kriz, mülteci krizi ve son olarak da Brexit gibi çoklu varoluşsal krizlerle karşı karşıya kaldığı ve Avrupa projesinin kazanımlarının sorgulanır hale geldiği bir dönemde, Kıbrıs meselesinin çözüme kavuşturulması şüphesiz AB için de bir başarı hikâyesi yaratacaktır. Artan güvenlik tehditlerinin NATO-AB işbirliğini elzem hale getirdiği bir dönemde, Kıbrıs’ta çözümle birlikte NATO ile AB arasındaki kurumsal işbirliğinin önündeki engeller de ortadan kalkacaktır. Bunun yanında, muhtemel çözüm sonrasında Doğu Akdeniz’deki doğalgazın Türkiye üzerinden bir boru hattıyla AB’ye aktarılması, gerek Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefine gerekse AB’nin enerji güvenliğine katkıda bulunacaktır. ”

    OCAK 2017:İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTİRİLEN HAİN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    İstanbul'da yılbaşı gecesi gerçekleştirilen terör saldırısını lanetliyor, yaşamını kaybeden vatandaşlarımız ve yabancı misafirlerimiz için başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Söz konusu saldırı daha önce Fransa, ABD ve Tunus'ta gerçekleştirilen saldırılar ile ortak özellikler sergilemektedir. Masum sivillerin katledildiği bu hain saldırı, aynı zamanda bir yaşam merkezi olarak İstanbul'u, hayat tarzı tercihlerini ve halkın moralini hedef almıştır. Bunun yanında, küresel terör tehdidinin boyutlarını da gözler önüne seren bu saldırı teröre karşı ortak bir cephe oluşturulmasının aciliyetini gündeme getirmektedir. ABD ve AB'nin yanında Rusya ve İran gibi ülkelerin de kınadığı bu saldırıya karşı uluslararası işbirliği etkin bir şekilde sağlanmalı ve destek mesajları sözde kalmamalıdır.


    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

  • ARALIK 2016: “LOKUM TEKNOMENE KARŞI TİYATROSU” ÇOÇUKLAR İLE AB’Yİ BULUŞTURDU

    İKV AB Bilgi Merkezi tarafından, 29 Aralık 2016 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Lokum Teknomene Karşı” isimli tiyatro oyununu çocuklarla buluşturdu. Doğa Okulları ve Bahçeşehir Okulları işbirliğiyle düzenlenen etkinlikte, Oyun İstasyonu Tiyatro oyuncuları “Lokum” isimli masal kahramanı ile çocuklara AB ülkelerini anlattı.  

    İKV AB Bilgi Merkezi’nin bu yıl 16’ncı faaliyeti olan etkinlikte, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Rapunzel”, “Lokum”, “Çizmeli Kedi” ve “Teknomen” isimli masal kahramanları ile çocukların hayal dünyasına hitap ederek,  AB ülkelerinde seyahate çıkardı. Çevre gönüllülüğü, dayanışma ve AB politikalarının vurgulandığı oyunda, önemli masalların kahramanları ve yazarlarının ülkelerinden bahsedildi. Oyunun sahnelenmesi sonrası, çocuklara Lokum serisi isimli masal kitapları hediye edildi.

    ARALIK 2016:BÜYÜKELÇİ KARLOV’A DÜZENLENEN SALDIRIYI LANETLİYORUZ

    Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'a karşı gerçekleştirilen saldırıyı lanetliyor, Rus halkına başsağlığı diliyoruz. 

    Terör ve şiddete hiçbir şekilde imkân verilmemesini hatırlatarak, teröre karşı uluslararası işbirliği ve dayanışmanın güçlenmesi çağrısında bulunuyoruz.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    ARALIK 2016: TERÖRLE MÜCADELEDE AB`NİN DESTEĞİNİ YANIMIZDA HİSSETMEK İSTİYORUZ

    Kayseri'de gerçekleştirilen hain terör saldırısını lanetliyor, şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Ulusça acımız çok büyük. Bu tür saldırıların bir daha gerçekleştirilememesi için, Devletimizin çabalarına destek veriyor ve terörle mücadele için gereken tüm önlemlerin alınmasını bekliyoruz. Gün birlik ve dayanışma içerisinde olma günüdür.

    Aday ülke olduğumuz AB'nin teröre karşı güçlü desteğini yanımızda hissetmemiz bu dönemde büyük önem taşımaktadır. Türkiye'nin karşı karşıya olduğu meseleler AB için de güvenlik tehditleri oluşturmaktadır.  Türkiye'nin güvenlik tehditleri karşısında bunalarak, siyasi ve ekonomik reform gündeminden uzaklaşması AB'nin de yararına değildir. AB'nin Türkiye'nin yanında olduğunu gösterebileceği en etkili yöntem, müzakere sürecine işlerlik kazandırılması ve ilişkilerin yoğunlaştırması şeklinde olacaktır. AB yetkililerinden bu duyarlığı ve vizyonerliği göstermelerini bekliyoruz.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU

    İKV BAŞKANI

    ARALIK 2016: AB’NİN MÜZAKERELERİ DONDURMA KARARI ALMAMASI MEMNUNİYET VERİCİ ANCAK SÜRECİ CANLI TUTMAK İÇİN GEREKLİ ADIMLAR ATILMALI

    16 Aralık 2016


    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu dün yapılan AB Konseyi Zirve Toplantısı hakkında açıklamalarda bulundu. Zeytinoğlu, Avusturya tarafından önerilen katılım müzakerelerinin askıya alınması önerisinin kabul görmemesinin memnuniyet verici olduğunu belirtirken, ı Avusturya’nın bu tutumunun yapıcı olmaktan uzak olduğunu ve AB’nin Türkiye’yi dışlayarak ve cezalandırarak hiçbir şey ede edemeyeceğini söyledi.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, Halep’te yaşanan insanlık dramına da değindi ve “Ortadoğu’da istikrarın sağlanması, mültecilerin korunması, terörizmle mücadele gibi birçok alanda Türkiye ve AB’nin yakın işbirliği içinde olması gereken böyle bir dönemde, müzakerelerin devam edip etmeyeceğini değil, nasıl hızlandırılabileceğini, hatta Türkiye ve AB ilişkilerinin nasıl güçlendirilebileceğini konuşmalıyız” dedi.

    Başkan Zeytinoğlu, Türkiye ve AB ilişkilerinin gözden geçirileceği bir Zirve toplantısı yapılması önerisini de olumlu karşıladığın belirtirken, sözlerine şöyle devam etti:

    “29 Kasım 2015’te kabul edilen Ortak Eylem Planı çerçevesinde Türkiye ve AB arasında düzenli Zirveler yapılması öngörülmüştü. Nitekim 18 Martta yapılan Zirvede mülteci konusunda işbirliği öngören ve Türkiye ve AB ilişkilerinin diğer alanlarına da ivme kazandıran bir uzlaşıya varılmıştı. Türkiye ve AB ilişkilerinin kritik bir süreçten geçtiği bu dönemde de iki tarafın en üst düzeyde konuşacağı ve görüş alışverişinde bulunacağı bir zirve toplantısı son derece faydalı olacaktır. `Birbirimiz hakkında değil, birbirimizle konuşalım’ düsturu ilişkilerde güven ve diyaloğun artırılması için son derece önemli bir anlam taşıyor.”

    “Vize Serbestliği Hedefine Sadık Kalalım. Bu konuda taraflardan somut adımlar bekliyoruz.”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu son olarak vize serbestliği hedefine değindi ve bu alanda somut adımların atılmasını beklediğini söyledi:

    “İKV olarak uzun yıllardır vize serbestliği konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu konu kamuoyunun gündeminde değilken İKV olarak konuyu işledik ve TOBB ile birlikte gerçekleştirdiğimiz “Vize şikayet hattı” gibi projelerimiz,  yayınlarımız ve toplantılarımızla kamuoyunda farkındalık yarattık. Türkiye vize serbestliği diyaloğu çerçevesinde öngörülen 72 kriteri yerine getirmek için özellikle geçtiğimiz nisan ayında önemli reformlar gerçekleştirdi. Hedef Ekim ayında vizelerin kaldırılması idi ama terörle mücadele kanununu revizyonu, yolsuzlukla mücadele eylem planı, Türkiye-AB geri kabul anlaşmasının uygulanması, biometrik pasaportlara geçiş, Europol ile anlaşma, cezai konularda işbirliği ve veri güvenliği kanununun revizyonu ile ilgili henüz yerine getirilmemiş kriterlerin olması ve Avrupa Parlamentosu ve Konsey’de onay süreci ile ilgili sıkıntılar vizesiz Avrupa hedefinin gerçekleşmesini engelledi. Vizelerin kaldırılmasının sadece seyahat hürriyeti açısından değil, Türkiye-AB ilişkilerinin genel durumu aşısından son derece olumlu etkiler yaratacağını düşünüyoruz. . Bu konuda Türkiye ve AB arasında görüşmelerin devam ettiğini biliyoruz. İki tarafın da konunun önemine binaen ısrarcı ve kararlı olması gerektiğini düşünüyor ve 2017’in ilk aylarında müjdeli bir haberin gelmesini bekliyoruz”.

    ARALIK 2016: AB DIŞİŞLERİ BAKANLARI MÜZAKERELERİ KESME KARARI ALMADI AMA YENİ FASILLAR AÇILMAYACAK

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu yarın yapılacak AB Konseyi Zirvesi öncesinde dün bir araya gelen Genel İşler Konseyi toplantısında alınan kararları 14 Aralık 2016 tarihinde değerlendirdi. Zeytinoğlu, Avrupa Parlamentosu’nun müzakerelerin geçici olarak askıya alınması yönündeki tavsiye kararı sonrasında Konsey’den de bu yönde bir kararın çıkıp çıkmayacağının merak edildiğini ancak, böyle bir kararın çıkmamasının olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Bunun yanında Zeytinoğlu, AB Dışişleri Bakanlarından oluşan Genel İşler Konseyinde Türkiye ile müzakerelerde yeni fasıllar açılmayacağının da belirtildiğini vurguladı ve bu durumun müzakerelerde fiili bir duraklama anlamına geldiğini ifade etti.

    Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Dün toplanan Genel İşler Konseyinin sonuç bildirisinde, Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması yönünde bir karar yer almıyor. Ancak bunun yanında, Türkiye ile son faslın 30 Haziranda açıldığı ve yeni fasıllarının açılmasının düşünülmediği belirtiliyor. Bu da resmi bir dondurma kararı olmasa da, aksi yönde bir karar alınana kadar müzakerelerde bir ilerleme olmayacağı ve fiili bir duraklama yaşayacağımız anlamına geliyor. Yaklaşık 10 yıldır devam eden müzakere sürecinde AB Konseyi’nin 2006 yılında aldığı karar uyarınca 8 fasıl açılamıyor ve hiçbir fasıl da geçici olarak kapatılamıyordu. Buna Güney Kıbrıs Yönetimi’nin 2009 yılında tek taraflı olarak açılmasını engellediği 6 fasıl da eklendiğinde müzakerelerde açılabilecek fasıl sayısı son derece azalmıştı. Önümüzde herhangi bir şekilde bloke edilmeyen 3 fasıl var. Dün alınan kararla artık yeni bir fasıl açmamın mümkün olamayacağını ortaya koyuyor. Güney Kıbrıs’ın blokajlarına Avusturya da açık bir şekilde eklendi. Bunun yanında Hollanda gibi bazı üye devletlerin de karşı olduğu görülüyor. Kısa bir süre önce, Almanya Başbakanı Angela Merkel de müzakerelerin askıya alınmasını desteklemediğini ancak yeni fasılların açılmasına karşı olduğunu belirtmişti. Bu koşullar altında müzakerelerin yeniden canlandırılabilmesi için Türkiye ve AB ilişkilerinde yeni bir ivmeye ihtiyaç var.”

    AB TERÖRE KARŞI KINAMA MESAJI YAYIMLAMANIN ÖTESİNDE, MÜZAKERELERİ HIZLANDIRARAK TÜRKİYE’YE ASIL DESTEĞİNİ VEREBİLİR

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, AB Konseyinin sonuçları çerçevesinde müzakere sürecinin geleceğini de değerlendirdi:

    “Türkiye’nin AB ile müzakerelerde önerdiği yargı ve temel haklar ile ilgili 23’üncü Fasıl ile adalet, özgürlük ve güvenlikle ilgili 24’üncü Faslın açılması da mümkün olamayacak. Bu ve diğer bloke edilen fasılların açılabilmesi için Kıbrıs müzakerelerinden olumlu bir sonucun etkili olacağını düşünüyorduk. Ancak mevcut durumda 2017 içinde Kıbrıs’ta bir çözüm sağlansa dahi, Avusturya tek başına veya diğer bazı Üye Devletler ile birlikte fasılların açılmasını engelleyecektir. Türkiye’de siyasi ortamın düzelmesi, olağanüstü halin sona ermesi, güvenlik ortamının iyileşmesi gibi gelişmelere bağlı olarak, müzakerelerde bir ivmenin yaratılabileceğini değerlendirebiliriz. Öte yandan, 2017’nin Fransa ve Almanya’da seçim yılı olması ve Avusturya, Hollanda ve Fransa gibi Üye Devletlerde aşırı sağın yükselişi Türkiye’ye yönelik yeni bir perspektifin ortaya çıkmasını da zora sokuyor.”

    Ayhan Zeytinoğlu son olarak, Türkiye ve AB ilişkilerinin önemine dikkat çekti:

    “Türkiye son derece çetrefilli sorunlarla karşı karşıyadır. İçerde FETÖ tehdidi ve PKK terörünün dışında, Suriye’deki ve Irak’taki savaş, 3 milyonu aşan mülteci, ekonomik sorunlar ve tüm bunların ortasında anayasa değişikliği süreci gibi çeşitli meseleler gündemi işgal ediyor. Türkiye’yi tehdit eden birçok sorun Avrupa’nın da temel meselelerini oluşturuyor. Terör, güvenlik tehditleri, mülteci akını gibi birçok meselenin çözümünde Türkiye olmadan Avrupa’nın etkili olabilmesi çok zor.  AB ´Türkiye ne olursa olsun, bizi ilgilendirmiyor’ diyemez. Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermeli ve Türkiye demokrasisisin güçlenmesine katkı sağlamalı. Aksi takdirde, Türkiye’nin bu sorunlar karşısında yenik düşmesi AB’yi de doğrudan etkileyecektir. AB’nin Türkiye’ye verebileceği en güçlü destek müzakerelerin durdurulması değil, bilakis hızlandırılması suretiyle sağlanabilir.”

    ARALIK 2016:İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTİRİLEN HAİN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    Dün İstanbul’da gerçekleştirilen hain saldırıyı şiddetle lanetliyor; hayatını kaybedenler için Allah'tan rahmet ve yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Bu tür saldırıların ülkemizin milli birlik ve beraberliğine karşı işlenmiş insanlık dışı eylemler olduğunu hatırlatırken, terörün her türlüsüne karşı uluslararası camianın birleşmesi ve bu sorunu en acı bir şekilde deneyimlemiş ülkelerden olan Türkiye ile özellikle AB'li dostlarımızın dayanışma içinde olup, terör ile mücadelemizde ortak hareket etmesini bekliyoruz.

    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

    ARALIK 2016:VİZESİZ AVRUPA İÇİN SON DÜZLÜĞE GİRİLDİ, POZİTİF GÜNDEME ODAKLANILMALI

    8 Aralık 2016 tarihinde, Avrupa Komisyonunun vize serbestliği diyaloğundaki güncel durumu ortaya koyan 4’üncü Türkiye-AB Mülteci Uzlaşısı İlerleme Raporunu yayımlamasının ardından İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu vizesiz Avrupa hayalinin gerçekleşmesi için atılması gereken son adımlara ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Hem Türk yetkili makamlar hem de Komisyon tarafından, 2015 yılının ikinci yarısından bu yana Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa kapılarının açılması için çok yoğun mesai harcandığını hatırlatan İKV Başkanı Zeytinoğlu artık son düzlüğe girildiğini, ortaya koyulacak etkili bir çabayla daha, yıllardır süren bu haksız uygulamanın sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı. İKV Başkanı Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:
    “Vize serbestliği diyaloğu, her iki taraf için de ilişkileri yeniden canlandıran, bu kadar emek sarf edildikten sonra geri dönülemeyecek bir süreç. Vize serbestliğinin, Türkiye-AB ilişkileri açısından hepimizin aradığı yeni bir başarı hikayesi olabileceğini düşünüyorum. Nitekim son aşamada hem Türk yetkili makamlara hem de AB kurumlarına büyük iş düşüyor.”

    “Pozitif Bir Gündem, Vize Serbestliği Diyaloğunu Hızlandıracaktır”

    “İKV Başkanı Zeytinoğlu: “Türkiye’nin, Vize Serbestliği Yol Haritası’nda yer alan 72 kriterden, halen daha karşılanmamış olduğu öne sürülen 7 kritere ilişkin reformları hızlı bir şekilde yerine getirmesi gerekiyor. Bu noktada, terörle mücadele mevzuatı ve terörün tanımına ilişkin kriterde yoğunlaşan tartışmaların bir tarafa bırakılıp, halihazırda çok hızlı şekilde yerine getirilebilecek kriterlerin karşılanması, böylelikle pozitif bir gündemin sağlanması gerektiğini düşünüyorum.”

    Türkiye’de etkin bir veri güvenliği mevzuatının oluşturulmasına ilişkin kriterlerde çok önemli aşamanın sağlandığına işaret eden İKV Başkanı Zeytinoğlu bu konuda geri kalan adımların hızlıca atılması gerektiğini ifade etti ve ekledi: “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndaki istisnai hallere ve oluşturulması öngörülen Kurulun yapısına ilişkin AB tarafının beklentilerini Türk yetkili makamların çok iyi bildiğine, bu konudaki pürüzlerin kısa sürede aşılacağına inanıyorum.” Öte yandan, İKV Başkanı Zeytinoğlu, Siyasi Etik Kanunun da uzun süredir bekletilmekte olduğunu hatırlattı ve bu konuda atılacak adımların, hızlı şekilde bir kriterin daha karşılanmasını sağlayacağını vurguladı.

    Dün yayımlanan raporda Komisyon, AB standartlarıyla tam uyumlu biyometrik pasaportların dolaşıma girmesine ilişkin kriterde son duruma da yer veriyor. 1 Kasım tarihinden bu yana biyometrik veri içeren ikinci nesil pasaportların dolaşımda olduğu hatırlatılırken ilgili Vize Serbestliği Yol Haritası kriterinin öngördüğü, AB standartlarıyla tam uyumlu üçüncü nesil pasaportların 2017’nin ilk çeyreği bitmeden yürürlüğe gireceği değerlendirildi. Yani, bu kriterin karşılanmasının önünde hiçbir engel kalmadığını söylemek mümkün.

    “AB Tarafından 23’üncü ve 24’üncü Fasılların Açılmaması İkircikli Bir Yaklaşımı Gösteriyor”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, bu süreçte AB’nin yaklaşımına ilişkin de eleştirilerde bulundu:
    “Vize serbestliği diyaloğu ile üyelik müzakereleri, birbirini besleyen iki süreçtir. Dolayısıyla Türk yetkili makamlar tarafından gerçekleştirilen her reform hamlesi, vize serbestliği kriterlerinin karşılanmasının yanı sıra üyelik müzakerelerinin 23’üncü ve 24’üncü fasıllarına ilişkin uyumun artmasını da sağlıyor. Böyle bir durum varken ve ilerleme raporlarında en fazla eleştiri bu alanlardan geliyorken, 23 ve 24’üncü fasılların AB tarafından hala açılmaması; bu alanlardaki müzakerelerin daha derin bir aşamaya getirilememesi, ikircikli bir yaklaşımı gösteriyor. Hem 23 ve 24’üncü fasıllarla bağlantılı konularda her platformda reform bekleniyor ama diğer yandan bu fasıllar üzerindeki blokaj da kaldırılmıyor, böyle bir yaklaşım doğru değildir. Bu fasılların kapsadığı temel hak ve özgürlükler ile adaletle bağlantılı konularda AB ile Türkiye arasında diyaloğun daha ileri aşamaya taşınabilmesi, tarafların karşılıklı beklentilerini daha net anlayabilmesi ancak bu fasılların açılması ile mümkün olacaktır. AB, bu alanlarda Türkiye’den gerçekten de bir ilerleme ve kurumsal, yasal kapasite gelişimi talep ettiğini; fasılları açarak, belirsizlikleri ortadan kaldırarak göstermelidir.”

    “Gürcistan ve Ukrayna ile Vize Serbestliğinde Son Aşamaya Gelinirken Türkiye’ye Yönelik Vize Uygulamasının Sürmesi Kabul Edilemez”

    “Vize serbestliğinin sağlanabilmesi için teknik sürecin yanı sıra siyasi süreç de büyük önem taşıyor. Sadece Türkiye’nin değil, Ukrayna’nın ve Gürcistan’ın da vize serbestliği için benzer teknik süreçlerden geçmekte olduğunu, benzer kriterleri karşılamakla yükümlü olduğunu hatırlamamız gerekiyor. AB kurumlarının geçtiğimiz gün, vize serbestliği mekanizmalarının askıya alınabileceği durumlar ve denetim mekanizmaları üzerinde uzlaşıya varmasının ardından Ukrayna ve Gürcistan için vize serbestliğinin önünde hiçbir teknik engel kalmadı. AB ile üyelik müzakereleri içerisinde olmayan bu iki ülkeye vizelerin kaldırılmasında sona yaklaşılmışken, derin Gümrük Birliği ilişkisi yürüten, öncelikli bir ekonomik ve siyasi partner konumundaki aday ülke Türkiye’ye yönelik vize uygulamasının kaldırılmamış olması kabul edilemez.

    Nihayetinde teknik süreç tamamlandıktan sonra konu Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e taşınacak. AB’de popülist ve radikal eğilimlerin arttığı bir dönemde, özellikle Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’ye vize serbestliği karşıtı söylemlerin, süreci olumsuz etkilemesine izin verilmemelidir. AB entegrasyon projesinin geleceğini tehlikeye atan popülist, radikal ve yabancı karşıtı söylemlerin üstesinden anca diyalog ve kültürel etkileşimle gelinebilir. Türk vatandaşlarına yönelik vizelerin kaldırılmasının bunun için önemli bir araç olacağı vurgulanmalıdır.”

    Ayhan Zeytinoğlu
    İKV Başkanı

    ARALIK 2016: AVUSTURYA ve İTALYA SEÇİMLERİNİN ARDINDAN

    AB üyesi iki devlette dün yapılan oylama sonuçları Avrupa siyaseti ve AB’nin geleceği açısından önemli gelişmelere işaret ediyor. İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu konuya ilişkin yaptığı açıklamadı, Avusturya Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağın adayı Norbert Hofer’in yenilgiye uğratılmasında özellikle kadın ve şehirlerde yaşayanların oylarının büyük rol oynadığını hatırlattı ve “Avrupa için daha olumlu bir geleceği yaratabilecek ilerici grupların varlığı popülist siyasetin panzehiri olabilir” dedi.

    Zeytinoğlu, Hofer gibi liderlere artan ilginin, giderek her anlamda sınırların kalktığı, rekabetin arttığı ve globalleşmenin etkisiyle küçülen dünyada oluşan belirsizliklerin yarattığı endişe ve stresten kaynaklandığını belirtti. Zeytinoğlu, Hofer’in %47,4 oy almasının herşeye rağmen bir başarı olduğunun unutulmaması gerektiğinin vurguladı. Zeytinoğlu, Hofer karşısında yeşillerin adayının kazanmasının Fransa’da gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de ipuçlar taşıdığını belirtti.

    İtalya’da Merkez Siyaset Mevzi Kaybederken, Avro Tartışmaya Açıldı

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, İtalya’da Senatonun yetkilerinin azaltılması ve yerel yönetimler karşısında merkezi yönetimin güçlendirilmesini amaçlayan referandumda “Hayır” oylarının ağırlık kazanmasına da değinerek, şunları söyledi:

    “2008 küresel finansal krizinden de olumsuz etkilenen İtalya, kötü yönetilmenin ve avro alanında var olmanın gerektirdiği mali disiplini sağlayamamanın bedelini ödüyor.  Bankacılık krizinin yanında, göçmen krizinden de bunalan İtalya, AB içinden yeniden tanımlanması gereken modern ve etkin yönetişime ayak uyduramamanın sancılarını yaşıyor. Renzi karşısında güç kazanan Beş Yıldız Partisi ve lideri Grillo’nun vaatleri de İtalya’yı içinde bulunduğu durumdan kurtaramayacak. Sadece “hoşnutsuz kitleler” için bir ses olacak ama çözüm üretmeyecek. Öte yandan, su sorun sadece İtalya’nın sorunu değil… AB’nin sorunu. AB’nin kurucu ülkelerinden biri olan İtalya’da avronun tartışmaya açılması ve Maastrciht kriterlerinin başında gelen mali ve bütçesel disiplininin sağlanamaması, AB’nin bütünlüğü açısından ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabilir.  Olanlar, AB’nin yeniden yapılanma ihtiyacına dikkat çekiyor. Çoklu sınamalar ile karşı karşıya olan AB demokratik tabanını güçlendirmelidir. AB politikaları oluşturulurken, birbirinden farklı koşullara sahip olan üye devletlerdeki olası etkileri daha iyi hesaba katılmalı ve entegrasyon derinleştirilirken, her adımın iyice hazmedilmesine imkan tanınmalıdır.” 

    KASIM 2016: AP’NİN MÜZAKERELERİ GEÇİCİ OLARAK DONDURMA KARARI AMACINA HİZMET ETMEMEKTEDİR

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Avrupa Parlamentosu’nun bugün aldığı Türkiye ile katılım müzakerelerinin geçici olarak dondurulması kararına ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin önemine dikkat çeken İKV Başkanı Zeytinoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “AB’nin Yasama Organı Avrupa Parlamentosu’nun tüm parti gruplarının desteklediği ve bugün aldığı bir kararla Türkiye ile katılım müzakerelerinin, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile ilgili olumsuzluklara bağlı olarak geçici olarak dondurulmasını tavsiye etmiştir.

    Öncelikle AP’nin bu kararı kendi inisiyatifi ile almış olduğunu ve AB için bağlayıcı olamadığını altını çizelim. AP’nin müzakerelerin dondurulması veya askıya alınması ile ilgili bir yetkisi bulunmamaktadır. Nitekim bu kararda da müzakerelerin dondurulması için Komisyon ve Üye Devletlere çağrıda bulunulmaktadır.

    Müzakerelerin askıya alınması için Üye Devletlerin %55’i ve toplam AB nüfusunun %65’ini temsil eden bir oy çoğunluğu ile karar alınması gerekir ki şu anda müzakerelerin dondurulması veya askıya alınması yönünde böyle bir çoğunluğun olmadığı açıkça gözlemlenmektedir.

    AP’nin bu kararının sembolik ve siyasi bir mesaj olarak önemi bulunduğu gibi, AB’deki kamuoylarının konuya bakışını yansıttığından endişe vericidir.

    Bu kararı teklif eden Parlamenterler şunu bilmelidir ki:

    Türkiye’de kınadıkları uygulamaları iyi yönde değiştirmek, olağanüstü halin bir an önce bitmesi ve normalleşmenin sağlanması için gerekli koşulları oluşturmak için Türkiye ile süreci durdurmak değil bilakis süreci hızlandırmak daha akılcı ve daha etkili bir uygulama olacaktır.

    Üç farklı terör örgütü ile mücadele eden ve sınırlarında şiddetli bir savaşın süregittiği Türkiye zor bir dönemden geçmektedir. Bu zor dönemde AB’nin desteği ve Türkiye’nin yanında olduğunu hissettirmesi büyük önem taşımaktadır. AB eğer Türkiye’deki gelişmeleri olumlu yönde etkileyip, AB değerlerini pekiştirmek istiyorsa, müzakereleri dondurmak yerine, katılım sürecini hızlandırmak ve Türkiye’yi AB’ye yaklaştırmak için gerekli adımları atmakla yükümlüdür.”

    Ayhan Zeytinoğlu

    İKV Başkanı

    KASIM 2016: İŞ DÜNYASI AB İLE İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLEREK DEVAM ETTİRİLMESİNİ BEKLİYOR

    Son günlerde AB ile ilişkilerde meydana gelen bazı gelişmeler üzerine İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu açıklamalarda bulundu.

    Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin önemine dikkat çekerek, siyasi, ekonomik ve güvenlikle ilgili sorunlarla karşı karşıya olan Türkiye için AB gibi güçlü bir ortak ve çıpanın gerekli olduğunu belirtti. İş dünyası açısından AB perspektifinin kritik olduğunu vurgulayan İKV Başkanı sözlerine şöyle devam etti:

    “AB ile ilişkilerimizde gerilim son dönemde arttı. Bunda AB’nin darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin durumuna yeterince duyarlılık göstermemesi ve destek vermemesinin rolü var. AB ile katılım müzakereleri 10 yıldır devam ediyor ve Kıbrıs sorunu sebebiyle müzakere fasıllarının bloke edilmesi sürecin ilerlemesini engelleyerek, üyelik hedefinin inandırıcılığını kaybetmesine yol açtı. Ancak AB hedefinden vazgeçmek Türkiye açısından kolaycılık olur.  Duygusal reflekslerle hareket etmek yerine soğukkanlı davranmalıyız”.

    “GÜMRÜK BİRLİĞİ TÜRKİYE’Yİ ORTA GELİR TUZAĞINDAN ÇIKARIR”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu konuya iş dünyasının yaklaşımını ortaya koyarak, Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkması için AB reformları ve Gümrük Birliğinin modernizasyonunun kritik bir rol oynayacağını belirtti:

     

    “Bugüne kadar AB ile ilerleme kaydettiğimiz her aşama, Türkiye’nin kalkınma sürecine hız kazandırdı ve lig atlattırdı. 1996’da gümrük birliği sanayimizin rekabet edebilirliği ve üretkenliği açısından yeni bir çığır açmıştı. Benzer şekilde Helsinki’de aday olarak ilan edilmemiz reformların kapısını açarken, 2004’te müzakerelerin açılması kararının alınması, Türkiye’ye yönelik yabancı yatırımların artmasına önayak olmuştu. Bugün de Türkiye’nin yapısal reformları hızlandıracak ve ekonomik büyümeyi tetikleyecek yeni bir ivmeye ihtiyacı var. İş dünyası olarak bu ihtiyacı çok iyi hissediyoruz. AB ile katılım sürecinin terk edilmemesi, bilakis canlandırılması ve mutlaka Gümrük Birliğinin modernizasyonunun gerçekleştirilmesi iş dünyasının beklentisidir.”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, yapılan analizlere göre Gümrük Birliğinin güncellenme ve modernizasyon sürecinin, Türkiye ekonomisinde % 1.44 oranında reel GSYİH artışıyla yaklaşık 12 milyar avroluk gelir elde edileceği tahmin edildiği ve yaklaşık 10 yıllık bir süre içinde bu artışın % 60’lara ulaşmasının beklendiği bilgisini verdi.

    “AB HEDEFİ TÜRKİYE PROJESİDİR. ALTERNATİFİ YOKTUR”

    Zeytinoğlu sözlerine devam ederken, Türkiye için AB entegrasyonunun alternatifi olmadığını belirtti:

    “ AB ile ilişkilerimizde problemler yaşıyoruz.  Bu problemlerin yakın bir işbirliği ve diplomasi yoluyla çözüme kavuşturulacağını umuyoruz. AB hedefi başından beri tüm hükümetler tarafından benimsenmiş olan bir Türkiye projesidir.  Bugüne kadar ilişkiler inişli çıkışlı ilerlemiş ve bugünküne benzeyen krizler yaşanmıştır. Ancak bu seferki kriz çok daha ciddi boyutlardadır.  İlk defa Türkiye’nin AB perspektifinin bitirilmesi konuşulmaktadır. Konuya her şeyden öteye Türkiye’nin stratejik hedefleri ve uluslararası konumu açısından yaklaşılması gerekir. Elbette bu krizden çıkmak için AB’nin çaba göstermesi ve Türkiye’ye karşı tutarlı bir yaklaşım sergilemesi şarttır. Ancak Türkiye’nin de geri dönülemez bir yola girmemesi ve ilişkilerdeki sorunları çözmeye odaklanması büyük önem taşımaktadır.”

     

     

    KASIM 2016: TÜRKİYE İÇİN AB SÜRECİ ÖNEMİNİ KORUYOR, ANCAK İLİŞKİLERİN ONARILMAYA İHTİYACI VAR

    19. İLERLEME RAPORU YAYIMLANDI: TÜRKİYE İÇİN AB SÜRECİ ÖNEMİNİ KORUYOR, ANCAK İLİŞKİLERİN ONARILMAYA İHTİYACI VAR

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu bugün yayımlanan Avrupa Komisyonu’nun 19. İlerleme Raporu ile ilgili açıklamalarda bulundu. Zeytinoğlu, Türkiye’nin olağanüstü hal rejimi içinde olduğu bir dönemde yayınlanan raporun oldukça eleştirel olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

    “Bugün yayımlanan rapor 1998 yılından beri hazırlanan 19. Raporu oluşturuyor. Türkiye’nin katılım müzakerelerinin durağanlaşması nedeniyle ilerleme raporları uzunca bir süredir asıl amacı olması gereken Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırma amacına hizmet etmiyor. Öte yandan AB çıpasına olan ihtiyacımız devam ediyor. İhracatımızın %44,5’ini yaptığımız, doğrudan yabancı yatırımların % 73’ünün kaynaklandığı ve hukuk sistemimiz, norm ve standartlar açısından model oluşturan AB, yaşadığımız ikili sorunlara ve AB’nin iç krizlerine rağmen önemini korumaktadır”.

    “Raporda Türkiye’de 6 alanda gerilemeye işaret ediliyor. Ekonomideki kırılganlıklara da dikkat çekiliyor”

    İKV Başkanı, rapordaki bazı önemli noktalara değindi ve bu konularda ilerleme sağlamanın Türkiye’de iç barış ve istikrar için de önemli olduğunu belirtti:

    “Raporda 15 Temmuz darbe girişiminin demokratik kurumların işleyişine doğrudan bir saldırı olduğu not ediliyor ve temel haklar ve yargı bağımsızlığı üzerinde duruluyor. Türkiye’ye özellikle siyasi kriterler alanında önemli eleştiriler var. Geçmiş seneden farklı olarak ekonomik kriterlerde de geriye gidişten söz edilmiş, hukukun üstünlüğü ve ekonomi ilişkisi vurgulanmış ve ekonomideki belirsizliğin yatırım ortamını da olumsuz etkilediği ifade edilmiş. Geçen seneki raporda 3 alanda geriye gidiş olduğu belirtilmişti, bu sene ise raporun 14 yerinde geriye gidiş sözü geçiyor ve 6 temel alanda geriye gidiş olduğu not ediliyor. Bu alanlar: 

    Kamu hizmeti ve insan kaynakları yönetimi, yargının bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, genel ekonomi ve iş ortamı, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü

    Bunun yanında Türkiye’nin AB için kilit bir partner olduğu belirtiliyor ve 18 Mart mülteci uzlaşısının uygulanmasındaki başarı ve bu sayede Türkiye’den Yunanistan’a yasadışı geçişlerin azalması takdirle anılan diğer bir bölümü oluşturuyor. Raporun AB müktesebatına uyuma ilişkin ölümünde Türkiye’nin bu alanda sınırlı da olsa ilerlemeye devam ettiği, özellikle şirketler hukuku, trans-Avrupa ağları, bilim ve araştırma ile malların serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hukuku, mali hizmetler, girişimcilik ve sanayi politikası, tüketici ve sağlığın korunması, gümrük birliği, dış ilişkiler ve mali kontrol alanlarında iyi durumda olduğu belirtiliyor. Bunun yanında, kamu alımları, ulaştırma ve çevre gibi alanlarda Türkiye ve AB arasında önemli farklılıklar bulunduğu ifade ediliyor. Yargı ve temel haklarla ilgili 23. Fasılda son 1 yılda geriye gidiş olduğu belirtilirken, dolaşım ve göç konularını kapsayan adalet, özgürlük ve güvenlik alanı faslında AB ile mülteci işbirliğinin de etkisi ile iyi ilerleme olduğu belirtiliyor. AB Konseyince açılması Kıbrıs meselesi nedeniyle engellenen gümrük birliği ve dış ilişkiler gibi fasıllarda Türkiye’nin AB’ye hazırlıklı durumda olması müzakere sürecinin hızlandırılması halinde Türkiye’nin AB’ye uyumun çok daha hızlanacağını da ortaya koymakta.

    Rapordaki eleştiri ve önerileri Türkiye olarak, AB normlarına uyum sürecinde fırsata dönüştürmemiz gerekiyor.

    “AB Müzakereleri ve Gümrük Birliğinin Güncellenmesi Türkiye’nin Orta Gelir Tuzağından Çıkmasını Sağlayacak: Gümrük birliğinin revizyonu 12.5 milyar avroluk gelir artışına yol açacak”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu raporda, gümrük birliğinin güncellenmesi süreci ile ilgili olarak müzakere çerçevesinin bu sene sonunda Konseye sunulacağının da belirtildiğini söyledi ve üyelik müzakerelerinin yanında, bu sürecin de Türkiye üzerinde dönüştürücü bir etki yapabileceğini ve orta gelir tuzağından çıkabilmek için gerekli ivmeyi yaratacağını vurguladı:

    “Türkiye için AB kriterleri ve AB değerleri reformlar için çıpa olma özelliğini korumalı. AB öyle istediği için değil, halkımızın iyiliğine olduğu için böyle olması gerektiğini söylüyoruz. Kopenhag kriterleri Türk halkının yaşam kalitesini yükseltecek ve Türkiye’nin her anlamda lig atlamasını sağlayacak ipuçlarını içeriyor. Bu yüzden dikkate alınması gerekiyor. AB müzakere sürecinin yanında gümrük birliğinin güncellenmesi süreci de Türkiye’nin AB iç pazarına dahil olarak sanayi, hizmetler ve tarım sektörlerini geliştirmesi, ticaretini artırarak küresel değer zincirlerinde üst sıralara yükselmesini ve milli gelirin artmasını sağlayacak. Yapılan araştırmalara göre, gümrük birliğinin hizmetler, tarım ve kamu alımlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi Türkiye için % 1,44 oranında reel GSYİH artışına ve yaklaşık 12 milyar avroluk gelir artışına yol açacak. Yani bugün konuştuğumuz orta gelir tuzağından kurtulmak ve 20.000 dolarlık kişi başına düşen milli gelir seviyelerine yaklaşmak için AB çıpası şart. ”

    AB’nin üye devletlere getirdiği kazanımlara da değinen Zeytinoğlu, üyelik hedefi saklı kalmak kaydıyla gümrük birliğinin güncellenmesi ile Türkiye’nin AB İç Pazarına uyum sağlaması gerekeceğini ve  Türk üretici ve ticaret erbabının İç Pazarda faaliyette bulunabileceğini belirtti:

    “İspanya AB’ye üye olduğu tarihi izleyen ilk 20 yıl içinde kişi başına düşen milli gelirini AB ortalamasının %71’inden %90’ına çıkardı ve toplamda % 64,6’lık bir GSYİH artışı elde etti. 2004 yılında AB üyesi olan Polonya ise, ilk on yılda GSYİH’sını % 48,7 oranında büyüttü. Bu çarpıcı rakamlar kişi başına düşen 25.000 avroluk geliri ile dünyanın en büyük ve en açık ekonomisi olmaya devam eden AB’nin Türkiye için de öncelikli hedef olmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu bağlamda müzakerelerin hızlanması AB normlarına uyumu da hızlandıracak. Bunun yanında, gümrük birliğinin güncellenmesi Türkiye’nin üye olmasa dahi AB iç pazarına erişimini sağlayacak ve bu Pazarın norm ve standartlarına uyumlu üretim ve ticaret yapan bir ülke olarak lig atlamasına vesile olacak”.

    “Zeytinoğlu: Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu zor dönemde AB perspektifinin sürdürülmesi daha da önemli ”

    Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu bu zor dönemde terörle mücadelesine AB’nin destek vermesinin önemine değinen Zeytinoğlu, sorunların çözümünde AB norm ve değerlerinin dikkate alınmasının önemini vurguladı. Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:

     “Türkiye’nin gerek Suriye ve Irak’taki savaş gerekse terör tehdidi sebebiyle zor bir dönemden geçtiği bugünlerde AB ile ilişkileri her zamankinden daha fazla önem taşıyor. AB’de bazı çevrelerin müzakere sürecinin askıya alınması çağrıları Türkiye’yi bu zor dönemde yalnız bırakmaya yönelik. Bunun tam tersine asıl böyle zor günlerde Türkiye ve AB ilişkilerinin güçlendirilmesine ihtiyaç var. Avrupalı dostlarımız unutmamalı ki, Türkiye terör, radikalizm, yasadışı göç gibi tehditlerin AB’ye sirayet etmesini uyguladığı aktif politikalarla engelleyerek, Avrupa’nın güvenliği açısından kritik bir rol oynuyor. Bu bağlamda, müzakere sürecindeki tıkanıklığın aşılması, katılım hedefinin teyit edilmesi ve karşılıklı işbirliği ve iletişimin güçlendirilmesi AB’nin Türkiye’deki gidişatı olumlu olarak etkilemesine yol açabilir”.

    EKİM 2016: TÜRKİYE, ABD’NİN YÜRÜTTÜĞÜ MOODY`S SORUŞTURMASINDA ‘TARAF’ OLMALI

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu "Moody's hakkında ABD’de yürütülen soruşturmaya Türkiye’nin de ‘müdahil’ olmasını istedi.

    Ayhan Zeytinoğlu, ABD Senatosu’nun 2011 yılında açıkladığı raporda 2008 krizi sürecindeki yanlış kararları nedeniyle Moody’s ve S&P’nin ABD hane halkının toplam servetinin 11 trilyon dolar erimesinde önemli katkıları olduğunu tespit ettiğini, ardından S&P’ye 1.5 milyar dolar ceza verildiğini hatırlattı.

    Senato’nun raporunun ardından ABD Adalet Bakanlığı’nın Moody’s hakkında açtığı soruşturmanın bu yıl sonunda tamamlanacağına dikkat çeken ve bu kuruluşa da 2 milyar dolar ceza verilmesinin beklendiğini ifade eden Zeytinoğlu; 15 Temmuz darbe girişiminin ardından önce ‘olumlu’ sonra ‘olumsuz’ kararlarla Türkiye ekonomisi hakkında farklı algılar yaratan Moody’s hakkında yürütülen soruşturmaya, ekonomisi zarar gören Türkiye’nin de bulunacak bir formülle taraf olması  gerektiğini söyledi.  

    Soruşturma sürecini yakından takip etmek gerektiğini vurgulayan İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, “Moody’s, ABD’dekine benzer şekilde eylül ayında ülkemiz için de piyasaları manipüle edecek şekilde tartışmalı not indirim kararı almıştı. Ekonomik gerekçelere dayanmayan bu kararın siyasi olduğunu ilk duyduğumuzda söylemiştik. Ekonomimizin gördüğü zarar nedeniyle, yerinde bulduğumuz bu soruşturmaya Türkiye de taraf olmalı,  uğradığı haksızlığı tescillemeli. ” dedi.

    Kredi derecelendirme kuruluşları notlarının ülkelerin gerçek itibarlarını yansıtmadığını belirten Zeytinoğlu, “Artık bütün dünyada  küresel yatırımcılar itibar kaybettikleri birçok kez ortaya çıkmış olan bu kuruluşların notlarına bakmıyor.  Deneyimli yatırımcılar ilgilendikleri şirketin ya da ülkenin mali göstergelerini kendileri araştırıyor.” değerlendirmesinde bulundu. 

    Türkiye’nin  ‘kredibilite’ notunu etkileyecek makroekonomik faktörleri değerlendiren Başkan Zeytinoğlu: “Cari denge, bütçe ve büyüme rakamlarımıza bakıldığında gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkeden iyi durumda olduğumuzu görüyoruz. Ortalama büyüme potansiyelimiz yüzde 4 civarında. Ekonomik reformlarımız hızla devam ediyor. Faiz ve enflasyon göstergelerimiz olumlu.” şeklinde konuştu.

    EKİM 2016: GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GÜNCELLENMESİ ÜLKE EKONOMİSİNDE ÇIĞIR AÇACAK

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 2017 yılında başlaması beklenen gümrük birliği güncelleme müzakerelerine ilişkin olarak iş dünyasının beklentilerini ortaya koyarken, üzerinde durulması gereken önemli noktalara işaret etti. Zeytinoğlu, Türk sanayisinin rekabet gücünü büyük ölçüde artıran ve dünya piyasalarına açılmasına vesile olan gümrük birliği kararı imzalandığında, AB’ye tam üyeliğin 5 yıl içinde gerçekleşeceğinin düşünüldüğünü hatırlattı. Zeytinoğlu, “aradan geçen 20 yıl içinde üyelik sağlanamadı. Bu durum da gümrük birliğinde ortak karar alma ve uzlaşmazlıkları çözme prosedürlerinin yetersizliğinin sorun haline gelmesine yol açtı” dedi.

    Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Gümrük birliğinin güncellenmesi ve genişletilmesi sürecinin 2017 başında başlamasını bekliyoruz. Bu süreçte hizmet ve tarım sektörlerini ve kamu alımlarını içerecek daha kapsamlı bir yeni nesil ticaret anlaşmasının yapılması söz konusu. Bu sürecin Türk ekonomisine olumlu katkısının olacağını ve gayri safi hasılayı önemli ölçüde artıracağını düşünüyoruz. Gümrük birliğinin hizmet sektörlerini ve tarım ürünlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi, Türkiye’nin toplam ticaretini artıracağı gibi, daha etkin ve verimli bir tarımsal dönüşüm gerçekleştirmesi ve hizmet sektörlerinde rekabet edebilirliğini geliştirilmesi açısından da büyük fayda sağlayacak”.

    “Zeytinoğlu: Gümrük Birliğinin Eksiklikleri Giderilmeli”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, gümrük birliğinin güncellenme sürecinde, Türkiye’nin karar alma süreçlerine katılması ve uzlaşmazlıkların çözümü mekanizmalarının oluşturulması gereğini vurguladı ve var olan haliyle gümrük birliğinin işleyişindeki sorunlara dikkat çekti:

    “Türkiye’nin AB iç pazarına erişimini derinleştirecek olan bu süreçte AB’nin ortak ticaret politikası, serbest dolaşım kuralları, üretim standartları, ortak tarım politikası gibi birçok AB politikasının uygulayıcısı konumuna geleceğiz. Bu durumu ‘üyelik dışında herşey’ olarak tanımlayabiliriz. AB politikalarından doğrudan etkilenirken bu politikaların karar alma sürecinde yer almamamız kabul edilemez.  En azından ortak ticaret politikasının belirlenme sürecinde Türkiye’nin yer alması, ilgili komitelere katılması gerekir”.

    Zeytinoğlu gümrük birliğinin tam anlamıyla etkin işleyişine sekte vuran sorunlara da değindi ve bu sorunların çözümünün önümüzdeki süreçte önemli bir kazanım olacağını belirtti. Zeytinoğlu özellikle kamyon kotaları, AB STA’larına Türkiye’nin dahil olması, gümrüklerin durumu gibi konuların üzerinde durdu:

    “Gümrük birliğinin yeni alanlara genişletilmesi Türkiye-AB ticaretinin ve yatırım ilişkilerinin gelişmesi potansiyelini barındırıyor. Bunun yanında şu andaki haliyle dahi gümrük birliğinin etkin işlemeyen yanları var. Bu sorunları aşmalıyız ki tam olarak işleyen ve büyüme potansiyeli barındıran bir gümrük birliği ortaya çıksın. Şu andaki haliyle, Türkiye’de üretilen sanayi mallarının AB ülkelerine taşınmasında kamyon kotaları, karayolu geçişlerinde istenen ekstra ücretler, gümrüklerdeki işlemlerin yavaş olması gibi sorunlar mevcut. Vizelerin hala kalkmamış olması başlıbaşına ayrı bir mesele. İş insanlarının fuar iş toplantısı vs için AB’ye seyahatlerinde engel oluşturuyor. AB’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye için de eş zamanlı yürürlüğe girmemesi, Türkiye’nin müzakerelerde yer almaması gibi sorunların da bu süreçte ele alınacağını ve çözüme kavuşturulacağını umuyoruz”.

    EKİM 2016: YÜRÜRLÜĞE GİRECEK PARİS ANLAŞMASI NELER GETİRİYOR?

    Yeni iklim değişikliğine yönelik rejim olan Paris Anlaşması, 4 Ekim’de Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Ban Ki-moon’un katılımıyla düzenlenen oturumda onaylandı. Bir sonraki adım olarak kararın Konsey’den geçmesiyle beraber Anlaşma’nın yürürlüğe girmesi için önemli bir adım atıldı. Bugün itibarıyla küresel emisyonların yaklaşık yüzde 59’undan sorumlu 74 ülkenin Anlaşmayı onaylamasıyla, yeni iklim rejiminin 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe gireceği kesinleşti.

    Anlaşma’nın yürürlüğe girmesi için, küresel sera gazı emisyonlarının en az yüzde 55’ini oluşturan ve en az 55 ülkenin ulusal meclisinin Anlaşmayı onaylaması gerekiyordu. Anlaşma uyarınca, bu iki kriterin karşılanmasından 30 gün sonra Anlaşma yürürlüğe girecek.

    Paris Anlaşması Neler Getiriyor?

    • Paris Anlaşması, 2020 yılında süresi dolacak olan Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek.
    • Küresel ısınmanın 2100 yılı itibarıyla sadece 2 derece değil; 1,5 derecede sınırlandırılması amaçlanıyor.  
    • 2023 yılından itibaren ülkelerin ulusal beyanları (INDC) her beş yılda bir gözden geçirilecek.
    • Protokol’den tamamen farklı, daha esnek ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiren, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Ek-I ve EK-II listesi artık olmayacak.
    • Gelişmiş ülkelerin emisyon azaltımında sorumluluk sahibi ve gerekli olanakları karşılama yükümlülüğü olacak. Gelişmekte olan ülkelerin ise iklim mücadelesindeki çabalarını artırıcı tedbirler alınacak.
    • Kyoto gibi sadece emisyon azaltım hedefi dışına çıkan Anlaşma, sürdürülebilir kalkınma temeline dayalı, yerel yönetimler, şehirler, ormanlar, özel sektör ve karbonsuzlaşma gibi konuları ön plana alacak.
    • Paris Anlaşması gereğince ayrıca IPCC’nin 2018 yılında bir değerlendirme raporunu tüm dünya ile paylaşması bekleniyor.

    Türkiye Nisan’da İmzaladı Ancak Onay Süreci Henüz Tamamlanmadı

    Türkiye bu yıl 22 Nisan’da yapılan BM Genel Kurulu’nda Anlaşma’yı imzalayan ülkelerden biri. Ancak şu ana kadar Türkiye’nin onayı için resmi bir açıklama yapılmadı. Geçen yıl Paris’te yapılan anlaşma müzakerelerinde, Türkiye’nin onayının, anlaşmadaki özel tanımı ve finans başlığına bağlı olacağı açıklanmıştı.

    Türkiye’nin özel konumu henüz anlaşma kapsamında net değil. Nitekim, Türkiye gelişmiş ülkeler sınıfının yer aldığı İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Ek-I listesinde yer alıp, finansal mekanizmalardan yararlanamayan bir ülke konumunda. Paris müzakerelerinde Türkiye’nin özel konumunun kabul edilmesine yönelik talebi netleştirilemedi. Bu konunun 7-18 Kasım 2016 tarihinde Marakeş’te yapılacak COP 22’de gündeme alınması bekleniyor.  

    AB’nin Anlaşma için sunduğu emisyon azaltım miktarı 2030 yılında 1990 yılına göre yüzde 40. Türkiye’nin ise artıştan yüzde 21 azaltım. Ayrıca Türkiye’nin küresel emisyonlardaki payı yüzde 1,24. Ancak TÜİK verilerine göre, 2014 yılında Türkiye, toplam 467,6 milyon ton (Mt) emisyon havaya bıraktı. Bu oran 2013 yılında 459,1 milyon ton (Mt) idi. Emisyonlardaki en büyük payı yüzde 72,5 ile enerji, yüzde 13,4 ile sanayi ve ürün kullanımı ve yüzde 10,6 ile tarımsal faaliyetler oluşturuyor.  

    Türkiye gibi ülkelerin konumunun netleşmemesinin yanı sıra, az gelişmiş ya da kırılgan ülkelerin maruz kaldığı kayıp-zararlarına yönelik bir tazmin mekanizması olup olmayacağı konusu netlik kazanamayan konular arasında. Ayrıca finans başlığında, 2020 yılı itibarıyla gelişmiş ülkelerden 100 milyar dolar toplanarak gelişmekte olan ülkelere aktarılması hedefleniyor ancak mevcut süreçte bu konunun ciddiyet kazanması şart.

    EKİM 2016:TARGET DATE FOR VISA-FREE TRAVEL HAS ARRIVED

    October 2016 marks the target date for the start of visa-free travel to the Schengen area for Turkish citizens. Visa liberalisation for Turks was one of the components of the refugee deal arrived between Turkey and the EU on March 18 this year. Under this agreement, Turkey agreed to accept migrants returned from Greece, an arrangement which led to a considerable decrease in the use of the irregular migration route over the Aegean. The EU committed itself to the allocation of an additional sum of 3 million euros for Syrian refugees in Turkey on top of the already agreed 3 million and agreed to resettle one Syrian refugee for each Syrian returned to Turkey from the Aegean islands.

    Visa liberalisation for Turkish citizens in accordance with the provisions of “the Roadmap towards a Visa-free Regime with Turkey” was targeted to enter into implementation in June this year but could not be realized due to the 5 criteria yet to be fulfilled by Turkey. One of these criteria, the revision of anti-terror legislation, proved to be a major stumbling block in the process since Turkey was not in a position to make any revisions to its legislation in view of its intensive fight against three terror organizations; PKK, ISIS and Fethullah Terror Organization. Owing to the gravity of the terror threat against Turkey emanating from the above-mentioned organizations, the EU should adopt a more lenient approach towards Turkey regarding the evaluation of the fulfilment of the visa liberalisation criteria. It should not be forgotten that Turkey’s security is a necessary and indispensable aspect of overall European security.

    The situation regarding the remaining criteria for visa liberalisation has not changed since then and the October 2016 deadline envisaged by the parties at the time of the November 29 action plan is also being missed. It should be highlighted that Turkey continues to fulfil its part of the March 18 Refugee Statement which led to a significant decrease in the number of illegal entries to the EU through the Aegean route. One of the pillars of the refugee agreement between Turkey and the EU rested on visa liberalisation for Turkish citizens. Turkey had already fulfilled 65 of the 72 criteria stipulated in the Roadmap towards a visa-free Regime with Turkey. The intensive cooperation between Turkey and the EU on the refugee issue revitalised Turkey and EU relations in the recent period. Visa liberalisation and Turkey’s reforms in order to fulfil the related criteria was one of the most important manifestations of this revitalisation. The missing of the deadline for visa liberalisation places the future of refuge cooperation between Turkey and the EU in danger. It is also worrying in view of the overall condition of Turkey and EU relations. If visa liberalisation is not achieved in the near future the EU risks losing its relevance in Turkey and its position as an anchor for reforms.

    Ayhan Zeytinoglu
    IKV Chairman

    EYLÜL 2016: AB YETKİLİLERİ TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDİYOR

    “BRÜKSEL FETÖ TEHLİKESİNİ ANLAMADI SİVİL TOPLUMA BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR”

    Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar Brok ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri’nin yaptıkları ziyaretin ardından, bugünde Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ve Avrupa Komisyonu'nun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komiseri Dimitris Avramopoulos Türkiye’yi ziyaret ediyor. Gelecek hafta ise, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu Avrupa Komisyonu üyesi Johannes Hahn Türkiye’de olacak.

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, bu ziyaretlerle ilgili olarak bir açıklama yaptı. Zeytinoğlu, ziyaretlerin 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında yapılması gerektiğini, ancak geç olsa da ziyaretlerin önemli olduğunu belirtti. Zeytinoğlu, Türkiye’nin AB’ye üye olmaya aday ve üyelik müzakerelerini yürüten bir ülke olması nedeniyle AB ile ilişkilerin çok daha yakın, sürekli ve spontane olmasını beklediğini ekledi.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “AB yetkililerin sadece basından Türkiye’yi takip etmeleri yeterli olamaz. Doğrudan Türkiye’de en üst düzey yetkililer ile görüşerek, sivil toplum ile temas kurarak Türkiye’yi çok yakından izlemeleri gerekiyor. Türkiye 15 Temmuz sonrası önemli bir yeniden yapılanma süreci geçiriyor. FETÖ tüm kurumlardan temizlenmeye çalışılıyor. Bu süreci Avrupalıların çok iyi anlayamamaları doğal ancak Türkiye’de birebir gözlem yaparak ve yetkililerden bilgi alarak Türkiye’nin önündeki zor süreci anlayabilirler.”

    “FETÖ Brüksel’de Hala Etkili: FETÖ tehlikesi yeterince bilinmiyor”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, AB kurumları ve AB çevrelerinde uzun yıllardır ilişkiler kuran ve faaliyette bulunan FETÖ üyelerinin Brüksel’de hala etkili olduklarına dikkat çekti:

    “Brüksel’de, AB çevrelerinde FETÖ örgütünün devleti ele geçirme çabalarının boyutu ve Türkiye ve hatta Avrupa için nasıl bir tehlike oluşturduğu yeterince bilinmiyor. Bir kısım bunu bir iktidar mücadelesi olarak görürken, tamamen gayrimeşru yöntemlerle devletin kurumlarına nasıl sızıldığı ve son olarak işin, darbe yoluyla devleti ele geçirme aşamasına nasıl geldiği çok iyi anlatılmalı. Bir günde Avrupalıların olanları anlaması zor. Bizler iletişim çalışmaları vasıtasıyla Türkiye’yi ve son dönemde yaşananları, özellikle FETÖ adlı oluşumun yapısı ve oluşturduğu tehlikeyi AB yetkilileri ve muhataplarımıza anlatmaya çalışıyoruz. İletişimi sürekli tutmak gerekiyor. Bunun için İKV gibi sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri son derece etkili oluyor.”

    “Brok ve Piri’nin ziyaretleri yararlı oldu; Türkiye’de neler olup bittiğini daha iyi anladılar”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, geçtiğimiz hafta Türkiye’yi ziyaret eden AP Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar Brok ve Türkiye Raportörü Kati Piri’nin izlenimlerine ve yaptıkları açıklamalara da değindi:

    “Brok ve Piri Türkiye ziyaretinden sonra çok önemli açıklamalar yaptılar ve Avrupa Parlamentosunu bilgilendirdiler. Piri “darbe girişiminin Türkiye’de toplum üzerindeki etkisini hafife almışız” diye bir vicdan muhasebesi yaparken, Brok da “FETÖ’nün devlete ve orduya bu kadar sızmış olduğunu bilmiyorduk” diyerek bir itirafta bulundu. Bu parlamenterlerin geri giderek AP’de bu yönde açıklamalar yapması açısından önemliydi. Aynı şekilde bu hafta ve gelecek hafta Türkiye’yi ziyaret eden AB yetkililerinin de Türkiye’yi daha iyi anlamaları ve Türkiye’ye destek olmak için gerekli adımları atmalarını bekliyoruz. Resmi yetkililerin görüşmeleri yanında, sivil toplum örgütleri ile temaslar artarak devam ettirilmeli. AB toplumun tüm kesimlerine hitap etmek için daha fazla çaba göstermeli.”

    AĞUSTOS 2016: GAZİANTEP`TE MEYDANA GELEN MENFUR SALDIRIYI LANETLİYORUZ

    Gaziantep'te meydana gelen menfur saldırıyı lanetliyor, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bir kına gecesi sırasında, insanlarımızın en mutlu gününü kedere ve şiddete gark eden bu insanlık dışı eylem ülkemizin iç barışını ve istikrarını hedef almıştır. Gaziantep saldırısı öncesinde Diyarbakır, Van, Elazığ, Bitlis, Şanlıurfa ve Muş’ta gerçekleştirilen saldırıları şiddetle kınıyor, kaynağı ne olursa olsun terörün her türlüsünü lanetliyoruz. Türkiye'nin bütünlüğüne karşı yapılan her türlü saldırı karşısında milletçe tek yürek olmamızın önemini vurguluyoruz.

     

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    AĞUSTOS 2016: AB LİDERLERİNİ TÜRKİYE’YE DAVET EDİYORUZ

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu: “AB yetkililerine bir çağrımız var. Türkiye’ye gelin. Türkiye’nin yanında olduğunuzu Türk halkına ve tüm dünyaya gösterin.  Dosta düşmana Türkiye bizdendir ve bizden olarak kalacaktır mesajını verin.”

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, yaralarını sarmakta olduğunu belirterek, bu tür bir girişimin tekrarlanmaması ve FETÖ’nün devletin tüm kurumlarından elimine edilmesi için gerekli adımların atıldığı bir dönemde Avrupalı dostlarımız ile dayanışma içinde olmanın önemine bir kez daha dikkat çekti.

    İKV Başkanı şunları söyledi:

    “Bir AB adayı ve Gümrük Birliği ortağı olarak, zor günler yaşadığımız bugünlerde AB’li dostlarımızın Türkiye’nin yanında olmasını görmek istiyoruz. AB’nin üzerinde yükseldiği değerlerin başında demokrasi, özgürlük, eşitlik geliyor. AB, aday ülkelerde devlet kurumlarının etkin bir şekilde çalışması, kamu görevlendirmelerinde eşitlik ve liyakat esasına uyulması ile iyi yönetişim ilkelerinin benimsenmesi üzerinde duruyor. Türkiye’de tüm devlet kurumlarının etkin çalışabilmesi ve iyi yönetişimin tam anlamıyla tesis edilebilmesi için FETÖ elemanlarının tüm kurumlardan uzaklaştırılması büyük önem taşıyor. Liyakata ve eşitliğe dayalı bir kamu yönetimi için bunun yapılması zorunluluğu var. Bunun yanında, eğitim sistemi, adalet ve ordu gibi en kritik müesseselere sızmış olan bu örgütün unsurlarının temizlenmesi tam anlamıyla AB normları ile uyumlu bir yönetişim anlayışının tesis edilmesi sağlayacak. Bu anlamda AB’nin sadece manevi desteği ve dayanışması değil aynı zamanda teknik desteğinin de bu süreçte Türkiye açısından gerekli olduğu görülüyor.”

    “AK Genel Sekreteri Jagland’ın ziyareti olumlu bir adım; AB yetkililerinin de ziyaretlerini bekliyoruz”

    Başkan Zeytinoğlu, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thornbjorn Jagland’ın ülkemizi ziyaretine de değindi ve yakın ilişki içinde olduğumuz ve katılım müzakerelerini yürüttüğümüz AB yetkililerin de benzer şekilde Türkiye’yi ziyaret etmesinin önemine dikkat çekti:

    “Türkiye’nin 13 Nisan 1950’de 13’üncü Üye olarak katıldığı ve bugün 47 Avrupa ülkesini barındıran Avrupa Konseyi özellikle demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler açısından Avrupa değerlerini temsil eden bir örgüt. Türkiye 1987 yılından beri Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını da tanımış durumda. Avrupa Konseyi üyeliği Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland’ın ziyareti bu açıdan çok önemli. Jagland hem bu zor dönemde Türkiye’ye destek veriyor hem de Avrupa adına Ergenekon ve Balyoz gibi davalardaki hukuksuzluklara yeterli tepki gösterilmediği için bir özeleştiri yapıyor. Jagland, Türkiye’deki gibi bir darbe girişimi herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa, mutlaka benzer önlemlerin alınacağını da belirtiyor. Jagland’ın OHAL döneminde alınan kararların Avrupa Konseyi standartlarında olması ve darbe girişimi ile ilgili soruşturmaların yürütülmesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uygun davranılması konusundaki uyarıları da dikkate alınmalı.”

    Zeytinoğlu son olarak, AB yetkilileri ve AB üyesi devletlerin liderlerine de bir çağrıda bulundu:

    “Bay Juncker, Bay Tusk, Bay Schulz, Bayan Mogherini, Bay Hahn, Bayan Merkel, Bay Renzi, Bay Hollande ve diğer liderlere sesleniyorum. Türkiye’ye gelin. Türkiye’nin geçirdiği bu zor dönemde hükümetimiz ile angaje olun. Tavsiyelerde bulunun, yardım teklif edin. Türkçede bir söz vardır: Gözden uzak olan gönülden de uzak olur. Türkiye’nin Avrupa perspektifinin hem AB için hem Türkiye için kritik önemini hepimiz biliyoruz. Bu perspektifin Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesinde etkili olmaya devam etmesi için Türkiye’nin yanında olduğunuzu Türk halkına ve tüm dünyaya gösterin.  Dosta düşmana Türkiye bizdendir ve bizden olarak kalacaktır deyin.”

    AĞUSTOS 2016: AB TÜRKİYE’NİN YANINDA OLMALI

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, AB’nin Türkiye’ye yeterince destek olmadığını söyleyerek, AB liderlerinin Türkiye’de demokrasiye yönelik tehdidin boyutlarını algılayamadıklarını belirtti.

    Zeytinoğlu şu açıklamada bulundu: “Ülkemizde 15 Temmuz’da meydana gelen darbe girişimi sonrasında AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve AB Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini gibi yetkililer darbe girişimini kınayan açıklamalarda bulunmuştur. Ancak Türkiye’nin gelecekte bu tür bir girişimin yaşanmaması için aldığı kapsamlı önlemler, AB’yi tedirgin etmiş ve bundan sonraki mesajlarında AB liderleri hükümeti uyarıcı bir söylem benimsemiştir. Türkiye’de devlet kurumlarına sızan ve adaletin, ordunun, eğitimin, ekonominin ve diğer kurumların işleyişine büyük zarar veren bir gizli örgütün bertaraf edilmesi bu dönemde birinci önceliğimizdir. AB’nin bu süreçte Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı ciddi tehlikeyi anlayarak sürece destek olması ve kurumlar yeniden yapılandırılırken Türkiye’ye her türlü yardımı sağlaması beklenir. AB kurum temsilcilerinin ve AB üyesi devlet liderlerinin Türkiye’yi ziyaret etmemesi, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile yeterli teması kurmamaları bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır. Unutulmamalıdır ki, AB’nin sadece eleştirel bir tutumla süreci uzaktan izlemesi, AB’nin demokrasi, insan hakları ve hukuka dayanan değerlerini tüm Avrupa sathında savunması ve Türkiye’nin geleceğinde etkili olması imkânını da zayıflatacaktır.”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, İsveç eski Başbakanı Carl Bildt’in dün yayımlanan yazısına da değinerek, Bildt’in vizyoner bir devlet adamı olarak, AB’nin Türkiye’deki darbe girişimi sonrasındaki çekimser yaklaşımını eleştirmekte haklı olduğunu söyledi.

    Zeytinoğlu şunları ekledi: “Bu süreçte, İsveç eski Başbakanının eleştirileri son derece haklı olduğu görülmekte.  Bildt, darbe girişiminin gerçek bir tehlike olduğunu vurguluyor ve başarılı olsaydı ortaya çıkabilecek olan korkutucu sonuçlara dikkat çekiyor.   Bildt ayrıca, AB’nin darbe girişiminin yaşandığı akşam hemen tepki veremediğini ve sonrasında da AB temsilcilerinin bugüne kadar anayasal düzene yönelik en ciddi tehdidi yaşamış olan bir aday ülkeye giderek dayanışma sergilemediklerini belirtiyor ve AB’nin üzerine düşen tavrı sergilememiş olmasının “ahlaki otoritesini” kaybetme riskini doğurduğunu ifade ediyor. Bildt’in uyarıları son derece yerinde. Diğer AB temsilcileri ve AB liderlerinin de bu uyarıyı dikkate alarak gereğini yerine getirmelerini bekliyoruz”.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu son olarak, İKV’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki faaliyetlerine değinerek, İKV’nin AB kurumları ve Üye Devletler nezdinde bilgilendirme ve iletişim çalışmalarına ağırlık vereceğini belirtti. Zeytinoğlu, “İKV olarak, AB yetkilileri, Avrupa Parlamentosu üyeleri, medya mensupları ve düşünce kuruluşları temsilcileri ile yoğun temaslar gerçekleştireceğiz. Hazırladığımız raporlar, yayınlar, duyurular ve ikili temaslar yoluyla, ülkemizin AB ve Avrupa değerleri açısından önemini vurgulayarak, Türkiye’deki normalleşmeye yönelik gelişmeleri anı anına aktaracağız” dedi.

    Eski İsveç Başbakanı Carl Bildt’in "Politico" için yazdığı makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

    TEMMUZ 2016: İKV’NİN 54. GENEL KURULU GERÇEKLEŞTİ

    İKV’nin 54. Olağan Genel Kurulu 26 Temmuz 2016 tarihinde, vakfın Mütevelli Kurum başkanları, Destekçi Kurum temsilcileri ve delegelerin katılımıyla İstanbul’da yapıldı. Divan Başkanlığını Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu ve Divan Başkan Yardımcılığını İsmail Gülle’nin yaptığı Genel Kurulda, İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu,  Temmuz 2015-Temmuz 2016 tarihleri arasında Vakfın faaliyetlerini içeren bir sunum gerçekleştirdi.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu konuşmasında ayrıca, 15 Temmuz akşamı ülkemizin şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri içine sızan bir grup tarafından, Devlet ve hükümetimize yönelik haince darbe girişiminin Türk milletinin her kesiminin demokrasiyi korumak adına gösterdiği mücadele sayesinde önlendiğinin altını çizdi. Zeytinoğlu, bu tür girişimlerin bir daha gerçekleşmemesi ve devlet içine yerleşmiş ihanet şebekelerinin kökünün kazınması için gerekli adımlar atılması mesajını verdi.

    Başkan Zeytinoğlu, İKV olarak devlet ve hükümetimizin yanında olduğunu belirterek, TOBB koordinasyonunda düzenlenen ve 538 sendika, konfederasyon, meslek örgütü ile STK’nın TBMM’de darbeye karşı açıkladığı ortak bildiriye katıldıklarını hatırlattı. Sivil toplum kuruluşları olarak demokrasiye yapılan her türlü müdahaleye karşı olduğunu ifade eden Zeytinoğlu, demokrasiye sahip çıkacağını ve bu durumun en önemli vatandaşlık görevi olduğunun bilinmesini istedi.

    Başkan Zeytinoğlu şunları ekledi: “Beklentimiz bu olağandışı dönemi bir an önce atlatarak, demokratik sistemi tüm kurumları ve prensipleri ile rayına oturtmak ve AB bütünleşme sürecine kaldığımız yerden devam etmektir. AB ile mülteci anlaşması ve vize serbestliği süreci ile yeniden canlanan ilişkilerimizi geliştirmeyi ve Ekim ayında gerçekleşmesini umduğumuz vize serbestliği takvimine yeniden işlerlik kazandırmayı umuyoruz”.

    Genel Kurul’un açılış bölümünde ayrıca, TOBB Başkan Yardımcısı Halim Mete, İSO Başkanı Erdal Bahçivan, İSTİB Başkanı Ali Kopuz, İKHİB Başkanı İsmail Gülle, TİM Başkan Vekili Mustafa Çıkrukçıoğlu ve TİSK Genel Sekreteri Bülent Pirler birer konuşma gerçekleştirdi. Mütevelli kuruluş temsilcileri, darbe girişiminin şiddetle karşısında dururken, bundan sonraki süreçte AB üyeliği perspektifinin daha da ön plana çıktığını belirterek, İKV’nin “Türkiye’nin AB uzmanı” olarak bu süreçte kritik bir rol oynadığına işaret ettiler.

    TEMMUZ 2016:DARBE GİRİŞİMİNİ LANETLİYORUZ

    15-16 Temmuz 2016 tarihinde gecesi gerçekleştirilen darbe girişimini lanetliyor, Türkiye'de bu tür zorla iktidara el koyma girişimlerinin başarıya ulaşma imkanı kalmadığını bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

    Demokrasiye karşı girişilen bu kalkışmaya, hükümet, muhalefet, sivil toplum ve toplumun geniş kesimleri tarafından büyük bir direnç ile tepki gösterilmiştir. Bu durum, Türkiye'de halkın demokrasiye olan bağlılığını ortaya koyması açısından umut vericidir.

    Bu başarısız girişim sonrasında, Türkiye için demokrasi ve halk iradesine dayanan, insan haklarına saygılı, liberal bir rejim dışında alternatif olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

    Bu darbe girişimi karşısında direnen hükümetimizi, muhalefet partilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve tüm halkımızı kutluyor, bir daha bu tür girişimlerin hiçbir zaman yaşanmamasını diliyoruz.

    Darbe girişiminde bulunanların TSK içinde münferit bir grup olduğunu dikkate alarak, ordumuzun milletin ordusu olmaya devam ettiğini ve itibarının korunmasının önemini vurgulamak istiyoruz.

    Türkiye'nin özgür ve müreffeh ülkeler arasında, demokrasisini ve iç barışını giderek güçlendirerek, vatandaşları için insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı, yüksek hayat standartları sağlayan bir ülke olarak, AB üyelik hedefi doğrultusunda gelişimini sürdürmesi en büyük dileğimiz ve beklentimizdir. 

    TEMMUZ 2016:NİCE’TE GERÇEKLEŞEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    Fransa’nın Nice kentinde 14 Temmuz Ulusal Günü kapsamındaki kutlamalar sırasında, halkın arasına dalarak 80’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine, yüzlerce kişinin de yaralanmasına sebep olan menfur saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Masum insanların canlarına kasteden bu tür saldırılar hiçbir şekilde hoş görülemez. Terörün her türlüsünü lanetliyor, teröre karşı birleşik cephenin küresel düzeyde oluşturulmasının gereğine işaret ediyoruz.

    Bu terör saldırısı sonrası üzüntülerimizi belirtirken, bazı noktaları da vurgulamak istiyoruz. Fransa ve diğer AB üyesi devletlerin terör tehdidine karşı iç güvenlik önlemlerini güçlendirmesi ve terörle mücadele stratejilerini güçlendirecek adımlar atmaları gereklidir. Bunun yanında, artan güvenlik tehditlerine karşı alınacak önlemlerin mülteci hakları ve göç konusunda liberal politikaları rafa kaldırmayacağı, AB liderlerinin popülist yaklaşımlara prim vermeyeceğini umuyoruz.

    Son olarak, daha önceki terör saldırılarında da vurguladığımız gibi, terörle mücadele ancak teröre karşı tüm ülkeler ve ilgili uluslararası örgütleri içeren küresel işbirliği ile etkili bir şekilde yapılabilir. Filistin sorunu, Irak’taki belirsizlik ve Suriye Savaşı gibi kanayan yaraların tedavi edilmesinin barış ve huzurun sağlanması için atılması gereken kritik adımlar arasında olduğunu hatırlatmak isteriz.

    Ayhan Zeytinoğlu

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı

     

    HAZİAN 2016: 33’ÜNCÜ FASLIN MÜZAKEREYE AÇILMASINI, TÜRKİYE VE AB’NİN TAM ÜYELİK HEDEFİNE OLAN BAĞLILIĞININ BİR GÖSTERGESİ OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ

    İKV BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU: “33’ÜNCÜ FASLIN MÜZAKEREYE AÇILMASINI, TÜRKİYE VE  AB’NİN TAM ÜYELİK HEDEFİNE OLAN BAĞLILIĞININ BİR GÖSTERGESİ OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ”

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Mali ve Bütçesel Hükümler başlıklı 33’üncü fasıl 30 Haziran 2016 tarihinde Brüksel’de gerçekleşen Hükümetlerarası Katılım Konferansı’nda müzakereye açılmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. 2 yıllık bir aradan sonra geçtiğimiz yıl Aralık ayında müzakereye açılan Ekonomik ve Parasal Politika faslından sonra bu yıl da Mali ve Bütçesel Hükümler faslının müzakereye açılması müzakere sürecinin ilerlemesi açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Zeytinoğlu, açılan fasıllara eklenen yeni bir halka olarak müzakere sürecinin ivme kaybetmeden devam etmesi açısından önem taşıdığının altını çizdi.

    1 Temmuz’da sona erecek olan Hollanda Dönem Başkanlığı’nda açılan 33’üncü fasıl ile birlikte AB sürecinde açılan fasıl sayısı 16’ya çıktığını söyleyen Zeytinoğlu, 33’üncü fasıla ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Mali ve Bütçesel Hükümler faslı müzakere sürecinde uzun bir süre Fransa’nın blokajına tabi oldu ve eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin görevi döneminde bu ülke tarafından “üyelikle doğrudan ilişkili olduğu” gerekçesiyle bloke edilen fasıllar arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı François Hollande’ın göreve gelmesinden sonra ülkenin söz konusu fasıllara karşı blokajını kaldırmaya sıcak bakmasıyla birlikte 18 Mart 2016 tarihli Türkiye-AB Zirvesi’nde AB tarafından faslın Hollanda’nın AB Dönem Başkanlığı’nda müzakerelere açılması yönünde karar alınmıştır.

    Mali ve Bütçesel Hükümler faslı temel olarak AB bütçesinin finansmanı için üye ülkelerin AB bütçesine yapacakları katkı için gerekli mali kaynaklara (öz kaynaklar) ilişkin kuralları kapsamaktadır. AB’nin bütçe kaynakları, AB dışı ithalatta elde edilen gümrük vergileri, tarımsal vergiler ve şeker üretiminden alınan vergilerinden elde edilen geleneksel öz kaynaklardan oluşan Üye Devlet katkıları, Üye Devletlerin KDV gelirlerine dayanan katkılar ve Üye Devletlerin GSMH büyüklüğüne bağlı olarak değişen katkılardan oluşmaktadır. AB Bütçesine ilişkin yeterli koordinasyonun sağlanması, öz kaynaklara ilişkin katkıların doğru hesaplanması, tahsilâtı, ödenmesi ve denetiminin temini ve öz kaynaklara ilişkin kurallara uyum amacıyla Üye Devletlerin bu alanda gerekli idari kapasiteyi oluşturmaları gerekmektedir.

    Genel olarak, Türkiye Mali ve Bütçesel Hükümler faslı kapsamındaki hazırlıkları henüz erken aşamadadır. AB’ye üyeliği gerçekleştiğinde bu fasıla ilişkin olarak güçlü koordinasyon yapılarını, idari kapasiteyi ve uygulama kurallarını oluşturmasına ihtiyaç duyulacaktır.

    Tam üyelikle doğrudan bağlantılı olan bu faslın müzakerelere açılması gerek Türkiye’nin gerekse AB’nin müzakere sürecinde tam üyelik hedefine olan bağlılığının bir göstergesi olması açısından önem taşımaktadır. Öte yandan, AB’nin geçmişte aday ülkelerle yürüttüğü müzakerelerde Mali ve Bütçesel Hükümler faslı genelde en son sonuçlandırılan müzakere faslı olmuştur. Müzakere sürecinde ilerleme sağlayabilmek amacıyla halen bloke olan diğer fasılların da açılması önem taşımaktadır. AB Konseyi kararı ile bloke edilen 8 fasıl ve GKRY’nin tek taraflı olarak bloke ettiği 6 fasıl müzakere sürecinde engel teşkil etmektedir. Söz konusu fasılların açılabilmesi için gerekli koşulların oluşturulması sürecin hedefine ulaşması açısından önemlidir. Bu ise hem Kıbrıs sorununda çözümün sağlanması, hem de Avrupa Komisyonu ve Üye Devletlerin müzakere sürecinin canlandırılması yönünde verdikleri sözleri yerine getirmelerine bağlıdır.

    23 Haziranda Britanya’daki referandum sonucunda ülkenin AB üyeliğinden çıkmasının söz konusu olması, AB sürecinin geleceği açısından endişe verici olmuştur. Bu açıdan Türkiye ile ilişkilerin canlandırılması, AB’nin güçlü bir duruş sergilemesi ve entegrasyon sürecinin geleceği açısından da destekleyici olacaktır.”

    HAZİRAN 2016:İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    İstanbul Atatürk Havalimanı’nda dün gerçekleştirilen hain terör saldırısını şiddetle kınıyor; yaşamını kaybeden vatandaşlarımız için başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    Bu tür saldırıların ülkemizin milli birlik ve beraberliğine karşı işlenmiş insanlık dışı eylemler olduğunu hatırlatırken, terörün her türlüsüne karşı uluslararası camianın birleşmesi ve bu sorunu en acı bir şekilde deneyimlemiş ülkelerden olan Türkiye ile özellikle AB’li dostlarımızın dayanışma içinde olmalarını bekliyoruz.

     

    Ayhan ZEYTİNOĞLU

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı

    İNGİLTERE AB ÜYELİĞİNDEN ÇIKMAK İÇİN OY KULLANDI: ŞİMDİ NE OLACAK?

    Britanya'daki referandum sonuçları AB'nin sonu değil, yeni bir AB'nin başlangıcıdır.

    23 Haziran’da yapılan referandum, AB üyeliğinden ayrılma yanlılarının zaferi ile sonuçlandı. Yüzde 72,2 oy verme oranı ile yaklaşık 30 milyon kişinin oy kullandığı referandumda, seçmenlerin yüzde 52’si AB üyeliğinden ayrılma yönünde oy kullandı. Ancak referandumun sonuçları aynı zamanda Britanya içinde bölgeler ve seçmen profili açısından farklılaşmaların olduğunu göstermektedir. Örneğin Londra Bölgesi ve İskoçya’nın AB’de kalma yönünde oy kullanırken, benzer şekilde genç ve yüksek eğitimli seçmenler arasında AB’de kalma eğiliminin daha güçlü olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Referandumun ilk siyasi sonucu Başbakan Cameron istifa edeceğini açıklaması ve AB’nin üyeliğinden ayrılma başvurusunu yeni seçilecek Başbakana bırakması olmuştur.

    Britanya’nın AB üyeliğinden ayrılması süreci nasıl işleyecek?

    Bundan sonraki süreçte,

    • Britanya Parlamentosu’nun referandum sonuçlarını onaylayan bir karar alması,
    • Hükümetin bu karar uyarınca AB üyeliğinden çıkma başvurusunda bulunması,
    • Britanya ve AB arasında üyelikten ayrılma koşullarını belirleyen yeni bir antlaşma imzalanması

    öngörülmektedir.

    Britanya AB ile ilişkilerini yeni bir statüye oturtacak yeni bir Antlaşmayı AB ile müzakere edecektir. AB üyesi iken de Avro Bölgesi ve Schengen Alanı gibi bazı AB düzenlemelerinin dışında kalmayı seçen Britanya için bu yeni Antlaşma ile AB ile ilişkileri yeniden tanımlanacaktır.

    Nasıl bir model öngörülebilir?

    Bu çerçevede bu yeni model, AB ile yakın ekonomik ve ticari ilişkiler içerecektir. Örneğin, Britanya’nın AB İç Pazarı’na erişimini sağlayacak “Avrupa Ekonomik Alanı” formülü önemli bir seçenektir. AB’nin akdettiği ticaret anlaşmalarına Britanya’nın da eş zamanlı olarak dâhil olması, AB’nin çıkardığı regülasyonları tercihine bağlı olarak kabul etmesi gibi unsurlar içerecek olan bu formül diğer bazı AB ülkeleri ve aday ülkeler için de  yeni bir model oluşturabilir.

    Britanya AB ile ilişkilerini yeniden müzakere ederken, özellikle bugüne kadar Britanya’ya yerleşen AB içi göçmenlerin durumunun ne olacağı merak uyandırmaktadır. Bugüne kadar yerleşenlerin Britanya’da kalmaya devam edecekleri ancak bundan sonraki göç konusunda Britanya’nın AB içi ve dışı göçe yönelik kendi düzenlemelerini daha katı bir şekilde devam ettireceği öngörülebilir.

    Britanya referandumunun sonuçlarından Türkiye nasıl etkilenecektir?

    Türkiye açısından sonuçlara bakıldığında, bu sonuç iki açıdan önemli görülmektedir: İlk olarak, Britanya referandum sonuçları AB'nin yönünü etkileyecek bir gelişmedir. Birliğin entegrasyon yapısını, farklı modelleri içerecek şekilde yeni bir kurumsal çerçeveye oturtması gerekecektir. Farklı hızlarda ve biçimlerde bütünleşen çok vitesli Avrupa adım adım ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin AB üyelik hedefi açısından AB'nin izleyeceği yön büyük önem taşımaktadır.

    İkinci olarak, Britanya'nın AB ile oluşturacağı yeni ilişki Türkiye açısından da incelenmesi gereken yeni bir model ortaya çıkaracaktır. AB ile entegrasyon sürecinde Türkiye'nin belirli politika alanlarına katılacağı, AB İç Pazarına erişim sağlayacağı bu tür bir model, tam entegrasyon hedefi saklı kalmak kaydıyla, dikkate alınmalıdır.

    Britanya'daki referandum sonuçları AB'nin sonu değil, yeni bir AB'nin başlangıcıdır.

    HAZİRAN 2016:BRİTANYA’DAKİ AB REFERANDUM SÜRECİNİ YAKINDAN İZLİYORUZ

    23 Haziran Perşembe günü Britanya’da kritik bir oylama yapılacak ve Britanya halkı, ülkelerinin AB üyesi olarak kalıp kalmayacağına karar verecek. Yapılan kamuoyu araştırmaları, AB üyeliği taraftarları ve karşıtları arasındaki oy farkının çok az olduğu, hatta Britanya’nın üyelikten çıkmasını isteyenlerin az bir yüzdeyle de olsa önde olduğunu gösteriyor. Kuşkusuz bu referandumun sonuçları sadece Britanya’yı değil, tüm Avrupa’yı, Avrupa’nın geleceği ile ilgilene ABD gibi güçleri ve AB’nin uzatmalı aday ülkesi Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. 24 Haziran’da öğreneceğimiz referandum sonuçları AB’nin geleceği açısından kritik önem taşıyor. Britanya ile yola devam eden bir Avrupa, bütüncül yapısını korumayı başarsa da, yine Avro alanı, Schengen alanı gibi birçok sorununa odaklanmaya geri dönecek. Britanya’nın AB üyeliğini terk etme kararı vermesi ise, AB için bir deprem etkisi yaratabilir. AB üyelik kuralları tartışmaya açılabilir, bazı Üye Devletler için Britanya bir örnek oluşturabilir. AB’nin entegrasyon modelini tekrar gözden geçirmesi ve hatta Üye Devletler ve vatandaşları için AB’nin tekrar bir cazibe merkezi haline gelmesi için somut ve güçlü adımlar atması gerekebilir. 

    İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas tarafından yazılan “8 Soruda Brexit: Birliğin En Aykırı Üyesi Kritik Dönemeçte” adlı değerlendirmeye buradan ve Uzman Yardımcısı Emre Ataç’ın kaleme aldığı “Brexit Tartışmaları ve AB’nin Geleceği” adlı değerlendirmeye buradan ulaşabilirsiniz.

    HAZİRAN 2016:ONLAR İSTİYOR DİYE AB ÜYELİK HEDEFİNDEN VAZGEÇECEK DEĞİLİZ

    Son günlerde özellikle İngiliz medyasında Türkiye'nin asla AB üyesi olamayacağına ilişkin bir takım söylemler ve açıklamalar yer almaktadır. Britanya'da 23 Haziran'da yapılacak AB referandumu ile ilgili tartışmaların alevlendiği bugünlerde, Başbakan David Cameron ve Maliye Bakanı George Osborne gibi bazı siyasetçilerin yaptığı ve daha önceki söylemleriyle çelişen bu açıklamaların iç siyasete ve referandum sonuçlarını etkilemeye yönelik olduğu görülmektedir. Fakat Britanyalı siyasetçilerin bu açıklamaları yaparken, Türkiye'de uyandıracağı tepkileri dikkate almaları gerektiğini vurgulamak isteriz. Bir AB üyesi olarak, Birliğin Türkiye'ye yönelik politikasını nasıl etkileyeceğini düşünmeden bu açıklamaların yapılmış olması esef vericidir.

    Türkiye açısından bakacak olursak, bu tür popülist açıklamaların Türkiye'yi AB üyeliği hedefinden saptırmaması gerekir. Bilakis bu görüşler Türkiye'nin AB'ye katılma ve Avrupa yönetişiminin belirlendiği masada tam üye olarak yerini alma hedefini daha da pekiştirmektedir. 51 yıldır Türkiye'nin AB uzmanı olan İKV olarak, AB üyeliği hedefimizin anlamını ve önemini koruduğunu ve bazı AB ülkelerinde yükselen bu popülist söylemin ülkemizin Avrupa ile bütünleşme hedefini etkilemeyeceğini bir kez daha hatırlatmak isteriz.

    HAZİRAN 2016:ALMANYA PARLAMENTOSUNUN ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARINI TANIYAN KARARI

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu dün Almanya Federal Meclisi alt kanadı tarafından kabul edilen ve Ermeni soykırımı iddialarını tanıyan kararı değerlendirdi. Zeytinoğlu, buna benzer kararların daha önce Avrupa Parlamentosu ve 13 AB üyesi devlet tarafından kabul edildiğini hatırlattı. Bunun yanında, Alman Parlamentosunda bu kararın kabul edilmesinin ayrı bir önemi olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Almanya AB içinde lider ülke konumundadır. Bunun yanında Türkiye’nin AB ile ilişkileri açısından da kritik önem de bir ülkedir. Almanya’da yaşayan 3 milyona yakın soydaşımız bu ülke ile Türkiye arasındaki ilişkilerini önemini artırmaktadır. Son dönemde AB ile Türkiye arasında mülteci işbirliği ve vize serbestliği süreçlerinde Almanya’nın Türkiye’ye yaklaşımı olumlu olmuştur. Ancak dün kabul edilen karar bu sürece bir darbe vurmuştur. İki tarafın ortak bir soruna çözüm bulma çabası içinde bir araya gelmesi, Ege adaları üzerinden AB’ye yönelen düzensiz göçün büyük ölçüde kontrol altına alınmasına yol açmıştır. Ancak Almanya’nın bu karar ile Türkiye’ye gösterdiği yaklaşım, mülteci anlaşmasında gördüğümüz olumlu tavır ile çelişmekte ve iyi niyet ölçülerine aykırı düşmektedir. Alman dostlarımızı Türkiye üzerinde haksız bir baskı oluşturacak bu tür girişimlerden kaçınmaları ve dünkü karar ile ilişkilere verilen zararı onarmaya yönelik adımları atmaları konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.”

    MAYIS 2016:BAŞSAĞLIĞI MESAJI

    Türk özel sektörünün duayenlerinden, ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki gelişimi ile Türkiye-AB ilişkilerine önemli katkılarda bulunmuş, Kale Grubu Kurucusu, Onursal Başkanı, Vakfımızın kurucularından ve Başkan Yardımcımız Zeynep Bodur Okyay’ın Babası Dr. Hacı İbrahim Bodur’un vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Sayın Bodur’a Allah’tan rahmet; ailesine, Türk iş dünyasına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

     

    Ayhan ZEYTİNOĞLU

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı

    MAYIS 2016:VİZE SERBESTLİĞİ SÜRECİNDE SOĞUKKANLI OLMALIYIZ

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu vize serbestliği sürecinde Türkiye’nin kısa zamanda çok yol kat ettiğini ve 72 kriterden 65’ini yerine getirdiğini belirtti. Zeytinoğlu, kalan kriterler arasında teknik olarak tamamlanmayan AB standartlarında biyometrik pasaportların basılması ve Haziran ayında başlaması öngörülen Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın işlerlik kazanması gibi maddeler olduğunu hatırlattı. Bunun yanında Komisyon tarafından henüz karşılanmadığı öne sürülen iki kritik konunun da kriterler arasında yer aldığını belirten İKV Başkanı, bunların yolsuzlukla mücadele ve terörle mücadele konularında kilitlendiğini söyledi.

    Başkan Zeytinoğlu, İKV’nin 23-24 Nisan 2016 tarihlerinde Realta araştırma şirketine yaptırdığı anketin sonuçlarına da değindi ve kamuoyunda AB üyeliğine desteğin bir önceki yıla oranla, 13 puan artarak %75 oranına çıkmasının da önemli bir gelişme olduğunu vurguladı:

    “AB üyeliği için  %75 oranındaki kamuoyu desteği, hükümetin bu alandaki politikaları açısından da dikkate alınması gereken bir veri oluşturuyor. AB bağı Türkiye açısından ekonomik refahtan, demokratikleşmeye kadar birçok alanda çıpa görevi görmeye devam ediyor. Vize serbestliğinin sağlanması da bu desteğin devamı ve üyelik sürecinde ilerlenmesi açısından önemli bir hedef”.

     

    “VİZE SERBESTLİĞİ İÇİN TERÖR TANIMI İLE İLGİLİ KRİTER AŞILABİLİR”

    Ayhan Zeytinoğlu sözlerine şöyle devam etti:

    “Vize serbestliğinin sağlanması için AB tarafından öngörülen en kritik konu terörle mücadele mevzuatının revize edilmesi. Bu kritere ilişkin olarak AB, terör suçlarının kapsamının daraltılmasını ve temel insan hakları, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ile toplanma ve gösteri özgürlüğünü garanti altına alan ileri adımlar atılmasını öne sürüyor. Türkiye hâlihazırda aktif olarak terörle mücadele eden bir ülke. Kendileri de terörle sorun yaşayan AB ülkelerinin ve AP üyelerinin, Türkiye’nin bu alandaki hassasiyetini dikkate alması gerekiyor. Öte yandan, Türkiye açısından da terörle mücadeleyle bağlantılı uygulamalarda insan haklarına ve hukukun sınırlarına özen gösterme ilkeleri ile orantılılık ilkesi yol gösterici bir rehber olmalı. Türkiye’nin AB ile müzakere sürecinde insan hakları ihlallerinin önlenmesine yönelik olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun açılması, AİHS ihlallerinin giderilmesine yönelik eylem planları hazırlanması ve yargı mensuplarına yönelik bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirilmesi gibi önemli adımları oldu. Bu açıdan bakıldığında AB’nin de konuya hassasiyet göstermesi şartı ile, yerine getirilmeyecek bir kriter olduğunu düşünmüyorum.”

    AP’DE ÇETİN BİR SÜREÇ BİZİ BEKLİYOR AMA AŞILMAZ DEĞİL

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, vize serbestliği için Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ndeki onay sürecine de dikkat çekti ve gelinen aşamada Komisyon’un 4 Mayıs tarihli raporunda vizelerin kaldırılmasını önermesinin önemli bir kazanım olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguladı. Zeytinoğlu süreçteki tıkanıklığın, vizesiz Avrupa hayalinin rafa kalktığı şeklinde algılanmaması gerektiğini belirtti:

    “AP’deki görüşmelerde, Türkiye kriterleri tamamiyle karşılamadan ve kriterlerin karşılandığı Komisyon tarafından yazılı bir şekilde Parlamento’ya iletilmeden onay sürecine geçilmeyeceği belirtildi. Zaten Komisyon’un vize serbestliğine ilişkin 3’üncü raporunda da, onay sürecinin tamamlanabilmesi için, kalan 5 kriterin Türkiye tarafında karşılanması gerektiği belirtilmişti. Dolayısıyla, yeni ve beklenmedik bir durumla karşı karşıya değiliz. Kriterlerin tamamlanması konusunda muğlaklık olması, AP’deki oylamanın sonucunu da olumsuz etkiler. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte, muğlaklığa sebebiyet vermeyecek şekilde kriterlerin karşılanması önem taşıyor. Birkaç aylık gecikme söz konusu olabilir. Her durumda Türkiye’nin Avrupa Komisyonu ile birlikte çalışarak, kalan kriterleri ortak bir anlayış çerçevesinde tamamlamayı hedeflemesi gerekiyor.

    Vize serbestliğinin gerçekleşmesine çok az kaldı. Koşunun son düzlüğünde hız kesmeyip devam edersek, süreci tamamlayabiliriz. Unutulmamalı ki, vizelerin kaldırılması, AB ile ilişkilerimizde önemli bir psikolojik bariyerin aşılmasını sağlayacaktır.”

    MAYIS 2016: KAMUOYUNUN AB ÜYELİĞİNE DESTEK ORANI % 75,5

    İKV BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU: BU YÜKSEK ORAN AB İLE İLİŞKİLERİN DAHA GELİŞTİRİLMESİ İÇİN KAMUOYU DESTEĞİNİ ORTAYA KOYUYOR.

    Her yıl Avrupa Topluluklarının kuruluşuna önayak olan Schuman Bildirgesi’nin yıldönümünde Avrupa Günü’nü kutlarken, AB Türkiye ilişkilerini bir kez daha gözden geçiriyoruz. Mülteci krizi sonrasında ivme kazanan AB ile ilişkiler, Nisan ayı boyunca vize serbestliği yol haritası kriterlerini tamamlamaya yönelik reformlarla hareketlendi.

    “YABANCI DÜŞMANLIĞI VE GÖÇ KARŞITLIĞI AB’NİN GELECEĞİ İÇİN CİDDİ BİR TEHLİKE OLUŞTURUYOR”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye için AB ile ilişkilerin süregiden önemine dikkat çekti ve son dönemde mülteci krizi ve vize serbestliği süreci ile hız kazanan ilişkilerin müzakerelerin canlandırılması ile devam etmesi gerektiğini belirtti. Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “9 Mayıs Avrupa Günü’nde Avrupa’yı Avrupa yapan değerlerin tehdit altında olduğunu görüyoruz. Bu zor dönemeçte AB’nin çok kültürlü ve açık yapısını koruması büyük önem taşımaktadır. Yabancı düşmanlığı ve göç karşıtlığı AB’nin geleceği için ciddi bir tehlikedir.”

    Başkan Zeytinoğlu, tüm zorluklara ve engellere rağmen Türkiye’nin AB üyelik perspektifinin tekrar canlandırılmasının hem ülkemiz hem de Avrupa açısından stratejik bir hedef olduğunu hatırlattı ve AB’nin karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde Türkiye’nin anahtar konumda olduğunu belirtti.

    “AB İLE İLİŞKİLER ÜYELİK PERSPEKTİFİ EKSENİNDE YENİDEN CANLANDIRILMALI; VİZE SERBESTLİĞİ İÇİN KALAN KRİTERLER HIZLA YERİNE GETİRİLMELİ”

    İKV Başkanı Türkiye açısından da mülteci anlaşması ve vize serbestliği süreci ile hareketlenen ilişkilerin üyelik hedefi doğrultusunda canlandırılmasının ekonomik büyüme, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü açısından önemine dikkat çekti ve vize serbestliğinin gerçekleştirilmesi için kalan kriterlerin de zaman kaybetmeden tamamlanması çağrısında bulundu:   

    “Hükümetimiz ve Meclisimiz nisan ayı boyunca AB ile vize serbestliği yol haritasında yer alan kriterleri karşılayabilmek için yoğun bir yasama mesaisi gerçekleştirmiş ve 72 kriterin 67’sini tamamlamıştır. Avrupa Komisyonu 4 Mayıs’ta yayınlanan değerlendirme raporunda, Türkiye’nin göstermiş olduğu bu çabayı memnuniyetle karşılamış ve 5 kriterde eksiklikler olması ve biyometrik pasaportların basımı ve AB ile geri kabul anlaşmasının uygulanması için daha fazla zamana gerek olmasına rağmen Schengen vizesinin kaldırılması tavsiyesinde bulunmuştur. Bundan sonra Türkiye’ye düşen kalan kriterlerin karşılanması için hızla harekete geçerek, Komisyon’un önerisi Konsey ve Parlamento tarafından oylanmadan önce kriterleri tamamlamaktır.”

    Başkan Zeytinoğlu, Türkiye’nin halen karşılamadığı kriterler arasında yer alan terörle mücadele mevzuatında terörün geniş bir şekilde tanımlanması meselesine de değindi. İKV Başkanı, Türkiye’de barış ve güvenliğin sağlanması için terörle mücadelenin önemine dikkat çekti ve şehit haberlerinin geldiği bir dönemde, AB'nin Türkiye'nin içinde bulunduğu son derece hassas durumu göz önünde bulundurması gerektiğini vurguladı. Başkan bunun yanında, Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi standartları uyarınca ifade özgürlüğünün gerek mevzuatta gerekse uygulamada sağlanmasının AB üyelik süreci ve vize serbestliğinin sağlanması için de bir gereklilik olduğunu belirtti.

    “AB İLE İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN KAMUOYU DESTEĞİ FAZLASIYLA MEVCUT”

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, İKV’nin Realta Kamuoyu Araştırma Şirketi’ne yaptırdığı anketin sonuçlarını 9 Mayıs Avrupa Günü’nde açıkladı. Kamuoyunda AB algısını ve AB üyeliğine destek düzeyini ölçen bu anket 23-24 Nisan 2016 tarihlerinde, Türkiye Genelinde 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden toplam 1254 katılımcıyla, İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa, Eskişehir, Bursa, Trabzon, Adana, Mersin, Diyarbakır, Gaziantep, Amasya, Sakarya, Malatya, Ağrı, Aydın, Batman ve Samsun olmak üzere toplam 18 ilde hanede Kantitatif Araştırma / yüz yüze görüşme metoduyla yapıldı.

    Zeytinoğlu araştırma sonuçlarını şu şekilde özetledi:

    “Araştırma bulgularına göre, katılımcıların %75,5’i Türkiye’nin AB üyeliğini desteklerken, %24,5 karşı çıkmaktadır. 2015’te %61,8 olarak ölçülen destek oranının 13 puan yükselmiş olduğunu görüyoruz. AB ile ilişkilerimizin son dönemde mülteci anlaşması ekseninde hareketlendiğini de dikkate alırsak, bu yüksek oran kamuoyunun sürece desteğini ortaya koymaktadır.

    AB üyeliğini destekleyenlerin %45,4’ü üyelik ile refah ve ekonomik gelişmişlik düzeyinin artmasını beklerken, % 35,8 Avrupa’da dolaşım, yerleşme ve eğitim imkanı beklentisi ile %33,8 ise demokrasi ve insan haklarında gelişme beklentisi ile üyeliği desteklediğini ifade etmektedir.

    Araştırmada katılımcılara AB’nin kendileri için ne ifade ettiği sorulduğunda en yaygın olarak verdikleri cevaplar şu şekildedir: yüksek refah düzeyi ve ekonomik gelişme (%44), demokrasi ve özgürlük (%35), kültür ve uygarlık (%27), serbest dolaşım ve sınırların kalkması (%20), ortak standartlar ve uyumlaşma (%15).

    Araştırmada katılımcılara Türkiye’nin AB üyesi olup olmayacağına inanıp inanmadıklarını da sorduk. Yüzde 35,6 inandığını söylerken, % 64,4 inanmadığını söylemiştir. Dolayısıyla, kamuoyunda AB üyeliğine destek oranı yüksek olmasına rağmen, üyeliğin fiilen gerçekleşeceğine olan inanç düşüktür. Bu tespitler, kamuoyundaki AB algısını ortaya koyarak, süreci daha iyi analiz etmemize yardımcı olacaktır.”

    MAYIS 2016: “VİZESİZ AVRUPA’YA 5 KALA: KOMİSYONUN OLUMLU GÖRÜŞÜ MEMNUNİYET VERİCİ AMA HALA ATILMASI GEREKEN ADIMLAR VAR”

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Avrupa Komisyonu’nun bugün vize serbestliğine ilişkin yayımladığı 3’üncü ve son raporu değerlendirdi. Raporda Komisyon’un vize serbestliği için olumlu görüş bildirmesinin sevinçle karşıladığını belirten İKV Başkanı, hala karşılanması gereken 5 kriter kaldığını ve teknik sebeplerle geciken 2 kriter için de ek süre verildiğini ekledi. Başkan Zeytinoğlu, öncelikle vize serbestliğinin Türkiye-AB ilişkileri açısından kritik önemine dikkat çekti ve vizelerin kaldırılmasının bir psikolojik bariyeri yıkacağını belirtti:

    “Schengen vizesinin kaldırılması kararı, Türk vatandaşlarına verilecek son derece olumlu bir mesaj olacaktır. Türkiye için de, bu zor şartlar altında bir moral takviyesi sağlayacak, AB ile ilişkilerde yeni bir başarı hikayesi olarak kabul edilecektir.”

    “Vizelerin kaldırılması, AB ile ilişkilerin geleceği için turnusol kağıdı görevi görecek”

    Vizelerin kaldırılmasına yönelik kararın Türkiye ve AB ilişkilerinin sağlığı açısından da önemli olduğunu vurgulayan Zeytinoğlu, iki taraf arasında güvene ve işbirliğine dayalı yeni bir sürecin başlaması için vize serbestliğinin bir ‘turnusol kağıdı’ görevi göreceğini belirtti. Zeytinoğlu şöyle dedi:

    “Türk vatandaşları için Schengen vizesi zorunluğunun kaldırılması, AB ile varılan mülteci anlaşmasının önemli bir parçasını oluşturuyor. Yani Türkiye’nin mülteci krizinin aşılmasında AB’ye yardım ve desteğini karşılayacak şekilde vizelerin kaldırılması, AB tarafının samimi ve güvenilir bir ortak olduğunu gösterecektir. Türkiye ve AB arasında bu işbirliğinin sağlıklı bir şekilde devamı büyük ölçüde vize serbestliğinin sağlanmasına bağlı.”

    “Ek önlemlerle, vize serbestliğinin içi boşaltılmamalı”

    Başkan Zeytinoğlu, Avrupa Komisyonu’nun, vize serbestliği sağlandıktan sonra, anlaşmanın belirli hallerde askıya alınabilmesi, vize serbestliğinin geçici olarak durdurulabilmesi için öne sürdüğü korunma mekanizmalarına da değindi ve vize serbestliği sağlandıktan sonra bu tür keyfi kısıtlamalara tahammül edilemeyeceği uyarısında bulundu. İKV Başkanı konuya açıklık getirdi:

    “Elbette vize serbestliği sonrasında aşırı bir hızla artan göç akınlarının oluşması, vizesiz seyahat hakkının suiistimal edilmesi, güvenlik tehditleri ya da iltica başvurularında olağan dışı artış gibi durumlarda Schengen alanı ülkelerinin korunma önlemleri alma hakkı bulunuyor. Korunma önlemleri, Schengen alanı ve vize düzenlemeleri kapsamında tanınmış durumda. Ancak Türkiye özelinde bu tür önlemlerin daha kapsamlı hale getirilmesi ya da kolaylaştırılması kabul edilemez. Bu noktada Komisyon’un Mart ayında 2’nci vize serbestliği raporuyla birlikte yayımladığı çalışma belgesini hatırlamakta yarar var. Çalışma belgesinde Türk vatandaşları için vizelerin kaldırılmasının AB ülkelerine yönelik yeni bir göç hareketine yol açmasının olası olmadığı belirtiliyordu. Dolayısıyla vizelerin kaldırılması sonrasında Türkiye’den AB’ye doğru bir akın olacağını beklemek yersiz.”

    “Olağanüstü ilerleme kaydedildi ama az da olsa ek süreye ihtiyaç var”

    İKV Başkanı, vizenin AB ile ilişkilerdeki psikolojik anlamı ve sosyal ve kültürel etkileşim açısından öneminin altını çizdikten sonra, Türkiye’nin vize serbestliği yol haritasındaki 72 kriteri yerine getirmek için gerçekleştirdiği reformlara değindi:

    “Özellikle 18 Mart’taki mülteci anlaşması ile vize serbestliği için hedef tarihin Haziran ayına çekilmesinden sonra, tekrar hızlı bir reform sürecine girdik. Bu kapsamda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunu oluşturan kanun ve çeşitli Avrupa Konseyi Sözleşmelerinin onaylanmasını da içeren paketler Meclis’ten geçti. Soruşturma veya kovuşturmanın devri ile rızaya dayalı iade gibi müesseselere de yer veren ve 72 kriter arasında öne çıkan Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu Tasarısının TBMM’de 24 Nisan 2016 tarihinde kabul edilmesi ve Kolluk Gözetim Komisyonu’nun yasalaşması da şüphesiz ki vizesiz Avrupa hayali için önemli gelişmeler oldu. Öte yandan bir takım ikincil mevzuat çalışmaları da bu kapsamda öne çıktı. Örneğin Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan arasında geri kabul ve sınır yönetiminde işbirliğine yönelik mevzuat da TBMM’den geçirildi.

    Bu reform süreci 2000’lerin başında AB ile müzakerelerin açılmasını sağlamak için gerçekleştirdiğimiz reformlara benziyor. Ancak ev ödevlerinin hepsi tamamlanmadı. Komisyon, 18 Mart 2016 tarihinde gerçekleşen Türkiye-AB Zirvesinden bu yana Türkiye’nin 72 kriterin karşılanması noktasında olağanüstü bir ilerleme kaydettiğini ifade etse de halen daha hızlı bir şekilde karşılanması gereken 5 kriter bulunuyor. Karşılanması beklenen bu 5 kriterin ilkini; Türkiye-AB Vize Serbestliği Yol Haritasında öngörüldüğü üzere, yolsuzlukla mücadele alanında GRECO tavsiyeleri ile uyumlu ileri adımlar atılması oluşturuyor. Öte yandan, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun AB standartlarına uygun hale getirilmesi gerektiği değerlendiriliyor. Üçüncü olarak, Europol ile bir operasyonel işbirliği anlaşmasının da uygulamaya koyulması gerekecek. Bu kriterin karşılanmasının da Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nun AB mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu hatırlamakta fayda var. Ek olarak cezai meselelerde AB Üye Devletlerle etkin adli işbirliğinin sağlanması da önümüzdeki kısa süreden karşılanması gereken bir diğer kriter. Son olarak ise Terörle Mücadele Kanununda değişiklikler yapılması, özellikle de Türkiye’de ilgili mevzuatta belirtilen “terör tanımının” AB’deki muadilleri ile uyumlu hale getirilmesi bekleniyor. Dolayısıyla, bugün yayımlanan raporda kriterleri tümüyle karşıladığımız belirtilmiyor. Bunun için az da olsa ek süreye ihtiyaç var.”

    İKV Başkanı son olarak Haziran ayı itibarıyla uygulanması öngörülen Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’na dikkat çekti:

    “21 Mart itibarıyla Yunanistan ile geri kabul mekanizması aktive edilmişti. Ancak Geri Kabul Ortak Komitesi’nin, 3 yıllık geçiş süresinin dolmasını beklemeden Haziran 2016 itibarıyla geri kabul mekanizmasının işletilmesi yönündeki kararın TBMM tarafından onaylanmasının ardından, bu süreç AB ülkeleri ile de uygulamaya geçecek. Bu açıdan Türkiye’nin üzerindeki yükün artacağını tahmin etmek zor olmaz. Türkiye’nin AB ülkeleri tarafından iade edilecek üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü ve kendi ülkelerine iadeleri için kapasitesini güçlendirmesi gerekli.” 

    NİSAN 2016:TÜRKİYE-AB YÜKSEK DÜZEYLİ EKONOMİK DİYALOG SÜRECİ ÖNEMLİ FIRSATLAR SUNUYOR

    İKV Başkanı Zeytinoğlu Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Sürecini Değerlendirdi: Türkiye-AB arasındaki katılım müzakereleri sürecinin başarıyla yürütülmesi ve ülkemizin nihai hedefi olan AB üyeliği için Türk iş dünyasının ve sivil toplumun katkısı son derece önemli. Taraflar arasında ekonomik konularda değerlendirilmesi gereken çok önemli bir işbirliği potansiyeli var. Anahtar TTIP sürecine katılım ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesinden geçiyor.

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmek için, 25-26 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Sürecinin anahtarı, TTIP sürecine katılım ve gümrük birliğinin revizyonundan geçtiğini söyleyerek şunları ekledi: Türkiye ve AB arasında başlatılan siyasi diyalog ve üst düzey enerji diyaloğu sonrasında, üçüncü sütun olan ekonomik diyalog için de ilk somut adım atıldı. Toplantı Türkiye ve AB’den hem bakanları ve Komisyon Üyelerini hem de iş dünyasının temsilcilerini aynı masanın etrafında ilk defa buluşturmasının yanı sıra, ikili ilişkilerdeki mevcut sorunların dile getirilmesi ve ortak çözüm arayışına girilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

    Hiç kuşkusuz Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ve ticari bağlar son derece güçlüdür. Bugün Avrupa’nın 7’nci büyük ekonomisi olan Türkiye, AB ile ticaret hacmini 2015 yılının ilk 6 ayında 71,2 milyar avroya yükselterek, AB'nin 6’ıncı büyük ticaret ortağı olmuştur. Dış ticaretimizin yaklaşık yüzde 40’ını gerçekleştirdiğimiz AB, 2015 yılında toplam 142,7 milyar dolar ticaret hacmiyle Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürmektedir. Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık yüzde 70’ı AB kaynaklıdır. Gümrük Birliği’nin tesis edilmesiyle Türkiye’nin, İlerleme Raporlarında defalarca ifade edildiği gibi AB ile ticari entegrasyonu oldukça yüksektir. Ancak değişen koşullar, artan küresel rekabet hem AB’yi hem de Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla biz, Türk iş dünyasının Türkiye-AB ilişkileri konusundaki tek ihtisas kuruluşu olarak, küresel oyunun kuralları yeniden belirlenirken iki taraf arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmenin, bu kapsamda Türkiye’nin gerekli yapısal reformları hayata geçirmesinin, iki tarafın Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda hızla yol almasının, Türkiye’nin önceliklerinin AB ile ABD arasında devam eden TTIP sürecine mutlaka yansıtılmasının, taraflar arasında ticaretin ve yatırımların önündeki engellerin kaldırılmasının gerekliliğine inanıyoruz.

    İKV olarak Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısında dile getirdiğimiz hususların bir kez daha altını çizmek istiyoruz:

    • Türkiye ve AB arasında yürütülen üst düzey diyaloglar Türkiye’nin AB müzakere süreci için tamamlayıcı bir nitelikte olmalı, bir başka ifadeyle ülkemizi AB üyeliği hedefine yaklaştırmalıdır.
    • Önümüzdeki yıl ikili ilişkilerde yeni bir dönem başlayacak ve Gümrük Birliği güncellenecektir. Bu süreçte ülkemizin serbest ticaret anlaşmaları ve ulaştırma kotalarına ilişkin yaşadığı sorunlarına çözüm getirilmelidir.
    • Vizelerin kaldırılması için açıklanan takvime sadık kalınmalı, Haziran 2016 hedefinden sapma olmamalıdır.
    • Türkiye’nin müzakere sürecinde çeşitli fasılların bloke edilmesi demokratik bir yaklaşımdan uzaktır ve her iki tarafın da elde edeceği kazanımlara açıkça ket vurmaktadır.
    • Türkiye’nin mutlak suretle TTIP sürecine dâhil olması gerekmektedir.
    • Bir sonraki Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısı 2017 yılında Brüksel’de gerçekleştirilecektir. Bu toplantıya kadar Türkiye’nin yapısal reform gündemi ve 2016 yılı programında öngördüğü reformları hayata geçirilmelidir.

    NİSAN 2016:TTIP SÜRECİNDEKİ GELİŞMELERİN YAKINDAN İZLENMESİ GEREKLİ

    İKV BAŞKANI ZEYTİNOĞLU: TTIP SÜRECİNDEKİ GELİŞMELERİN YAKINDAN İZLENMESİ GEREKLİ

    25 Nisan 2016

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, AB ile ABD arasında müzakereleri devam eden TTIP sürecindeki gelişmelerin yakından izlenmesi gerektiğini söyleyerek şunları ekledi: “Bugün 13’üncü tur müzakereleri yapılan TTIP sürecine tarafların hız vererek 2016 yılının sonunu hedeflediklerini görüyoruz. Her iki taraf için hassasiyet taşıyan konuların müzakere sürecinin ileri aşamalarına ertelenmesi süreci yavaşlatabilir. Ancak 2017 yılında Türkiye’nin de AB ile Gümrük Birliği’nin modernizasyonu için müzakerelere başlayacağı ve olası bir TTIP anlaşmasından doğrudan etkileneceğimiz gözden kaçırılmamalı.  İKV olarak TTIP müzakerelerini yakından izlemeyi sürdürüyoruz.

    Yaklaşık üç yıldır devam eden TTIP müzakerelerinin 13’üncü turu için 25-29 Nisan 2016 tarihlerinde New York’ta bir araya gelen tarafların öne çıkan gündem maddesini AB ve ABD şirketlerinin karşılıklı pazara erişimlerini kolaylaştırmaya yönelik önlemler oluşturuyor. Bunun dışında ticaret önündeki teknik engeller ile sağlık ve bitki sağlığına ilişkin standartlar,  ve yatırımların korunması ele alınacak diğer konular olarak dikkat çekiyor. Hatta geçtiğimiz turda, AB’nin Yatırım Mahkeme Sistemi’nin oluşturulmasına ilişkin önerisinin bu turda taraflarca ayrıntılı olarak inceleneceği tahmin ediliyor.

    ABD çevre ve iş gücüne ilişkin bağlayıcı kurallar istiyor

    Kurallara ilişkin şu ana kadar yapılan görüşmelerde en çok ilerleme kaydedilen alanların başında sürdürülebilir kalkınma geliyor. Bu konuya ilişkin ilk teklif metnini AB tarafı Ekim 2015’te, karşılık metnini ise ABD Şubat 2016’ta sunmuştu. Sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin önerilerin bu turda değerlendirilme olasılığı yüksek görülüyor. TTIP kapsamında sürdürülebilir kalkınma konusunda hazırlanan bölümün AB açısından önceki ticari anlaşmalarının ötesine geçeceği belirtiliyor. ABD tarafı,  çevre ve iş gücüne ilişkin belirlenecek kuralların bağlayıcı nitelik taşıması hususuna büyük önem veriyor.

    Pazara erişim kapsamında ise kamu alımlarının önemli bir gündem maddesi oluşturacağı tahmin ediliyor. Geçtiğimiz turda kamu alımlarına ilişkin görüşmelerde istenilen düzeyde ilerleme kaydedilememesi üzerine, taraflar konuya ilişkin görüşmeleri tur sonrasında yürütmeye devam etmişlerdi. AB şirketlerinin Amerikan kamu alımı pazarına erişimde büyük zorluklar yaşamaları nedeniyle, müzakerelerde AB tarafının bu konuda çok talepkar bir tutum alacağı anlaşılıyor. AB sadece federal değil yerel düzeydeki kamu alımlarının da AB şirketlerine açık olmasını istiyor. Ancak bu konuda ABD’nin ne kadar taviz vereceği de bir tartışma konusudur.

    NİSAN 2016:İŞ DÜNYASINI İLGİLENDİREN PARİS ANLAŞMASI İMZAYA AÇILIYOR

    İKV Paris Anlaşması ile oluşturulan yeni iklim rejiminde özel sektöre dönüştürücü bir rol biçildiğine dikkat çekiyor

    22 NİSAN 2016

    12 Aralık 2015 tarihinde 195 ülkenin üzerinde mutabık kaldığı yeni iklim rejimi olan Paris Anlaşması için bugün, Dünya Günü’nde, imza süreci New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde açılış töreni ile başlıyor. İmza süreci 21 Nisan 2017’ye kadar taraflara açık olacak. Anlaşma, 2020 yılından itibaren Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek. Anlaşma ile sadece Protokol’ün sera gazı emisyonlarının azaltılması amacıyla sınırlı kalmayan, özellikle “sürdürülebilir kalkınma” çerçevesinde yeni bir iklim rejimi geçerli olacak. 

    İktisadi Kalkınma Vakfı, gözlemci sivil toplum kuruluşu statüsü ile Paris’te yapılan Anlaşma’nın müzakere edilme sürecine tanıklık etmiştir. İktisadi Kalkınma Vakfı olarak, AB ve küresel konulardaki son gelişmeleri yakından takip etmekte birlikte, tüm bu gelişmelerin Türk iş dünyasına ne tür yansımaları olacağını kamuoyuna aktarmanın görevi içinde hareket etmekteyiz.

    Bu bağlamda, Anlaşma’nın en önemli özelliklerinden biri olan ve uluslararası çevre koruma ve iklim değişikliği anlaşmasına ilk kez kesin bir ifade ile eklenen “iş dünyasının yeni iklim rejimindeki dönüştürücü gücü”ne dikkat çekilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz.  

    Temiz Üretime Geçiş Süreci

    Şüphesiz; Anlaşma ile özellikle “sanayi” ve “enerji” sektörleri için fosil yakıta dayalı bir üretimden daha temiz üretime geçilmesinin ilk temeli atılmıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının sanayide daha fazla yer edindiği, iklim politikasını operasyonel alanlarına uyumlu hale getiren, atık yönetiminde daha iddialı, düşük karbonlu ekonominin gelişmesini besleyen ve hatta uzun vadede “karbonsuz” ekonomi modelinin oluşmasına katkı sağlayan yeni bir dönüşümün simgesi olacak başta sanayi ve enerji sektörleri için geri sayım başlatılmıştır.

    Türkiye’nin İmzası Neden Önemli?

    İş dünyasının yeni iklim rejimini şekillendirmedeki kilit görevleri “ülkelerdeki mali kaynakları hareketlendirmek” ve “iklim değişikliğine uyumu hızlandıracak teknolojiler ile yenilikçi modelleri geliştirmekten geçmektedir”.

    Türkiye’nin imzasının bazı koşullara bağlı olduğu, Aralık ayındaki Paris müzakerelerinde Türkiye Delegasyonu tarafından resmi olarak Birleşmiş Milletler’e sunulmuştur. Türkiye, “gelişmekte olan” ülke tanımını koruyarak, Kyoto Protokolü çerçevesinde edinemediği finansal yardımlardan haklı olarak yararlanmak istemektedir. Türkiye’nin bu isteğinin bu yıl sonunda Marakeş’te yapılacak 22’nci Taraflar Konferansı’nda ele alınması beklenmektedir. Ancak bu noktada;

    1. Türkiye’de en fazla emisyon oranlarının yüzde 67,8 ile enerji ve yüzde 15,7 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı kaynaklı olduğu hatırlandığında, bu sektörlerin emisyonların azaltılmasında ne kadar etkili olabileceği göz önünde bulundurulduğunda, bugünden atılacak imzanın, sektörlerin üretim aşamalarındaki modernizasyon çalışmalarına ve düşük karbonlu üretime geçişi hızlandırmada öncü rol oynayabileceğini ifade etmemiz gerekmektedir.    

    2. Türkiye’nin imzası, giderek temiz üretime doğru kayan AB pazarına uyum için hem de uluslararası iklim müzakerelerinde ulusal pozisyonumuzun güçlü kılınması, uluslararası standartlara uyum ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ile mücadele açısından önemlidir.

    3. İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olan Türkiye’nin bu kararlılığı, Ulusal Sanayi Stratejisi gibi temel belgelerinde iklim değişikliği politikasıyla bağlantılı olarak belirtilen “daha çevre dostu ve rekabetçi bir sanayi yapısının oluşturulması” amacına ulaşılmasını da hızlandıracaktır.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    NİSAN 2016: AP TÜRKİYE RAPORU KABUL EDİLDİ

    “AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN ELEŞTİRİLERİ TÜRKİYE’DE ÖZGÜRLÜKLER VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İLE AB-TÜRKİYE MÜLTECİ ANLAŞMASI KONULARINDA YOĞUNLAŞIYOR”

    14 Nisan 2016

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, 2015 AP Türkiye Raporu’nda ilişkilerdeki güncel durum, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve temel haklar üzerinde durulduğunu, bunun yanında çözüm süreci ve Güneydoğu’daki durum, göçmen krizi bağlamında Türkiye-AB işbirliği ve Kıbrıs görüşmeleri temalarının öne çıktığını belirtti.

    AB halklarının temsilcisi konumundaki AP’nin raporlarının her sene tartışma yarattığını belirten Zeytinoğlu, raporlara soğukkanlılıkla yaklaşılması gerektiğini hatırlattı. Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “AP’nin Türkiye raporları, her sene Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye ilerleme raporlarını ele almaktadır.  Bu raporlar, AB siyasi parti gruplarının birbirlerinden çok farklı görüşlerini içerdikleri için, geniş bir yelpazede çeşitli yaklaşımları kapsayan bir ufuk turu niteliği taşır. Neredeyse bir karma doküman denebilir.  Raporların, bu gözlükle incelenmesi doğru olur”.

    “Rapor bu yıl da tepki uyandıracak bazı unsurlar içeriyor”

    Zeytinoğlu, raporun giriş kısmında, AP’nin 15 Nisan 2015 tarihinde 1915 olaylarının 100’üncü yılına ilişkin Ermeni tezlerini savunan ilke kararına atıfta bulunulduğuna dikkat çekti ve bunu geçtiğimiz yıl kabul edilen 2014 AP Türkiye Raporu’nun AP’ye iade edilmesinin temel nedenlerinden biri olduğunu hatırlattı. “Bu sene de raporun iade edilmesi, Hükümetimiz ve AB Bakanımızın aynı tutumu devam ettirdiğini göstermektedir” dedi.

    “Rapora rekor sayıda değişiklik önerisi verildi”

    Raporun bir diğer özelliğinin de rekor sayıda değişiklik önergesi alması olduğunu belirten Zeytinoğlu, rapora, komite aşamasında 545, genel kurul aşamasında ise 47 değişiklik önergesi verildiğini kaydetti.

    Hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler bölümü, AP Türkiye Raporu’nun şüphesiz en eleştirel bölümü olarak dikkat çekiyor. Türkiye’de yargı ve temel haklar ile adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında reform ihtiyacına dikkat çekilerek, bu konuları kapsayan 23’üncü ve 24’üncü fasılların Üye Devletlerin tutumuna halel getirmeksizin açılış kriterlerinin karşılanmasının akabinde açılması çağrısı yapılıyor.

    “AP, demokrasi ve temel haklarda geri gidişe dikkat çekiyor”

    İKV Başkanı Raporda aşağıdaki noktaların kritik olduğunu vurguladı:

    “AP raporunda, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarındaki geri gidiş ve genel anlamda reformların hızında yaşanan yavaşlamadan söz ediliyor.  Türkiye’deki durum; yargının bağımsızlığı, toplanma ve ifade özgürlüğü ile insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü konularında gerilemelerin yaşandığı ve Kopenhag kriterlerinden uzaklaşıldığı ifadeleriyle özetleniyor. Türkiye’nin bu konularda ilerlemesine ön ayak olacak şekilde, müzakerelerde ilgili fasıllar olan 23 ve 24. Fasılların açılması da AP raporunda öneriliyor.

    “Raporda, Türkiye’nin AB Katılım Sürecine Atıfta Bulunulması Olumlu”

    Bunun yanında, Türkiye’nin AB için kilit öneme sahip bir stratejik ortak olduğu ve etkin işleyen katılım müzakereleri sürecinin Türkiye ile ilişkilerin tüm potansiyelinin ortaya çıkarılması için en uygun çerçeveyi oluşturduğunun belirtilmesi, üyelik sürecine referans yapılması açısından olumlu değerlendirilebilir. Ayrıca Parlamento’nun, TTIP başta olmak üzere, AB ile üçüncü ülkeler arasında STA akdedilirken Türkiye’nin çıkarlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulaması ve Türkiye-AB enerji işbirliğinin gecikmeksizin geliştirilmesi gerektiğine değinmesi de yine Türkiye açısından önemli bir katkı oluşturuyor.

    “Raporda terörle mücadeleye destek verilirken, insan hakları vurgusu yapılıyor”

    Raporda, terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğu kabul edilirken, güvenlik önlemlerinin insan hakları ve hukukun üstünlüğü dikkate alınarak uygulanması gerektiğine ve terörle mücadele operasyonlarında orantılılığa dikkat çekiliyor.

    AB terör örgütleri listesinde yer alan terör örgütü PKK’nın güvenlik güçlerini ve sivilleri hedef alan saldırılarının kınandığı ifade ediliyor. Hükümete çözüm sürecinin yeniden başlatılması için üzerine düşeni yapması, terör örgütüne ise silah bırakması ve terörist taktiklerine son vermesi çağrısında bulunuluyor.

    Mülteci/Göçmen Krizi Bağlamında Türkiye’nin çabaları takdir edilirken, AB ve Türkiye arasındaki anlaşmanın uzun vadeli bir çözüm sunmadığı saptamasında bulunuluyor.

    Mülteci krizi bağlamında, Türkiye ile AB ilişkilerindeki canlanmaya AP tarafından destek veriliyor. Dünyadaki en kalabalık mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan Türkiye’nin insani açıdan muazzam katkısı not edilirken, Türkiye’nin, Suriye ve diğer ülkelerden AB’ye giden göçmen ve mülteciler için başlıca transit ülkelerden biri olduğu hatırlatılarak, bu alanda Türkiye ile işbirliğinin önemine dikkat çekiliyor.

    Türkiye-AB mülteci eylem planına destek verilirken bunun katılım müzakerelerinden ayrı ele alınması; müzakere sürecinin içeriği, koşulları ve takvimi ile ilişkilendirilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Mülteci krizinin ele alınmasının Türkiye’den beklenmesinin mülteci krizine uzun vadeli bir çözüm teşkil etmediğinin altı çizilerek, AB üye ülkelerine mültecilerin yeniden yerleştirilmesinde dayanışma ruhu gösterme çağrısı yapılıyor.

    Kıbrıs Müzakerelerinde İlerleme

    Kıbrıs meselesinin çözüme kavuşturulmamış olmasının Türkiye-AB ilişkilerinin gelişimini (olumsuz) etkilediği vurgulanarak, Kıbrıs’ta Mayıs 2015’te yeniden başlayan BM arabuluculuğundaki müzakere sürecinde kayda değer ilerleme kaydedilmesinden övgüyle söz ediliyor. Raporda, Türk tarafı ile Rum tarafı liderlerinin yapıcı yaklaşımı ve bir an önce adil, kalıcı ve gerçekçi çözüme ulaşma yolunda kararlı çabalarından övgüyle söz edilerek Kıbrıs meselesinin çözüme kavuşturulmasının bölge ve AB için önemi vurgulanıyor. 

    NİSAN 2016: 2016 YILINDA AB’DE YARGININ KARNESİ AÇIKLANDI

    2016 YILINDA AB’DE YARGININ KARNESİ AÇIKLANDI:
    KAMUOYUNDA YARGI BAĞIMSIZLIĞI ALGISI DANİMARKA’DA % 88 İKEN, SLOVAKYA VE BULGARİSTAN’DA % 21 VE 23’E DÜŞÜYOR

    14 Nisan 2016


    Avrupa Komisyonu, 11 Nisan 2016 tarihinde 2013 yılından beri hazırladığı Adalet Skor Tahtası’nı yayımladı. Adalet Skor Tahtası, tüm üye ülkelerde bulunan adalet sistemlerinin kalitesine, bağımsızlığına ve etkinliğine ilişkin temel bilgiler sunmakla beraber üye ülkelerle açık bir diyalog çerçevesinde hazırlanıyor. Adalet Skor Tahtası’nın ana amacı AB içinde daha etkin adalet sistemlerinin oluşmasıdır. Adalet sistemlerinin etkinliğinin artırılması Avrupa Sömestrinin önemli bir önceliğini oluşturuyor.

    Adalet Skor Tahtası’nın dördüncü sayısı, birçok üye ülkede adalet sistemine yönelik yeni önlemlerin alındığı bir döneme rastlıyor. Söz konusu tahtaya bununla birlikte, yeni kalite endeksleri de dâhil edildi: örneğin standartlar, eğitim, anket ve adli yardım. 2016 AB Skor Tahtası, üç öncelikli alana dikkatleri çekiyor:

    - Adalet sistemlerinin etkinliği;
    - Kalite göstergeleri;
    - Bağımsızlık

    Adalet sistemlerinin etkinliğine bakıldığında olumlu gelişmeler oldu. Örneğin sivil ve ticari davaların çözümünde çoğu üye ülkede zaman kazanıldığı söylenebilir. Hâlihazırda, bu alanda en hızlı çözülen davalar 100 günün altında Litvanya’dayken, en yavaş çözülen söz konusu davalar ise 2014 yılında 600 günün üzerinde süren davalarla GKRY’ dedir.

    Kalite faktörüne bakıldığında Skor Tahtası, üye ülkeler arasında önemli farklıkları gösteriyor. Örneğin, üye ülkelerin yarısından daha azında dava yükünü azaltmak ve beklemedeki davaları sonuçlandırmak için önlemler alınmış durumda. Az sayıda Üye Devlette ise davaların sonuçlanması için azami bir süre belirlenmiş.

    Adalet Skor Tahtasının üçüncü bölümünü oluşturan bağımsızlık önceliğinde ise, mahkeme ve hâkimlerin, kamuoyu ve şirketler tarafından değerlendirilen bağımsızlığı ele alınıyor. Kuzey ülkelerin kamuoyunda, özellikle mahkemelerin bağımsızlığına ilişkin güçlü bir algı oluşurken, 2004-2013 yıllar arasında AB’ye katılan yeni üye ülkelerde ise aksine olumsuz bir tablo gözler önüne seriliyor. Örneğin, Danimarka’da neredeyse kamuoyunun yüzde 88’inde mahkemelerin bağımsızlığı algısı olumlu iken, Bulgaristan’da ise yüzde 60’ın üzerinde olumsuz bir algı bulunuyor. Şirketlerin algısında da benzer bir tablo görülüyor. Danimarka’da şirketler arasında mahkeme ve hâkimlerin bağımsızlığı algısı yüzde 41 ile en olumlu seviyedeyken, Slovakya’da ise yüzde 40’ın üzerinde olumsuz bir seviye kaydediliyor. Yargının bağımsızlığını en fazla zedeleyen unsurlar arasında, ekonomik çıkar gruplarının yargıyı etkilemeleri hükümet ve siyasilerin müdahaleleri ve yargıçların statüsü ve pozisyonu bulunuyor.  

    NİSAN 2016:6 MADDEDE VİZE REFORMLARI NELER GETİRİYOR?

    6 MADDEDE VİZE REFORMLARI NELER GETİRİYOR?

    8 Nisan 2016

    Haziran’da “Vizesiz Avrupa” hedefine kavuşmak için gerekli kriterleri yerine getirmek amacıyla, hummalı bir sürece girdik. 18 Mart Türkiye-AB Zirvesi’nde vizelerin kaldırılması için Haziran 2016 hedef tarih olarak belirlenmişti. Bu hedefe ulaşılabilmesi için, Vize Serbestliği Yol Haritasında yer alan 72 kriterin de Nisan sonuna kadar tamamlanması gerektiği belirtilmişti. Avrupa Komisyonu’nun ikinci değerlendirme raporunda Türkiye için 46 maddelik bir ev ödevi ortaya koyulmuştu. Nitekim, bu kriterlerin yerine getirilmesine yönelik adımlar hızla atılmaya başlandı.

    TBMM’den konuyla ilgili yasalar ve yönetmelikler birbiri ardına geçiriliyor. Peki bu reformlar bizleri nasıl etkileyecek? Gündelik hayatımıza ne gibi yansımaları olacak? Bu konuyu birkaç madde ile değerlendirmek istedik:

    1-Daha güvenli pasaportlara geçiyoruz:

    Öncelikle vize serbestliği sadece yenilenen pasaportlar için geçerli olacak. Halen 7.7 milyon vatandaş Türkiye’de pasaport sahibi. Eski pasaportların yenilenmesi ve yeni çıkarılacak olanların AB standartlarına uyumlu parmak izi içeren temassız çipli olarak basılması gerekiyor. Bu yeni pasaportlar ise daha fazla belge güvenliği anlamına geliyor. Pasaportların taklit edilmesi, sahte pasaport basılması gibi olayların büyük ölçüde önüne geçilecek.

    2-Kişisel verilerimiz güvence altına alınıyor:

    Vize Serbestliği Yol Haritasında yer alan diğer bir kriter olan “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” kabul edildi. Bununla kimlik bilgilerimizin ve sağlık, mali durum ve özel hayatımıza ilişkin bilgilerin isteğimiz dışında paylaşılması engellenecek. Son olarak yaşanan, Türk vatandaşlarının adres ve kimlik bilgilerinin internete sızması gibi durumların bir daha yaşanmaması için Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun yürürlükte olması önemli bir güvence getirecek. Öte yandan, Kanunda yer alan geniş istisnalar ve Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun sadece yürütme tarafından atanana üyelerden meydana gelmesi, AB standartlarına uyum açısından soru işaretleri oluşturuyor.

    3-Cinsiyet, ırk, din ve bunun gibi özelliklere dayalı olarak ayrımcılık yapanlara ceza geliyor:

    Meclis’ten 7 Nisan itibariyle geçen “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu” Kanunu da vizesiz Avrupa için kriterlerden bir diğerini karşılamış oluyor. Bu Düzenleme ile artık her türlü ayrımcılık yasaklanıyor ve kanıtlanması halinde ayrımcılık uygulayana para cezası geliyor. Türkiye’de ayrımcılığın önlenmesine yönelik ilk yasal düzenleme olan bu Kanun ile cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaş gibi özelliklere dayalı ayrımcılık yasaklanıyor.   

    4-Kara ve deniz sınırlarından geçişlerin daha sıkı kontrol altına alınması ve sınır aşan suç şebekeleriyle daha etkin mücadele edilmesi sayesinde Türkiye daha güvenli bir ülke oluyor:

    Sınır kontrollerinin güçlendirilmesi ve Sahil Güvenlik Teşkilatının radar gibi ileri teknolojik teçhizatla görev yapmaları da vize serbestliği için öngörülen şartlar arasında yer alıyor. Bunun için bugüne kadar atılan adımlar arasında “Sınır Yönetimi Alanında Koordinasyon ve İşbirliği Yönetmeliği”nin kabulü yer alıyor. Bunun yanında, Entegre Sınır Yönetimi Koordinasyon Kurulu, Sınır Yönetimi Uygulama Kurulu ve Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi’nin kurulması da planlanan önlemler arasında. Türkiye’nin öngörülen zaman içinde, Mayısa kadar gerçekleştirmeye çalıştığı bu koşulun yerine getirilmesi Türkiye’nin iç güvenliği açısından önemli. Yani daha güvenli bir Türkiye’ye ulaşmakta önemli bir adım atılmış oluyor. Özellikle, terör örgütlerinin mensuplarının sınırlarımızdan geçişinin önlenmesinin yanında, uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi sınır aşan suç şebekelerinin faaliyetlerinin kontrol altına alınmasında da önemli etkileri olacak. 

    5-Yasadışı göç ile daha etkin mücadele edilirken, mültecilere uluslararası koruma sağlanarak, Türkiye’ye sığınanların durumu düzeltiliyor.

    2013’te kurulan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kapasitesinin güçlendirilmesi ve Frontex gibi AB sınır ve göç ajansları ile işbirliği ve bilgi değişiminin artırılması ile yasadışı ve düzensiz göç kontrol altına alınacak. Bunun yanında, Türkiye, ülkelerinde savaş, iç karışıklık, zulüm ve baskıdan kaçan sığınmacılara uluslararası koruma sağlanmasında önemli adımlar attı. 2013’te kabul edilen “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun Uygulama Yönetmeliği de 17 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlandı. Suriyeli sığınmacıların çalışma izni almaları sağlandı ve kamu hizmetlerine erişimleri, entegrasyonları ve eğitimleri yönünde önemli adımlar atıldı. Bu adımlar, topraklarımıza sığınan insanların yaşamlarını insan onuruna yakışır biçimde devam ettirmeleri ve ülkemize ekonomik ve sosyal olarak katkı sağlamaları açısından son derece faydalı olacak.

    6- Yolsuzlukla mücadele ve siyasi etik kurallarının güçlendirilmesi alanında Türkiye yol alıyor:

    Halen TBMM’de görüşülmekte olan Siyasi Etik Kanunu ile Siyasi Etik Komisyonu oluşturulacak ve milletvekillerinin konumlarını kullanarak kendilerine veya yakınlarına hediye veya menfaat sağlamaya yönelik davranışlarının önüne geçilmesi, yasama faaliyetlerinde açık ve şeffaf olunması ve kamu imkanlarının amacına uygun kullanılması için daha sıkı bir denetim mekanizması oluşturulacak. AB tarafından vize serbestliği için öngörülen Yolsuzlukla Mücadele Eylem Planı’nın yenilenmesi ve uygulamasının bağımsız bir kurum tarafından yapılması da yolsuzlukla mücadele açısından önemli bir kazanım olacak.

    NİSAN 2016:TÜRKİYE-AB PLANI ’IN TÜRKİYE’YE GÖÇMENLERİ İADESİYLE İŞLERLİK KAZANDI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    5 NİSAN 2016

     

    Yunanistan’dan Türkiye’ye Göçmenlerin İadesinin 4 Nisan’da Başlaması ile Türkiye-AB Planı İşlerlik Kazanmış Oldu. Amaç göçmen kaçakçılığını önlemek ve mültecilerin entegrasyonunu kolaylaştırmak olmalı.

     

    18 Mart 2016 tarihinde AB ile varılan Anlaşma uyarınca, 20 Mart’tan itibaren Türkiye’den Yunanistan’a geçerek, iltica talebinde bulunmayan veya talebi kabul edilmeyen göçmenler Türkiye’ye iade edilecekti. İadelere 4 Nisan itibariyle başlandı. İlk etapta, Yunanistan'ın Midilli adasından ayrılan, çoğu Pakistan ve Bangladeşli olan 131 kişilik ilk mülteci grubu İzmir'in Dikili ilçesine geldi. Gelenlerin kimlik kontrolleri yapıldı, parmak izleri alındı ve sağlık kontrolleri yapıldı. İşlemlerden sonra geri kabul merkezlerine gönderimleri başladı.

    Yine 18 Mart uzlaşısı doğrultusunda, AB’nin Türkiye’den almayı taahhüt ettiği Suriyeli mültecilerin yaklaşık 40 kişilik ilk grubu da Almanya'nın Hannover kentine tarifeli uçakla gönderildi.

    Bu şekilde, Türkiye ile AB arasında varılan anlaşma uyarınca, mülteci krizine çözüm bulunması ve 2015 yılında 2014’e göre 6 kat artış gösteren AB’ye göç akınının durdurulması yönünde ilk adım atılmış oldu.

    Bundan sonraki süreçte üzerinde durulması gereken noktalar aşağıda yer almaktadır:

    -Türkiye’ye iade edilen her Suriyeli için, Türkiye’deki kamplardan bir Suriyelinin AB ülkelerine yerleştirilmesi planının aksaksız yürütülmesi için tüm AB üyesi devletlerin üzerlerine düşeni yapmaları ve mültecileri kabul etmeye açık olmaları gerekmektedir. Mülteci alımında isteksiz davranana bazı AB üyesi devletlerin tutumu son derece düşündürücüdür.

    -Türkiye’deki Suriyelilerin entegrasyonu için eğitim olanakları ve iş gücü piyasasına erişimlerinin sağlanması ile sağlık ve sosyal hizmetlerin ulaştırılması büyük önem taşımaktadır. Bunun için gerekli adımların kamu ve sivil toplum işbirliğinde hızla atılması gerekmektedir. Türkiye’deki Suriyelilerin ekonomiye katkıları dikkate alınmalı ve bu katkının artırılması için iş dünyasının da içinde yer alacağı projeler geliştirilmelidir.

    -AB ve Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ile start alan vize serbestliği yol haritası uyarınca vizelerin Haziran 2016 itibariyle kaldırılması öngörülmüştü. Bunun mümkün olabilmesi için yol haritasında yer alan 72 kriterin tamamının karşılanması gereklidir. AB ile varılan Anlaşmaya göre, Türkiye Nisan sonuna kadar kriterleri karşılamak için gerekli adımları atacak ve Avrupa Komisyonu Mayıs ayında değerlendirmesini tamamlayarak, uygun bulması halinde vizelerin kaldırılması önerisini Konsey ve Parlamento’ya iletecektir. Bunun için vize serbestliği koşullarından birini oluşturan veri güvenliği yasası kabul edilmiştir. Ayrımcılıkla mücadele yasası, siyasi etik yasası gibi diğer koşulları da yerine getirmeye yönelik bazı adımların da yakında atılması beklenmektedir. Hükümet ve Meclisin bu konuda üzerlerine düşen görevi Nisan sonuna kadar tamamlamaları ve Avrupa Komisyonu’nun da objektif bir değerlendirme yapması beklenmektedir.

    -Son olarak, Türkiye ve AB ilişkilerinin sadece mülteci ve vize konusundan ibaret olmadığı hatırlanmalıdır. AB ile Türkiye’nin mümkün olan en üst düzeyde işbirliğini temin edecek olan, Türkiye’nin AB’ye üye olarak katılımıdır. Bunun için de iki tarafın katılım müzakerelerini hızlandırmak konusunda fikir birliği içinde olmaları ümit vericidir. Bu uzlaşının gereği yapılmalı ve enerji, yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik gibi kritik fasıllarda vetoların aşılabilmesi ve sürecin canlandırılabilmesi için somut adımlar atılmalıdır.

     

    MART 2016: VİZESİZ AVRUPA İÇİN AB`NİN VERİ GÜVENLİĞİ ELEŞTİRİLERİ DİKKATE ALINMALI

    28 Mart 2016

    VİZESİZ AVRUPA YOLUNDA KİLİT ÖNEM TAŞIYAN KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI ALANINDA AB’NİN ELEŞTİRİLERİ DİKKATE ALINMALI

     

    “Kişisel verilerimizden yeni para birimi olarak bahsedildiği bir dönemde, temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan düzenlemeler her zamankinden daha kritik.”

    Bilgi teknolojilerinin ve dijital ekonominin her geçen gün artan bir hızla gelişmesiyle, kişisel verilerin korunması meselesi hem AB’nin hem de Türkiye’nin öncelikli gündem maddesi haline geldi. Öyle ki, son dönemde kişisel verilerimizden 21’inci yüzyılın petrolü veya yeni para birimi olarak bahsedilmeye başlandı. Avrupa Komisyonu’nun paylaştığı bilgiler ışığında, 2020 yılına kadar, AB vatandaşlarının kişisel verilerinin değerinin yılda 1 trilyon avroya ulaşması öngörülüyor. Böyle bir atmosferde, çok uzun süredir üzerinde çalışmaların ve tartışmaların sürdüğü Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı 24 Mart 2016 tarihinde,  TBMM’de yapılan açık oylamadan geçti.

    İKV olarak, sürecin başından bu yana, Türkiye ile AB arasında sürmekte olan vize serbestliği diyaloğuna ilişkin hazırladığımız yayınlar, değerlendirme notları ve analizlerle; AB standartlarında bir kişisel verilerin korunması mevzuatının, vizesiz Avrupa hayalinin gerçekleşmesi için kilit öneme sahip olduğunu dile getiriyoruz. Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa kapılarının açılabilmesi için Avrupa Komisyonu’nun 5 blokta öne sürdüğü 72 teknik kriterden azımsanamayacak kadarı, kişisel verilerin korunması meselesiyle doğrudan bağlantılı. Öte yandan Türkiye’nin EUROPOL, EUROJUST ve FRONTEX gibi AB güvenliğini koordine eden kurumlarla kapsamlı işbirliği oluşturabilmesi ve göçmen krizini daha etkin yönetebilmesi de AB standartlarında bir veri güvenliği mevzuatını gerekli kılıyor. Çünkü Türkiye’nin AB ile karşılıklı veri paylaşımı gerçekleştirebilmesi, Türkiye’nin AB nezdinde güvenilir ülke statüsü kazanmasına dayanıyor.

    Dolayısıyla vizesiz Avrupa hayali için Haziran 2016 ve Ekim 2016 gibi yakın iki tarihin zikredildiği bir dönemde, kişisel verilerin korunması alanında gerçekleşen mevzuat çalışmaları şüphesiz ki çok önemli ve bütün paydaşlar tarafından yakından takip edilmelidir. Bununla birlikte Kişisel Verilerin Korunmasına ilişkin 108 sayılı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türk yetkili makamlar tarafından 19 Şubat 2016 tarihinde onaylanmasıyla, söz konusu 72 kriterden bir diğerinin karşılanması da konuya ilişkin memnuniyet verici bir gelişmedir.

    “Avrupa Komisyonu, TBMM’den geçen Tasarıya ilişkin 2 alanda çekincelerini ortaya koyuyor.”

    İlgili Tasarının 24 Mart 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu’ndan geçmesi, vize serbestliği yol haritasında belirtilen kriterlerin karşılanması için tek başına yeterli değil. Bu Kanunun, AB müktesebatına, uluslararası sözleşmelere, AİHM içtihadına ve AİHS ile OECD İlkelerine uyumlu olması gerekiyor.

    Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart tarihinde yayımlanan, Türkiye’nin vizesiz Avrupa yolunda performansının değerlendirildiği 2’nci İlerleme Raporu’yla eş zamanlı paylaşılan Çalışma Belgesinde, 2 alanda, Kanuna ilişkin eleştiriler dikkat çekiyor.  İlk olarak Komisyon, Kanunla birlikte denetim mekanizması görevi üstlenmesi öngörülen Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun tam bağımsız olması gerektiğini, Türkiye’de oluşturulacak Kurul’a ilişkin çekinceleri olduğunu öne sürüyor. Dolayısıyla Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun, tam bağımsız, şeffaf, hesap verebilir yapıda olması, vize serbestliği açısından da önem taşıyor.

    Komisyon’un oklarının yöneldiği diğer mesele ise Kanun’da yer alan istisnai haller. Kanuna göre, diğer kanunlarda açıkça öngörülen hallerde, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurumlar tarafından işlenmesi veya kamu sağlığının korunması gerekliliği gibi istisnai durumlarda özel nitelikli kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmadan işlenebilecek. Komisyon’un, bu istisnai hallerin; istihbarat, güvenlik ve kolluk birimleri dahil olmak üzere kamu kurumlarına, vatandaşların özel nitelikli kişisel verilerinin işlenmesi noktasında ayrıcalık ve keyfiyet sağlayabileceği, dolayısıyla yeterli korumanın sağlanamayabileceği yönünde çekinceleri bulunuyor.

    “İKV olarak, sivil toplumun uygulama sürecinin parçası kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Kişisel verilerimizden yeni para birimi olarak bahsedildiği bir dönemde, temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan düzenlemeler her zamankinden daha kritik. Teknik düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi ve altyapının oluşturulması kadar, bu alandaki düzenlemelerin nasıl hayata geçirildiğinin, Kurul’un nasıl çalıştığının ve istisnai hallerin uygulamada nasıl yorumlandığının da gözlemlenmesi gerekiyor. İKV olarak, Kanun uygulamaya geçirilirken, temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması, uygulamada şeffaflığın sağlanması ve sivil toplumun uygulama sürecinin parçası kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca Türkiye’nin dijital çağın ticari gerekliliklerine ayak uydurabilmesi ve önümüzdeki dönemde TTYO müzakerelerinin özellikle e-ticaret, bulut bilişim, fikri mülkiyet gibi alanlarında uyum sağlanabilmesi için de Kanunun uygulanmasında AB standartlarının sağlanması şart.

    Konuya ilişkin İKV Uzman Yardımcısı Ahmet Ceran tarafından hazırlanan “Türkiye’de ve AB’de Kişisel Verilerin Korunması” (İKV Yayın No:278) başlıklı yayına buradan ulaşılabilir.

    MART 2016:GÜMRÜK BİRLİĞİ REVİZYONU`NDA TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT

    25 Mart 2016

    İKV BAŞKANI ZEYTİNOĞLU: KOMİSYONU’NUN GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN REVİZYONUNA İLİŞKİN BAŞLATTIĞI KAMU İSTİŞARE MEKANİZMASI, TÜRKİYE’NİN SORUNLARINI DİLE GETİRMEK İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT

    Türkiye ve AB, Gümrük Birliği’nin işleyişinde karşılaşılan sorunlara çözüm getirmek ve günümüzün küresel ticari koşullarına uyumunu sağlamak için, Mayıs 2015’te Brüksel’de Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecini başlattılar. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi hem Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ve ticari entegrasyonun güçlenmesi hem de Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandırılması açısından önemli bir fırsat teşkil ediyor.

    Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin müzakerelerin resmi olarak başlayabilmesi için tarafların önce kapsamlı etki analizleri yapmaları, paydaşlar ile istişarelerde bulunmaları ve daha sonra da yetkili makamlardan müzakerelerin başlatılması için gerekli onayı almaları bekleniyor.  İki taraf açısından da, bu süreçlerin tamamlanması ve nihayet resmi müzakerelerin başlatılması için en geç 2017 yılının başı hedefleniyor.

    Başkan Zeytinoğlu Avrupa Komisyonu’nca başlatılan kamu istişare sürecinin Türkiye’den paydaşlara da açık olduğunu belirtti ve şunu söyledi:

    “Avrupa Komisyonu ticaret müzakereleri öncesinde müzakere pozisyonu oluştururken, konuyla ilgili paydaşların görüşlerini alıyor. Kamu istişare mekanizması olarak adlandırılan bu sürece Türkiye’den de firmalar dernekler ve ilgili tüm paydaşlar katılabilir. Bu süreçte görüş bildirilmesi, gümrük birliğinden kaynaklanan sorunlara çözüm üretilmesi açısından önemli.”

    2015 yılında bu yana Komisyon Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin etki analizi çalışmalarını yürütmektedir. Bu kapsamda da, 24 Mart tarihinde, Türkiye-AB ticari ve ekonomik ilişkilerinin geleceği üzerine bir kamu istişare süreci başlattı. Türk paydaşlara da açık olan bu istişare sürecinden elde edilen sonuçların, Avrupa Komisyonu’nca Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecine ilişkin hazırlanan etki analiz çalışmasında değerlendirilmesi söz konusu.  

    40’a yakın sorudan oluşan bu anket ile katılımcıların Türkiye ve AB’nin mevcut ticari ve ekonomik ilişkilerini değerlendirmeleri ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesine ilişkin süreçte hangi konuların ele alınması konusunda görüşlerini paylaşmaları isteniyor. Ankette bu genel değerlendirmelerin yanı sıra gümrük işlemleri, tarifeler, menşe kuralları, tarife dışı engeller, hizmet ticareti, yatırım, fikri mülkiyet hakları ve coğrafi işaretler, kamu alımları, rekabet politikası ve sürdürülebilir kalkınma gibi ticarete ilişkin birçok konulara yönelik sorular da yer alıyor.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin revizyonuna ilişkin başlattığı kamu istişare mekanizması Türkiye’nin sorunlarının dile getirmek için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çekiyor. Bu bağlamda Türk iş dünyası temsilcilerinin bu sürece katkıda bulunmalarının önemine değinen İKV Başkanı Zeytinoğlu, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin Türkiye’nin AB ile olan ticari ve ekonomik ilişkilerini derinleştirmesi ve Gümrük Birliği’nin mevcut işleyişindeki sorunların üstesinden gelinmesi açısından kaçınılmaz bir fırsat olduğuna da vurgu yaptı.

    9 Haziran 2016 tarihine kadar açık olan bu ankete buradan ulaşabilirsiniz.

    MART 2016: BRÜKSEL’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    Bu sabah (22 Mart 2016), Belçika'nın başkenti Brüksel’de birçok kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan terör saldırılarını şiddetle kınıyor; Belçika halkına ve bu menfur saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

    Kaynağı ne olursa olsun, insan yaşamını hedef alan her türlü terör eyleminin insanlığa karşı bir suç niteliği taşımakta olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz. 

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı 

    MART 2016: 18 MART`TA VARILAN ANLAŞMA TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR DÖNEME İŞARET EDİYOR

    Başkan Zeytinoğlu Varılan Anlaşmanın Püf Noktalarını Analiz Etti

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 18 Mart tarihindeki Zirvede mülteciler konusunda varılan anlaşmanın Türkiye ve AB arasında düzensiz göçün önlenmesinde etkili bir işbirliği ve ortak çalışma dönemini açtığını söyledi. Başkan Zeytinoğlu, eğer dikkatle uygulamaya koyulabilirse, düzensiz göç alanındaki işbirliğinin Türkiye ve AB arasında karşılıklı güveni tazeleyeceğini ve ilişkilerin diğer alanları için de olumlu yansımaları olacağını belirtti.

    İKV Başkanı, 18 Marttaki Zirvede, AB’nin, 7 Mart tarihinde Başbakan Davutoğlu’nun gündeme getirdiği, Ege Adalarından Türkiye’ye iade edilen her Suriyeli için Türkiye’den bir Suriyelinin AB ülkelerinde yerleştirilmesi ve Türk vatandaşları için vize serbestliğinin Haziran ayında gerçekleşmesi önerilerinin AB tarafından kabul edilmesinin diplomatik bir başarı olarak görülebileceğini belirtti.

    “Haziran’da Vizesiz Avrupa İçin Nisan Sonuna Kadar Kriterleri Tamamlamamız Gerekiyor”

    Başkan Zeytinoğlu, Zirvede Haziran 2016’da vize serbestliğinin sağlanabilmesi için, Türkiye’nin yol haritasında belirtilen kriterleri Nisan sonuna kadar yerine getirmesinin gerektiğinin altını çizdi.

    Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “Komisyonun değerlendirmesine göre 72 kriterden henüz 35’i yerine getirilmiş durumda. Türkiye’nin yol haritasında belirtilen, pasaportların AB ile uyumlu şekilde biometrik olarak yenilenmesi, Avrupa Konseyi’nin ilgili bazı Sözleşmelerinin kabulü, vize sisteminin AB ile uyumlu hale getirilmesi, sınır kontrollerinin güçlendirilmesi, göç, suçla mücadele gibi konularda AB ile etkin işbirliği gibi birçok kriteri yerine getirmek için yaklaşık 1 ayımız var”.

    “Türkiye’ye Göçmenlerin İadesi, Güvenli Ülke Statüsü İle Mümkün Oluyor”

    Başkan Zeytinoğlu, 20 Mart 2016 tarihinden başlayarak, Türkiye’den Yunanistan’a geçen tüm yeni düzensiz göçmenler Türkiye’ye iade edileceğini, iade edilen her Suriyeli için, Türkiye’den bir Suriyelinin AB’de yerleştirileceğini açıkladı. Bu mekanizmanın işlerlik kazanması için AB’nin iki tarafa da destek sağlayacağını ekleyen Zeytinoğlu, Yunan adalarına ulaşan göçmenlerin kayıt altına alınacağını ve siyasi iltica talebinde bulunmayan veya başvurusu geçersiz bulunan göçmenlerin Türkiye’ye iade edileceğini belirtti. Türkiye’den AB ülkelerine yerleştirilecek Suriyelilerin toplam sayısının, AB ülkelerinin belirlediği henüz kullanılmamış gönüllü kota ve ek kota göz önüne alındığında toplam 72.000 olabileceğini belirtti.

    Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “Göçmenlerin Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edilmesi, Türkiye’nin mültecilerin haklarının korunacağı ve mültecilere uluslararası koruma sağlayacak “güvenli ülke” olarak kabulüne dayanıyor. Türkiye’ye iadelerin başlaması ile birlikte start alacak bu uygulama için, Komisyon, AB ajansları, Üye Devletler ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yer alacağı bir mekanizma oluşturulacak. Halihazırda Yunanistan’da 892 görevli bulunuyor. Bu mülteci kabul ve iade mekanizmasının işlemesi için 2300 görevlinin Yunanistan’da konuşlandırılması bekleniyor.”

    “Müzakere Sürecinde 33. Faslın Açılması Önemli Bir Adım Ama Yeterli Değil. Blokajlar Kaldırılmalı”

    Zirvede Mali ve bütçesel hükümleri içeren 33. Faslın Hollanda Dönem Başkanlığında açılmasına karar verildiğini belirten Zeytinoğlu, enerji, yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik, eğitim ve kültür ve dış, güvenlik ve savunma politikası fasıllarının açılması için de Güney Kıbrıs’ın blokajlarının kaldırılmasının önemine işaret etti.    Zeytinoğlu, “Eğer AB samimi ise, Türkiye’de eleştirdiği birçok konunun aşılması için etkili olacak yargı ve temel haklar gibi fasılları bir an önce açmalı” dedi.

    Son olarak Zirve’de Suriye’deki insani durumun iyileştirilmesi için AB ve Türkiye’nin ortak çalışması maddesinin de önemli olduğuna dikkat çeken İKV Başkanı, kalıcı bir çözüm için Suriye başta olmak üzere, dünyanın farklı yerlerindeki çatışmaların çözümünün şart olduğunu belirtti.

    MART 2016: TÜRKİYE-AB MÜLTECİ UZLAŞISININ DAHA FAZLA GECİKME LÜKSÜ YOK

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    17 MART 2016

    TÜRKİYE-AB MÜLTECİ UZLAŞISININ DAHA FAZLA GECİKME LÜKSÜ YOK: ACİL ÇÖZÜM İHTİYACI KARŞISINDA AB SORUMLU DAVRANMALI

     

    Türkiye’nin 7 Mart Zirvesi’nde AB’ye sunduğu plan üzerinde AB üyelerinin henüz bir anlaşmaya varamadıkları görülmektedir. Brüksel’deki kaynaklara göre, Türkiye’nin talep ettiği koşullar ile ilgili olarak, üyeler arasında anlaşmazlıklar hala devam etmektedir. AB, Türkiye’nin talep ettiği 2018 yılına kadar 3 milyar avro ek kaynak için, önce 2016-17 için öngörülen 3 milyar avronun uygun şekilde harcanması ve ancak bu dönem sonrası ek yardımın kesinleştirilmesini ileri sürmektedir.  

    7 Mart Türkiye-AB Zirvesi, kamuoyuna mülteciler üzerinden gerçekleştirilen bir pazarlık olarak yansımasına rağmen, Türkiye’nin talep ettiği bu paranın mülteciler için harcanacağı ve bu konunun AB ve Türkiye’nin ortak meselesi olduğu unutulmamalıdır. Mültecilere yönelik hizmetlerin, mülteci haklarını gözeten bir biçimde sağlanması, sınırlarda son derece zor koşullarda bekleyen ve AB’ye gitmek için hayatlarını riske atan mültecilerin durumunun bir an önce iyileştirilmesi bir pazarlık konusu olmanın ötesinde bir insanlık meselesidir. Bunun için de yalnız AB’nin değil, tüm dünya devletlerinin kaynak aktarımı konusunda işleyen bir mekanizma oluşturmaları elzemdir.

    “Türkiye vize serbestliğinin 72 kriterin yerine getirilmesine bağlı olduğunu biliyor. AB’den beklentimiz Türkiye’nin koşulları yerine getirme durumunu ele alırken mümkün olduğunca yapıcı ve kolaylaştırıcı bir tutum alarak objektif bir değerlendirme yapmasıdır.”

    İkinci önemli konu olan vize serbestliğinin Haziran 2016’da gerçekleştirilmesi talebi için ise AB liderleri Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu Yol Haritası’ndaki kriterlerin yerine getirilmesi koşulunu gündeme getirmektedir. Söz konusu Vize Serbestliği Diyaloğu Yol Haritasını değerlendiren ikinci ilerleme raporu Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart tarihinde yayınlanmıştır. Bu raporda, Türkiye’nin toplam 72 kriter arasında bugüne kadar yerine getirdikleri sıralanmakta ve henüz yerine getirilmeyen koşullar toplam 46 (alt başlıklar ile 53) maddelik bir liste halinde sunulmaktadır. Türkiye’nin bu süreci devam ettirmesi ve 46 maddede özetlenen koşulları yerine getirmesi gerekmektedir ki bu koşulların başında Haziran 2016 itibarıyla hayata geçirilmesi öngörülen Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanması gelmektedir.

    AB ile mülteci konusundaki uzlaşının vize ayağının gerçekleştirilmesinin bu kriterlerin yerine getirilmesine bağlı olduğu baştan beri bilinmektedir. Türkiye de vize serbestliği için hedef tarihin Haziran 2016’ya çekilmesini önerirken, bu koşulları yerine getirmesi gerektiğini bilmektedir. Türkiye’nin önümüzdeki 2 ay boyunca hızlı hareket ederek bu koşulların büyük çoğunluğunu yerine getirmesi için yasal reformları gerekmektedir. Bu uzlaşının Türkiye’ye düşen tarafıdır. AB’den beklentimiz ise Türkiye’nin koşulları yerine getirme durumunu değerlendirirken, mümkün olduğunca yapıcı ve kolaylaştırıcı bir tutum alarak objektif bir değerlendirme yapmasıdır. Bu şekilde iki taraf arasında karşılıklı güvenin tesis edilmesinde önemli bir ilerleme sağlanacaktır.

    “Mülteci sorunu ve düzensiz göçün önlenmesi gibi konularda işbirliğinin aday ülke olan Türkiye ile üyelik müzakereleri süreci çerçevesinde ele alınması en gerçekçi çözümdür.”

    Son olarak, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin hızlandırılması talebi karşısında AB çekimser davranmaktadır. Bu konunun daha fazla belirsizlik içinde bırakılması tüm ilişkileri çıkmaza sokacaktır. Elbette, Türkiye’nin siyasi reform sürecine devam etmesi ve yargının bağımsızlığı, medya özgürlüğü gibi konularda ilerleme sağlaması koşuluyla, müzakere sürecinin ilerletilmesi Türkiye-AB ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi açısından elzemdir. Özellikle Türkiye-AB ilişkilerindeki en güncel konulara karşılık gelen, yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik, enerji, dış, güvenlik ve savunma politikası gibi başlıkların açılabilmesi için blokajların bir an önce kaldırılması gerekmektedir.

    Son safhada, mülteci sorunu ve düzensiz göçün önlenmesi gibi konularda işbirliğinin aday ülke olan Türkiye ile üyelik müzakereleri süreci çerçevesinde ele alınması en gerçekçi çözümdür. AB’nin bu süreci canlandırmayı tercih etmeyip, sorunu kısa vadeli önlemlerle ele alması sürdürülebilir bir çözümü ertelemekten başka anlama gelmemektedir.

    MART 2016: ANKARA`DA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    ANKARA'DA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ 

    14 Mart 2016

    Ankara’da dün gerçekleştirilen terör saldırısını şiddetle kınıyor, yaşamını kaybeden vatandaşlarımız için başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
    Temmuz ayından bu yana beşinci defa yaşadığımız bu katliamların bir daha gerçekleşmemesini umut ediyoruz. Terörün her türlüsüne karşı uluslararası camianın birleşmesi ve bu sorunu en acı bir şekilde deneyimlemiş ülkelerden olan Türkiye ile özellikle AB’li dostlarımızın dayanışma içinde olmalarını bekliyoruz.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı

    MART 2016: TÜRKİYE-AB ZİRVESİ

    İKV BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU: AB VE TÜRKİYE HIZLI BİR ÇÖZÜM PEŞİNDE KOŞARKEN UZUN VADELİ ORTAKLIĞI FEDA ETMEMELİ 

    9 Mart 2016

    7 Mart 2016 tarihinde Brüksel’de Türkiye-AB Zirvesi’ne katılan Başbakan Davutoğlu, AB liderlerini yeni talep ve teklifler sunarak oldukça şaşırttı. Bir gün önce Başbakan’ın Almanya Başbakanı Merkel ve Hollanda Başbakanı Rütte ile yaptığı toplantıda da gündeme gelen mülteci ortak eylem planına yönelik olarak Türkiye’nin masaya getirdiği yeni teklifler şu şekilde sıralanıyor:

    • Türkiye'nin Yunan adalarından geri kabul ettiği her bir Suriyeli için Türkiye'den başka bir Suriyelinin bir AB üyesi ülkeye yerleştirilmesi,

    • Türkiye’ye öncelikle 3 milyar avroluk mevcut fonun aktarılmasının hızlandırılması ve ek olarak AB’nin Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar için 2018 sonuna kadar 3 milyar avro daha toplamda 6 milyar avro yardım sağlaması,

    • Daha önce Ekim 2016 olarak açıklanan vizesiz seyahat tarihinin öne çekilerek en geç Haziran ayı sonuna kadar sağlanması,

    • Türkiye ile AB arasındaki devam eden üyelik müzakerelerin canlandırılması için yeni müzakere fasıllarının açılması.

    Türkiye’nin AB’ye önerdiği bu tekliflere baktığımızda, vize serbestliği için, AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanması ile aynı tarihin yani Haziran 2016’nın hedeflenmesi makul bir yaklaşımdır. Bu şekilde baştan beri birbiri ile ilişkilendirilen bu iki konunun eş zamanlı olarak yürürlüğe girmesi sağlanmış olacaktır. Öte yandan, Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart tarihinde yayınladığı İkinci vize raporunda belirtilen ve Türkiye’nin yerine getirmesi gereken 46 koşulun bu tarihe kadar tamamlanması gerekecektir.

    Bu koşullar arasında pasaportların AB’ye uyumlu hale getirilmesi, pasaport sahteciliğinin önlenmesi, sahil güvenlik birimlerinin güçlendirilmesi, sınır kontrollerinin güçlendirilmesi, ilgili Avrupa Konseyi Sözleşmelerinin imzalanarak onaylanması, göç açısından kaynak teşkil eden ülkelere vize uygulaması getirilmesi, veri güvenliği kanunu gibi bazı kanunların AB ile uyumlu bir şekilde çıkarılması, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kapasitesinin güçlendirilmesi gibi birçok madde bulunmaktadır.

    TBMM, hükümet ve ilgili Bakanlıkların bu hedefler doğrultusunda hızla ilerlemeleri gerekmektedir. Bunun yanında, vize serbestliği hedefinin Türkiye’de tüm kesimler tarafından desteklenmesinin yanında, AB’ye vizesiz seyahat mümkün olsa dahi, her zaman AB üyesi devletlerin sınır kapılarından geri döndürülme riskinin de olduğu hatırlatılmalı ve Türk halkı bu çerçevede iyi bir şekilde bilgilendirilmelidir.

    Türkiye’nin talep ettiği fonlar ise bir pazarlık unsuru olarak yorumlansa da, AB ile yük paylaşımı açısından ele alınmalıdır. Mülteci meselesinin devam eden bir sorun olduğu ve Türkiye’nin geri kabul mekanizması ile AB’den düzensiz göçmenleri geri almasının beklendiği dikkate alındığında, bir göç yönetimi konusu olarak görülebilecek tüm bu unsurların maliyetini Türkiye’nin tek başına üstlenmesi düşünülemez. O bakımdan bu fonların gerektiği sürece devam etmesi ve yürütülmesinde AB ve Türkiye arasında etkin bir işbirliği elzemdir.

    Yunan adalarından geri kabul edilecek her bir Suriyeli için Türkiye’den bir Suriyelinin AB ülkelerine yerleştirilmeleri hususu ise, Suriyelilerin savaştan kaçan kişiler olarak uluslararası koruma hakkına sahip oldukları gerçeği göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. Bu kapsamda, Suriyelilerin AB ülkelerine yerleştirilmeleri, uluslararası hukukun bir gereğidir. Öte yandan, AB’nin Suriyeli mültecileri almak konusunda belirlediği kota olan 160,000 kişi halen AB ülkeleri arasında paylaşılamamıştır. Bazı Üye Devletler üzerlerini düşen kotayı alma konusunu referanduma götüreceklerini açıklamıştır. Birçok AB üyesi devletin gösterdiği bu isteksizlik Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki kamplardan AB ülkelerine yerleştirilmesini de haklı ancak gerçekçi olmayan bir hedef haline getirmektedir. Bu durumda, Türkiye’nin hesaplarını AB’deki gerçekleri dikkate alarak yapması önemlidir.

    Son olarak Türkiye’nin müzakere sürecinin canlandırılması talebi de haklı bir taleptir. Ancak, Türkiye’nin öngördüğü Enerji, Yargı ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları gibi fasılların açılabilmesi için Güney Kıbrıs’ın vetosunun kaldırılması gerektiği hatırlanmalıdır. AB ile mülteci krizi sebebiyle ortaya çıkan bu yakınlaşmanın müzakere süreci üzerinde de olumlu bir ivme yaratabilmesi için Türkiye’nin reform sürecine hız vermesi ve özellikle yargı bağımsızlığı, medya ve ifade özgürlüğü gibi konularda AB standartlarını dikkate alması gerekmektedir.

    5 Soruda Türkiye-AB Zirvesi” adlı bilgi notuna buradan ulaşabilirsiniz. 

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı

     

    MART 2016: AB’YE VİZESİZ SEYAHATTE TÜNELİN SONUNDA IŞIK GÖRÜNDÜ

    VİZELERİN KALDIRILMASI İÇİN TÜNELİN SONUNDA IŞIK GÖRÜNDÜ AMA TÜRKİYE’Yİ 46 MADDELİK EV ÖDEVİ BEKLİYOR

    7 Mart 2016

    Türkiye’nin vize serbestliği yol haritasındaki koşulları yerine getirme durumunu değerlendiren 2’nci İlerleme Raporu, 4 Mart 2016 tarihinde, Avrupa Komisyonu tarafından yayımlandı. Raporun açıklanması sırasında Göç, İç İşleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komisyon Üyesi Dimitris Avramopoulos, Suriyeli mülteci krizinin ön cephesinde olmasına rağmen, Türkiye’nin kaydettiği ilerlemeyi takdirle karşıladığını ifade etti. Bugün gerçekleşecek kritik Türkiye-AB Zirvesi öncesinde açıklanan raporda, Türkiye’nin vize serbestliği için gerekli 72 kriteri ne ölçüde karşıladığı değerlendiriliyor.

    Raporda Türkiye’nin bugüne kadar sağladığı ilerlemeye değinilirken, henüz yerine getirmediği koşulların üzerinde duruluyor ve Türkiye tarafından yapılması gerekenler, 46 maddede sıralanıyor. Komisyon tarafından yayınlanır yayınlanmaz İKV tarafından Türkçeye çevrilen bu ödevler yoğunlukla göç yönetimi ve geri kabul başlıkları altında toplanıyor. Bu maddeler uyarınca, Türkiye’nin atması gereken adımlar arasında düzensiz göç ile mücadele, göçmen kaçakçılığının önlenmesi, Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanması, sınırların korunması, vize rejiminin adaptasyonu, organize suçlar, yolsuzluk ile mücadele ve veri koruma yasası, ayrımcılıkla mücadele yasası gibi temel haklarla ilgili ilerleme başlıkları öne çıkıyor. Türkiye’nin bu koşulları yerine getirmesine bağlı olarak, Ekim 2016’da Türk vatandaşları için vize zorunluluğunun kaldırılması mümkün olabilecek.  

    Türkiye Ev Ödevlerini Yaptığı Takdirde Vizesiz Seyahatin Kapıları Açılacak

    İkinci vize serbestliği yol haritası raporu ile birlikte Komisyon, Türkiye’nin bugüne kadar sağladığı ilerlemeyi ve vize serbestliğinin göç üzerindeki olası etkilerini ele alan bir Çalışma Belgesi de yayımladı. Türk vatandaşları için vize zorunluğunun kaldırılmasının AB’ye göçü artıracağı ve güvenlik riski doğuracağı iddialarını araştıran Komisyon, vize serbestliğinin göç üzerindeki etkilerini bu belgede değerlendiriyor. Komisyon, vize serbestliğinin özellikle Türk diasporasının yaşadığı Üye Devletlere doğru belirli oranda göçe yol açabileceği sonucuna varırken bu etkinin sınırlı olacağını belirtiyor. Bu olumlu değerlendirme, Türkiye’nin kriterleri yerine getirmesine bağlı olarak, Komisyonun, Ekim 2016’da, Türk vatandaşları için vizelerin kaldırılmasını tavsiye etmesi olasılığını güçlendiriyor.

    Belge ayrıca Türkiye’nin bugüne kadar kaydettiği ilerleme de değerlendirilmiş ve Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu Yol Haritasında yer alan 72 kriterin değerlendirilmesi aşağıdaki şekilde yapılmıştır:

    • Koşul karşılanmış
    • Hemen hemen karşılanmış
    • Kısmen karşılanmış ancak ilerleme için olumlu beklenti var
    • Kısmen karşılanmış (belirli oranda ilerleme var)
    • Koşul karşılanmamış

    Bu derecelendirmeye göre, Türkiye’nin yerine getirmede iyi durumda olduğu koşulların karşılanan, hemen hemen karşılanan ve kısmen karşılansa da ilerleme için olumlu beklenti olan koşullar olduğu düşünülürse, 72 koşuldan 57’sinin Türkiye tarafından yerine getirildiği veya yerine getirilmesinin yakın olduğu görülmekte.

    En büyük sorun ise Türkiye’den AB’ye yasadışı olarak geçiş yapan üçüncü ülke vatandaşlarının sayısı. Bu sayı 2011’de 57 bin iken, 2015’te 888 bini aşmış yani yaklaşık 15 kat artmış durumda. Özellikle 29 Kasım 2015 AB-Türkiye Zirvesinde uzlaşılan ortak eylem planı sonrasında Türkiye’nin bu alandaki çabalarını artırdığı ise Komisyon tarafından kabul ediliyor. Bunun yanında, Türkiye’den AB’ye geçiş yapan düzensiz göçmenlerin sayısının daha da aşağıya çekilmesi ve Haziran 2016 itibarıyla AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanmaya başlanması AB için olmazsa olmaz koşulları oluşturuyor. Raporun İKV tarafından hazırlanmış geniş özetine buradan ulaşabilirsiniz.  

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    MART 2016: AB SCHENGEN ALANINI DEVAM ETTİRMEK İSTİYORSA TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYMALI

    İKV BAŞKANI ZEYTİNOĞLU:  AB SCHENGEN ALANINI DEVAM ETTİRMEK İSTİYORSA TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYMALI
    4 Mart 2016

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 7 Mart’ta Brüksel’de gerçekleşecek Türkiye-AB Zirvesi öncesinde mülteci işbirliğinde son durum ve Türkiye’nin yapması gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu. AB’nin en önemli prensip ve kazanımlarından olan serbest dolaşım ilkesinin tehdit altında olduğunu vurgulayan Zeytinoğlu, çözümün Türkiye ile köklü ve samimi bir işbirliğinden geçtiğini hatırlattı.

    Sığınmacı kriz hakkında Zeytinoğlu şunları kaydetti: “Geçtiğimiz yıl yaklaşık 885.000 göçmen, Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçiş yaptı ve çetin kış şartlarına rağmen 17 Aralık-31 Ocak 2016 tarihleri arasında bu sayı 110.000’i aşmıştır. Daha önce görülmemiş büyüklükteki bu sayılar AB sistemi üzerinde büyük bir baskı yaratmakta. AB’nin 1985 yılından beri adım adım oluşturduğu Schengen sistemi ve serbest dolaşım alanı tehdit altında. Geçtiğimiz yaz aylarında soruna ortak bir çözüm bulunması için harekete geçen Almanya Başbakanı Angela Merkel ne yazık ki çoğu AB ülkesinden yeterli desteği bulamadı. AB ülkelerinin kota sistemi ile almaları öngörülen 160.000 sığınmacı ve mültecinin sadece 40.000 kişisini alabildi. Son olarak Avusturya, Macaristan ve Slovenya gibi ülkeler sınırlarını kapatarak tekil önlemler alma yoluna giderken, Fransa, Belçika ve Danimarka gibi bazı üye devletler ise terör tehdidi sebebiyle sınır kontrollerini yeniden başlattı. Özetle bu kaotik ortam AB’nin en önemli prensip ve kazanımlarından olan serbest dolaşım ilkesini tehdit etmektedir."

    Türkiye ile AB arasındaki işbirliği doğrultusunda Geri Kabul Anlaşmasının Haziran 2016 itibarıyla uygulanmaya başlanmasının öngörüldüğünü belirten Zeytinoğlu, bu durumun Türkiye üzerinde bir baskı yaratarak Türkiye’de bulunan göçmen ve sığınmacılara yenilerinin ekleneceğini söyledi. Geri kabul anlaşması esaslarına göre Türkiye’nin siyasi sığınmacılara geçici koruma sağlayacağını vurgulayan Zeytinoğlu, geriye kalanları ise geldikleri kaynak ülkeler ile geri kabul anlaşmaları imzalayarak geri göndermesi gerektiğini ifade etti.

    Uygulamada çeşitli zorluklar yaşanacağını ve AB’nin Schengen alanının devamı için neredeyse tek çaresini Türkiye ile etkin ve samimi işbirliğinden geçtiğinin söyleyen Zeytinoğlu, Türkiye ve AB’nin bu kapsamda atması gereken adımlar şu şekilde özetledi:

    • Türkiye, bu sürecin yükünü tek başına üstlenemez ve üstlenmemelidir. AB’ye kendi taahhüt ve yükümlülüklerini hatırlatmalıdır. AB, meselenin sadece Türkiye’nin çabalarıyla çözümlenemeyeceğini görmeli ve daha fazla sayıda sığınmacıyı kabul etme ve Türkiye’de yaşayan sığınmacılara yönelik entegrasyon çabalarını teknik ve mali düzeyde destekleme sözünü yerine getirmelidir. Ortak bir sorun olan ve sihirli bir çözümü bulunmayan bu sorunun çözümü için iki tarafın da ortak karar ve uygulama reflekslerini oluşturması gerekmektedir.

    • Türkiye AB karşısında geri kabul anlaşmasını imzalayarak ve 29 Kasım 2015’de ortak eylem planını kabul ederek birtakım yükümlülükler altına girmiştir. Bu taahhütlerini yerine getirmesi uluslararası itibarı için önemlidir.

    • Türkiye AB’ye aday bir ülkedir ve Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olma iddiasındadır. Bu sebeple AB’nin sorunlarına gözlerini kapatmadığını vurgulayarak, sorunun çözümünde aktif rol aldığını bir iletişim kampanyası ile özellikle AB kamuoyuna aktarmalıdır.

    • Türkiye’nin AB’nin iade edeceği göçmenleri kabul etmesi için bu göçmenlerin Türkiye üzerinden geçtiğini kanıtlayan belgeler olması gereklidir. Ayrıca Türkiye ve AB bir ortak komite çerçevesinde geri kabul sürecini müzakere edecek, AB’nin iade etmeyi talep ettiği göçmenleri Türkiye’nin kabul edip etmemesi gerektiğini ortaklaşa kararlaştıracaktır. Bu komitede Türk yetkililerin sürecin içinde aktif olarak yer alması beklenmektedir. Uygulamada büyük sorunlarla karşılaşılması halinde anlaşmanın askıya alınması olasıdır. Sınır kontrollerinin artırılması, göçmen kaçakçılığı ile etkin mücadele gibi önlemlerle birlikte uygulanması şartıyla, geri kabul anlaşmasının kontrolsüz bir geriye göçmen akınına yol açacağı düşünülmemelidir.

    • Göçmen geçişleri büyük ölçüde Türkiye ve Yunanistan arasında olduğu için iki ülke arasındaki işbirliği de büyük önem taşımaktadır. İki ülke Başbakanları 7 Mart Brüksel Zirvesi sonrasında İzmir’de bir araya gelerek NATO’nun da dâhil olduğu Ege Denizi’ndeki göçmen geçişlerinin kontrolü ve göçmen kaçakçılığı ile mücadele konularını istişare edecektir. Biri AB içinde diğeri dışında olsa da, benzer kaderi paylaşan bu iki ülkenin ortak planlar geliştirmesi gereklidir.

    • Son olarak, 7 Mart Brüksel Zirvesi’nde Türkiye, AB’yi rahatlatıcı bir yaklaşım benimsemenin yanı sıra, AB’ye mutlaka kendi sorumluluklarını hatırlatmalıdır. AB içinde dayanışma ve ortak hareket etmenin aslında tek çözüm olduğu ve tüm üye devletlerin üzerlerine düşen ölçüde ve kapasiteleri uyarınca bu insani sorunu çözmek için çaba sarf etmesi gerekliliği vurgulanmalıdır.
     

    ŞUBAT 2016:TÜRKİYE’NİN TTIP DIŞINDA KALMASININ BEDELİ AĞIR OLUR

    BASIN AÇIKLAMASI
    24 Şubat 2016

    İKV BAŞKANI ZEYTİNOĞLU: TTIP DIŞINDA KALMAMIZIN BEDELİ AĞIR OLUR

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 22 Şubat’ta AB ile ABD heyetleri arasında 12’nci tur görüşmelerinin başladığı TTIP müzakerelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

    TTIP müzakerelerini ilerleyişi Türkiye açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Zeytinoğlu, Türkiye’nin oluşmakta olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Alanı’nın dışında kalması, bu alanın kural ve normlarına uyum maliyetinden daha ağır olacağını vurguladı.  

    Başkan Zeytinoğlu: Tarım Ürünlerinde AB’nin Tahtı Sallanabilir

    Müzakerelerde önemli bir yer tutan tarım ve gıda bölüm ile ilgili olarak Zeytinoğlu şunları kaydetti: “Baştan beri en tartışmalı alanlardan biri de tarım ve gıda ürünleriydi. Hayvan refahının AB’de ABD’ye kıyasla çok daha sıkı kurallarla düzenleniyor olması, büyüme hormonlarının AB’de tamamen yasak olması ya da hayvan yeminin ABD’de çok daha ucuza üretilebiliyor olması gibi faktörler bu alanda tam serbestleşmesini güçleştiren faktörler olarak görülüyor. Özellikle tahıl ve et konusunda şimdilik belirsizliğin süreceği belirtiliyor. ABD’nin tarım politikalarındaki yüksek üretim ve agresif tutumu, özellikle AB’de hububat, et ve süt sektörlerinde baskı oluşturacak. Tarım ürünleri ihracatında önemli bir oyuncu olan AB’yi TTIP ile zor bir dönem bekliyor. Ortalama tarım işletmesi büyüklüğü İngiltere'de 538 ve Fransa'da 521 dekar olmasına rağmen, AB ortalaması 160 dekarda kalıyor. Buna karşılık ABD'de üretim yapan tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğü 1820 dekar. Tarım ürünleri dış ticaretinde lider konumda bulunan AB’nin, ABD’nin 500 milyonun üzerinde nüfusa sahip AB pazarına erişimi sonrası küresel rekabette tahtı sallanabilir.

    AB’nin TTIP müzakerelerinde karşılaşacağı güçlükler ve baskıların benzeri Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi kapsamında tarım ürünleri tavizleri müzakerelerinde karşımıza çıkabilir. Verimlilik konusunda sıkıntılarını gideremeyen Türkiye’nin ortalama tarım işletmesi büyüklüğü 59 dekar ve ortalama 7 parçaya ayrılmış durumda.”  

    Başkan Zeytinoğlu: AB TTIP’te Tarifelerin %97 Oranında Azaltılmasını İstiyor

    Elde edilen bilgilere göre, tarafların masaya gerçekçi önerilerini koymaya başladıkları ve karar alma aşamasına geçtiklerinin görüldüğünü belirten Zeytinoğlu, 2015 yılı sonunda ABD tarafından masaya tüm tarifelerin yüzde 87,5’inin sıfırlanması önerisinin getirilmesinin ardından buna mukabil AB’de tüm tarifelerin yüzde 97’sinin sıfırlanmasını önerdiğini söyledi. Başkan Zeytinoğlu, basına sızan yaklaşık 180 sayfalık listede tüm balık çeşitleri, tüm kimyasal ürünler gibi yaklaşık 8000 kalem ürünün yer aldığını kaydetti.  

    Başkan Zeytinoğlu: Kamu İhaleleri Konusu Bir Başka Çetin Ceviz

    AB’nin TTIP müzakerelerinde oldukça önem verdiği bir diğer konun da kamu ihaleleri olduğunu ifade eden Zeytinoğlu, AB ABD’nin kamu ihaleleri pazarının AB menşeli şirketlere açmasını isterken ABD’nin bu konuya daha çekimser yaklaşması tarafların ortak nokta bulma noktasını güçleştiriyor. 
     

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı  

    ŞUBAT 2016: ANKARA’DA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUZ

    BASIN AÇIKLAMASI
    18 Şubat 2016 

    Dün Ankara'da gerçekleşen terör saldırısını şiddetle kınar, yaşamını kaybedenler için başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileriz. Bu hain saldırı terörün insanlık dışı yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Tüm kesimlerin ve ülkelerin ortak bir duruş sergilemeleri ve birlikte mücadele etmeleri, terörün yenilgiye uğratılması için elzemdir.

     

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı 

    ŞUBAT 2016: İKV BAŞKANI ZEYTİNOĞLU’DAN DENGELİ TÜRKİYE RAPORU ÇAĞRISI

     İKV BASIN AÇIKLAMASI
    15 Şubat 2016

    İKV BAŞKANI ZEYTİNOĞLU’DAN DENGELİ TÜRKİYE RAPORU ÇAĞRISI


    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, 16 Şubat’ta Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu’nda ele alınması öngörülen ve Hollandalı Avrupa Parlamenteri Kati Piri tarafından hazırlanan Türkiye raporu hakkında açıklamalarda bulundu. 

    Raporda yer alan ifade özgürlüğü ve bağımsız medya vurgularının doğru olduğunu belirten Zeytinoğlu, Türkiye’nin kalkınma ve demokratikleşmesinde basın ve ifade özgürlüğünün olmazsa olmaz şartlar olduğunu ekledi. Zeytinoğlu rapordaki hukukun üstünlüğü vurgusunun da önemli olduğunu ve Türkiye’nin bu alanlarda sorunlarını aşmasına destek için 23 ve 24üncü başlıkların önündeki siyasi engellerin bir an önce kaldırılması gerektiğini ekledi. İKV Başkanı, “eğer AB Türkiye’ye yönelik niyetlerinde samimi ise, o zaman 23 ve 24üncü başlıkların açılması için gerekli adımları bir an önce atar” dedi.

    Raporda Güneydoğudaki durum ve terörle mücadele hakkındaki bölüm ile ilgili olarak Zeytinoğlu şunları söyledi:

    “Raporda Güneydoğudaki durumun endişe kaynağı olduğu belirtilirken, terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğunun belirtilmesi önemlidir. Rapor PKK’nın şiddete başvurması ve güvenlik güçleri ve sivillere saldırılarını da kınamaktadır. AB’nin terörle mücadelede Türkiye’nin yanında olmasını bekliyoruz. Hiç kuşkusuz, Güneydoğu’da yaşananlar, yani hendekler, silah yığınakları, bombalamalar ve saldırılar, herhangi bir AB üyesi ülkede olsaydı, Avrupalı dostlarımız güvenliği ve devlet otoritesini sağlamak için en sert önlemleri almaktan kaçınmazlardı.”

    İKV Başkanı raporda yer alan, Güneydoğuda güvenlik sağlanırken insan hakları ve hukuk devletine saygının ön plana alınması vurgusunun yerinde olduğunu belirtirken, bir an önce ateşkes sağlanması ve çözüm sürecine dönülmesi çağrısına da değindi ve bölgede barışın sağlanması ve çözüm sürecine dönülebilmesinin, ancak PKK’nın şiddeti terk etmesi ve silah bırakması sonrasında mümkün olabileceğini hatırlattı.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu, raporun Suriyeli mülteciler ile ilgili kısmını da yorumladı. Zeytinoğlu, raporda Türkiye’nin mültecilere yönelik açık kapı politikasının takdirle karşılanmasının yerinde olduğunu, bunun yanında, mültecilerin durumunun iyileştirilmesi için AB’nin yük paylaşımı konusunda daha aktif olması ve sorunun çözümünde etkin bir şekilde yer almasının gerektiğini de ekledi.

    Son olarak Ayhan Zeytinoğlu, İKV’nin Komisyon görüşmeleri sonrasında AP Genel Kurulu’nda ele alınacak olan raporun izleyeceği süreci yakından takip edeceğini belirtti ve raporun Türkiye’nin yeniden canlanan AB sürecini destekleyici ve teşvik edici olmasını beklediğini ekledi.

    ŞUBAT 2016: AB’NİN 3 MİLYAR AVROLUK MALİ YARDIMI ONAYLAMASINI MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ

    BASIN AÇIKLAMASI
    4 Şubat 2016

    İKV BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU: AB’NİN 3 MİLYAR AVROLUK MALİ YARDIMI ONAYLAMASINI MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ

    “MÜLTECİ KONUSUNDA ETKİN İŞBİRLİĞİ İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM ATILMIŞTIR”

    Avrupa Komisyonu tarafından dün yapılan açıklamaya göre, Türkiye’ye yönelik mülteci eylem planı kapsamında ayrılan 3 milyar avronun finansmanında anlaşma sağlanmıştır. Daha önce 500 milyon avro olarak öngörülen AB bütçesinden ayrılacak meblağ 1 milyar avroya çıkarılmış, bunun yanında üye devletlerin katkıları da toplamda 2 milyar avroyu bulacak şekilde aşağıdaki tablodaki gibi belirlenmiştir. Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya en fazla katkıyı veren ülkelerdir.

    AB’nin bu konuda anlaşmaya varmasını takdir ederken, Türkiye’nin tek başına bugüne kadar 2.5 milyonu aşan sığınmacıya ev sahipliği yaptığını ve 7 milyar avrodan fazla harcama yaptığını da unutmamak gerekir.

    Suriyeli sığınmacıların eğitim, sağlık ve sosyal alanda hizmetlere ulaşmalarını kolaylaştıracak bu 3 milyarlık fon mülteci konusunda işbirliği için atılmış bir ilk adımdır. Bundan sonra da bu konunun insanlığın ortak bir meselesi olduğu akıldan çıkarılmadan etkin işbirliği için birlikte çalışılmaya devam edilmelidir.
     

    Tablo: Üye Devletlerin Mültecilere Ayrılan 3 Milyarlık Fona Katkıları (milyon avro)

    Üye Devlet

    Katkı oranı

    Üye Devlet

    Katkı Oranı

    1. Almanya

    427,5

    15. İrlanda

    22,9

    1. İngiltere

    327,6

    16. Romanya

    21,6

    1. Fransa

    309,2

    17. Çek Cumhuriyeti

    20,4

    1. İtalya

    224,9

    18. Macaristan

    14,7

    1. İspanya

    152,8

    19. Slovakya

    10,5

    1. Hollanda

    93,9

    20. Bulgaristan

    5,9

    1. İsveç

    61,3

    21. Hırvatistan

    5,9

    1. Belçika

    57,6

    22. Litvanya

    5,2

    1. Polonya

    57,0

    23. Slovenya

    5,2

    1. Avusturya

    45,6

    24. Lüksemburg

    4,3

    1. Danimarka

    38,4

    25. Letonya

    3,5

    1. Finlandiya

    28,4

    26. Estonya

    2,8

    1. Yunanistan

    25,1

    27. Malta

    1,1

    1. Portekiz

    24,4

     

     

     

     

    TOPLAM

    2 Milyar €

     

    ŞUBAT 2016: AB BİLGİ MERKEZLERİ AĞI, TOBB VE İKV İLE YENİ DÖNEMİN AÇILIŞINI YAPIYOR

    BASIN AÇIKLAMASI
    1 Şubat 2016

    AB BİLGİ MERKEZLERİ AĞI, TOBB VE İKV İLE YENİ DÖNEMİN AÇILIŞINI YAPIYOR

    Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat HİSARCIKLIOĞLU, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Hansjörg HABER, AB Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Rauf Engin SOYSAL ve İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu’nun katılımıyla 2 Şubat 2016 Salı günü 11:00’de, TOBB İkiz Kuleler Sosyal Tesisleri’nde, “AB – Türkiye İşbirliğinde 2016 Öncelikleri” paneli gerçekleştirilecek.

     

    Etkinliğe basın mensupları, AB büyükelçileri, STK ve düşünce kuruluşlarının yanı sıra 20 ilde AB Bilgi Merkezleri’ne ev sahipliği yapan Ticaret/Sanayi Odaları, Ticaret Borsası, İktisadi Kalkınma Vakfı ve ESİAD gibi kurumların temsilcileri katılacaktır. Panel; AB-Türkiye işbirliğinin 2016 öncelikleri çerçevesinde Türkiye çapında bilgi ve iletişim ağına dikkat çekip genişletmeyi amaçlar. Panel, “AB Bilgi Merkezleri Ağı’nın Desteklenmesi Projesi”  açılışının ardından düzenlenecek.

    - AB Bilgi Merkezleri Ağı

    Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin “iletişim” boyutu, katılım müzakereleri sürecinin ana unsurlarından biridir. Avrupa Birliği tüm aday ülkelerde, kapsamlı bir iletişim stratejisi uygulanmakta. Türkiye ise 2014 Eylül ayında kapsamlı bir iletişim stratejisini uygulamaya koydu. Her iki iletişim stratejisi kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların birbirini “tamamlayıcı”  olmasına önem veriliyor.  

     

    1996'dan beri Türkiye’de hizmet veren AB Bilgi Merkezleri Ağı, AB’nin Türkiye'deki yerel ve bölgesel iletişim faaliyetlerinin bel kemiğini oluşturur. Bilgi Ağı, yerelde bilgi ihtiyacını karşılayıp konferans, toplantı, sergi, konser gibi kültürel etkinlikler ve iletişim odaklı etkinlikler düzenleyerek 20 ilde faaliyet gösterir.

    OCAK 2016: TÜRKİYE VE AB:GÜÇLENEN ENERJİ DİYALOĞU

    BASIN AÇIKLAMASI

    29 OCAK  2016 

    “Türkiye ve AB İçin Gerçek Bir Kazan-Kazan Hikâyesi: Güçlenen Enerji Diyaloğu"

    28 Ocak 2015 tarihinde Avrupa Komisyonunun İklim Eylemi ve Enerjiden Sorumlu Üyesi Arias Canete ile Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın katılımlarıyla Üst Düzey Enerji Diyaloğu toplantısı düzenlenmiştir. Türkiye ile AB arasında 16 Mart 2015 tarihinde başlatılan Üst Düzey Enerji Diyaloğu’nun bu ikinci toplantısında her iki taraf için de son derece önemli olan enerji arz güvenliği ve Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP) kapsamındaki gelişmeler ele alınmıştır. Bilindiği gibi Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz boru hattı projesi olan TANAP, AB’nin kaynak ve rota çeşitlendirmek açısından büyük önem verdiği Güney Gaz Koridoru’nun önemli bir parçasıdır. 2018 yılında tamamlanması öngörülen TANAP ile yılda yaklaşık 16 milyar doğal gaz taşınacak, bunun 10 milyar metreküpü Avrupa’ya iletilecektir. Orta ve uzun vadede Güney Gaz Koridoru’nun AB’nin doğal gaz ihtiyacının yüzde 20’sini karşılayacaktır. Bu noktada Türkiye-AB Üst Düzey Enerji Diyaloğu’nun ilk toplantısının hem AB hem de ülkemiz için stratejik önemde olan TANAP’ın temel atma törenine denk geldiğini hatırlatmak isteriz.

    Enerji faslının müzakerelere açılması esastır

    Toplantıda ayrıca Türkiye enerji piyasasının AB ile entegrasyonu, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrik piyasası ve ağ bağlantıları, nükleer güvenlik konuları ele alınmış, iklim değişikliği ile mücadele ve COP 21 sonrası yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir. Bu noktada iki hususun altının çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunlardan ilki Üst Düzey Enerji Diyaloğu toplantısında enerji faslında müzakerelerin açılması hususunun görüşülmesidir. Türkiye-AB ilişkilerinin ana zemini katılım müzakereleri sürecidir. Dolayısıyla Türkiye ile AB arasında enerji alanında işbirliğinin gerçek potansiyeline ulaşması ancak bu başlıkta müzakerelerin açılması ve tamamlanmasıyla mümkün olacaktır. Üst Düzey Enerji Diyaloğu toplantısında enerji başlığında Türkiye’nin AB müktesebatına uyumunu inceleme sürecinin bu yılın ilk çeyreğinde tamamlanacağının açıklanması memnuniyet vericidir.

    Bölgesel enerji merkezi olma hedefi çok boyutlu bir enerji politikası ve güçlü bir enerji diplomasisi gerektirir

    İkinci husus Türkiye-AB Üst Düzey Enerji Diyaloğu’nun sadece enerji arz güvenliğine odaklanmakla yetinmemesi ve enerji politikasının çok boyutlu yapısına uygun şekilde enerji verimliliğinden nükleer güvenliğe, yenilenebilir enerjiden enerji piyasalarının serbestleştirilmesine kadar pek çok alanı kapsamasıdır. Bilindiği üzere Türkiye enerji konusunda bölgesel bir merkez olma hedefini benimsemiştir. Bugün sadece tek bir boyutta güçlü olmanın bölgesel enerji merkezi olmak için yeterli olmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla bir yandan katılım müzakereleri süreci kapsamında enerji alanında AB müktesebatına uyum sağlanması, diğer yandan Üst Düzey Enerji Diyaloğu ile AB ile geliştirilen güçlü enerji diplomasisi Türkiye’yi bölgesel bir enerji merkezi olma hedefine hızla taşıyacaktır.
     
    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı
     

    OCAK 2016: AB ÜLKELERİ GÖÇ VE İLTİCA POLİTİKALARINI GÖZDEN GEÇİRİRKEN MÜLTECİ HAKLARINI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMALI

    BASIN AÇIKLMASI

    27 OCAK 2016

     

    AB Ülkeleri Göç ve İltica Politikalarını Gözden Geçirirken Mülteci Haklarını Göz Önünde Bulundurmalıdır

    Son günlerde bazı AB üyesi devletlerin, büyük çoğunluğu Suriyeli mültecilere yönelik haksız ve adaletsiz uygulamalara giriştiğini gözlemliyoruz. Temel amacı, göçü ve iltica taleplerini azaltmak olan bu uygulamalar ve yasa değişiklikleri ile mültecilerin para ve diğer değerli eşyalarına el koyulması, bileklik takma zorunluluğu, aile birleşmelerinin kısıtlanması, sosyal haklarının azaltılması gibi önlemler alınıyor. Bunun yanında, saldırı, darp gibi bazı talihsiz olaylar gerekçe gösterilerek, kamuoyunda oluşan mülteci karşıtı ortam körükleniyor. Toplumun başka kesimleri arasında da meydana gelebilen bu tür suçlara dayanılarak, göçmen ve sığınmacıların günah keçisi haline getirildiğini görüyoruz.

    Bu tür uygulamalar, 2011’den beri bir iç savaş yaşayan Suriye gibi çatışma bölgelerinden kaçan mültecilere sığınma hakkı tanınması ve uluslararası korunma sağlanmasını öngören uluslararası hukuk hükümleri ile çelişmektedir. AB’nin, göç akınlarını önlemek için Türkiye gibi transit konumdaki ülkeler ile güçlendirilmiş işbirliğinin gerçekleştirmek istemesi anlaşılabilir bir talep olmuştur. Nitekim bu doğrultuda ülkemiz ile AB arasında, mülteci eylem planı üzerinde anlaşmaya varılmıştır.

    Ancak AB, bu sorunun sadece transit ülkelerin çabaları ile kontrol altına alınamayacağını bilmelidir. Sorunun insani boyutu ile ilgili olarak, son dönemde sıklıkla rastladığımız duyarsız uygulamalar AB’nin bir özgürlükler ve haklar alanı olarak imajına zarar vermektedir.

    Türkiye’nin 2011’den beri sayıları 3 milyona yaklaşan sığınmacıyı kabul etmesi ve elindeki imkanları sığınmacıların hizmetine sunması takdire şayandır. Suriyeli mültecilerin entegrasyonu, barınma, eğitim ve iş ile ilgili sorunlarının çözümlenmesi için hala yapılması gereken çok şey bulunmaktadır. Ancak, Türkiye kendi ekonomik ve sosyal sorunlarına rağmen, ülkelerini terk etmek zorunda kalan bu insanlara kucak açmıştır. AB’nin de bu konu ile ilgili olarak Türkiye’nin yaptıklarını örnek alması ve güvenlik endişelerinden çok insani saiklerle hareket etmesi beklenir.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    OCAK 2016: AVRUPA MESLEK KARTI UYGULAMASI TÜRKİYE İÇİN NELER GETİRİYOR?

    BASIN AÇIKLAMASI

    25 OCAK 2016

    AVRUPA MESLEK KARTI UYGULAMASI TÜRKİYE İÇİN NELER GETİRİYOR?

    AB, İç Pazar’ın etkin bir şekilde işleyişini sağlamak için çeşitli adımlar atmaya devam ediyor. Hem kişilerin hem de hizmetlerin serbest dolaşımına ilişkin atılan adımlardan en güncel olanı bir nevi elektronik pasaport olarak adlandırılabilecek Avrupa Meslek Kartı. Avrupa Meslek Kartı, en kısa tanımıyla AB üye ülkeleri arasında kişilerin mesleki yeterliliklerinin tanınması için oluşturulan elektronik bir belge. 18 Ocak 2016 tarihinde yürürlüğe giren Güncellenmiş Mesleki Yeterlilikler Yönergesi ile hayata geçirilen Avrupa Meslek Kartı, meslek sahibi bir kişinin mesleki yeterliliğinin ev sahibi ülkede belirli idari kontrollerden geçtiğine ve söz konusu yeterliliğin tanındığına ilişkin elektronik ortamda geçerli bir sertifika oluşturuyor. Avrupa Meslek Kartı böylece, Birlik içinde hem kişilerin hem de hizmetlerin “daha serbest dolaşabilmesi” için büyük bir kolaylaştırıcı düzenleme örneği teşkil ediyor.

    Mesleki yeterliliklerin tanınması prosedürlerinin basitleştirilmesini amaçlayan Avrupa Meslek Kartı ilk etapta yalnızca belirli mesleklere uygulanacak. Sınır-ötesi hareketliliği diğer meslek gruplarına göre daha fazla olan meslekler arasından seçilen bu gruba ise genel bakımdan sorumlu hemşireler, eczacılar, fizyoterapistler, dağ rehberleri ve emlakçılar giriyor. Avrupa Meslek Kartının kapsamının gelecekte diğer meslek gruplarına da genişletilmesi öngörülüyor. Her ne kadar Avrupa Meslek Kartı ilk aşamada sınırlı sayıda meslek grubunu kapsıyor olsa da, diğer meslek gruplarına genişletilmesinin ve kartın kullanım alanının artırılmasının gelecekte Birlik içinde mesleki yeterliliklerin tanınmasına ilişkin büyük ölçüde idari basitleştirme getireceğini ve kişilerin hareketliliğini artıracağını söylemek mümkün.

    Yakın zamanda AB vatandaşlarının kullanımına sunulan Avrupa Meslek Kartı esasında Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Her ne kadar bu konuya ilişkin düzenlemeler üyelik müzakereleri kapsamında devam ediyor olsa da, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin hizmetler sektörünü kapsayacak şekilde güncellenmesine ilişkin müzakerelerin başlaması için öngörülen tarihin 2016 yılının son çeyreği olması bu konunun önemini bir kez daha öne çıkarıyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinde izlenecek serbestleşme modeline bağlı olarak Türkiye’nin yakın dönemde uyum sağlaması gereken düzenlemelerin gündeme gelme ihtimali oldukça yüksek.

    Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sürecinde Türkiye ve AB arasında, AB’nin Norveç, Lihtenştayn ve İzlanda gibi EFTA ülkeleri ile kurduğu Avrupa Ekonomik Alanı ortaklık modeli uygulanırsa Türkiye AB’nin bu alandaki tüm müktesebatını uygulamak durumunda kalacak. Bu çerçevede Türkiye’nin de Avrupa Meslek Kartını yürürlüğe koyması gerekecek. Bu açıdan bakıldığında, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımını sağlamayı ve bunu yaparken dijital çağın gerekliliklerine uygun sistemler kurmayı öngören AB gibi Türkiye’nin de bu alanda çalışmalarını hızlandırması ve gelecekte karşılaşacağı yeniliklere hazırlıklı olması gerektiğini unutmamak gerekiyor.

    İKV Uzman Yardımcısı Büşra Çatır tarafından hazırlanan ve konuya ilişkin daha ayrıntılı bilgi içeren değerlendirme notuna buradan ulaşılabilir. 


    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    OCAK 2016: AVRUPA VERİ GÜVENLİĞİ GÜNÜ’NE İLİŞKİN İKV AÇIKLAMASI

    İKV BASIN DUYURUSU
    28 OCAK 2016

    28 OCAK AVRUPA VERİ GÜVENLİĞİ GÜNÜ’NE İLİŞKİN İKV AÇIKLAMASI

    “Katılım müzakerelerinin ivme kazanabilmesi için Türkiye'de AB standartlarında bir veri güvenliği reformu kilit önem taşıyor."

    Bundan tam 35 yıl önce, 28 Ocak 1981 tarihinde, Türkiye’nin de kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi; kişisel verilerin korunması alanındaki ilk uluslararası düzenlemeyi, Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulma Sürecinde Bireylerin Korunmasına ilişkin 108 sayılı Sözleşme’yi imzaya açtı. Bugün, 28 Ocak 2016 tarihinde, 47 Avrupa Konseyi üyesi ülke, AB kurumları ve sivil toplum örgütleri olarak, Avrupa Veri Güvenliği Günü’nde bu önemli kilometre taşını hatırlıyor ve kutluyoruz.

    “Küresel Sistemin Yeni Para Birimi: Veriler”

    Bilgi teknolojilerinin ve internetin hem sosyal yaşamda, hem ticari ilişkilerde hem de kamu kurumları/vatandaş ilişkilerindeki yerinin her geçen gün arttığı küresel sistemde, kişisel verilerimizden yeni para birimi veya yeni petrol olarak bahsedilmeye başladı. Günde 315 milyon AB vatandaşı interneti kullanırken, Avrupa Komisyonu verilerine göre, AB çapında geçerli bir kişisel verilerin korunması mevzuatının, AB ülkelerine yıllık 2,3 milyar avro tutarında kazanç sağlaması bekleniyor. Dijital ekonominin yükselen trendler arasına girdiği bu dönemde, verilerin sağlaması muhtemel bütün olası ekonomik kazanımlara rağmen, Avrupa vatandaşlarının %67’si, çevrimiçi yollarla paylaştıkları kişisel veriler üzerinde kontrollerinin olmadığı veya sınırlı kontrolleri olduğu kanısında. AB vatandaşlarının %90’ı ise kişisel verilerine ilişkin AB çapında eşit koruma talep ediyor. Dolayısıyla etkin veri güvenliği mevzuatının oluşturulması; güçlü temel hak ve özgürlükler rejiminin tesisi için de asli bir gereklilik. Hal böyle olunca, vatandaşların hak ve özgürlüklerini garanti altına alan, kapsayıcı, bütün AB ülkelerinde geçerli bir kişisel verilerin korunması sisteminin oluşturulması, AB’nin öncelikli gündemi haline geldi.

    “Veri güvenliği reformu, Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa kapılarının açılması için temel gereklilik.”

    Nitekim AB’ye katılım müzakerelerinde bugüne kadar temel hak ve özgürlüklere ilişkin pek çok kritik reformu hayata geçiren Türkiye’nin 108 sayılı Sözleşme’yi onaylamayan tek Avrupa Konseyi üyesi olduğunu hatırlatmakta fayda var. Türkiye’de bu alanda halihazırda geçerli kapsayıcı bir yasal mevzuat da bulunmuyor. Öte yandan Türkiye-AB katılım müzakerelerinin ve eş zamanlı olarak Türkiye-AB Vize Serbestliği Diyaloğu ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmalarının ivme kazanabilmesi için AB standartlarında bir kişisel verilerin korunması mevzuatıile denetim mekanizmasının oluşturulması şart. Türk vatandaşlarının vizesiz AB hayalinin gerçekleşebilmesi için Avrupa Komisyonu’nun, entegre sınır yönetimi, belge güvenliği ve uluslararası düzenlemelerin yüklenilmesine ilişkin öne sürdüğü kriterlerin önemli bir bölümü de Türkiye’de veri güvenliği reformunu gerekli kılıyor.

    “Tasarı halindeki Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun temel hak ve özgürlükler ile hukukun üstünlüğünü gözetmesi gerekiyor.”

    Bu noktada, 18 Ocak 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından TBMM Başkanlığı’na gönderilen Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın büyük önem taşıdığını düşünüyoruz. Tasarı halindeki düzenlemelerin, evrensel nitelikte temel hak ve özgürlükler ile hukukun üstünlüğüne ve AB standartlarına uyumlu olması gerekiyor. İKV olarak, tasarının AB standartlarına uygun kabul edilebilmesi için; ilgili Kanun’da “açık rıza” kavramının kapsamlı şekilde tanımlanması, özel nitelikli kişisel verilerin işlenebilmesine ilişkin istisnai hallerin temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde düzenlenmesi ve kurulması öngörülen Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun tam bağımsızlığının sağlanması gerektiğinin altını çizmekte fayda görüyoruz.

    Konuya ilişkin İKV Uzman Yardımcısı Ahmet CERAN tarafından SivilDüşün Aktivist AB Programı desteği ile hazırlanan “Türkiye’de ve AB’de Kişisel Verilerin Korunması” (İKV Yayın No: 278)  başlıklı yayına buradan ulaşılabilir.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    OCAK 2016:SULTANAHMET MEYDANI`NDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TERÖR SALDIRISINI KINIYORUZ

    12 Ocak 2016 tarihinde Sultanahmet’te gerçekleştirilen terör saldırısını kınıyor, saldırıda hayatını kaydedenler için başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu tür saldırılar barış ve huzuru bozarak, demokrasi ve hukuk devletinin gelişmesini engellemeyi hedefleyen insanlık dışı eylemlerdir. Terörün her türlüsünü lanetliyor ve tüm uluslararası toplumu teröre karşı ortak bir cephe oluşturmaya davet ediyoruz.

  • ARALIK 2015 İKV: “Mülteci Sorununa Brüksel’den Türkiye’siz Çözüm Çıkmaz”

     BASIN AÇIKLAMASI

    17 ARALIK 2015

    İKV: “Mülteci Sorununa Brüksel’den Türkiye’siz Çözüm Çıkmaz”

    Türkiye, mülteci krizi ile mücadelede hızlanan diplomasi trafiği çerçevesinde AB üye ülke liderleri ile son bir ayda ikinci kez bir araya geliyor.  



    29 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen Türkiye-AB Liderler Zirvesi'nin ardından, Almanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Yunanistan, İsveç, Avusturya, Finlandiya ve Türkiye liderleri, bugün Brüksel'de mülteci krizi ile mücadele konulu mini zirvede buluşuyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’in de katılacağı, "Göç Konusundan Fikirdaş Ülkeler" başlıklı toplantıda liderler, 1 milyona yaklaşan mülteci akını ile karşı karşıya kalan Avrupa'nın göç krizine çözüm arayacaklar. Fransa’nın mini zirveye katılımı henüz net değil.

    "Göç Konusunda Fikirdaş Ülkeler" kavramı, 29 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen Türkiye-AB Liderler Zirvesi öncesi bir araya gelen, Almanya önderliğindeki dokuz üye ülkenin "mültecilerin yeniden yerleştirilmesi" konusunda hemfikir olması ve sorumluluk almaya karar vermesi ile oluşturulmuştu. Türkiye'nin de davet edildiği grubun, 17-18 Aralık 2015 AB Liderler Zirvesi öncesi gerçekleştireceği mini zirvede, Suriyeli sığınmacıların AB ülkelerine 'yeniden yerleştirmeleri' ele alınırken, sınır güvenliği ve insan kaçakçılığı ile daha etkin mücadele konuları da masada olacak. Mini zirvenin, AB Liderler Zirvesi sonuçlarına da etki etmesi bekleniyor.

    Tarihinin en büyük mülteci akını ile karşılaşan Avrupa, hatırlanacağı üzere mülteci krizi ile mücadelede Türkiye ile ortak hareket etme kararı almış ve geçtiğimiz aylarda taraflar arasında yoğun bir diplomasi trafiği yaşanmıştı. Mülteci krizi ile mücadelede Türkiye'nin üzerindeki yükü paylaşma konusunda istekli ve hevesli davranan Avrupa, bu Zirve ile soruna kalıcı çözüm bulunması konusunda önemli bir adım atıyor. Zirve'ye Türkiye'nin de davet edilmesi ise, bu krize Türkiye'siz çözüm bulunamayacağını bir kez daha gösteriyor.

    "Türkiye'nin AB Uzmanı" İKV olarak, her ne kadar mülteci krizi gibi insani ve yakıcı bir sebepten olsa da, üyelik müzakerelerinin 10'uncu yılında Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan hareketliliği destekliyor ve mülteci krizine ortak çözüm bulunması konusunda taraflar arasında sürdürülen sıcak ilişkiyi memnuniyetle karşılıyoruz.

    İKV olarak, bu hızlanan işbirliği ve temasların somut eylem ve ilerlemeye dönüşmesini arzu ederken; bu canlılığın ülkemizin üyelik müzakereleri sürecine de yansımasını temenni ediyoruz.

    Bu çerçevede geçtiğimiz ay sonunda liderler tarafından karara bağlanan, Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği sürecinin hızlandırılması; müzakere sürecine ivme kazandırılması ve taraflar arasında üst düzeyli işbirliklerinin bir an önce gerçekleştirilmesi kararlarının da hayata geçirilmesini bekliyoruz. Her zaman olduğu gibi ülkemizi reform çalışmalarına hız vermeye; Avrupa'yı ise üyelik sürecini ilerletmeye çağırıyoruz.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ARALIK 2015: 17`NCİ FASLIN MÜZAKERELERE AÇILMASI

    EKONOMİK VE PARASAL POLİTİKA FASLININ MÜZAKERELERE AÇILMASI EKONOMİ YÖNETİŞİMİNİN AVRUPALILAŞMASINDA ÖNEMLİ BİR ADIMDIR

    Ülkemizin AB katılım sürecinde, 17’nci fasıl olan “Ekonomik ve Parasal Politika”, 14 Aralık 2015 tarihinde Brüksel’de gerçekleşen Hükümetlerarası Konferansta müzakereye açılmıştır. Yaklaşık 2 yıllık bir sürenin ardından AB müzakerelerinde yeni bir faslın açılmış olması sürecin tüm engellere rağmen devam ettiğini göstermektedir. Faslın ekonomi ve maliye yönetimi açısından AB ile uyumlaşmanın en önemli gereklerinden birini oluşturması ve daha önce Sarkozy yönetimi tarafından “üyelikle doğrudan ilişkili olduğu” gerekçesiyle bloke edilen başlıklardan biri olması da faslın açılmasını daha da önemli hale getirmektedir. Bugün müzakerelere açılan Ekonomik ve Parasal Politika faslı ile birlikte AB sürecinde açılan fasıl sayısı 15’e çıkmıştır.

    Ekonomik ve Parasal Politika faslının müzakerelere açılması müzakere sürecine ivme kazandıracak ve aynı zamanda ülkemizin ekonomi alanında elini güçlendirecektir. Esasen Türkiye’nin AB ile ticari ve ekonomik bütünleşmesi ileri düzeydedir.  Türkiye’nin dış ticaretinde AB’nin payı 2014 itibarıyla yüzde 40’tan fazladır. Aynı zamanda AB, Türkiye’nin en büyük doğrudan yabancı yatırım kaynağıdır. 2014’te AB’nin Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırımlar içindeki payı yüzde 56’dır. Ekonomideki olumlu gelişmeler dış ticaret ve yatırımlara,  dolayısıyla büyümeye de olumlu yansıyacaktır.

    Ekonomik ve Parasal Politika faslının müzakerelere açılması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, yeterli değildir. Müzakere sürecinde AB Konseyi kararı ile bloke edilen 8 fasıl ve Güney Kıbrıs’ın tek taraflı olarak bloke ettiği 6 faslın da açılabilmesi için gerekli koşullar oluşturulmalıdır. Bu ise hem Kıbrıs sorununda çözümün sağlanması, hem de Avrupa Komisyonu ve Üye Devletlerin müzakere sürecinin canlandırılması yönünde 29 Kasım Türkiye-AB Zirvesinde verdikleri sözleri yerine getirmelerine bağlıdır.  

    17. Fasıl Neleri Kapsıyor?

    17. fasıl kapsamındaki müktesebatın temelini Merkez Bankasının bağımsızlığı, kamu sektörünün merkez bankası tarafından doğrudan finansmanının yasaklanması ve kamu kesiminin finansal kurumlara imtiyazlı erişiminin önlenmesi konuları oluşturmaktadır.

    Merkez Bankası’nın tam bağımsızlığının sağlanmasına ilişkin olarak, 2001 yılında kabul edilmiş olan 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu’nda (TCMB) Değişiklik Yapılmasına Dair 4651 sayılı Kanun gereğince TCMB’nin yetkilerini kullanma ve görevlerini yerine getirme ilkesi bakımından tam bağımsızlığa sahip olması öngörülmüştür. Merkez Bankasının kurumsal ve mali bağımsızlığının mevzuatta ve uygulamada sağlanması bu fasıl kapsamında ele alınacaktır.

    2006 yılı başından itibaren açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmiş ve para politikasının şeffaflığı ve hesap verebilirliği artmıştır. Merkez Bankası’nın, AB müktesebatına uygun olarak kurumsal ve mali bağımsızlığına dair ilave uygulamalar için gerekli ek değişikliklerin katılım tarihinden bir yıl önce yapılması öngörülmüştür.

    Fasıl, kapsadığı alanın yapısı itibarıyla Kopenhag Ekonomik Kriterleri ve bu kapsamda işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı ve Birlik içindeki rekabetçi baskılarla ve piyasa güçleriyle başa çıkabilme yeteneğinin yanı sıra, tek para politikası ve fiyat istikrarının korunması hedeflerine ilişkin ilkeleri de içermektedir.

    Türkiye 17nci Fasıl Açısından Ne Ölçüde Uyumlu?

    Genel olarak, Ekonomik ve Parasal Politika alanında Türkiye’nin AB müktesebatına kısmen uyumlu olduğu görülmektedir. Türkiye, ilgili mevzuatı uygulayabilecek ve mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirebilecek organizasyonel altyapıya, insan kaynağına ve kurumsal kapasiteye sahiptir.  Bununla birlikte, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ilkesi ve kamu sektörünün finansal kuruluşlara imtiyazlı erişiminin engellenmesi ilkesine ilişkin birtakım uyumsuzluklar mevcuttur. Merkez Bankasının tam olarak bağımsızlığının sağlanamaması bu alanda sorun oluşturmakta ve fiyat istikrarına odaklanılması gerekmektedir.

    2015 Türkiye İlerleme Raporunda Avrupa Komisyonu, 17nci Fasıl ile ilgili aşağıdaki adımların atılmasını öngörmüştür:

    -Merkez Bankasının bağımsızlığına zarar verecek siyasi müdahalelerden kaçınılması

    -Belirlenen tarihler içinde mali bildirim tabloları ve Ekonomik Reform Programının AB’ye sunulması

    Diğer yandan, Avrupa Komisyonu 2014 raporunda, ayrımcı stopaj vergisi oranlarının kamu sektörü borçlanma araçlarını özel sektöre göre ayrıcalıklı kıldığı, bu durumun kamu sektörünün finansal kuruluşlara imtiyazlı erişiminin engellenmesi ilkesi ile uyumlu olmadığına işaret etmektedir. Ekonomi politikalarının oluşturulmasının plansız ve parçalı bir yapıda olduğu, Türkiye’nin, mali kuralın uygulamaya koyulmasını da içeren bütçe çerçevelerine ilişkin 85/2011 sayılı Yönerge ile uyum sağlamak için ciddi çaba sarf etmesi gerektiği de kaydedilmektedir.

    Türkiye’nin AB’nin Ekonomik ve Parasal Politikası’na uyumu kapsamında Maastricht Kriterlerine uyum düzeyi oldukça yüksektir. Özellikle Kamu Açığının GSYİH’ye oranı ve Kamu Borç Stokunun GSYİH’ye oranı Maastricht kriterleri çerçevesinde öngörülen sınırların altında seyretmekte ve birçok üye ülkenin oranlarından daha iyi durumda bulunmaktadır. (Kamu açığının GSYİH’ye oranı yüzde 1,39 ve Kamu Borç Stokunun  GSYİH’ye oranı yüzde 33,5’tdir. AB’nin verileri ise sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 88,6) Ekonomik ve Parasal Politika çerçevesinde Türkiye’nin tek para birimi avroya geçmesi ise ancak üyelik tarihinden sonra Maastricht kriterlerine uyumu ile gerçekleştirmesi gereken bir gerekliliktir.

    Ekonomik ve Parasal Politika faslının açılmasını takiben, açılması gündemde olan diğer fasılların da yakın zamanda müzakerelere açılmasını umuyoruz.

    KASIM 2015: YENİ İKLİM ANLAŞMASI PARİS`TE

    YENİ İKLİM ANLAŞMASI İÇİN 196 ÜLKE PARİS’TE
    Yeni Anlaşmanın Amacı Nedir?


    1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü halen bağlayıcılığı süren tek uluslararası metin. Ancak bugün sadece 38 ülke Kyoto’ya yönelik hedef belirlemiş durumda ve bu rakam dünyadaki toplam emisyonun sadece yüzde 12’si. İklim değişikliği alanında lider olma çabalarıyla bilinen AB’nin resmi açıklamalarında da Kyoto’nun uluslararası boyutta iklim değişikliği ile mücadelede yetersiz olduğunun vurgulandığını belirtmek gerekir.

    Kyoto Protokolü 2020 yılında sona erecek. Dolayısıyla Paris’te imzalanması öngörülen yeni iklim değişikliği anlaşması Protokol’ün yerine geçip, 2020 yılı sonrasının iklim rejimini belirleyecek. Anlaşma ile, en temel amaç olarak, küresel ısınma artışını 2 derecede tutmak için emisyon azaltım ve iklim değişikliğine uyum politikasında tüm ülkeleri ortak paydada tutmak amaçlanıyor.

    Gelinen noktada tam 196 ülkenin 30 Kasım-11 Aralık 2015 tarihinde BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 21’inci Taraflar Toplantısı’nda, bu anlaşmanın son halinin verilmesi bekleniyor. Paris’te atılacak imzalar, sadece devlet liderlerini değil, iş dünyasını, sivil toplumun bundan sonraki çalışmalarını ve en önemlisi vatandaş düzeyinde hepimizi ve tüm ekosistem ve canlıları ilgilendiriyor.
    Anlaşmadaki En Kritik Konular Neler?

    1.Bilindiği gibi Kyoto Protokolü 2020 yılına kadar uzatıldı. Yani yeni bir iklim rejimini şekillendirecek yeni bir metin için sadece 4 yıl kaldı. Kyoto Protokolü’nün eksiklikleri de gündemdeyken, bu çok önemli 4 yılın nasıl geçeceği önemli bir soru. Belirtildiği gibi, Kyoto Protokolü’nü sadece 38 ülke sahiplenmiş durumda. Toplamda 196 ülke olduğunu düşünürsek bu sayı çok düşük kalıyor. Dünyadaki en büyük krileticiler olarak ABD gibi ülkelerin Protokol’ü onaylamaması da büyük bir sorun. Yani anlaşmanın ülkeler üzerinde “bağlayıcı” bir metin olması gerekiyor.

    2.Yeni anlaşma için belirtilen emisyon azaltım hedefleri de en önemli konu. BMİDÇS’ye taraf olan 196 ülkenin 177’si ulusal emisyon azaltım beyanlarını (INDCs) BM’ye sunmalarına rağmen (ki bu sayı küresel emisyonların yüzde 95’i), bu beyanların yetersiz olacağı açıklanıyor. Daha da belirgin açıklamada Paris öncesi mevcut politikalar durumu şu şekilde özetliyor:

    G20 ülkeleri de dahil, bugün 177 ülkenin ulusal beyanları, emisyonlarda azalmaya imkan verse de, bu azalmanın yavaş olacağı, uzun vadede azaltım politikalarında yetersiz bir senaryo çizdiği ve tam anlamıyla hedefler tutturulsa da, küresel ısınmanın 2 dereceyi aşabileceği hesaplanıyor.

    Ayrıca açıklanan ulusal emisyon beyanları da birbirinden olukça farklı. Örneğin AB 2030 yılına kadar 1990 yılına göre yüzde 40, ABD 2025 yılına kadar 2005 yılına göre yüzde 26, Çin ise 2020 yılına kadar 2005 yılına göre emisyonlarını yüzde 40 ila 45 oranında azaltma taahhütünü açıkladı. Dolayısıyla anlaşmada emisyon azaltım konusunda ortak paydada oluşturulacak politikalar en önemli kısımlardan biri.

    3.Yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadelede sergileyecekleri uyum grafikleri de bu ülkelere aktarılacak finansal yardımların içeriğine bağlı olacak. Bu konuda önceki müzakere toplantılarında karara bağlanan “Yeşil İklim Fonu” için 2020 yılına kadar her yıl gelişmiş ülkelerin 100 milyar ABD Doları para aktarma taahhütü sürüyor. Bu fon için 2014 yılında 62 milyar toplanmış durumda (OECD&Climate Policy Initiative Report). Uluslararası Enerji Ajansı’na göre ise önümüzdeki istenilen seviyede ilerlemek için önümüzdeki 15 yıl içinde sadece yenilenebilir ve enerji verimliliği yatırımları için 13,5 trilyon dolar gerekiyor.

    4.Kyoto Protokolü üzerinden gelişen emisyon ticaret sistemlerinin ne kadar etkili olduğu ise hala tartışma konusu. Özellikle 2008 yılında yaşanan ekonomik ve mali krizde etkilenen AB’nin, kendi içinde kurduğu ve dünyanın en büyük karbon pazarı olan AB Emisyon Ticaret Sistemi’nin (AB ETS) çöküşe doğru sürüklenmesiyle netleşti.

    Kyoto Protokolü karbon ticaretini kuran ilk uluslararası metin. Ülkeler Protokol kapsamında 2008-2012 dönemi için 1990 yılına göre emisyonlarını yüzde 5 oranında azaltma hedefini onayladı. AB ETS’de olduğu gibi, AB ETS kapsamına giren şirketler, emisyonlarını karbon ticareti üzerinden sınırlamakta. Şirketler için belirlenen emisyon salınımını aşan bir şirket, salınımı az olan diğer şirketten karbon kredisi almakta. AB, mevcut süreçte yeni bir reform süreciyle AB ETS’nin etkinliğini artırıcı önlemleri yasal sürecinden geçirdi ve yeni reform “Pazar İstikrar Reservi” (Market Stability Reserve-MSR) adı altında 1 0cak 2019 tarihinde uygulanmaya başlayacak.

    Hangi Sektörler Etkilenecek?
    Kyoto Protokolü gibi yeni anlaşmanın da hemen hemen tüm sektörleri etkilemesi bekleniyor. Başta sanayi ve enerji üreten ve tüketen sektörler olmak üzere, inşaat, tarım, elektrik ve ulaştırma sektörleri anlaşmada yer alacak hedefler doğrultusunda ciddi revizyon sürecine girmesi gerekecek sektörler olacak.

    Paris’te AB’nin Pozisyonu Nedir?
    AB’nin halihazırda 2020, 2030 ve 2050 hedefleri bağlayıcılığını sürdürüyor. AB’nin İklim ve Enerji Paketi kapsamında emisyonlarını yüzde 40 oranında azaltacağını açıkladı. Bu azaltım oranı aynı zamanda yeni iklim anlaşması için de geçerli.

    AB ETS ise AB’nin iklim değişikliği politikasının can damarı. Ancak yeni reform süreciyle beraber AB ETS’nin etkinliği için 2019 yılını beklemek gerekiyor.
    Son olarak Avrupa Komisyonu tarafından Paris için AB’nin pozisyonu bağlayıcı olan hedefleri dışında daha resmi bir dille açıklandı. AB’nin Paris’teki talebi şu:

    • Anlaşma küresel uzun vadeli bir vizyona sahip olmalı.
    • Ortak ve iddialı hedefleri içermeli ve bunun temini için güçlü bir küresel koordinasyon mekanizması oluşturulmalı.
    • Ölçülebilir ve şeffaf kurallar hakim olmalı.

    Paris’te Türkiye’nin Pozisyonu Nedir?
    Türkiye, ulusal emisyon azaltım hedefini 30 Eylül 2015 tarihinde BMİDÇS’ye 2030 yılına kadar yüzde 21 olarak sundu. Türkiye’nin yıllık emisyon salınım miktarı 2013 yılında 459,1 milyon ton karbondioksit olarak açıklandı ve en büyük emisyon salınımı yüzde 67,8 ile enerji, yüzde 15,7 ile sanayi ve ürün kullanımı, yüzde 10,8 ile tarım ve yüzde 5,7 ile atık sektörü oluşturuyor. 1990 yılına göre ise Türkiye’nin emisyon salınımı yüzde 110,4 arttı (TÜİK, Mayıs 2015). Kyoto Protokolü kapsamında olduğu gibi ve yeni anlaşmada da bu sektörler oldukça gündemde olacak.

    Öte yandan yeni anlaşmayı imzalaması gereken Türkiye’de etkilenecek sektörler hali hazırda AB ile yürütülen müzakereler çerçevesinde mevzuat uyumu içinde oldukça zorlanmakta. Buna ek olarak yeni iklim değişikliği anlaşmasının ekleyeceği değişim yükü, Türkiye’de şu soruları akla getirmesi gerekiyor: Sektörler yeni anlaşma ile revizyona hazır mı? İklim değişikliği stratejik alt departmanları kuruldu mu? Kurulacak mı? Maliyet analizleri hesaplandı mı?

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    KASIM 2015: AB-TÜRKİYE ZİRVESİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    30 KASIM 2015

     AB VE TÜRKİYE ZİRVESİNİN SONUÇLARI MÜZAKERE SÜRECİNİN CANLANDIRILMASI İÇİN BİR FIRSAT SUNMAKTADIR


    AB Konsey Başkanı Donald Tusk’ın daveti üzerine toplanan AB-Türkiye Zirvesinde, göç krizinin kontrolünde iki taraf arasında işbirliği ve bunun yanında, ikili ilişkileri canlandırmak için atılacak adımlar görüşülmüştür.

    AB’ye yönelen ve büyük ölçüde Türkiye üzerinden ilerleyen göçün kontrol altına alınması konusu, Türkiye-AB işbirliği açısından yeni bir başlangıç yapma fırsatı sunmaktadır. AB’nin Türkiye’den göçün kontrol altına alınmasına yönelik beklentileri karşılığında, müzakere sürecinin yeni fasılların açılması ile canlandırılması; 17. Fasıl olan Ekonomik ve Parasal Politika faslının açılması ve diğer fasılların açılmasına yönelik hazırlıkların yapılması; vize serbestisi için Ekim 2016’nın hedeflenmesi; iki taraf arasında yılda iki kez düzenli zirve gerçekleştirilmesi; Yüksek Ekonomi Diyaloğunun başlatılması ve gümrük birliğinin güncellenmesi ile ilgili görüşmelerin 2016 sonunda başlatılması gibi adımların yanı sıra, 3 milyar avro tutarında ek mali yardımın sağlaması söz konusudur.

    İlişkilerde yeni bir başlangıç yapılması sevindiricidir. Başbakanımızın Türkiye’nin AB üyelik hedefini vurgulaması ve Avrupa ailesine ait olunduğu yönündeki sözlerinin yanında, AB Konseyi ve Komisyon Başkanlarının Türkiye’nin aday ülke olduğunu ifade etmeleri ve ilişkilerin göç konusundan çok daha geniş olduğunu vurgulamaları umut vericidir. Mülteci krizi vesilesiyle, ilişkilerin canlandırılması için ortaya çıkan bu fırsatın iyi değerlendirilmesi, etkin teknik ve idari işbirliğinin yanında, Türkiye’nin demokrasi ve özgürlükler alanındaki reformlara devam etmesine bağlıdır.

    Bunun yanında, mülteci krizinin çözümü için Suriye’deki savaşın tüm tarafların katılımı ve uluslararası aktörlerin insani müdahalesi ile biran önce bitirilmesi elzemdir. Bu açıdan Antalya’daki G20 Zirvesinde terör ve göç meselesi konusunda ortak bir yaklaşım benimseyen ülkelerin, sözlerini uygulamaya da geçirmeleri gerekmektedir.

    Bu çerçevede İKV olarak Türkiye’yi AB üyelik hedefine yakınlaştıracağını umduğumuz tüm bu süreçleri desteklemekle birlikte aşağıdaki noktaların üzerinde de önemle durmak isteriz:

    1-AB katılım müzakerelerinde 17. Faslın açılması olumlu bir gelişmedir. Ancak bu faslın açılması yaklaşık 1 senedir gündemdedir. Dolayısıyla yeni bir adım değildir. Sürecin canlandırılması Enerji, Yargı ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik gibi kritik fasılların açılması, Gümrük Birliği ile ilişkili olarak görülerek ve bazı üye ülkelerce askıya alınan fasılların açılması ve fasılların geçici olarak kapatılabilmesine bağlıdır. Kıbrıs meselesinde 2016 içinde bir çözüm sağlanması müzakerelerde 14 faslın önündeki engelleri kaldırarak açılabilmelerini mümkün kılacaktır. Ayrıca fasılların geçici olarak kapatılmasını engelleyen 2006 tarihli karar da kalkacağı için müzakerelerde reel bir ilerleme sağlanabilecektir. Bu açıdan son aşamasına gelen Kıbrıs görüşmelerine hassasiyetle eğilinmeli ve motive edici destek verilmelidir.

    2-AB ve Türkiye arasında düzenli zirvelerin yapılması da olumludur. Bu şekilde ikili konuların görüşülerek, en üst düzeyde karara bağlanması mümkün olacaktır. Bu daha önce başlatılan üst düzey diyalog süreçlerini de tamamlayacak bir gelişmedir. Ancak bu zirvelerin işleyen bir müzakere süreci çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekir.

    3-Mülteci krizinin kontrol altına alınmasında, işbirliği elzemdir. Ancak bu süreçte, etkin bir işbirliği yük paylaşımını gerektirir. AB’nin özellikle haklı iltica taleplerini karşılaması, bunun yanında teknik ve mali destek sağlaması önemlidir. Geri Kabul anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile Türkiye’den AB’ye geçtiği tespit edilen düzensiz göçmenlerin iadesi söz konusu olacaktır. Bu Anlaşmanın başarılı bir şekilde işlemesi için gerekli hukuki, fiziksel ve idari altyapının oluşturulması şarttır. Aksi takdirde, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesi çok zor olacaktır. Esas çözüm, bu süre zarfında, Suriye’deki ateşi söndürmek ve yeni bir düzen yaratarak, Suriyelilerin geri dönmelerinin de mümkün olmasını sağlamaktır.

    4-AB Türkiye Zirvesinden vize serbestisine ilişkin tarih çıkması olumlu bir gelişmedir. Ancak Geri Kabul Anlaşmasının imzalanması ile başlamış olan vize serbestliği sürecinin vizelerin kaldırılması ile sonuçlanması için Türkiye’nin yerine getirmesi gereken 72 kriter bulunmaktadır. Bu kriterler arasında öne çıkanlar şu şekilde özetlenebilir.

    -Geri Kabul Anlaşmasının etkin bir şekilde uygulanması;
    -Kullanımda olan pasaportların, parmak izi de içeren biometrik hale dönüştürülmesi;
    -Pasaport ve vizelerde belge güvenliğinin sağlanması ve bu alanda AB ile işbirliğinin artırılması;
    -Yasadışı geçişleri engelleyecek şekilde sınır kontrollerinin etkin şekilde yapılması ve bu konuda üye ülkeler ve ilgili AB kurumları ile işbirliğine gidilmesi;
    -Entegre sınır yönetimi stratejisinin uygulanması;
    -Sınır yönetimi, vize, gümrükler, geçiş belgeleri gibi alanlarda yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi;
    -Uluslararası mülteci hukukuna uyum sağlanması;
    -Özellikle göç veren ülkeler için sınırda vize uygulamasının kaldırılması; damga vize yerine sticker vize uygulamasına geçilmesi, havaalanı transit vize uygulamasının başlatılması;
    -Türkiye’nin vize politikası ve mevzuatının AB ile uyumlaştırılması;
    -Cenevre Sözleşmesine getirdiği coğrafi çekincenin kaldırılması ve uluslararası koruma sağlanması (ki Türkiye bu maddenin ancak AB üyeliği ile gerçekleşebileceğini not etmiştir);
    -Mülteci statüsünün belirlenmesi için uzmanlaşmış bir birim oluşturulması;
    -Mülteci statüsü verilen kişilerin kendi kendilerine yetebilmeleri, kamu hizmetlerine erişimi, sosyal hakları ve entegrasyonlarının sağlanması;
    -Yabancıların ülkeye girişi, kalışı ve çıkışı ile ilgili kuralların AB ile uyumlaştırılması;
    -Düzenli ve yasadışı göç ile ilgili veri toplanması ve göç akınları gözetim mekanizması oluşturulması;
    -Organize yasadışı göçün soruşturulma kapasitesinin oluşturulması;
    -Yasadışı göçün kaynaklandığı ülkeler ile geri kabul anlaşmaları imzalanması;
    -Yasadışı olarak kalan veya transit yapan göçmenlerin sınır dışı edilmesi ve AB tarafından iade edilenlerin kalışları ve geri gönderilmeleri için uygun kapasitenin oluşturulması;
    -Organize suç ile mücadele ulusal stratejisi ve eylem planının uygulanması;
    -Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve AB standartları uyarınca insan kaçakçılığı ile etkin mücadele edilmesi;
    -Siber suçlar ve terörün finansmanı ile ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerinin imzalanması;
    -Cezai konularda adli işbirliği ile ilgili uluslararası sözleşmelerin imzalanması;
    -OLAF, EUROPOL, EUROJUST gibi AB kurumları ile işbirliği, MASAK’ın ilgili AB ajansları ile işbirliği;
    -AB standartları uyarınca kişisel veri koruma mevzuatının oluşturulması;
    -Türk vatandaşları için hiçbir ayrım ve kısıtlama olmaksızın serbest dolaşımın sağlanması, Türk vatandaşlığı edinme koşulları ile ilgili bilgi sağlanması.

    Türkiye’nin vize serbesti sürecinde bu kriterleri yerine getirmekte gerekli adımları atması AB’nin kolaylaştırıcı bir tavır benimsemesine de bağlı olarak vizelerin kaldırılmasını mümkün kılacaktır.

    5-Yukarıda ifade edildiği gibi müzakerelerin hızlandırılması Türkiye-AB ilişkilerinin ilerlemesi açısından en temel alanı oluşturmaktadır. Ancak müzakerelerde yeni fasıllar açılmasının ötesinde, sürecin üyelik hedefine doğru ilerlemesi için siyasi kriterlerin karşılanması ve son raporda tespit edilen ifade özgürlüğü ve gösteri özgürlüğü gibi alanlardaki gerilemelerin önüne geçilmesi gerekmektedir.

    AB’nin mülteci krizi ile ilgili olarak Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç ilişkilerde bir canlanmayı mümkün kılmıştır. Ancak Türkiye’nin AB’ye tam üye olması ve karar almada hak ettiği yeri alabilmesi için mutlaka siyasi kriterleri yerine getirmesi ve AB değerlerine uyum sağlaması gereklidir. Son günlerde yaşadığımız gazetecilerin tutuklanması gibi uygulamalar AB adaylığı hedefi ile çelişmekte ve Avrupa değerlerinden uzaklaşma anlamına gelmektedir.

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2015: MERKEL ZİYARETİ

     İKV BASIN AÇIKLAMASI

      17 EKİM 2015

    TÜRKİYE-ALMANYA ORTAKLIĞI AB MÜZAKERE SÜRECİNE DE YANSIMALIDIR

    Almanya Başbakanı Angela Merkel 18 Ekim 2015 tarihinde terör, Suriye’deki gelişmeler ve mülteci sorununun öne çıktığı bir gündem ile Türkiye’yi ziyaret edecek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek. Ziyaret öncesinde yapılan değerlendirmeler ivedilikle çözüm bekleyen konuları kapsasa da, Türkiye-Almanya ilişkilerinin bu konuların ötesine geçen ve ülkemizin AB üyelik sürecini doğrudan etkileyen bir konumda olduğu biliniyor.

    Oldukça eskiye dayanan Türkiye-Almanya ilişkilerinde bugün gelinen noktada Almanya ülkemizin ekonomi ve ticaret alanında en önemli ortağı olmayı sürdürmektedir. Türkiye ithalatının ve ihracatının yaklaşık onda birini Almanya ile yapmaktadır. Türkiye pazarına büyük sermayelerle giriş yapan uluslararası şirketlerin menşeine bakıldığında sayısı 6 bini aşan şirketle ülkemize en fazla yatırımın Almanya merkezli şirketlerden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır. Türk - Alman ilişkilerini farklı kılan bir başka unsur Almanya'yı yurt edinen 2,5 milyondan fazla Türk asıllı vatandaşın bulunmasıdır.

    Türkiye-Almanya ilişkilerindeki bu güçlü tablo ne yazık ki ülkemizin AB müzakere sürecinde karşılığını bulamamaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden birisinin Almanya Başbakanı Merkel ve partisinin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan sert tutumudur. Göreve geldiği günden bu yana Almanya Başbakanı ve onun görüşlerini paylaşanlar ‘Türkiye’nin AB üyeliği konusunda yaklaşımı müzakere sürecinin yürütülmesini açıkça engellememek, ancak Türkiye’nin AB üyeliğini onaylamadığını belirtmek’ olarak özetlenebilecek bir politika izlemektedirler. Nitekim 2007 yılının ilk yarısında “İşletme ve Sanayi”, “İstatistik” ve “Mali Kontrol” fasıllarının müzakerelere açıldığını, böylece Almanya’nın Türkiye ile müzakerelerde en fazla fasıl açan AB Dönem Başkanı unvanını korumakta olduğunu hatırlatalım. Öte yandan daha bir hafta önce Başbakan Merkel’in Almanya’da bir televizyon programında Türkiye’nin üyeliğine halen karşı olduğu yönümdeki açıklaması ise hafızalarda.

    • Alman kamuoyunda Türkiye’nin Avrupalılığı ve AB üyeliğine yönelik şüpheci yaklaşımlar,
    • Almanya’da yerleşik bulunan Türkiye kökenli nüfusun entegrasyonu ile ilgili olarak, uzun yıllar “Gast Arbeiter” olarak görülmelerinden kaynaklanan sorunlar
    • Türkiye’nin üyeliği halinde oluşabilecek yeni göç akınları ile ilgili gerçeği yansıtmayan iddialar,
    • Alman basınının Türkiye ile ilgili yansıttığı olumsuz imaj,
    • Almanya’da Hıristiyan Demokrat geleneğin din konusundaki tutucu yaklaşımı,
    • AB’nin son yıllarda krizler sebebiyle içe dönerek, genişleme sürecine temkinli yaklaşması


    Tüm bu unsurlar Türkiye’nin üyeliği konusunu Almanya’da tartışmalı hale getirmekte ve siyasetçilerin bu konuda ileriye yönelik adım atmalarını engellemektedir. Hem Almanya’nın kendi öncelikleri, hem de AB’nin içinde olduğu sorunlar Türkiye’ye olumlu bir perspektif sunulmasını önlemektedir. Öte yandan, krizleri fırsata dönüştürmeyi bilen AB, mülteci krizi gibi acil sorunların uzun vadeli çözümlerinde Türkiye’nin de mutlaka resmin içinde olması gerektiğini artık kabul etmelidir.

    Bugün Türkiye’yi, AB’yi ve Almanya’yı ortak bir paydada buluşturan sorunların başında Suriye’de yaşananlar ve mülteci krizi gelmektedir. Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre bu yıl içerisinde büyük kısmı Türkiye üzerinden olmak üzere 600 binden fazla göçmen AB ülkelerine ulaşmıştır. Almanya’nın göçmenler konusunda diğer AB ülkelerine kıyasla daha yapıcı bir politika izlediği, bu yıl 800 bin göçmen ve mülteci almayı planladığı biliniyor. Öte yandan göçmenlere sınırlarını açan ve diğer AB ülkelerini de bu yükü paylaşmaya çağıran Almanya’ya Schengen Alanı’na zarar verdiği iddiasına kadar varan çok sayıda eleştiri de yapıldı. Geçtiğimiz hafta Brüksel’e resmi ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan mülteci krizine ilişkin taslak Eylem Planı, AB liderleri tarafından bugün ve yarın düzenlenen Zirve Toplantısı’nda ele alınacak. Kısaca Türkiye’ye daha fazla mali ve idari destek verilmesi, insan kaçakçılığı ile koordineli mücadele edilmesi, Türkiye’nin sahil şeridi kontrollerine destek verilmesi gibi önemli maddeleri içeren Eylem Planı’nın kabul edilmesinin hemen ardından gerçekleşecek olan Almanya Başbakanı’nın Türkiye ziyareti, Almanya’nın ve AB’nin mülteci krizinde vakit kaybetmeden hareket etmek istediklerinin açık bir göstergesidir.

    İKV: “Gelişmeler bir kez daha AB üyeliği yolunda ilerleyen, sorunlara AB ile birlikte çözüm geliştiren bir Türkiye’nin önemini ortaya koymaktadır.”

    Almanya Meclisi’nde gündeme gelen ve Türkiye’deki 1 Kasım seçimleri öncesinde yapılması nedeniyle eleştirilen Pazar günü gerçekleşecek ziyaretin sonuçlarının yakın takipçisi olacağız. Ancak bu acil ziyaret bizlere bir kez daha Almanya ile Türkiye arasında güçlendirilmiş diyaloğun ve Türkiye’nin AB katılım sürecinin önemini hatırlatmaktadır. Bugün tarafların acil çözüm için çırpındıkları mülteci sorunu, Suriye’deki gelişmeler, terör ve bölgedeki sorunların orta ve uzun vadede getireceği sonuçlar da düşünülerek hareket edilmelidir. Gelişmeler bir kez daha AB üyeliği yolunda ilerleyen, sorunlara AB ile birlikte çözüm geliştiren bir Türkiye’nin önemini ortaya koymaktadır. 2005 yılından beri Almanya’nın en önemli koltuğunda oturan Başbakan Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili yapıcı olmaktan uzak söylemi yerine Türkiye-Almanya ilişkilerini güçlendirecek ve bu sinerjiyi AB sürecine yansıtacak bir tavır sergilemesini beklemekteyiz.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2015: MÜLTECİ PAZARLIĞI

     İKV BASIN AÇIKLAMASI

     

    16 EKİM 2015
     

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu:
    “Sap ile Saman Karıştırılıyor”

    Türkiye ile AB arasındaki mülteci pazarlığında sona gelindi. Taraflar arasında uzun süre devam eden müzakereler sonrasında, mülteci krizi ile mücadelede kullanılmak üzere 3 milyar avro yardım, Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği diyaloğunun hızlandırılması ve 5 başlığın müzakerelere açılması karşılığında Türkiye, mülteci krizi ile mücadelede aktif rolü almayı kabul etti.

    Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, teknik müzakere sürecine ilişkin konuların, mülteci krizi ile mücadele konusunda Avrupa tarafından pazarlık malzemesi haline getirilmesinin yanlış bir yaklaşım olduğunu söyledi: “50 yıldır Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini yakından takip eden bir sivil toplum örgütü olarak, sadece vize sorununun değil, 2015’te 10’ncu yılını geride bırakmaya hazırlandığımız Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecinin de, mülteci krizi ile mücadele pazarlığında Avrupa tarafından koz olarak kullanılmasını doğru bulmuyorum”.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu: “Sap ile saman karıştırılıyor”
    Doğru ve adil işleyen üyelik müzakereleri sürecinde, başlıkların açılmasının veya aday ülke vatandaşlarına vizesiz seyahat imkânı tanınmasının, sürecin doğası gereği olduğunu vurgulayan Başkan Zeytinoğlu, “bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki, müzakere sürecinde çok daha önce açılması gereken başlıklar ve vatandaşlarımızın uzun yıllardır hak ettiği ancak kullanamadığı vizesiz seyahat imkânı, Türkiye’nin mülteci krizi ile mücadelede daha aktif bir rol üstlenmesi ile sağlanabilmektedir. Burada sap ile samanının karıştırılmaması gerekir. Eğer müzakere süreci doğru ve adil şekilde işleseydi, zaten bu başlıklar açılır, vatandaşlarımız bugün AB üye ülkelerine vizesiz seyahat ediyor olurlardı” dedi.

    Açılması öngörülen başlıklara da dikkat çeken Başkan Zeytinoğlu, “Bugün masada Enerji; Yargı ve Temel Haklar; Adalet, Güvenlik ve Özgürlük; Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları ile Ekonomik ve Parasal Politika başlıklarının açılması var. Hatırlayacaksınız uzun bir süredir hem Türkiye, hem de AB tarafında bu başlıkların açılması çağrısı yapılıyordu. Fakat bu çağrılar maalesef ki olumlu sonuçlanmamıştı. Ne değişti de bugün AB, bu başlıkların müzakerelere açılmasına yeşil ışık yakıyor?” dedi.

    Başkan Zeytinoğlu: “AB’nin ne kadar yanlış bir Türkiye politikasına sahip olduğunu bir kere daha gördük”
    Geçtiğimiz 10 günde yaşanan gelişmelerin ve mülteci pazarlığında varılan uzlaşının önümüzdeki dönemde Türkiye’nin AB üyelik sürecine ivme kazandırma ihtimali olduğunu vurgulayan Başkan Zeytinoğlu şöyle devam etti: “Hiç şüphesiz bu gelişmeler, ülkemizin AB üyelik müzakereleri sürecinde eksikliğini uzun süredir gördüğümüz dinamizmi yeniden kazandırma potansiyeline sahip. İsterdik ki bu dinamizm, bu tür krizler vesilesiyle değil tarafların birbirine olan ihtiyaçları aracılığıyla ve müzakereler çerçevesinde gelişseydi. Ancak bu yaşananlar bir kere daha AB’nin ne kadar yanlış bir Türkiye politikasına sahip olduğunu bizlere gösterdi. Mülteci krizi ile her geçen gün daha fazla yüzleşmek zorunda olan Avrupa, bir kere daha çareyi Türkiye’de arıyor. Hâlbuki bizler, Avrupa’nın sorunlarına ‘Türkiyesiz’ çözüm üretilemeyeceğini sürekli olarak dile getiriyoruz. Mülteci krizi de bunun en güncel ve en somut örneği. Brüksel’de dün saatler süren Liderler Zirvesi sonrasında Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, uzlaşıyı ‘tam bir başarı’ olarak nitelendiriyor. Evet, Avrupa istediğini almayı başardı. Son ana kadar elinde tuttuğu kozları ileriye sürerek amacına ulaştı. Ancak 50 yılı aşkın bir maziye sahip olan Türkiye-Avrupa ilişkileri açısından bunu bir ‘başarı’ olarak adlandırmak zor”.

    Başkan Zeytinoğlu: “Bugün dünyada her 122 kişiden 1’i mülteci. Bu bölgesel değil, küresel bir sorun”
    Birleşmiş Milletler’in Haziran 2015 tarihinde yayımladığı 2014 yılına ilişkin küresel eğilimler raporunda, dünya çapında mültecilerin sayısının 60 milyonu aşarak tarihin en yüksek seviyesine ulaştığını da hatırlatan İKV Başkanı Zeytinoğlu, mülteci krizinin sadece Türkiye’nin veya Avrupa’nın sorunu olmadığını, artık küresel bir sorun haline geldiğini söyledi ve Kasım ayında Antalya’da toplanacak G20 ülke liderlerinin, bu konuyu acilen gündeme almaları gerektiğini hatırlattı. Başkan Zeytinoğlu şunları söyledi: “Birleşmiş Milletler’in raporu çok çarpıcı. Bugün dünyada 60 milyonun üzerinde mülteci var. Bu demek ki, her 122 kişiden 1’i mülteci, yerinden edilmiş kişi veya sığınmacı. Bu kişiler bir ülke olsaydı, dünyanın en kalabalık 24’üncü ülkesini oluşturacaklardı. Dolayısıyla bugün coğrafyamızda karşı karşıya olduğumuz sorun, sadece Türkiye’nin veya AB’nin sorunu değil; küresel bir sorun. Bu küresel soruna küresel çözüm üretmek gerekir. Bunun için de öncelikle, insanların vatanlarını terk etmek zorunda kaldığı ülkelerdeki istikrarsızlığın ortadan kaldırılması gerekiyor. Önümüzdeki ay Antalya’da G20 Zirvesi gerçekleştirilecek. Dünya nüfusunun yüzde 67’sini, küresel ekonominin ise yüzde 85’ini yöneten ülkelerin liderleri bir araya gelecek. Ümit ediyorum ki G20 Liderler Zirvesinde, giderek daha yakıcı bir hal almaya devam eden mülteci sorunu da ciddi şekilde ele alınır ve dünya liderleri, sadece mali yardımın ötesinde, çözüm üretmek için gerekli iradeyi gösterir”.

    İKV Başkanı Zeytinoğlu: “Pazarlıkta ele alınan vize muafiyeti, vizelerin kalktığı anlamına gelmiyor”
    1980’li yıllardan bu yana, ülkemiz vatandaşları için deyim yerinde ise bir eziyete dönüşmüş olan AB üye ülkelerinin zorunlu vize uygulamasının, taraflar arasında uzlaşılan mülteci pazarlığı sonrasında yeni bir aşamaya girdiğini vurgulayan İKV Başkanı, bunun vizesiz seyahat anlamına gelmediğine de özellikle dikkat çekti: “Türkiye, AB ile neredeyse 10 yıl boyunca müzakere ettiği Geri Kabul Anlaşmasını Aralık 2013 tarihinde imzaladı. Söz konusu anlaşma ile taraflar, haksız vize uygulamasının nihai çözümüne yönelik yepyeni bir maceraya yelken açtı. Kriterler belirlendi ve Türkiye’nin bu kriterlere uyumu doğrultusunda bir yol haritası oluşturuldu. Şimdi söylenen bu sürecin hızlandırılacağı. Vize serbestliği diyaloğunun başlamasının üzerinden neredeyse iki yıl geçti; herhangi bir değişiklik yok. Eğer Avrupa Türkiye’ye süreci hızlandırmayı vaat ediyorsa, bunun mutlaka kayda geçirilmesi, takip edilmesi ve samimi şekilde uygulanması gerekiyor.”
    2013 yılında başlayan süreç ile halihazırda Türkiye’nin, entegre sınır yönetimi, geri kabul mekanizması, göç idaresi gibi birçok alanda AB’ye taahhütlerde bulunduğunu da hatırlatan Başkan Zeytinoğlu, Türkiye’nin kendi sınırlarını daha etkin şekilde koruyabilmesinin, her şeyin ötesinde ülke güvenliği açısından bir zorunluluk olduğunu hatırlattı ve bu alanda AB ile işbirliğinin önemli olduğunu söyledi.

     
    Başkan Zeytinoğlu: “İşbirliği sadece bu alanda sınırlı kalmamalı. Terör alanına da yansımalı”
    Varılan uzlaşının Türkiye ile AB arasında mülteci krizi ile mücadele de yakın işbirliği getireceğini ifade eden Başkan Zeytinoğlu, başta terör olmak üzere diğer alanlarda da AB ile işbirliklerinin artırılması gerektiğini söyledi: “Önümüzdeki dönemde mali yardımın ötesinde, mülteci krizi ile mücadele de AB, üye ülkeler ve Avrupalı kurumlar ile daha yakın bir işbirliği olacak. Fakat bu işbirliğinin sadece bu alanla sınırlı kalmaması gerekiyor. Mülteci krizi ile mücadelede olduğu gibi terörle mücadele alanında da AB’nin Türkiye ile yakın işbirliğine girmesi çok önemli. Bu çerçevede kimi AB üye ülkelerinin terör örgütlerine verdikleri desteği acilen sonlandırmaları, hem taraflar arasındaki samimiyet ve güven, hem de sorunlu ülkelerdeki istikrarsızlığın sona erdirilmesi için kritik bir öneme sahip”
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2015: MÜLTECİ VE VİZE PAZARLIĞI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    15 EKİM 2015
     

     Mülteci Pazarlığı Kızışıyor: Avrupa’nın Yeni Kozu Vize mi?

     

    Türkiye ile AB arasında mülteci pazarlığı kızışıyor. Avrupa, yüz yüze kaldığı en büyük mülteci krizi ile mücadelede Türkiye’ye 1 milyar avroluk yardımın ardından şimdi de vize kozunu oynamaya hazırlanıyor.

    Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 4-6 Ekim 2015 tarihlerinde Brüksel'e yaptığı resmi ziyarette ana gündem maddesini mülteci krizi oluşturmuştu. Ziyarette AB yetkilileri, Türkiye'ye mülteci krizi ile mücadelede 1 milyar avroluk bir yardım paketini öngören taslak göç eylem planı sunmuş; Türkiye ise konunun taraflar arasında oluşturulacak bir çalışma grubunca ele alınmasını gündeme getirmişti.

    Söz konusu çalışma grubunda devam eden müzakerelerde ise, mülteci krizi ile mücadele için mali yardımın yanı sıra Türk vatandaşlarına vize kolaylığının gündeme geldiği anlaşılmaktadır.

    İKV: “Gelinen noktada aceleci, kısa vadeli ve öngörüden uzak bir yaklaşımla karşı karşıyayız”

    Türk vatandaşlarına yönelik haksız vize uygulaması konusunda uzun yıllardır mücadele veren İKV olarak tartışmada gelinen noktayı aceleci, kısa vadeli ve öngörüden uzak bir yaklaşımın sonucu olarak gördüğümüzü ifade etmek isteriz.

    1980’li yıllardan bu yana, ülkemiz vatandaşları için deyim yerinde ise bir eziyete dönüşmüş olan AB üye ülkelerinin zorunlu vize uygulamasının gelinen noktada AB tarafından Türkiye'nin önüne bir koz olarak sürülmesini kesinlikle doğru bulmuyoruz.

    Unutulmamalıdır ki;

    Bu alanda yürütülmekte olan hukuki mücadele, en az vize mağduriyeti kadar eski bir geçmişe dayanmakta olup, ülke vatandaşlarımız Avrupa'nın en yüksek yargı organlarında dahi hukuki kazanımlar elde etmiştir. Ne yazık ki mahkeme salonlarındaki kazanımlarımız, 2013 yılında yine bir mahkemede alınan kararla kesintiye uğramış ve Türkiye, AB ile neredeyse 10 yıl boyunca müzakere ettiği Geri Kabul Anlaşmasını Aralık 2013 tarihinde imzalamıştır. Söz konusu anlaşma ile taraflar, bu haksız uygulamanın nihai çözümüne yönelik yepyeni bir maceraya yelken açmıştır.

    Bu yeni yolda ilk dönemeç, geçen sene bu zamanlar alınmış; Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması ile eş zamanlı başlatılan vize serbestliği diyaloğunda ilk değerlendirme raporu beklentilerin üzerinde olumlu çıkmıştır. Ancak geçtiğimiz bir yılda, Türkiye'nin vize serbestliği diyaloğunu tamamlama adına attığı adımlarda bir yavaşlamanın olduğu da aşikardır.

    Fakat süreç belirlenmiş kriterleri ve prosedürleri ile devam etmektedir ve etmelidir.

    İKV: “Türkiye’ye ‘sus payı’ verilmeye çalışılıyor”

    Bugün ise üzülerek görüyoruz ki; Türkiye’ye adeta ‘sus payı’ verilmek istenmektedir. Mülteci akını ile yüz yüze kalan Avrupa, Türkiye’ye önerdiği mali yardımın Türkiye tarafından yetersiz bulunması neticesinde, ‘jest yaparcasına’ elindeki vize kozunu ileriye sürmektedir.

    Bu noktada, 50 yıldır Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde “Uzman” kimliğini kazanmış bir sivil toplum örgütü olarak, bazı noktaların altını bir kere daha çizmekte fayda görüyoruz:

    - Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği sürecinde kurallar ve çerçeve belirlenmiş, taraflar karşılıklı taahhütlerde bulunmuşlardır. Her ne kadar cezbedici olsa da, bugün bu çerçeveye yeni bir koşulun getirilmeye çalışılması, süreci sekteye uğratacaktır. Hele ki 2013 yılında başlatılan vize serbestliği diyaloğu, ülkemiz vatandaşlarına vizelerin tamamen kalkması amacıyla başlatılmışken, gelinen noktada önerilen vize kolaylığı, sürecin ruhuna ve nihai hedefine aykırıdır.

    - Türkiye’nin müzakere ettiği vize serbestliği iken, detayları bilinmemekle birlikte vize kolaylığının Türkiye’ye önerilmesi orta vadede ülke vatandaşlarımızın 30 yılı aşkın süredir devam eden vize sorununa çözüm getirmekten uzaktır. Muhtemelen Avrupa, belirli kategoriler için kolaylaştırılmış vizeyi Türkiye’ye önerecektir; ki bu yıllar boyunca devam etmiş ve Türkiye’nin şiddetle karşı çıktığı tartışmalara geri dönüş anlamına gelmektedir.

    - 2013 yılında başlayan süreç ile halihazırda Türkiye, entegre sınır yönetimi, geri kabul mekanizması, göç idaresi gibi birçok alanda AB’ye taahhütlerde bulunmuştur. Avrupa’nın en uzun 5’nci kara ve deniz sınırlarına sahip olan ülkesi Türkiye’nin kendi sınırlarını daha etkin şekilde koruyabilmesi, her şeyin ötesinde ülke güvenliği açısından bir zorunluluktur. Haliyle Türkiye’nin de 2013 yılında imzaladığı anlaşmaya ve başlattığı sürece sadık kalması ve gerekli adımları ivedilikle atması gereklidir.

    - Son mülteci krizi de açık şekilde göstermiştir ki, bugün Avrupa'nın karşı karşıya kaldığı sorunlara 'Türkiye'siz' çözüm üretmek imkansızdır. Bu çerçevede tarafların acilen müzakere sürecini hatırlamaları; bu süreçte ısrarcı ve inatçı olmaları gereklidir.

    - Ve son olarak; her şeyin ötesinde bugün sadece ülkemizin veya Avrupa’nın değil, tüm dünyanın karşı karşıya olduğu mülteci sorunu büyük bir insanlık meselesidir; ve hiçbir tarafın bu meseleyi farklı alanlarda yürüttüğü müzakerelerin malzemesi yapmaması gerekir.


    Saygılarımızla
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2015: ANKARA`DA BOMBALI SALDIRI

    İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu'nun Açıklaması

    10 EKİM 2015

    Bugün Ankara'da gerçekleşen, 30 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine ve 126 vatandaşımızın yaralanmasına yol açan hain saldırıyı kınıyoruz. Terörün her türlüsünü telin ediyor ve ülkemizde bir daha bu tür elim olayların yaşanmamasını diliyoruz. Sağduyunun üstün geleceğini,  artan şiddetin bir an önce sona ereceğini ve ülkemiz açısından kritik önemde olan 1 Kasım seçimlerinin güvenli bir ortamda yapılması için gereken koşulların sağlanacağını umuyoruz.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    EKİM 2015: MERKEL AÇIKLAMASI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    9 EKİM 2015

    İKV Başkanı: “Bu Ne İlk; Ne de Son Olacak”


    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Almanya Başbakanı Merkel’in basına da yansıyan “Türkiye’nin AB üyeliğine halen karşıyım” sözlerini şu şekilde değerlendirdi:

    “Türkiye’nin AB Uzmanı” olma kimliğini 50 yıldır taşıyan bir sivil toplum örgütünün Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Almanya Başbakanı Sayın Angela Merkel’in ‘Türkiye’nin AB üyeliğine halen karşıyım’ şeklindeki değerlendirmelerini üzüntüyle karşıladığımı ifade etmek isterim.

    Unutulmamalıdır ki Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkileri gelişigüzel evrilmiş bir birlikteliğin ötesinde, 50 yılın aşan bir maziye sahiptir.

    Bu uzun geçmişte 2015 yılı ile üyelik müzakerelerinin 10’ncu yılına girmiş bulunuyoruz.

    Başlangıcından itibaren taraflar arasındaki ilişki, ülkemizin AB üyeliği hedef alınarak ve belirli kurallar ekseninde yürütülmüş ve yürütülmektedir.

    Bu çerçevede tüm ilgili tarafların, Türkiye-AB ilişkilerinin düzenli bir şekilde gelişmesi yönünde tavır alması gerektiğine inanıyorum.

    Elbette ülkemizin AB üyeliğine karşı çıkanlar olmuş ve olacaktır; ancak bu konuda engelleyici olmama vizyonunu göstermek, Türkiye-AB ilişkilerinin üzerine inşa edildiği temellere saygı duymanın bir gerekliliğidir.

    Üzülerek görüyoruz ki Almanya Başbakanı Sayın Merkel, bir kez daha, Türkiye’ye ve Avrupa’ya, ülkemizin muhtemel AB üyelik yolunun Berlin’den geçtiğini göstermeye çalışmıştır. Ne var ki bu, Sayın Merkel’in bu yöndeki ne ilk, ne de son değerlendirmesi olacaktır. Bu çerçevede bizlerin ülkemizin AB üyeliği ısrarından asla vazgeçmememiz gerekmektedir.

    Çünkü nasıl 2004 Genişlemesi Birleşik Avrupa vizyonunun en kritik aşamalarından bir tanesi olmuşsa, Türkiye’nin AB üyeliği, bu vizyonun tamamlayıcısı olacaktır. Son mülteci krizi de açık şekilde göstermiştir ki, bugün Avrupa'nın karşı karşıya kaldığı sorunlara 'Türkiye'siz' çözüm üretmek imkansızdır. Bu çerçevede Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatan vizyona ve liderliğe, her iki tarafta da, bugün daha çok ihtiyaç duymaktayız”

     İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2015: AB EKSENİNDE TÜKETİCİ KANUNU

    İKV BASIN BÜLTENİ


    6 EKİM 2015


    TÜKETİCİ KANUNU ABYE YÜZDE 99 UYUMLU ANCAK 5 MİLYON ŞİKAYET HALA ÇÖZÜM BEKLİYOR


    İktisadi Kalkınma Vakfı ve TÜRDER işbirliği ile düzenlenen “AB Ekseninde Yeni Tüketici Kanunu” konulu seminer 6 Ekim 2015 Salı günü İstanbul’da gerçekleştirildi. Seminer kapsamında Türkiye'de yürürlükte olan 6502 sayılı "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun" ve uygulamada yer alan olumlu ve olumsuz gelişmeler ele alındı.

    AB’ye uyum sürecinde yasaların uygulamadaki etkinliğini artıran işlevsel bir pazar mekanizmasının ve rekabetçi bir ortamın oluşturulması amacıyla AB'nin gündeminde dijital pazar ve enerji birliği gibi uzun vadeli planların tam olarak uygulanması için tüketici haklarına ve rolüne işaret edilirken, Türkiye'deki mevcut düzenlemelerin, bu pazar yapılarına entegre olma ihtiyacı da giderek artmaktadır.

    Seminer açılışında konuşan İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, önümüzdeki dönemde, tüketici politikasının, uzun vadeli AB stratejilerinin merkezinde yer alacağına dikkat çekti. Bu yıl 6 Mayıs’ta açıklanan Dijital Tek Pazar Stratejisi’nde öngörüldüğü biçimde, tüketicinin dijital ürünlere erişiminin sağlanması, e-ticarette tüketici hakları, tüketiciye daha açık bir şekilde bilginin sunulması, dijital ürünlere yönelik hakları konusunda farkındalığın artırılması, üye ülkelerdeki kurumsal kapasite gelişimi, üye ülkelerdeki farklı uygulamaların uyumlaştırılması ve tüketicilerin karar alma süreçlerine daha aktif katılımının amaçlandığını vurguladı.

    T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Fatma Çağlar ise, amacın yıkıcı cezalar uygulamaktan çok tüketime yön vermek olduğunu ve AB ruhuna paralel olarak tüketicinin bilinçlendirilmesine odaklanıldığını ifade etti. Kanun ile AB mevzuatında yer alan düzenlemelerin yüzde 99 oranında uyumlaştırıldığını belirten Çağlar, tüketici kredileri, müşteri satış sözleşmesi, kredi kartı uygulamaları gibi alanlarda ise AB’den farklı olarak daha sıkı tedbirlerin geçerli kılındığını hatırlattı.

    Seminer kapsamında TÜRDER, TÖF, TÜBİDER, TÜKODER Genel Başkanları ve Rekabet Kurumu temsilcileri biraraya gelerek kanun ve uygulamadaki başarı oranını değerlendirdi. Bir önceki kanuna göre iyileştirmelerin söz konusu olduğuna dikkat çekilirken tamamen AB yönergelerinin temel alındığını ancak 1,5 yıldır yürürlükte olan bu kanunda eksiklerin mevcut olduğu görüşüldü. Tüketici örgütleri ile kamunun işbirliği içinde olması gerektiğinevurgu yapıldı. Kanun kapsamında kamuya yönelik gelen toplam 5 milyon şikayetin ise beklemede olduğunun altı çizildi. Bahsi geçen 5 milyon adet şikayetin derneklere ulaşan kısmında ise şikayet oranlarının ilk sırasında bankacılık işlemlerinin yer aldığını, ikinci sırada ise ayıplı malların geldiği belirtildi. Asıl sorunun ise bu şikayetlerin büyük oranda çözüme kavuşmadığına dikkat çekildi. Rekabet Kanunu ile Tüketici Kanununun birbirini tamamlayıcı olduğuna ancak hakem heyetlerinin kanun kapsamında yetki alanının net olmadığına değinildi.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EYLÜL 2015: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

    İKV BASIN DUYURUSU


    8 EYLÜL 2015

     BASINA YÖNELİK HER TÜRLÜ SALDIRIYI KINIYORUZ

    Geçtiğimiz gün Hürriyet Gazetesi’ne yönelik olarak gerçekleştirilen saldırı basın özgürlüğünü tehdit eden son derece talihsiz bir olaydır. Basın özgürlüğü ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır ve çağdaş demokrasilerin en temel güvencelerinden birini oluşturmaktadır. Basının özgür olmadığı ve korkusuzca haber alma ve yayma görevlerini yerine getiremediği bir ülkenin özgür ve demokratik olduğu söylenemez. Türkiye gibi son yıllarda Avrupa Birliği sürecinde ilerlemeler kaydeden ve demokratikleşmede mesafe alan bir ülkede bu kazanımlardan geri adım atılmaması en büyük temennimizdir. Basın özgürlüğünün güvence altında olmaya devam etmesi ve basın kuruluşları ve basın mensuplarının özgürce görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli güvencelerin sağlanması devletin ve hükümetin en önemli yükümlülükleri arasında gelmektedir. İlgili tüm tarafları bu konuda gerekli hassasiyeti göstermeye davet ediyoruz.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

     

    EKİM 2015: BRÜKSEL TEMASLARI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI


    5 EKİM 2015


    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN BRÜKSEL'DE:
    MÜLTECİ KRİZİ AB VE TÜRKİYE İŞBİRLİĞİNİ GEREKTİRİYOR


    “Avrupa’nın sınırları Türkiye’yi de kapsar ve Avrupa’nın sınır güvenliği ile ilgili hiçbir mesele Türkiye’nin dahil olmadığı bir formülle çözümlenemez.”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere bugün ve yarın Belçika’nın başkenti Brüksel’de olacak.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel temaslarında, bu yaz itibarıyla etkileri Avrupa’da da yoğun şekilde hissedilmeye başlanan mülteci krizi gündemde yer alacak. Avrupa Komisyonu tarafından her yıl düzenli olarak yayınlanan, Türkiye’nin AB karnesi niteliğindeki ilerleme raporunun hemen öncesine rastlaması da, bu ziyaretin önemini artırıyor. Son bilgilere göre, 14 Ekimde açıklanması beklenen ilerleme raporlarının, planlanandan 1 hafta sonra kamuoyuna sunulması öngörülüyor.

    Bilindiği üzere 2 milyonun üzerinde Suriyeli ve Kuzey Iraklı sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’de, sığınmacıların neredeyse yüzde 90’ı Türkiye’nin geniş coğrafyasına dağılmış durumda. Geçici koruma rejimi kapsamında Türkiye’de misafir edilen bu sığınmacılar için ise hedef odaklı yardımların ulaştırılması gün geçtikçe zorlaşıyor. Bu çerçevede eğitimden sağlığa, gıda, beslenme ve barınmadan, sığınmacı haklarına kadar genişleyen bir yelpazede sığınmacıların sorunları her gün katlanarak büyümeye devam ediyor.

    Türkiye’de giderek daha yakıcı hale gelen bu sorunun, 2015 yılı itibarıyla Türkiye sınırlarını aşarak, Avrupa’ya da sirayet etmeye başladığı ise bir gerçek.

    Türkiye üzerinden başta Almanya olmak üzere AB üye ülkelerine giriş yapmaya çalışan mülteciler, ölümü göze alarak, kimi zaman deniz yoluyla, kimi zaman ise yürüyerek Avrupa’ya girmeyi hedefliyor. Kimi AB üye ülkeleri ise Schengen sınırlarında yeniden uygulamaya koydukları kontroller ile bu büyük sorunla mücadele etmeye çalışıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından 1 Ekim 2015 tarihinde açıklanan rakamlara göre, 2015 yılı itibarıyla Avrupa’ya ulaşan mülteci sayısı 700.000.

    Ortak Sorun; Ortak Çözüm:
    İKV olarak, hem Türkiye’yi hem de Avrupa’yı yakından ilgilendiren bu soruna dikkat çekmek ve bu ortak soruna ancak ve ancak ortak çözüm ile sonuç bulunabileceğini tekrar hatırlatmak isteriz.

    Bu krizin bir kez daha ortaya çıkardığı gibi, Avrupa’nın sınırları Türkiye’yi de kapsar ve Avrupa’nın sınır güvenliği ile ilgili hiçbir mesele Türkiye’nin dahil olmadığı bir formülle çözümlenemez.

    AB’nin Ortak Değerleri Tehdit Altında:

    Unutulmamalıdır ki, AB’yi AB yapan temel iki “ortak değer” son yıllarda büyük bir tehdit ile karşı karşıya durumda.

    2008 ekonomik krizi sonrasında ortak para birimi Avro ekseninde halen devam eden tartışmalar, bugün ortak sınır birliği Schengen için de geçerli hale geldi. Uzun bir süre bocalamasına rağmen Avrupa, ortak para birimi Avro’dan geri adım atmamış ve ortak para birimi Avronun bütünlüğünü korumayı zor da olsa başarabilmişti. Şimdi ise sıra Schengen’de. AB’nin bu büyük soruna çözüm üretememesi, Avro gibi Schengen’i de zor duruma sokacak bir hal almaya başladı.

    Bu noktada Türkiye’nin muhtemel AB üyeliği, belki de her zamankinden daha fazla önemli hale gelmektedir.

    2015: Türkiye-AB Üyelik Müzakerelerinde 10’ncu Yıl

    Hatılayacaksınız: içerisinde bulunduğumuz 2015 yılında, Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecinde 10. yılı geride bırakıyoruz.

    Türkiye’nin AB üyeliği bir yana, taraflar bugün, 50 yılı aşan mazilerinde hiç olmadıkları kadar birbirlerine uzak durmaktadır.

    Teknik müzakereler arzu edilen noktada değildir;
    Gümrük Birliği’nin revizyonu tartışmalarında ve Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamalarında adımlar atılmış olsa da, ne Türkiye AB’ye aday bir ülke; ne de AB, Türkiye’yi üye almaya hazır bir birlik imajı çizmektedir.

    Bunun yanı sıra, her iki tarafı da yakından ilgilendiren sorunlar, kartopu gibi büyümeye devam etmektedir.

    İşte bu noktada ortak sorunlara ortak çözümlerin üretilmesi yönünde her iki tarafta da siyasi iradenin güçlenmesi en büyük temennimizdir.

    Bunlarda bir tanesi mülteci krizidir. İki taraf için de aciliyet arz eden mülteci sorununa ortak çözüm bulunması, Türkiye ve AB’yi bir araya getirecektir.

    Bu çerçevede İKV olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın neredeyse bir yıl aradan sonra Brüksel’e gerçekleştirdiği ziyareti zamanında buluyor ve önemsiyoruz.

     
    Önerilerimiz:

    Bu çerçevede iki taraf arasında görüşülmesi beklenen mülteci sorunu ile ilgili olarak aşağıdaki noktaların üzerinde durulmasını tavsiye ediyoruz:

    (*) Türkiye ve AB arasında, Suriyeli mültecilerin insani şartlarda yaşamlarını sürdürmeleri için yük paylaşımı konusunda ortak bir plan oluşturulmalıdır. Türkiye’nin bugüne kadar yapmış olduğu ve 6 milyar doları aştığı söylenen harcamaların, önümüzdeki yıla yönelik tahminleri de kapsayacak şekilde detaylı bir dökümü çıkarılmalı (uluslararası, ulusal ve yerel bazda) ve bu hesaplamalar AB ile görüşmelerde dikkate alınmalıdır.

    (*) Türkiye’de yaşayan 2 milyonu aşan Suriyeli mültecinin, kısa ve orta vadede evlerine geri dönmeleri mümkün olmayacaktır. Mültecilerin Türkiye’de kalışları ile ilgili düzenlemelerin geçici önlemlerin ötesinde, hukuki, kalıcı ve sürekli bir çerçeve içinde ele alınması gerekir. Mültecilerin Türkiye’de ikametleri, çalışma ve eğitim koşulları hususlarında, gerçekçi bir uyum programı oluşturulmalı ve bunun için de AB’nin katkısı araştırılmalıdır.

    (*) Türkiye’nin AB ile imzalamış olduğu geri kabul anlaşması ve vize serbesti süreci ile ilgili olarak öngörülen koşulların sağlanması ve kriterlerin yerine getirilmesi için iki taraf arasında etkili ve karşılıklı iyi niyete dayalı diyalog ve koordinasyonun teknik, idari ve mali alt yapısı güçlendirilmelidir.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Başkanı

    EYLÜL 2015: AVRUPA MÜLTECİ SORUNU

    İKV BASIN DUYURUSU


    4 EYLÜL 2015

    "Sahile vuran masum bir yavrunun cansız bedeni değil; insanlık onurudur"

    Avrupa'da yeni bir hayat kurma hayaliyle, Suriye'de yaşanmakta olan krizden kaçan milyonlarca mültecinin yaşadığı drama, önceki gün bir yenisi daha eklendi. 2 Eylül 2015 tarihinde Bodrum sahilinde çekilen bir fotoğraf karesi ise, 4 yılı aşkın süredir Suriye'de yaşanan dramın ve komşu ülkelere olan etkilerinin en taze, en canlı ama bir o kadar da soğuk gerçeği olarak hafızalardaki yerini aldı.

    Kurulduğu 1965 yılından bu yana, birikimi, deneyimi ve uzmanlığıyla ülkemizin Avrupa ile entegrasyonu sürecinde fikir üreten İKV olarak, yaşanan bu vahşete tepki göstermeyi, her şeyin ötesinde sivil toplum örgütü kimliğimizin bir gereği olarak görüyor ve sadece masum bir yavrunun cansız bedeninin değil, insanlık onurunun sahile vurduğuna inanıyoruz ve ilgili tüm tarafları insanlık tarihinin tanıklık ettiği bu trajediye etkin çözüm üretmeye davet ediyoruz.

    Mültecilerin yaşadıkları bu drama mutlaka uluslararası düzeyde çözümler üretmek gerektiği ortadadır. AB'nin içinde, Almanya ve İsveç gibi mültecileri almayı kabul ederek olumlu tutum sergileyen üye ülkeler bulunmaktadır. Öte yandan, birçok üye ülke mülteci krizine çözüm bulmak için üzerlerine düşen katkıyı vermekten kaçınmış ve AB dayanışma ilkelerine ters düşen bir tutum takındıkları gibi insani değerlere de aykırı davranmıştır. Tüm AB üyesi ülkelerin ortak sorumluluk ilkesine uyumlu politikalar benimsemesi gereğinin yanında, Schengen düzenlemeleri altında mültecilerin kabulüne ilişkin kuralların güçlendirilmesi, göç politikasına ayrılan kaynakların artırılması, daha gerçekçi ve AB'nin genç nüfus sorununa da çözüm üretebilecek bir göç politikasının şekillendirilmesi gerekmektedir.

    Öte yandan, Suriye krizinin yaşandığı ve aralarında petrol zengini ülkelerin de bulunduğu bölge devletleri ve Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi bölgesel kuruluşların da bu konuda sessiz kalmayıp ortak çözümler üretmesi gereği açıkça hissedilmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği gibi küresel düzeydeki yapıların üye devletler tarafından çok daha iyi donatılması ve etkinliğinin sağlanması elzemdir. Sorunun ne kadar acil olduğuna dikkat çekilerek, hemen harekete geçilmesi ve bu soruna insanlığa yaraşır bir çözüm bulunması tüm ülkelerin ortak önceliği olmalıdır.

    Ayhan ZEYTİNOĞLU
    İKV Yönetim Kurulu Başkanı

    TEMMUZ 2015: İKV YENİ YÖNETİM KURULU

    İKV BASIN AÇIKLAMASI 

    6 TEMMUZ 2015

    İKV YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI'NA AYHAN ZEYTİNOĞLU SEÇİLDİ

    6 Temmuz 2015 tarihinde gerçekleştirilen 53. Olağan İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Kurul Toplantısı'nda, Yönetim Kurulu Başkanlığı'na Ayhan Zeytinoğlu seçilmiştir.

    16 Ocak 2014'ten bu yana İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmekte olan Ömer Cihad Vardan, daha sonra oluşan DEİK Başkanlığı'nın getirdiği iş yükü nedeniyle, Başkanlığa yeniden aday olmamıştır.

    İKV' nin yeni Yönetim Kurulu'nda Ayhan Zeytinoğlu, Prof.Dr. Haluk Kabaalioğlu, Işınsu Kestelli, Atilla Menevşe, Ahmet Sayar, Yavuz Canevi, Zeynel Abidin Erdem, İlhan Koyunseven, Zeynep Bodur Okyay, Sedat Zincirkıran, Ali Sami Aydın, Sami Yılmaz, İlhan Soylu, Şükrü Alkan, Cenk Yöney, Simone Kazlowski ve İsmail Gülle yer almaktadır.

    İktisadi Kalkınma Vakfı yeni Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Lisan eğitimini Londra’da bitirdikten sonra 1980 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Indıana Üniversitesinde işletme eğitimi gördü. 1983 yılında onur listesine girerek mezun oldu. 1983 yılında Butler üniversitesinde uluslararası finans konusunda master çalışmasına başladı ve 1985 yılında başarı ile bitirdi. 1986 yılında aile işletmesinde göreve başladı ve halen Zeytinoğlu Yem Tarım ve Endüstriyel Ürünler A.Ş.’de Genel Müdür olarak çalışmaktadır.Aynı zamanda Arkas, ve Zeytinoğlu Grubunun ortaklığı olan Autoport Liman İşletmesinde Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği görevini üstlenmiştir.Zeytinoğlu Denizcilik Genel Koordinatörüdür. 1989 yılında Kocaeli Sanayi Odasının kuruluşunda görev aldı. Kuruluşundan bugüne kadar adı geçen kuruluşta Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 1995 yılında Başkan Vekili seçildi. Ocak 2009’da yapılan Oda organ seçimlerinde Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilmiştir. Mayıs 2013 ‘te yapılan Oda Organ seçimleriyle bir kez daha seçilerek Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine devam etmektedir.

    Zeytinoğlu'nun TOBB’da Genel Kurul Delegeliği, Tahkim Divanı Üyeliği bulunmaktadır. Aynı zamanda DEİK Türk - Avusturalya İş Konseyi Başkanı ve DEİK Türk-Yeni Zelanda iş Konseyi Başkan Yardımcısıdır. Yanısıra Türk-Amerikan Ticaret ve Sanayi Odası (TACCI) Yönetim Kurulu Üyeliği ve ICC / WCF Dünya Odalar Federasyonu Genel Konsey Üyeliği bulunmaktadır. Zeytinoğlui B-20 kapsamında Türkiye Yolsuzlukla Mücadele Çalışma Grubu Başkanlığını da üstlenmektedir. 

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    HAZİRAN 2015: KIBRIS ÇÖZÜM SÜRECİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI 

    KIBRIS’TA ÖZLÜ MÜZAKERELERE GEÇİLDİ

    30 HAZİRAN 2015

    “İKV olarak, yarım asırı aşkın süredir devam eden, Avrupa’daki en eski dondurulmuş ihtilaflardan biri olan Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik BM arabuluculuğundaki müzakere sürecinde, dün özlü müzakereler aşamasına geçilmesini memnuniyetle karşılıyoruz.  Müzakerelerin 7 aylık bir aradan sonra Mayıs ayında yeniden başlamasını takiben atılan kararlı adımlar, 2015 yılının Kıbrıs meselesinin kapsamlı çözüme kavuşturulması için bir karar yılı olduğuna dair umutları güçlendirmektedir”.

    BM arabuluculuğunda 7 aylık bir aranın ardından Mayıs ayında tekrar başlayan müzakere süreci kapsamında, 29 Haziran 2015 tarihinde 4’üncü kez bir araya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve GKRY lideri Nikos Anastasiadis özlü müzakerelere başladı. Akıncı ve Anastasiadis, 15 Mayıs 2015 tarihinde yeniden başlayan son müzakere turu kapsamında, 28 Mayıs ve 17 Haziran tarihlerinde görüşmeler gerçekleştirmişti. 28 Mayıs’taki 2’nci liderler görüşmesinde, yeni sınır geçiş noktalarının açılması, elektrik şebekelerinin birleştirilmesi yönünde pratik adımlar atılması, cep telefonu şebekelerinin her iki tarafta işlerliğinin sağlanması ve radyo frekanslarındaki çakışmaların giderilmesi için adım atılması ile cinsiyet eşitliği komitesi oluşturulmasını içeren güven artırıcı önlemler paketi üzerinde uzlaşılmıştı. 17 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen 3’üncü liderler görüşmesinde ise BMGS Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, BM arabuluculuğundaki tarama sürecinin tamamlandığını ve kapsamlı çözüme yönelik özlü müzakerelerin başlayacağını duyurmuştu. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ise görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, özlü müzakerelere 29 Haziran’da başlanacağını teyit ederek tarafların, 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Açıklama Metni doğrultusunda temel konulara ilişkin pozisyonlarını hazırladıklarını; uzlaşılan ve ulaşılamayan hususları ortaya koyan Akıncı-Anastasiadis belgelerini sunduklarını kaydetmişti.

    Özlü müzakerelere geçilmesi; müzakere masasındaki temel konular olan güç paylaşımı ve yönetim, mülkiyet, toprak, ekonomi, AB üyeliği ve garantörlük başlıklarının ele alınmaya başlanması anlamına geliyor. BMGS Kıbrıs Özel Danışmanı Eide’nin liderler adında yaptığı ortak açıklamaya göre, 29 Haziran’da gerçekleşen görüşmede ele alınan güç paylaşımı ve yönetim, mülkiyet ve toprak başlıklarında ilerleme sağlandı ve Ada’da kapsamlı çözümün ekonomi üzerindeki olası etkileri değerlendirildi. Açıklamada, görüşmenin yapıcı ve sonuç odaklı bir ortamda gerçekleştiği; liderlerin güven artırıcı önlemler konusunda kaydedilen ilerlemeler ile yapılması gerekenler hakkında da görüş alışverişinde bulunduğu belirtildi. Müzakere heyetlerinin özlü konuları görüşmek üzere bu hafta üç kez bir araya gelmesi öngörülüyor. 

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    HAZİRAN 2015: VİZE FATURASI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI


    24 HAZİRAN 2015

    VİZESİZ AVRUPA YOLUNDA TÜRKİYE’YE SON BİR YILIN SCHENGEN VİZE FATURASI

    48,8 MİLYON AVRO


    Bundan tam bir yıl önce, Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması TBMM tarafından onaylandı. Böylece Türk vatandaşları için vizesiz Avrupa yolunda çok önemli bir dönemeç alınmış oldu. Geçen bir yılda, Türk vatandaşlarının AB üye ülkelerine yaptığı 813.339 kısa süreli (C tipi) Schengen vize başvurusu ise, Türk halkına en iyimser tahminle 48,8 milyon avroya mal oldu. Görülüyor ki, AB’nin Türk vatandaşlarına uyguladığı vize zorunluluğunun yarattığı ayrımcılık ve mali külfet halen devam ediyor.

    İKV Uzman Yardımcısı Ahmet Ceran, geçtiğimiz 1 yılda Geri Kabul Anlaşması ve vize serbestliği diyaloğu süreçlerini şöyle değerlendirdi:

    “2013 yılında karşılıklı imzaların atılmasıyla başlayan vizesiz seyahat diyaloğu sürecinde Avrupa Komisyonu, belirlediği 72 teknik kriterden, Türkiye’nin 22 kriteri karşılamış veya karşılamaya yakın olduğu; 40 kriterin bir bölümünü karşıladığı; 10 kriteri ise karşılamadığını teyit etti. Avrupa Komisyonu’nun, vize serbestliği diyaloğuna ilişkin birinci değerlendirme raporunu yayımladığı 20 Ekim 2014 tarihinden bu yana, genel seçim atmosferinin etkisiyle, vize serbestliği diyaloğunu ileri aşamaya taşıyacak reformlara gerekli önceliğin ne yazık ki verilmediği görülüyor. Ulusal eylem planları dahilinde 2015 yılının sonuna kadar gerçekleşmesi hedeflenen, vize serbestliği diyaloğunu büyük ölçüde olumlu etkileyecek; özellikle veri güvenliği, entegre sınır yönetimi ve geri kabul mekanizmalarına ilişkin bir takım yasal düzenlemenin henüz etkin bir şekilde yerine getirilmemesi, sürecin geleceği için tehlike oluşturuyor. Ayrıca AB’nin göç politikalarındaki kronikleşmiş temel sorunlar da devam ediyor. AB’nin güney sınırlarını oluşturan belli başlı ülkeler göç krizini yönetmek zorunda kalırken, sınırların Kuzey’inde kalan ülkelerin, Güney’in yükünü hafifletmek adına etkin işbirliğine gitmediği görülüyor. Görüldüğü üzere, iki milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye ile, Suriye’deki krizden zarar görenlere 3,6 milyar avro tutarında insani yardımda bulunan AB’nin sınır ve göç yönetimine ilişkin sorunları ortak. Dolayısıyla ortak sorunların çözümünde, tarafların ortak tutum sergilemesi büyük önem taşıyor. Türkiye ve AB tarafından yükün paylaşılması, hem vize serbestliği diyaloğunun ilerlemesi, hem de katılım müzakerelerinin 23’üncü ve 24’üncü fasılları açısından oldukça önemli. Bu alanda yaşanacak pozitif gelişmelerin Türkiye ve AB kamuoylarında olumlu bir hava yaratması da oldukça muhtemel.”


    GÖÇ YÖNETİMİNDE AB’NİN ZORLU SINAVI

    İKV Uzman Yardımcısı Ahmet Ceran, şöyle devam etti: “Geri Kabul Anlaşması’nın TBMM tarafından onaylandığı 25 Haziran 2014 tarihinden bu yana, Avrupa’nın göç yönetimine ilişkin karnesine bakıldığında, AB’nin de başarılı bir performans ortaya koyduğunu söylemek zor. Hatırlanacağı üzere 2015 yılının Nisan ayında Akdeniz’i kana bulayan ve 900’e yakın göçmenin hayatını kaybetmesine sebep olan deniz kazası, kayıtlara AB tarihinin en ölümcül göçmen faciası olarak geçmişti. Geçtiğimiz bir yılda, AB’nin en krizli göç yolu kabul edilen Doğu Akdeniz rotasında etkin bir kontrolün sağlanamadığı da açık şekilde görülüyor. Bu noktadan hareketle, Avrupa Komisyonu, 13 Mayıs 2015 tarihinde, Avrupa’da göçün her boyutunun daha iyi yönetilebilmesine yönelik yeni göç gündemini kamuoyuyla paylaştı. AB’nin yeni göç gündemi kapsamında, karşılıklı koordinasyonu artırmaya yönelik olarak Türkiye’de yeni bir irtibat noktası kurulması da bekleniyor.

    HAZİRAN 2015: İKV-DEİK ORTAK BAŞSAĞLIĞI MESAJI

    İKV-DEİK ORTAK BAŞSAĞLIĞI MESAJI

    17 HAZİRAN 2015

    SÜLEYMAN DEMİREL'İN VEFATI

    “Türk siyasi tarihinde 50 yıla damgasını vurmuş, 7 kez başbakanlık görevini üstlenmiş ve derin izler bırakmış 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel'in vefatı, ülkemiz için önemli bir kayıptır. Siyasi tarihimizde ayrı bir  yeri olan ve ülkemize önemli hizmetleri bulunan Merhum Süleyman Demirel'e Allah'tan rahmet, ailesi, sevenleri ve milletimize başsağlığı dilerim.”

     Ömer Cihad VARDAN

     İKV-DEİK Yönetim Kurulu Başkanı

     

    HAZİRAN 2015: 2014 AP TÜRKİYE RAPORU KABULUNE İLİŞKİN İKV BASIN AÇIKLAMASI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    10 HAZİRAN 2015

     

    Başkan Ömer Cihad Vardan: Müzakere sürecinde yeri olmayan bir konunun AP raporuna girmesi kabul edilemez!

    2014 AP TÜRKİYE RAPORU KABUL EDİLDİ

     

    Mayıs ayındaki oylama, hararetli tartışmalar ve çoğu Türkiye karşıtı aşırı sağ görüşlü bazı parlamenterlerden gelen değişiklik önergeleri nedeniyle ertelenen Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 2014 Türkiye Raporu bugün kabul edildi.

    Konuyla ilgili açıklama yapan İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan:

     “Bugün kabul edilen AP raporu, öncekilerden farklı olarak yeni maddeler ve konular içermektedir. Ancak eklenen bu maddeler raporu maalesef Türkiye açısından daha dengeli, yapıcı ve hakkaniyetli hale getirmemiştir.

    Raporda bilhassa 7 Haziran genel seçimlerinin Türkiye demokrasisinin dayanıklılığının bir göstergesi olduğunun, Türk toplumunun zenginliğini yansıttığının belirtilmesi önemlidir. Tıpkı seçim sonrasında İKV olarak, bizim de ifade ettiğimiz gibi, tüm siyasi partilere, AB ile olan diyaloğunu yenileyecek, istikrarlı ve kapsayıcı bir hükümetin kurulması çağrısında bulunulmaktadır.

    Raporda ayrıca 23 ve 24’ünci başlıkların açılması için açılış kriterlerinin bildirilmesinin talep edilmesi ve enerji dâhil beş fasılda müzakerelerin hızlandırılması çağrısı yapılması da memnuniyet vericidir. Buna rağmen, yeni fasılların açılması konusunda ne yazık ki net ve kararlı bir tutum görülmemektedir.

    İlaveten, raporda Türkiye’nin Rusya ile giderek artan enerji işbirliğini endişe verici bulmak yersiz ve hatta manidardır.

    Öte yandan, Gümrük Birliği’nin revizyonu konusunda tarafların mutabakata vardığı bir ortamda, ilgili maddede sadece AB şirketlerinin karşılaştığı sorunlara vurgu yapılması ve Türkiye’nin konuyla ilgili defalarca dile getirdiği meselelerin göz ardı edilmiş olması, 20 yıla yakın gümrük birliği içinde olan Türkiye’ye büyük haksızlıktır.

    Son olarak; raporda en dikkat çeken siyasi unsur, 1915 olaylarına ilişkin Nisan ayında kabul edilen AP kararına atıfta bulunulmasıdır. 1915 olaylarıyla ilgili Türkiye’nin tüm açık tavrına ve uyarılarına rağmen müzakere sürecinde yeri olmayan bir konunun AP raporuna girmesi kabul edilemez.” 

    HAZİRAN 2015: İKV VE DEİK YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN MİLLETVEKİLİ SEÇİM SONUÇLARI BASIN AÇIKLAMASI

    İKV-DEİK ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

    8 HAZİRAN 2015  

    İKV VE DEİK YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN MİLLETVEKİLİ SEÇİM SONUÇLARI BASIN AÇIKLAMASI

     

    2015 Genel seçimlerinin, Türkiye’nin demokrasi tarihinin birikimine uygun bir olgunlukla geçtiğini ve sonucunda Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcının işaret edildiğini belirten Vardan şunları ifade etti:

    ‘’Türkiye, yetmiş yıla yaklaşan çok partili demokratik tecrübesiyle bir seçim dönemini daha geride bırakmıştır. Vatandaşlarımız yüksek bir katılımla ve sükûnet içinde iradelerini beyan etmişlerdir. Tüm dünyanın izlediği, sivil toplum kuruluşlarımızın ve vatandaşlarımızın da ilgiyle yakından takip ettiği, şeffaf, katılımcı ve tüm endişelerin aksine AB standartlarında bir süreci hep beraber arkada bırakmış bulunuyoruz.

    Genel seçim sonrasında ortaya çıkan tablo, 2002’den bu yana tek başına iktidar olan AK parti de dahil olmak üzere hiçbir partinin tek başına iktidar olmasına imkan tanımamaktadır. Dolayısıyla sonuçlar, yeni hükümetin oluşumunda partilerin bir araya gelmesi gerekliliğine işaret etmektedir.

    Bu vesileyle iş dünyası olarak, yeni dönem için, Türkiye’nin bugüne kadar elde etmiş olduğu kazanımlarını devam ettirecek, başlanmış projeleri neticelendirecek, planlanan projelere başlayacak, uzun vadeli hedefleriyle uyumlu bir hükümetin oluşarak göreve başlamasını umut ediyoruz. Türkiye, bilhassa bölgesel risklerin ortaya çıkardığı büyük meydan okumaları göğüslemek ve toplumsal sorunlarını çözmek için yeni seçilen Parlamento içinde çözümler üretmek ve ekonomi gündemine odaklanmak zorundadır. Ülkemizin son yıllardaki kazanımları güven ve istikrar ortamının bir neticesidir. Komşu coğrafyalarımızda, özelikle kuzeyimizde ve güneyimizde çok büyük istikrarsızlık alanları varken, ülke içinde ayrı bir istikrarsız duruma müsaade etmemeliyiz.

    Türkiye’nin kaybedecek vakti yoktur. Herkesin ülkenin âli menfaatleri için çalışması gerekmektedir. Bizler, yatırımların devamına vesile olacak bir güven ortamının yeni dönemde de tesis edilmesini ve yapısal reformlara da devam edilmesini arzu ediyoruz. Ayrıca tüm kazanımlarımızı koruyarak ülkemizin uzun vadeli hedeflerine odaklanılması ve bu bağlamda yeni Anayasanın yapılması ile AB sürecine de devam edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu vesileyle 2015 genel seçimlerinin tüm ülkemize hayırlar getirmesini diliyoruz.’’   

    HAZİRAN 2015: MAHİNUR ÖZDEMİR BASIN DUYURUSU

    İKV BASIN DUYURUSU


    1 HAZİRAN 2015

    MAHİNUR ÖZDEMİR’İN ERMENİ TEZLERİNİ TANIMADIĞI GEREKÇESİYLE PARTİSİNDEN İHRAÇ EDİLMESİ AVRUPA DEĞERLERİ İLE ÇELİŞMEKTEDİR

    Belçika’daki Türklerin en başarılı temsilcilerinden, Brüksel Başkent Parlamentosu üyesi Sayın Mahinur Özdemir, 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren bildiriyi imzalamayı reddettiği için partisi, Frankofon Merkez Hu¨manist Demokrat Parti (CDH)’den ihraç edilmiştir. 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesi ile ilgili herhangi bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Ayrıca bu olayların soykırım olarak tanınması yönünde, ne AB, ne de Belçika hükümetinin resmi bir tutumu yoktur. Seçilmiş bir Parlamento üyesinin görüşleri nedeniyle Partisinden ihraç edilmesi, demokrasi ve insan haklarının evrensel normları ile çeliştiği gibi, AB’nin temelini oluşturan değerleri de ihlal etmektedir.

    1915’te yaşanan acıları anmaktan çok, siyasi bir rant kavgasına dönüşen soykırım iddiaları, Mahinur Özdemir’in durumunda, Belçika’daki Türk toplumuna karşı ayrımcı bir yaklaşımı da maskelemektedir. Tarihi ve trajik bir olayın bugün siyasi amaçlar için kullanılması ve bu konuda farklı görüşlerin ifade edilmesinin otoriter bir tutumla engellenmesi kabul edilemez. Bu tür hareketler, Belçika’daki 220 bin Türk kökenlinin Belçika toplumu ile entegrasyonu ve demokratik temsili açısından hiç de olumlu sonuçlara yol açmayacaktır. CDH’yi, ifade özgürlüğü ve demokratik temsil ilkelerine ters düşen bu ihraç kararını geri almaya davet ediyoruz.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    MAYIS 2015: KIBRIS MÜZAKERE SÜRECİ

    İKV BASIN DUYURUSU


    14 MAYIS 2015

    ADA’DA MÜZAKERELER YARIN YENİDEN BAŞLIYOR

    Ekim ayında Rum tarafının tek yanlı olarak masayı terk etmesiyle kesintiye uğrayan BM gözetimindeki birleşme müzakerelerine 15 Mayıs 2015 tarihinde yeniden başlanacak. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile GKRY lideri Nikos Anastasiadis’in yarın bir araya gelerek müzakereye konu olan başlıkların üzerinden geçmeleri ve görüşmelerin yol haritasını belirlemeleri öngörülüyor.

    “İKV olarak, Kıbrıs’ta Rum tarafının müzakere masasını terk etmesiyle kesintiye uğrayan birleşme müzakereleri sürecinin yeniden başlayacak olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Avrupa’daki en uzun süreli donmuş ihtilaflardan biri olan Kıbrıs meselesinin adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasının zamanı çoktan gelmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ziyareti sırasında ifade ettiği gibi, 2015 yılının Kıbrıs’ta “çözüm yılı” olmasını biz de umut etmekteyiz.”
     

    Bu noktada Ada’da oluşan bu olumlu ortamın taraflarca değerlendirilmesi ve 1968’den beri farklı girişimlerle sürdürülen müzakere sürecinde çözüme yönelik bir fırsatın daha kaçırılmaması büyük önem taşımaktadır. Kıbrıs meselesinin 11 Şubat 2014 tarihinde Rum lider Anastaisadis ile dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun üzerinde mutabakata vardığı Ortak Açıklama Metni’nde belirtilen ilkeler doğrultusunda iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Kıbrıs meselesinin kalıcı ve adil şekilde çözümü gerek tarafların gerekse AB başta olmak üzere uluslararası camianın yararınadır. Bu noktada, AB’nin de 2004 yılında siyasi saiklarla gayrihukuki bir şekilde Ada’nın tamamını temsilen üyeliğe kabul ettiği Rum tarafına sorumluluklarını hatırlatması ve Rum tarafını müzakerelerde yapıcı bir tutum sergilemeye ikna etmesi büyük önem taşımaktadır.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    MAYIS 2015: GÜMRÜK BİRLİĞİ REVİZYONU

    GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN REVİZYONUNA İLİŞKİN MUTABAKAT HAKKINDA İKV GÖRÜŞÜ

    12 MAYIS 2015

    İKV: "20'nci yılına yaklaşan Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin yeniden şekillenmesinin zamanı çoktan gelmiştir."

    12 Mayıs 2015 tarihinde, Türkiye ve AB arasında Gümrük Birliği’nin revizyonuna ilişkin mutabakata varıldı.

    İKV olarak, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiye ile AB arasındaki ilişkinin önemli bir aşamasının teşkil eden Gümrük Birliği’nin revizyonuna yönelik bu gelişmeyi önemsiyor ve üyelik müzakerelerinin 10'ncu yılında atılan bu adımın sürece olumlu katkılarda bulunması temennimizi dile getirmek istiyoruz.

    Hiç şüphesiz 20'nci yılına yaklaşan Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin, yeni küresel ekonomi düzeni, günün şartları ve tarafların ihtiyaçları çerçevesinde yeniden şekillendirilmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Bugün ne Türkiye ne de Avrupa, 20 yıl öncesinin Türkiye’si veya Avrupa’sıdır. Bunun ötesinde bugünkü küresel ekonomi ve ticaret düzeni, 20 yıl öncesinden çok daha farklı ve karmaşık bir boyuta taşınmıştır. Dolayısıyla Türkiye-AB Gümrük Birliği ilişkisinin zamanın şartlarının gerektirdiği şekilde yenilenmesi, hiç şüphesiz 1996 yılında Gümrük Birliği’nin tesis edilmesinden sonraki en önemli dönemeçlerden bir tanesidir. Bu süreçte Gümrük Birliği’nin Ankara Anlaşması ve Katma Protokol temelinde tesis edildiği unutulmamalı ve bu Ortaklık Anlaşması'nın içerdiği diğer serbest dolaşım ve ekonomide uyum alanlarındaki hükümler hayata geçirilmelidir.

    İKV: "Gümrük Birliği’nin revizyonu, Türkiye için geleceğin ticaret sahnesine açılan kapının anahtarıdır"

    İKV olarak Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği’nin revizyonunun, Türkiye'ye önemli katkılar sağlayacağı inancındayız.

    Söz konusu revizyon, öncelikle vize ve taşıma kotaları gibi, mevcut Gümrük Birliği ilişkisinin artık kronikleşen sorunlarını giderme yönünde taraflara önemli bir fırsat penceresi sunarken, AB’nin ticaret politikasında giderek önem kazanan yeni nesil serbest ticaret anlaşmaları (STA) dünyasına, Türkiye'nin daha sağlam adım atmasına imkan tanıyacaktır. Bu çerçeveden bakıldığında söz konusu revizyon müzakerelerinde kazanılacak tecrübe, Türkiye için geleceğin ticaret sahnesine açılan kapının anahtarı vazifesini görecektir. Hiç şüphesiz bu anahtar da, Türkiye'nin müzakere masasında yer alma ısrarını sürekli olarak dile getirdiği TTYO müzakerelerinin kapısını açacaktır.

    Bu kısa vadeli faydalara ek olarak, 1996 yılında Gümrük Birliği’nin tesisinin ardından Türkiye ekonomisinde yaşanan sıçramanın bir benzerini, aradan geçen 20 yıl sonra yeniden görmemiz mümkün olabilir.

    İKV: "Türk iş dünyası bu adımı önemsemeli; kendi pozisyonunu oluşturmalı"

    İKV olarak, Türk iş dünyası açısından son derece önemli bir anlam taşıyan bu adımın önemsenmesi ve Türk iş dünyasının kendi pozisyonunu belirlemesi gerekliliğini tekrar hatırlatmak isteriz. Bu noktada iş dünyası açısından bazı hususlara dikkat çekilmesi ihtiyacını da duyuyoruz.

    1-Kamu ve özel sektör müzakere kapasitesinin oluşturulması:

    Öncelikle kamuda yoğunlaşan geniş bir STA tecrübesinin varlığına dikkat çekerken, yeni nesil STA’ların çok farklı boyutları olduğunun unutulmaması gerekir. Bu süreçte kamunun yürüttüğü müzakerelerde mutlaka ama mutlaka özel sektörün desteğinin alınması gereklidir. Bu çerçevede güçlü bir kamu ve özel sektör müzakere kapasitesi oluşturulması elzemdir.

    2-Etkin bir kamu-özel sektör irtibat mekanizmasının oluşturulması:

    Bu müzakere kapasitesi sadece bilgi veya sadece insan gücünden ibaret değildir. Yeterli ve her an yenilenen bir bilgi birikimi, hem kamu sektörü, hem de özel sektör kesimi için bu birikime erişim imkanı ve nihayetinde kamu – özel sektör irtibatını sağlayacak sağlam, sürekli bir mekanizmanın oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede müzakereleri yürütecek kamu sektörü ekibine, özel sektörü temsilen bir temsilcinin dahil edilmesi hususunda özel sektör ısrarcı olmalıdır.

    3- Özel sektörün güçlü bir iradeye sahip olurken, kendi pozisyonunu belirlemesi:

    Tarım ve hizmetler sektörü hiç şüphesiz, önümüzdeki dönem yürütülecek ticaret diplomasisinin en zorlu alanlarından ikisidir. Buna ek olarak karşı tarafta bu alanlarda yürütülen müzakerelerde çok deneyimli ve kural koymaya alışık bir müzakere tarafı olduğu unutulmamalıdır. “Başarılı” bir müzakere için, Türk özel sektörünün elinde, güçlü bir iradeye sahip, sağlam bir müzakere pozisyonu olması gereklidir. Söz konusu pozisyonun oluşturulması elbette ki Türk özel sektörünün elindedir. Bu noktada mevcut bilgi birikimi ve tecrübe doğru kullanılmalı; kısa zamanda Türk özel sektörü gerekli hazırlıklarını tamamlamalıdır.

    4- Vize sorunu unutulmamalı:

    Olumlu katkıları yadsınamayacak kadar açık olan bu süreçte, müzakerelerin iş dünyası açısından tek eksik bacağı, Türk vatandaşlarına yönelik zorunlu vize uygulamasıdır. İlerleyen süreçte, müzakerelerin tamamlanması ile birlikte Türkiye, taşımacılık sektöründe artık bir AB ülkesi gibi kabul edilecek ve böylece kota gibi uygulamalara muhatap bırakılmayacaktır. Bu da mevcut Gümrük Birliği ilişkisinin kronikleşen sorunlarından birine çözüm sağlayacaktır. Ancak taşıma kotaları kadar önemli olan vize sorununda da çözüme ihtiyaç vardır. Bu noktada vize alanında, çözümün Geri Kabul ve vize serbestliği diyaloğu çerçevesine sıkıştırılmaması büyük önem taşımaktadır.


    5 SORUDA GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN REVİZYONU
    İKV BİLGİLENDİRME NOTU

    1-Gümrük Birliği’nin revizyonu ne anlama geliyor?

    Söz konusu revizyon, Gümrük Birliği’nin işleyişinde var olan sorunların aşılması, Türkiye ile AB arasında ekonomik açıdan daha geniş bir entegrasyonun sağlanması anlamına gelmektedir.

    2-Gümrük Birliği neden revize ediliyor?

    Bilindiği üzere AB’nin ticaret politikasında yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının (STA) ivme kazanmasıyla, Türkiye’nin karar alma mekanizmalarında hak ettiği yeri alamaması, ülkemizin ticari ilişkilerinde olumsuz etkilere neden olmuş ve olmaktadır. Hele ki küresel ekonomide kuralları yeniden belirleme potansiyeline sahip olan TTYO, bir yandan Türkiye'nin ABD ile ticaret dengesini olumsuz etkileyecek, diğer yandan da Türk ürünlerinin AB ürünleri karşısında ABD pazarında rekabet imkanını azaltacaktır. Bunun ötesinde TTYO, Türkiye'nin dış ticaretinde çok önemli yere sahip olan bu iki ekonomiye olan mal ve hizmet ticareti ve yatırımlar alanında yeni belirlenecek düzenlemeler ve normlara göre hareket etmesini gerektirecektir. Bu şartlar altında Türkiye'nin halihazırda AB ile mevcut olan Gümrük Birliği ilişkisini güncellemesi, yaklaşan bu büyük değişime hazırlık açısından büyük önem taşımaktadır.

    Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin işleyişine ilişkin yaşadığı ve artık kronikleşen sorunların aşılmasında, mevcut işbirliğinin revizyonuna ihtiyaç duyulmaktadır. Bu soruların arasında taşıma kotaları ile Türk vatandaşlarına yönelik zorunlu vize uygulaması gelmektedir.

    3-Gümrük Birliği’nin revizyonu neler getirecek?

    Hiç şüphesiz Gümrük Birliği’nin revizyonu, öncelikle Türkiye'nin değişen küresel ekonomi düzenine daha etkin şekilde entegrasyonunun önünü açacak, başta TTYO olmak üzere küresel ticareti yeniden şekillendiren girişimlerin bir parçası olmasını kolaylaştıracaktır.

    Söz konusu girişim ayrıca mevcut ilişkinin kronikleşen sorunlarının aşılması için taraflara önemli bir fırsat sunması açısından önemlidir. Ayrıca Gümrük Birliği’nin kapsamına tarım, hizmetler ve kamu alımlarının dâhil edilerek güncellenmesi ile ekonomik ve ticari ilişkilerin derinleştirilmesi de söz konusu olacaktır.

    4-Gümrük Birliği’nin revizyonu hangi aşamalardan oluşuyor?

    Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin müzakerelerin en erken 2016 yılında başlamasını beklemek doğru olacaktır.

    İmzalanan Mutabakat Zaptını takiben, AB tarafı kendi müzakere pozisyonunu oluşturmak için harekete geçecek; bu kapsamda Komisyon tarafından hazırlatılacak etki analizi, Üye Devletlerle paylaşılacaktır. Üye ülkelerin etki analizine ilişkin görüşleri de alındıktan sonra, AB’nin pozisyonu oluşturulacak ve AB Konseyi, Avrupa Komisyonuna müzakere yetkisi verilecektir. Bu yetkinin ardından Türkiye ve AB taraflarının müzakere masasına oturmalarının en erken 2016 yılını bulması beklenebilir.

    5-Türk özel sektörü revizyon sürecine nasıl hazırlanmalı?

    1-Kamu ve özel sektör müzakere kapasitesinin oluşturulması: Bu süreçte kamunun yürüttüğü müzakerelerde mutlaka ama mutlaka özel sektörün desteğinin alınması gereklidir. Bu çerçevede güçlü bir kamu ve özel sektör müzakere kapasitesi oluşturulması gerekir.

    2-Etkin bir kamu-özel sektör irtibat mekanizmasının oluşturulması: Yeterli ve her an yenilenen bir bilgi birikimi; hem kamu sektörü, hem de özel sektör kesimi için bu birikime erişim imkanı ve nihayetinde kamu – özel sektör irtibatını sağlayacak sağlam, sürekli bir mekanizmanın oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede müzakereleri yürütecek kamu sektörü ekibine, özel sektörü temsilen bir temsilcinin dahil edilmesi hususunda ısrarcı olunmalıdır.

    3- Özel sektörün kendi pozisyonunu belirlemesi: Tarım ve hizmetler sektörü hiç şüphesiz, önümüzdeki dönem yürütülecek ticaret diplomasisinin en zorlu alanlarından ikisidir. Buna ek olarak karşı tarafta bu alanlarda yürütülen müzakerelerde çok deneyimli ve kural koymaya alışkın bir müzakere tarafı olduğu unutulmamalıdır. “Başarılı” bir müzakere için, Türk özel sektörünün elinde, güçlü bir iradeye sahip, sağlam bir müzakere pozisyonu olması gereklidir.


    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    MAYIS 2015: AVRUPA GÜNÜ İKV TOPLANTISI

    BASIN BÜLTENİ

     

    9 MAYIS 2015

     

     

    AVRUPA GÜNÜNDE AB ÜYELİĞİNE TAM DESTEK

     

    İktisadi Kalkınma Vakfı’nın kuruluşunun 50. Yılı vesilesiyle, 9 Mayıs 2015 Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır’ın katılımlarıyla, İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın ev sahipliğinde, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu,  İKV’nin kurucu kuruluş Başkanları İSO Başkanı Erdal Bahçıvan ve İTO Başkanı İbrahim Çağlar’n katılımları ile bit toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda İKV tarafından yaptırılan, kamuoyundaki AB desteği ve halkımızın AB ile ilgili görüşlerini ortaya koyan, bugüne kadar ki en kapsamlı kamuoyu araştırmasının sonuçları açıklandı.

     

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Erdoğan: “Bizim yeni Türkiye hedefimiz asla AB’den bağımsız bir hedef değildir. Avrupa’nın güvenliği, bizim batı sınırlarımızda değil doğu sınırlarımızda başlıyor. Türkiye, AB’de sadece siyasi değil ekonomik istikrarının da anahtarıdır.” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yeni AB stratejisinin üç temel üzerine inşa edildiğini hatırlatırken, sözlerine şöyle devam etti: “Bu yeni vizyonun muhataplarımızda karşılık bulması ve benimsenmesi gerekiyor. İKV, 1965’ten bugüne kadar bu kapsamda örnek bir çalışma yürüttü. Bu katkının artmasına ihtiyaç var. Ulusal değil, uluslararası bazda bir kamu diplomasisine ihtiyaç duyuyoruz. Ben sizlere güveniyor ve inanıyorum.”

     

    12 yıl önce hiçbir fasıl açılmadığı halde bir mücadele başlattık. 15 üye vardı. Daha sonra alınan 13 üyenin Türkiye ile kıyaslanacak hiçbir tarafı yoktur. Tamamen siyasi karar verilmiştir.” Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkenin ihtiyacı olan reformların devam ettirileceğini vurgularken,  23 ve 24 numaralı fasıllar açılması konusunda, Avrupalı muhatapların Türkiye’ye hak verdiğine dikkat çekti.

     

    AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, AB müzakere sürecinin artık bir ekonomik reform meselesi olmaktan çıktığına dikkat çekti.  Türkiye’nin 28 AB üye ülkesinin 22’sinden daha iyi durumda olduğuna dikkat çeken Bakan Bozkır, ülkemizin Kopenhag kriterlerine uygun reformları gerçekleştirildiğini vurguladı; “300 milyar dolarlık gümrük birliğine ulaşmak istiyoruz” dedi.

     

    TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ise, 9 Mayıs Avrupa Gününde gerçekleşen toplantıda “AB’ye bakışımız kazan-kazan esasına dayanmaktadır. Bu süreçte toplumun tüm kesimleri kazanacaktır” dedi. Sözlerine “TOBB olarak 50 yıldır İKV’nin vizyonuna sahip çıkıyor ve destek oluyoruz. AB üyesi birçok ülke, Maastricht kriterlerini yakalayamazken, Türkiye bu kriterleri karşılıyor.” Vize serbestliği diyaloğunun bir an önce tamamlanması gerektiğini vurgulayan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu,  vize konusunda getirilen kısıtlamaların kabul edilemez olduğunu söyledi.

     

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, toplantının açış konuşmasında İKV tarafından Realta Araştırma Şirketi’ne, Türkiye genelinde AB’ye ilişkin bilgi ve farkındalık düzeyinin belirlenmesi ile Türkiye’de AB üyeliğine destek konusundaki görüşlerin incelenmesi amacıyla yaptırılan kamuoyu araştırma çalışmasının sonuçlarını şu şekilde özetledi:

     

    “AB’yi duyuyoruz; ama bilmiyoruz.”

     

    Araştırmaya katılan her 5 kişiden 4’ü AB’yi daha önce duyduğunu ifade etmekle birlikte, katılımcıların %85’i AB hakkında ‘hiç’ veya ‘biraz’ bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir.  Bu durum Türkiye kamuoyunda AB konusunda genel olarak bilgi eksikliğinin bulunduğuna işaret etmektedir.

    AB hakkında bilgi düzeyinin coğrafi dağılımına bakıldığında, Türkiye’nin batısından doğusuna gidildikçe AB’ye ilişkin bilgi düzeyinin azaldığı görülmektedir. Bunun yanında genç nüfusta AB bilinirliğinin daha fazla olduğu görülmekte, yaş ilerledikçe AB hakkındaki bilgi seviyesi düşmektedir.

    “AB’yi medyadan ve internetten takip ediyoruz.”

    Araştırma AB hakkında yaygın bilgi kaynaklarının geleneksel medya araçları (televizyon, gazete, radyo) ile internet olduğunu göstermektedir. Her ikisi birlikte AB hakkındaki bilgi kaynaklarının neredeyse %80’ine denk gelmektedir. Bilgi kaynaklarına ilişkin şaşırtıcı bir diğer sonuç ise, Türk ve AB resmi kurumlarının AB konusunda bilgi kaynağı kullanımının son derece düşük olduğudur.

    “Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyoruz ama üyeliğe olan inancımız azalıyor.”

    Türkiye’de kamuoyu AB üyeliğini desteklemekle birlikte, Türkiye’nin AB’ye üye olacağına inanmamaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de AB üyeliğine destek %61,8 iken, Türkiye’nin AB üyesi olacağına inananların oranı sadece %30’dur. Benzer şekilde araştırma katılımcılarının %73’ü de Türkiye’nin AB üyeliğine olan inançlarının azaldığını ifade etmektedir.

    “Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyoruz, ama kısa zamanda üye olmayı beklemiyoruz.”

    Araştırmaya katılanların %77’si önümüzdeki beş yıl içinde Türkiye’nin AB üyesi olmasını beklememektedir.

    “Gençler AB üyeliğinden daha umutlu”

    45 yaşın altındaki nüfusun AB üyeliğinin gerçekleşeceği konusunda daha umutlu olduğu görülmektedir.

    “AB üyeliğine desteğin nedenleri: Ekonomik gelişmişlik düzeyinin artması ve serbest dolaşım”

    Katılımcılarının yaklaşık yarısı, Türkiye’nin AB üyeliğini refah ve ekonomik gelişmişlik düzeyinin artması ile serbest dolaşım imkânlarına erişim sağlanacağı gerekçeleriyle desteklemektedir

    “Temel kaygı: Taraflı yaklaşım ve kimlik”

    Araştırma sonuçları AB üyeliğini desteklememe sebeplerinin başında AB’nin Türkiye’ye yönelik uyguladığı çifte standartlı yaklaşımı göstermektedir. Aynı zamanda, her 4 katılımcıdan 1’i AB üyeliğinin Türk kültür ve kimliğine zarar vereceği kaygısını taşımaktadır.

    “AB üyeliği ekonomik açıdan yararlı”

    Araştırma katılımcılarının yaklaşık yüzde 65’i Türkiye’nin AB üyeliğini ekonomik açıdan yararlı bulmaktadır. Bunun yanında araştırmaya katılan her 3 kişiden biri Türkiye’nin ekonomik açıdan AB’ye ihtiyacı olmadığını düşünmektedir.

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    NİSAN 2015: AP ERMENİ KARARI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    19 NİSAN 2015

    AP, Ermeni kararıyla ilişkilerde yeni bir Kıbrıs Vakası daha mı oluşturmak istiyor?

     

    "Avrupa Parlamentosu (AP), 15 Nisan 2015 tarihinde yapılan oylama ile sözde 'Ermeni Soykırımının 100'üncü Yıldönümü' başlıklı karar taslağını oy çokluğuyla kabul etmiş; ne yazık ki  bir kez daha Türkiye'ye yönelik ayrımcı ve tek taraflı yaklaşımını ortaya koymuştur. 

     

    Her ne kadar Parlamento bu konuda daha ağır talepler içeren benzer kararları 1987 yılından itibaren müteaddit defalar kabul etmiş olsa da, AP'nin bu son karara imza atmasıyla akla gelen ilk soru, AB'nin Türkiye - AB ilişkilerinde yeni bir Kıbrıs Vakası mı oluşturmak istediğidir?

     

    50 yıldır Türkiye’nin Avrupalılaşma serüvenini yakından takip eden, sürece arzu edilen ve hak ettiği ivmeyi kazandırma çabasında olan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) olarak, 1915 olaylarına ilişkin yaşanan ve artık kronikleşen bu tartışmaların, sadece Türkiye-AB ve Türkiye-Ermenistan ilişkileri açısından değil, ülkemizin uluslararası arenadaki saygınlığı ve uluslararası toplumla olan ilişkileri açısından da zedeleyici olduğuna inanıyoruz. 


    Konunun sürekli olarak siyasi ve diplomatik boyutlarıyla, tek taraflı bir bakış açısından Türkiye’nin önüne getiriliyor olması sorunun kalıcı çözümüne hiçbir şekilde fayda sağlamadığı gibi, meselenin çözümünü de sekteye uğratmakta ve çok daha karışık bir hale getirmektedir. Bu çerçevede, 1915 olaylarının objektif bir biçimde ve tarihsel gerçekler ışığında değerlendirilmesinin, sorunun çözümüne kalıcı katkı sağlayacağına inanıyoruz. İKV olarak, tarafların 1915 olaylarını kendi ulusal hafıza kayıtlarını dikkate alarak değerlendirmeleri, hafızaların uyuşmadığı hallerde ise, akademik çalışmaların önem kazanmasına imkân verilmesi gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.

     

    Unutulmamalıdır ki Türkiye, 1915 olaylarına ilişkin Osmanlı arşivlerinin büyük bir kısmını araştırmacıların kullanımına açarak, bu yöndeki eleştirileri gidermeye dönük adımları atmıştır. Her vesileyle de Türkiye, arşivlerin taranması konusunda araştırmacılara çağrısını yenilemektedir. Bu noktadan sonra, konunun bilimsel kriterlere uygun bir şekilde araştırılması ve sonuca varılmasında fayda vardır. 

     

    Bunun yanı sıra, AP kararında ileri sürülen Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına dair Sözleşme 1948 tarihli olup, Sözleşme'nin geriye dönük olarak uygulanamayacağını tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz. Kaldı ki, Sözleşmede de ifade edildiği üzere bir eylemin 'soykırım' olarak nitelendirilmesi için taraflarca tanınan ulusal veya uluslararası bir mahkemenin kararına ihtiyaç bulunmaktadır. 

     Altında yatan neden veya nedenler her ne olursa olsun, hiç şüphesiz 1915 olayları bir 'ortak acıdır'.  

    Bu acının Türkiye'de, 2014 yılında Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, en yüksek perdeden dillendiriliyor ve paylaşılıyor olmasının, özellikle taraflar arasındaki ihtilafların çözümüne olumlu katkı sağlaması beklenirken, AP tarafından kabul edilen bu karar, maalesef ilişkileri ve gösterilen niyet ve iradeyi zedelemektedir. 

     

    Hal böyle olunca AP'nin gösterdiği  bu tutum, BM nezdinde sorun çözülmeden Güney Kıbrıs'ın AB üyesi yapılarak Kıbrıs meselesinde telafisi zor bir durumun ortaya çıkmasına sebep olan ve 'hatalı' olduğu kendileri tarafından da kabul edilen kararı bizlere hatırlatmaktadır. Bu yanlış karar neticesinde Türkiye, bugün halen müzakere sürecinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin vetosuyla karşılaşmakta; tek taraflı olarak bloke edilen fasıllar sebebiyle süreçte yol alamamaktadır. 

     

    AP'nin benzer nitelikteki bu yeni kararı, dünyanın barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu günümüzde, bölgede gerilimi sürekli yüksek tutan ve ülkemizin uluslararası toplumla olan ilişkilerine zarar veren bu kalıcı sorunun çözümüne hiçbir fayda sağlamayacaktır.

     

    Parlamento'da kabul edilen son karar neticesinde Türkiye - AB ilişkileri ciddi anlamda yara almıştır.  AP’nin böylesi bir karara imza atarken, doğrudan kendisiyle ilgili olmayan bir konu ile alakadar olması yerine, AB ile müzakere yürüten Türkiye ile ilgili bir konuda, bölgede yeni bir kaos oluşturacak bir durumun ortaya çıkmasına mahal vermemeye çalışmasını görmek isterdik. Hatta böyle bir karar öncesinde Parlamento'nun, Birlik üyesi kimi ülkelerin tarihindeki benzer vakaları da hatırlamasını ve dikkate almasını arzu ederdik.

     

    Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki; İKV olarak gerek 1915 olaylarına ilişkin geçtiğimiz yıllarda atılmış cesur adımların, gerekse Türkiye'nin yaşanan acıları anlamaya yönelik gösterdiği özgüvenin konunun muhataplarınca unutulmaması ve samimiyetle karşılanmasını arzu ediyor ve tüm tarafların benzer adımları atmasını temenni ediyoruz. 


    Kanımızca en etkili yöntem, Türkiye ve Ermenistan arasında kesintiye uğrayan yakınlaşma sürecinin yeniden başlatılması ve bugünün insanları için yeni fırsatlar yaratacak işbirliklerinin önünün açılması olacaktır.”

     

    Ömer Cihad Vardan

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    Yönetim Kurulu Başkanı

    NİSAN 2015: SCHULZ ZİYARETİ

    İKV BASIN DUYURUSU

    9 NİSAN 2015


    İKV BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN:
    “SCHULZ’UN TÜRKİYE’NİN AB ADAYLIĞINA VURGU YAPMASI ÖNEMLİDİR”

    Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un ziyareti, seçim ortamına giren ülkemiz açısından önemlidir. Dünyanın tek doğrudan seçilen uluslarüstü Parlamentosu olan Avrupa Parlamentosu Başkanı’nın seçimler öncesine rastlayan ziyareti, AB’nin demokrasi ve halkın iradesine verdiği değeri ve desteği teyit etmektedir.

    Schulz’un yanında Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Başkanı Anne Brasseur’ün de Türkiye’ye gelmesi kritik bir mesaj içermektedir. Avrupa’nın iki demokratik kurumunun en üst düzey temsilcileri Türkiye’nin Avrupa değerleri doğrultusunda ilerleyişine devam etmesi arzularını vurgulamıştır.


    Ziyareti öncesinde Schulz Türkiye’nin AB’nin kilit bir stratejik, siyasi ve ekonomik partneri olmasının ötesinde, AB üyeliğini hedefleyen bir aday ülke olduğunu hatırlatmıştır. Schulz, bu adaylığı ciddiye aldığını belirtmiş ve AB ve Türkiye arasında karar alıcılar, parlamenterler ve sivil toplum düzeyinde sürekli diyaloğun önemine dikkat çekmiştir.

    Schulz’un gerçekleştirdiği görüşmelerde ele alınan konular –Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmeler, Suriyeli sığınmacılar, Türkiye’de reform süreci, vize liberalizasyonu, Kıbrıs görüşmeleri-, Türkiye ve AB’nin ne kadar ortak yarar ve işbirliği alanını paylaştığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

    Schulz’un Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve AB Bakanı Volkan Bozkır ile gerçekleştirdiği görüşmelerde gündeme gelen ekonomik ve parasal politika ile ilgili 17 numaralı faslın açılması, kuşkusuz ki Türkiye’nin AB katılım müzakerelerine yeni bir soluk getirecektir. Kıbrıs’ta yeniden başlaması muhtemel olan görüşmelerin, Kıbrıs sorunu ile ilgili blokajların kaldırılmasına yol açması ve müzakere sürecinin hız kazanması en büyük umudumuzdur.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    MART 2015: KIBRI MÜZAKERE SÜRECİ

    İKV BASIN DUYURUSU

    31 MART 2015

                                                    KIBRIS MÜZAKERELERİNDE YENİ FIRSAT PENCERESİ



    GKRY’nin “Münhasır Ekonomik Bölge” (MEB) ilan ettiği 9’uncu parselde sondaj çalışmaları yürüten İtalyan ENI ve Güney Koreli KOGAS konsorsiyumunun platform gemisi SAIPEM 10000’in bölgeden ayrılması üzerine, KKTC adına sismik araştırmalar yürüten Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi de bölgeden ayrıldı. Yaşanan bu gelişmeye ilişkin KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami tarafından yapılan açıklamada, iyi niyet göstergesi olarak Barbaros sismik araştırma gemisinin Türkiye’ye dönmesine karar verildiği ifade edildi.

    Hatırlanacağı üzere, SAIPEM 10000 platform gemisinin 9’uncu parsele girmesinin ardından Türkiye ve KKTC, Rum tarafını müzakerelerin sürdüğü bir dönemde tek yanlı adımlar atmamaya davet etmiş; buna rağmen bölgede sondaj çalışmalarına başlanmasının ardından KKTC, anlaşmalar kapsamında sismik araştırma yapacağını duyurmuştu. 7 Ekim 2014 tarihinde GKRY Lideri Anastasiadis, KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu ile yapacağı görüşmenin hemen öncesinde, BM gözetimindeki müzakerelerden tek yanlı olarak çekildiklerini açıklamıştı. Geri çekilme sebebi olarak GKRY, hidrokarbon kaynakları üzerindeki anlaşmazlığı ve MEB’indeki sondaj çalışmalarına müdahale edildiğini göstermiş ve Barbaros’un MEB’inden ayrılmadığı sürece müzakere masasına geri dönmeyeceğini açıklamıştı.

    Yaşanan bu gelişmelerin Kıbrıs’ta birleşme müzakereleri için olumlu bir adım olduğunu ifade eden İKV Uzmanı Yeliz Şahin, platform gemisi SAIPEM 10000’in ardından sismik araştırma gemisi Barbaros’un da bölgeden ayrılması ile GKRY’nin müzakere masasını terk etme gerekçesinin de ortadan kalktığı yorumunda bulundu. 6 Nisan 2015 itibariyle Türkiye’nin bölgede deniz trafiğini kontrol altında tutan seyrüsefer talimatının (NAVTEX) süresinin de dolmakta olduğunu hatırlatan İKV Uzmanı Şahin, bu gelişmeleri Ada’da birleşme müzakerelerinin yeniden başlaması için bir fırsat penceresi olarak değerlendiriyor. Bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğine vurgu yapan İKV Uzmanı “GKRY’nin bu fırsatı değerlendirip müzakere masasına dönmesi gerekmektedir. Müzakerelerin KKTC Cumhurbaşkanı ve GKRY liderinin üzerinde uzlaştığı ve 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Açıklama metninde ortaya koyulan ilkeler ve hedefler temelinde ilerlemesini ümit ediyoruz” dedi.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    MART 2015: AB TRAFİK KAZASI VERİLERİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    25 MART 2015

    TRAFİK CANAVARI HER YERDE

    TRAFİK KAZALARI BİLANÇOSUNDA TÜRKİYE VE AVRUPA KARŞILAŞTIRMASI:
    2014’te 507 milyonluk AB’de 25.700 kişi hayatını kaybederken, Türkiye’de ilk 7 aylık verilere göre 1556 can kaybı meydana geldi

    Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan verilere göre, AB ülkelerinde 2014 yılında toplam 25.700 kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti. 2013 yılına göre trafik kazalarında ölüm oranları yaklaşık yüzde 1 azaldı. Avrupa Komisyonu’nun Ulaştırmadan Sorumlu Üyesi Violeta Bulc’un yaptığı açıklamada, trafik kazaları ölüm oranlarında üye ülkeler arasında önemli farklılıklar olduğuna dikkat çekti. 2014 yılında trafik kazalarında ölüm oranları Malta, Hollanda, İsveç ve İngiltere’de 1 milyonda 30 iken; Bulgaristan, Letonya ve Litvanya’da bu oran 1 milyonda 90’ın üzerinde gerçekleşti.

    Türkiye’de ise, Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Daire Başkanlığı’nca hazırlanan trafik kazaları istatistiklerine göre, Türkiye’de 2014 Ocak-Temmuz döneminde 1556’sı ölümlü, 90.920’si de yaralamalı 208.355 trafik kazası meydana geldi. Trafik kazalarının yüzde 76,42 oranla şehir içinde meydana geldiği görülen istatistiklerde, ölümlü ve yaralanmalı kazaların yüzde 71,40'ının şehirlerarası yollarda meydana geldiği belirlendi.

    AB 2020 hedefleri çerçevesinde, trafik kazalarına ilişkin toplam 7 tane hedef belirledi: tüm araçlar için gelişmiş güvenlik kuralların uygulanması, daha güvenli bir yol altyapısının geliştirilmesi, akıllı teknolojilerin geliştirilmesi, sürücüler için eğitimin güçlendirilmesi, daha iyi uygulama, bir yol yaralanma hedefinin belirlenmesi. Türkiye ise, 2035 hedefleri doğrultusunda karayollarında eğitimlerin artırılması ile kazaların üçte iki oranında azaltılmasının sağlanmasını öngörüyor.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    MART 2015: ALMANYA`DAN VİZE KONUSUNDA ÖNEMLİ KARAR

    İKV BASIN DUYURUSU

    23 MART 2015

      Almanya'dan Türk Vatandaşlarına Vize Konusunda Önemli Karar Çıktı

    Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyalet Meclisi’nde, Türk vatandaşları için vizesiz Avrupa yolunda önemli bir gelişme yaşandı. 15 Temmuz 2014 tarihinde Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi’nin, Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasının kaldırılması için Aşağı Saksonya Eyalet Meclisi’ne verdiği önerge, 18 Mart 2015 tarihinde Genel Kurul’da yapılan oylamada, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in partisi Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Hür Demokrat Parti'nin de (FDP) desteğiyle kabul edildi.

    Önergenin Eyalet Meclisi’nde kabul edilmesiyle birlikte vize uygulamasının kaldırılması tartışmalarının Alman Federal Hükümeti’nin gündemine taşınması bekleniyor.

    İKV Başkanı Vardan: "Almanya'dan vize konusunda olumlu bir karar; hem de Korca Davasının yıldönümünde"

    Alman Eyalet Mahkemesindeki oylamaya ilişkin açıklamada bulunan İKV Başkanı Vardan, 1980li yıllardan bu yana AB üye ülkeleri tarafından Türk vatandaşlarına yönelik zorunlu vize uygulaması ve bunun yarattığı sorunların son yıllarda Türkiye-AB müzakere sürecinin önemli bir gündem maddesini oluşturduğunu söyledi. Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşmasının Aralık 2013 tarihinde imzalanması ardından taraflar arasında başlatılan vize serbestliği diyaloğunda, Türkiye'nin gerekli kriterleri yerine getirmesi halinde Türk vatandaşları için vizesiz Avrupa'nın kapılarının açılacağını hatırlatan Başkan Vardan şunları söyledi:

    "Vize serbestliği diyaloğu sürecinde ilk kritik dönemeç Ekim 2014 tarihinde alındı ve Avrupa Komisyonu yayımladığı vize serbestliği diyaloğu değerlendirme raporunda, Türkiye'nin ilgili kriterlerin birçoğunda ilerleme kaydettiğini ifade etti. Ancak görülüyor ki Türkiye'nin mücadelesi sadece Komisyon nezdinde değil, üye ülkelerde de devam ediyor. Almanya'da Federal Mahkemenin aldığı bu karar oldukça önemli. Çünkü bu karar Almanya'da bir eyalet tarafından Türk vatandaşlarına yönelik vize sorunu konusunda alınmış ilk karar. Hele ki bu ilk kararın Başbakan Merkel'in lideri olduğu CDU tarafından da desteklenmesi çok değerli".

    Başkan Vardan şöyle devam etti:

    "AB ülkelerinin iç siyasetinde Türk vatandaşları için vizesiz Avrupa konusunda olumlu bir havanın oluşmasını, konunun siyasi ve hukuki boyutları kadar önemsemek gerekiyor. Avrupa’da kamuoylarının karar vericileri bu yönde etkilemesi büyük önem taşıyor. Almanya’da muhafazakâr eğilimli CDU’nun da desteğiyle kabul edilen bu önerge ve diğer AB ülkelerinde verilecek benzer kararlar, hiç şüphesiz vize serbestliği yolunda Türkiye’nin elini güçlendirecektir".

    Geçen yıl Nisan ayında Türk işadamı Osman Nuri Korca'nın, 2010 yılında Almanya'nın Duisburg havalimanından geri çevrilmesine ilişkin Berlin Yüksek İdare Mahkemesine açtığı tespit davasını kazandığını hatırlatan İKV Başkanı Vardan: "Korca Davasının yıldönümünde yine Almanya'dan vize konusunda olumlu bir haberin gelmesi oldukça ilginç. Hatırlayacaksınız Almanya, kişilerin serbest dolaşımına ilişkin Türk vatandaşlarının ABAD’a taşıdığı çok önemli ve emsal niteliğindeki iki dava olan Soysal ve Demirkan davalarının da tarafı konumunda olan üye ülke. Yine Türk vatandaşlarına yönelik vize konusunda ABAD'da karara bağlanan 50'nin üzerindeki davanın 30'dan fazlasında Almanya taraf ülke".

    Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa serüvenin de Almanya'nın kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Başkan Vardan şöyle devam etti: "Türkiye ile karşılıklı dış ticaret hacminin 40 milyon dolar’a yaklaştığı ve ekonomik, sosyal ve kültürel etkileşiminin yoğun şekilde sürdüğü Almanya, her zaman Türk vatandaşları için vizesiz Avrupa hayallerini doğrudan etkileyen bir ülke olmuştur".   


    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    MART 2015: AB-TÜRKİYE ENERJİ DİYALOĞU

     

    İKV BASIN DUYURUSU

    18 MART 2015

     
    AVRUPA İLE DİYALOĞUN YENİ ADI: ENERJİ


    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Avrupa Komisyonu’nun Enerji Birliği’nden Sorumlu Başkan Yardımcısı Maros Sefcovic’in katılımıyla dün düzenlenen Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi'nin (TANAP) temel atma törenine ilişkin olarak: “Türkiye tarihinin en büyük doğalgaz boru hattı projesinin temelleri atılmıştır. 20 ilden geçecek 1850 km uzunluğundaki TANAP, Güney Gaz Koridoru olarak adlandırılan 45 milyar dolarlık gaz tedarik zincirinin en uzun bölümünü oluşturacak. TANAP’ın inşaat süresi boyunca doğrudan veya dolaylı olarak 15 bin kişiye istihdam sağlanacaktır ki sadece bu rakamlar bile TANAP’ın önemini ortaya koymaktadır. Ben bu törenin ülkemizi, bölgesinde bir enerji merkezi olmaya taşıyan en önemli adımlardan biri olarak görüyorum. Bu nedenle de TANAP’ta emeği geçen herkesi tebrik etmek isterim. Bugünkü temel atma töreninde AB Komisyonu’nun Başkan Yardımcısı Sefcovic’in yer alması ve Enerji Bakanı Taner Yıldız ile ortak deklarasyonla Türkiye ile AB arasında Üst Düzey Enerji Diyaloğu’nun başlatılmasının açıklanması Türkiye’nin AB’nin enerji güvenliği açısından ne kadar önemli bir ortak olduğunun teyididir. Türkiye ile AB arasında enerji alanında işbirliğinin güçlendirilmesi her iki taraf için de kazan-kazan durumudur. Ancak taraflar arasında hâlihazırda devam eden müzakere süreci de göz ardı edilmemelidir. Beklentimiz açık ve nettir; enerji başlığında müzakerelerin gecikmeden açılması gerekir” dedi.


    İktisadi Kalkınma Vakfı Enerji Politikası Uzmanı Çisel İleri ise TANAP ve AB Enerji Birliği ile ilgili yaptığı değerlendirmesinde şu hususlara dikkat çekti: “Komisyon’un Enerji Birliği’nden Sorumlu Başkan Yardımcısı Sefcovic’in son bir ay içerisinde Güney Gaz Koridoru ile ilgili iki önemli toplantıya katılımı ve yaptığı açıklamalar son derece önemlidir. Bugün AB açısından baktığımızda özellikle Doğu Avrupa’da Rusya’ya olan enerji bağımlılığının yüzde 60 ila 100 civarında olduğunu, 6 AB üyesi ülkenin doğalgaz ihtiyacını tamamen Rusya’dan karşıladığını görüyoruz. Kremlin’in gerek gördüğünde doğalgaz kaynaklarını bir dış politika aracı olarak kullanmaktan çekinmemesi AB’yi zaten enerji arz güvenliğinde rota ve kaynak çeşitlendirmesine yöneltti. Özellikle Kırım meselesi sonrasında Rusya ile AB arasında yaşanan gerginlik Güney Gaz Koridoru’nun hayata geçirilmesini ivedi hale getirmiştir. Maros Sefcovic’in ziyareti sırasında Türkiye-AB Üst Düzey Enerji Diyaloğu’nun başlatılması, AB’nin Enerji Birliği’ni hayata geçirmedeki kararlılığı kadar, Türkiye’nin bu alanda AB için önemli, istikrarlı bir ortak olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu ortaklığın sadece enerji arz güvenliği ile sınırlandırılmayacağı, elektrik, nükleer enerji, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve iklim değişikliği ile mücadele gibi diğer alanlara da taşınacağının açıklanması memnuniyet vericidir. Bu noktada AB’nin enerji başlığında müzakerelerin açılmasını engelleyen GKRY vetosunu aşmak için daha güçlü bir kararlılık ve daha yoğun bir çaba gösterilmesi gerektiği de ortadadır.”

    Ek bilgi:
    AB resmi belgelerine ilk olarak 2008 yılında giren Güney Gaz Koridoru, AB’nin özellikle Rusya ile yaşadığı sorunlar sonrasında enerji arz güvenliğini sağlamak için enerji kaynaklarının ve transit rotalarının çeşitlendirilmesine yönelik enerji alanındaki öncelikli projelerinden birisi. Bugün Güney Gaz Koridoru Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP)’ndan teslim alınacak doğal gazın TANAP üzerinden Türkiye-Yunanistan sınırına taşınmasını ve oradan Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru Hattı’na (TAP) bağlanarak Yunanistan, Arnavutluk ve İtalya üzerinden Avrupa'ya ulaştırmasını kapsıyor. Avrupa Komisyonu tarafından 25 Şubat’ta açıklanan Enerji Birliği belgesinde de Güney Gaz Koridoru’na ilişkin çalışmaların hızlandırılmasına vurgu yapılıyor. Güney Gaz Koridoru’nun en önemli ayağını oluşturan, başlangıç için yıllık 16 milyar metreküp olacak taşıma kapasitesi, kademeli olarak önce 24 milyar metreküpe ve ardından 31 milyar metreküpe çıkarılacak olan TANAP’ın 2019 sonunda tamamlanması öngörülüyor.

    16 Mart 2015 tarihinde ortak deklarasyon ile duyurulan Türkiye-AB Üst Düzey Enerji Diyaloğu AB’nin Enerji Birliği belgesine dayanmaktadır. Konu Komisyon Başkan Yardımcısı Sefcovic tarafından 12 Şubat 2015 tarihinde Bakü’de katıldığı Güney Gaz Koridoru Danışma Konseyi toplantısında da gündeme getirilmiştir. Ortak deklarasyonda Türkiye’nin doğal bir enerji köprüsü ve merkezi olmasına atıf yapılırken, ülkemizin bir enerji merkezi olma yolundaki çalışmalarının hem AB’ye hem Türkiye’ye fayda sağlayacağı ifade edilmiştir.

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

     

    MART 2015: ULUDAĞ EKONOMİ ZİRVESİ

    BASIN BÜLTENİ

    Başkan Vardan Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde

    14 Mart 2015

    İKV ve DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, 13-14 Mart 2015 tarihlerinde Bursa’da gerçekleştirilen 4. Uludağ Ekonomi Zirvesi’ne katıldı.

    İKV ve DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, 13-14 Mart 2015 tarihlerinde dördüncüsü gerçekleştirilen Uludağ Ekonomi Zirvesi’ne katıldı. Zirve’nin “Afrika: Fırsat kapısı” başlıklı panelinde bir konuşma yapan İKV ve DEİK Başkanı Vardan, katılımcılara Afrika’da Türk iş dünyası için mevcut fırsatlar, Afrika’da iş yapmanın püf noktaları ve 2023 hedefleri doğrultusunda Afrika’dan beklentiler konularında bilgi verdi.

    Afrika'nın, Türkiye ve dünyanın hemen her ülkesi için çok önemli olduğunu, bazı ülkelerin de bu coğrafyanın önemini daha yeni anlamaya başlandığını söyleyen Başkan Vardan, Afrika’da toplam nüfusun 1 milyara yakın olduğunu, 2060’lara kadar bu nüfusun ikiye katlanmasının beklendiğini ifade etti. Dünyaca ünlü The Economist dergisinin 13 yıl arayla basılmış kapaklarını katılımcılar ile paylaşan Başkan Vardan, yıllar öncesindeki bir kapakta Afrika'nın "Ümidi olmayan, çok sıkıntılı bir kıta" olarak tanımlandığını, daha sonra 2 Mart 2013 tarihli kapakta ise Afrika'nın fırsatlarından bahsedildiğine dikkat çekti. Afrika'ya yönelik benzer durumun Türkiye'de bürokrasi ve dış temsilciliklerde de vaki olduğunu vurgulayan Vardan “90’lı yılların başlarında ve ortalarında biz MÜSİAD olarak Afrika’ya gitmek istediğimizde büyükelçilerimiz ve diğer yetkililer oraya niye gitmek istediğimizi sorguluyorlardı; 'burada vakit kaybetmeyin' diyorlardı. Şimdi ise durum 180 derece farklı. Tüm büyükelçilerimiz bizleri Afrika'ya davet ediyor ve fırsatları kaçırmayalım diye adeta yalvarıyorlar” dedi.

    Konuşmasında insanın olduğu her yerde ihtiyaçların bulunduğuna dikkat çeken İKV ve DEİK Başkanı Vardan, Türk firmalarının yaptıkları yatırımlar, ürettikleri mallar ve verdikleri hizmetler ile Afrika’da büyük iş potansiyeli imkanlarına sahip olduğunu sözlerine ekledi.

     Afrika'da sadece ticaret değil yatırım işbirliklerine de önem verilmesi gerektiğine de değinen İKV ve DEİK Başkanı, Türk özel sektörünün tek resmi yetkili temsilcisi DEİK olarak, mevcut 121 iş konseyinin 22’sinin, Afrika kıtasındaki ülkelerde bulunduğunu ve DEİK olarak Büyükelçiliklerimizin bulunduğu her ülke de yeni bir iş konseyi oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti. Buna göre 39 olan Büyükelçiliklerimizin sayısına ulaşmak üzere 17 ülkeyle daha iş konseyi kurulacağını söyledi. Mevcut ve yeni iş konseyleri ile Türk iş dünyasının Afrika ile birebir ve daha yakın işbirliği içerisine gireceğini kaydeden Vardan, bunun Türkiye’nin ve Türk iş dünyasının Afrika’daki itibarını artıracağına dikkat çekti.

    Başkan Vardan konuşmasında ayrıca şunları söyledi; “Hepinizin malumu olduğu üzere Afrika 2000’den sonra küresel ilgiyi üzerine çekti. Kıtada etkinlik gösteren ülkelere ilaveten Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkeler de Afrika’da aktif olma çabasına girdiler. İngiltere, Fransa gibi aktörler kıtada daha çok güvenlik kaygıları merkeze alarak siyasi ve askeri angajmanlara girerken yeni aktörler daha çok ekonomik menfaatler ile hareket etmeye başladılar. Bazı ülkeler Afrika için özel ordular kurarken, bazıları da Afrika’da yerleşik askeri üstler kurdular” dedi.

    İKV ve DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde ayrıca, Mozambik'in Maputo Belediye Başkanı Başdanışmanı Irene Tomas Boane; Kenya Shah Group CEO’su Vimal Shah; Zambia eski Ekonomi Bakanı ve iş adamı Situmbeko Musokotwane ile Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı da birer konuşma gerçekleştirdi.

    13-14 Mart 2015 tarihlerinde Bursa’da gerçekleştirilen Uludağ Ekonomi Zirvesi, Türkiye’nin en önemli ekonomi buluşmalarından bir tanesi.  25’i yurt dışından olmak üzere 65 konuşmacıyı bir araya getiren Zirve’de bu yıl,Avrupa Birliği Merkez Bankası’nı sekiz yıl başarıyla yöneten ECB Eski Başkanı Jean Claude Trichet; Time Dergisi tarafından 2013 yılında dünyanın en önemli 100 kişisinden biri olarak gösterilen Google Ideas CEO’su Jared Cohen ve Almanya’nın en çok satan gazetelerinden Bild Gazetesi Yayın Yönetmeni Kai Georg Diekmann da birer konuşma yaptı. Zirve de ayrıca ekonomi ve siyaset dünyasına yön veren birçok isim düzenlenen panellerde katılımcılara bilgi verdi.

    MART 2015: AVRUPALI TÜKETİCİ OLMAK

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    13 MART 2015

    15 MART DÜNYA TÜKETİCİLER GÜNÜ


    “AVRUPALI” TÜKETİCİ OLMAYA HAZIR MISINIZ?

     BM tarafından alınan bir kararla 1985 yılından bugüne 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü olarak kutlanıyor. Bugüne kadar “Avrupalı” tüketici olmak adına örnek aldığımız ve yasalaşan değişikliklerin farkında mısınız?


    İktisadi Kalkınma Vakfı Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Politikası’ndan sorumlu uzmanı İlge Kıvılcım’a göre, AB Tüketici Politikası’nın Türkiye’deki en önemli getirisinin 28 Mayıs 2014’te uygulanmaya başlanan “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” olduğunu ifade ediyor. Kıvılcım, eski Kanunda yapılan değişikliklerle tüketicinin sağlığı, güvenliği ve ekonomik çıkarını gözeten bir yaklaşımla AB standartlarında bir çerçevenin oluşturulmasında önemli bir adım atıldığını belirtiyor. Kıvılcım, AB’de tüketici harcamalarının, GSYİH’nin yüzde 56’sını oluşturduğuna dikkat çekiyor ve kanunla tüketicinin hakkını arama yollarının basitleştirildiğine, her türlü sözleşme ve ödemelerde tüketicinin önceden bilgilendirilmesi koşuluna vurgu yapıyor.


    Peki tüketicinin hayatında yeni kanun ile neler değişti?


    Tüketici Sözleşmeleri, “açık, sade, anlaşılır bir dilde okunabilir” oldu. Aksi takdirde tüketici lehine işlem uygulanmakta.
    Bankalarda, kredi kartı üyelik ücreti, hesap işlem ücreti, dosya ücreti gibi ek ödeme zorunluluğu kaldırıldı.

    Konut kredisinde erken ödeme ücreti yüzde 1’e inerken ödemelerin sadece banka üzerinden yapılması sağlandı.

    Tüketici kredilerinde faiz oranları sabit, değişken veya aynı kredi için her iki yöntem esas alınarak belirleme koşulu getirildi.

    Tüketici kredi sözleşmelerinde imza öncesi tüketicinin en az bir gün önce bilinçlendirilmesi koşulu getirildi. Tüketici kredilerinde yanıltıcı bilgi olmayacak.

    Abonelik sözleşmelerini feshetme veya uzatma kolaylaştırıldı.

    Ayıplı ve hatalı mal ayrı ele alınmak üzere yeniden tanımlandı. Ayıplı malda 30 günlük ihbar süresi kalkarken, ayıplı malın onarımı talep edilebildiği gibi onarım üreticiye ait oldu.

    Kusurlu malın sorumluluğu yine üreticide olacak. Kusursuz mal tanımında, güvenlik temel koşul olarak belirlendi. Tüketici bu ürünü değiştirme, iade hakkını elinde bulunduruyor.

    Fiyat etiketinde tüketici lehine olan durumlar artırıldı.
    Paket tur ve tatil sözleşmelerinde tüketicinin en az bir gün önce bilgilendirilmesi koşulu getirildi.

    Kullanım kılavuzlarında Türkçe dili zorunlu hale getirildi.

    Sermayesiz kapıdan satış tarih oldu (en az elli bin TL).

    Mesafeli sözleşmelerde cayma hakkı 30 gün; diğer sözleşmelerde 14 gün oldu.

    Taksitli satışlarda gerekçesiz 7 gün içinde cayma hakkı tanındı.

    Kampanyalı satışlar, konut veya tatil amaçlı taşınmazların ön ödemeli satışlar için resmi yollar gerekli kılındı. Taşınmazlar için cayma hakkı 14 gün; teslim süresi 36 aya çıkarıldı.

    Yanıltıcı reklamlar ve ticari uygulamalara son verildi.

    Hakem heyetlerinin, sadece il merkezlerinde veya ilçelerde kurulacağı belirlendi.


    AB tam üyeliğinin gerçekleşmesi halinde de Türk tüketicisinin günlük hayatına etkilerinin oldukça kapsamlı olacağını belirten Kıvılcım, mevcut süreçte yeni kanunun Türk tüketicisine yansımalarının, Türkiye’de etkin bir piyasa gözetim ve denetim mekanizmasının oluşturulmasında saklı olduğunun da altını çiziyor.


    Avrupa Pazarı’na tam entegre olmuş bir Türkiye’de ayrıca şu gelişmeler de bekleniyor:

    Yüksek kalite standartları ile rekabetçi bir ortamda ürün ve hizmet seçenekleri artacak ve tüketici için fiyatlar düşecek.

    Tüketici hakları örgütleri, AB’nin ortak Tüketici Politikası altında güçlendirecek.

    Türk tüketicisi geniş pazarın yaratacağı imkanlardan ve AB’nin serbestleşmeye yönelik politikalarından faydalanabilecek.

    Satın aldığımız ürünlerin kalitesinden, güvenliğinden ve sağlığı tehdit etmediğinden emin olmamızı sağlayan teknik standartlar sunulacak.

    Elektrikli ev aletlerinde güvenilir enerji tasarrufu olacak.

    Kimyasal madde barındıran oyuncaklar, bebek ürünleri ve kozmetik ürünler gibi günlük hayatta kullanılan ürünlerin sıkı kontrol sistemleriyle AB pazarına girmeleri engellenecek. Diğer AB üyeleriyle koordinasyonlu tehlikeli ürün listesi görülebilecek.

    İçecek ve gıda ürünlerinde bulunan tüm maddeler tüketici için görünür kılınacak. Hatta üye ülkeler, gıda maddelerine nelerin konulabileceğini talep edebilecek. Örneğin meyve sularının içindeki şeker oranı ve meyve miktarı açıkça belirtilecek.

    Ürün etiketlenmesinde tüketici bilgilendirilmesi Topluluk kapsamında olacak.

     


     İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    MART 2015: ET ÜRÜNLERİ YENİ DÜZENLEME

     

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    13 MART 2015

     

    ET ALIRKEN DİKKAT! YENİ DÖNEM BAŞLADI


    Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde öngörülen değişiklikler 13 Şubat 2015 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Bu kapsamda 13 Mart 2015 tarihinden itibaren yeni bir döneme daha girildi.
    Peki, 13 Mart 2015 tarihinden itibaren yeni dönemde işletmeler ve tüketiciler için neler değişiyor?

    • Çiğ etler ve sakatat birbiriyle temas etmeyecek şekilde muhafaza edilerek sevk edilip satışa sunulacak.
    • Perakende işletmelerde kıyma, hazırlanmış kırmızı et karışımları ve hazırlanmış kanatlı et karışımlarının üretimi yapılamayacak. Ancak tüketici talebi üzerine anında kıyma ve hazırlanmış et karışımları hazırlanabilir. Örnek olarak, kıyma ve köfte yapımı tüketicinin o anki talebi doğrultusunda hazırlanacak.
    • Perakende işletmeler çiğ kanatlı etlerini (tavuk eti) hazır ambalajlı olarak satışa sunacak ve sadece o anki tüketicinin talebi üzerine parçalanarak satılabilecek.
    • Lokanta, restoran, otel ve hazır yemek üreten işletmeler gibi son tüketiciye yemek hizmeti veren işletmeler son tüketiciye çiğ et ve çiğ durumda bulunan hazırlanmış et karışımları satışı yapamayacak.
    • Perakende işletmelerde ısıl işlem görmüş sucuk, fermente sucuk, pastırma, sosis, salam gibi et ürünleri üretilemeyecek. Bu kapsamda onaylı et ürünleri üretim tesisleri haricindeki işletmelerde 01 Temmuz 2015 tarihinden itibaren et ürünleri üretimi yapılamayacak.
    • Ürün etiketlerine ilişkin belirlenen kurallar; satış reyonları, reklam panoları, market katalogları, gazete reklamları ve sanal reklamlar gibi yollarla yapılan ürün tanıtımları için de geçerlidir.” hükmüne istinaden marketler, reklam, katalog ve satış reyonlarında, ürünün etiketinde bulunması yasak olan %100 dana, doğal, organik, kangal sucuk gibi etiketleme kurallarına uygun olmayan ifadeler kullanılamayacaktır.
    • Et ve Et Ürünleri Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerin etiketlerinde;
    -Ürün adları aynı renk, aynı yazı karakteri ve aynı puntoda olmak üzere bir bütün olarak ifade edilecek,
    -Ürün etiketlerinde marka dâhil olmak üzere yüzde 100, yüzde 100 dana eti ya da yüzde 100 göğüs eti gibi ifadeler kullanılamayacak,
    -Ürünlerin etiketinde ısıl işlem uygulanmış et ürünü, salam ve sosis ürünleri gibi (emülsifiye et ürünü) genel ürün grupları ürün adı olarak kullanılamayacak,
    -Ürün etiketlerine ilişkin belirlenen kurallar; satış reyonları, reklam panoları, market katalogları, gazete reklamları ve sanal reklamlar gibi yollarla yapılan ürün tanıtımları için de geçerli olacak.
    • Kavurma ve kıyma kavurmada tuz oranı kütlece en çok yüzde 3 olacak. Bu kapsamda piyasaya arz edilen ürünlerle ilgili faaliyet gösteren gıda işletmeleri için geçiş süresi 1 Ocak 2016 tarihine kadardır.

    İKV Tarım, Kırsal Kalkınma ve Gıda Güvenliği Uzmanı Gökhan Kilit:Bilindiği gibi AB müktesebatına uyum sürecinde özellikle gıda güvenliği konusunda önemli gelişmeler kaydeden Türkiye, 2010 yılında Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nu çıkartarak AB mevzuatına uygun olarak gıda güvenliği politikasını revize etti. Kanun’un yasalaşması, gıda güvenliği açısından bir dönemin başlangıcı oldu. Kanun kapsamında takip eden yıllar içerisinde yayımlanan yüzlerce yönetmelik ile hayvan sağlığı, bitki sağlığı, gıda güvenliği ve yem konularında AB standartlarına ulaşabilmek adına yeni düzenlemeler getirildi. Özellikle Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği kamuoyundan olumlu tepkiler aldı. Et ve et ürünlerinde AB’ye uyum çerçevesinde hazırlanan Tebliğ ile çiğ et, kıyma, hazırlanmış et karışımları ve et ürünlerinin tekniğine uygun olarak üretilmesi, ambalajlanması ve piyasaya arzına ilişkin kurallar için geçiş süreleri belirlenerek yeni düzenlemeler getirildi. Yürürlüğe giren son değişiklikler ile perakende satış yerleri içinde yeni düzenlemeler getirilmiş oldu. Müzakere sürecinde özellikle Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı” başlığının 2010 yılında başlığın açılması itibariyle reformlara hız veren Türkiye, bu konudaki uyum çalışmalarına devam etmektedir. Başlık kapsamında gerçekleştirilen reformlar, tüketicilerimizin sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimini sağlamakla beraber tarımsal işletmeler ve gıda sanayimizin rekabet gücünü de artırmaktadır.


     
    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI  

    MART 2015: İÇ GÜVENLİK PAKETİ AB DEĞERLENDİRME

     

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    13 MART 2015

     

    İÇ GÜVENLİK PAKETİ AB STANDARTLARINA UYGUN MU?

    İç Güvenlik Yasa Tasarısı son aylarda Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. Pakete ilişkin en tartışılan konu tasarının neler getireceği; merak edilen ise paketin AB standartlarına uygun olup olmadığı. Muhalefet “Paket AB standartlarına uyumlu değil” derken, iktidar ise paketin AB standartları gözetilerek hazırlandığını ifade ediyor.

    TBMM Genel Kurulu’nda paketin görüşmeleri sürerken, 12 Mart’ta ilginç bir gelişme yaşandı. 5 bölümde 132 maddeden oluşan İç Güvenlik Paketi’nin 68. Maddesi ile 130. Maddesini kapsayan 63 maddelik kısmın İçişleri Komisyonu’na geri çekilmesine karar verildi. Böylelikle özellikle birinci bölümde yer alan 10 maddesi ile tartışmaların odağına oturan paketin ilk üç bölümünün yasalaşması öngörülüyor. Öte yandan, pasaport işlerinin Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek olması ve pasaport edinim sürecinde kişisel verilerin tamamen sivil ve alanında uzmanlaşmış birimlere sunulacak olması ve verilerin elektronik ortamda depolanması gibi, Vize Serbestliği Yol Haritası ve ilerleme raporları kapsamında Türkiye’nin hanesine artı olarak yazılacak gelişmeleri de içeren 4. ve 5. bölümler, Komisyon’da tekrar ele alınacak.

    İLERLEME RAPORLARI EKSENİNDE AB STANDARTLARI VE İÇ GÜVENLİK PAKETİ

    Öncelikle şunu belirtmek gerek ki, iç güvenlik alanında bütüncül bir AB politikasından söz etmek mümkün değil. Ancak doğal olarak Avrupa Insan hakları rejimi normlarına uymak gerekiyor. Dolayısıyla Paket kapsamında yer alan ve geniş bir yelpazede yayılan uygulamalar konusunda da bütüncül bir AB politikası bulunmamaktadır. Her ne kadar makro düzeyde iç güvenliğe ilişkin kimi standartlar mevcut olsa da, AB bünyesinde üye ülkelerin yetki alanına giren iç güvenlik meselesi, üye ülkelerin kendi ulusal mevzuatları ile belirlenmekte. Uygulamalar farklı olsa da, AB üyesi devletlerdeki uygulamaların Avrupa insan hakları rejimi norm ve standartlarına uyumlu olması gerekiyor.

    “UYUŞTURUCU İLE MÜCADELEDE OLUMLU ADIMLAR”

    Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı vize diyaloğu ilerleme raporlarında düzenli olarak Türkiye’nin uyuşturucu ile mücadelede bir strateji oluşturması isteniyor. Kanun tasarısının 5’inci maddesinde düzenlendiği üzere, sentetik kannabinoidler ve türevlerinin üretimine, ticaretine ve kullanımına yönelik caydırıcılık sağlanacak. Bu da önümüzdeki dönemde Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarında ilgili fasla ilişkin değerlendirmelere olumlu yansıyacaktır. Benzer bir kriterin vize serbestliği yol haritasında da Türkiye’nin uyuşturucu ile mücadelesi kapsamında yer alacağını hatırlatmakta fayda var. Bonzaiye ilişkin madde, Paketin aylardır süren Meclis mesaisinde, muhalefet partileri ile iktidarın evet oyuyla hızlı bir şekilde kabul edilmişti.

    “SINIR GÜVENLİĞİNDE YENİ DÖNEM”

    İç Güvenlik Paketi çerçevesinde bir takım düzenlemeler, Türkiye-AB Vize Serbestliğine İlişkin Yol Haritası’nın göç yönetimi bloğu kapsamında talep edilen entegre sınır yönetimi, sınırdaki yetkili kurumlar arası işbirliği ve vize politikalarına ilişkin kriterlere uyuma yönelik. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı sınır kontrol birimlerinin (Jandarma ve Sahil Güvenlik teşkilatları) İçişleri Bakanlığı’na bağlanması ile, sınır kontrollerinde sivil denetimin ve kapasitenin artırılması, Türkiye’nin AB ile yürüttüğü vize serbestliği diyaloğu sürecinde Avrupa’nın Türkiye’den atmasını talep ettiği bazı adımları oluşturuyor.

    Tasarıdaki bu maddelerin yasalaşması halinde Avrupa Komisyonu’nun 2015 Ekim ayında yayımlayacağı Vize Serbestliği Yol Haritası’na ilişkin 2’nci İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin bu kriterleri karşılamasında önemli adımlar attığını görmek mümkün olabilecek.


    TARTIŞMALI MADDELERE YÖNELİK TÜRKİYE İLERLEME RAPORLARI NE DİYOR?

    Silahların Eşitliği ve Mülki Amirlerin Yetkileri: Silahların eşitliği ilkesi, başka bir deyişle iddia ve savunma makamlarının eşit haklara sahip olması gerekliliği ile savcılara ilişkin düzenlemeler, Avrupa Komisyonu’nun adil yargılanma hakkıyla bağlantılı en öncelikli talepleri arasında yer alıyor. İlerleme Raporları’nda yer alan değerlendirmeler, savcının kolluk birimleri üzerindeki denetiminin artması yönündeyken, valilerin adli meselelerde artan yetkisi, ileriki dönemlerde Avrupa Komisyonu tarafından eleştirel bir yaklaşım ortaya koyulması ihtimalini doğuruyor.

    Soruşturmada ve Kovuşturmada Polisin Yetkileri: 2014 İlerleme Raporu’nda belirtildiği üzere soruşturma aşamasında üstesinden gelinemez sorunlar yaratma riski taşıdıklarından, yargılama öncesi verilen tutuklama kararları, arama kararları, malvarlıklarına el konulması, iletişimin dinlenmesi ve gizli görevlilerin atanması ile ilgili olarak getirilen güvencelerin yakından takip edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla İç Güvenlik Paketi’nde öngörülen değişikliklerin ardından sözlü emirle gerçekleşecek olan aramaların ve öncesinde hakim kararı alınmayan dinlemelerin etkin denetiminin sağlanması, önümüzdeki dönemde Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye’ye yöneltilecek eleştirilerin önüne geçilmesi açısından da büyük önem taşımakta.

    Toplumsal Olaylara Müdahale: 2014 İlerleme Raporunda Komisyon, Türkiye’nin toplanma hakkına ve kolluk güçlerinin toplumsal olaylara müdahalelerine ilişkin mevzuatını ve uygulamalarını AB standartları ile uyumlu hale getirmemiş olduğunu öne sürüyor. Ayrıca toplantı ve gösteri özgürlüğüne ilişkin olarak mevcut Anayasa ile vatandaşlara sağlanan, önceden izin almadan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin olarak ilgili makamlara geniş bir takdir yetkisinin sağlandığı, bunun da uygulamada kısıtlamalara sebep olduğu belirtiliyor.

    AİHS VE AİHM KARARLARI ÇERÇEVESİNDE İÇ GÜVENLİK PAKETİ

    AİHM’nin belirlediği standartlara göre kolluk birimleri, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine sadece sınırlı durumlarda, belirli şartlar sağlandığında müdahale edebilmekte. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine polis müdahalesinin AİHS’ye uygun kabul edilebilmesi için müdahalenin hukuka uygun olması, meşru bir amacı bulunması, demokratik toplumlarda gerekli olması şartları karşılandığında mümkün olabiliyor. Dolayısıyla uygulamada, kolluk güçleri bir fikri tasvip etmedikleri için değil, sadece şiddet uygulandığı takdirde müdahalede bulunabilir.

    İletişimin denetlenmesi konusunda, acil durumlarda hakim kararı olmadan 24 saat boyunca geçerli dinlemelerin 48 saate çıkarılmasına yönelik tasarıda yer alan değişiklikle ilgili AİHS’nin 8’inci maddesine (özel yaşamın gizliliği) dayanan standartlar bulunuyor. Söz konusu yasanın ilgililer tarafından ulaşılabilir olması, yasanın etkilerinin öngörülebilir olması ve yasanın hukuk devleti ile bağdaşır nitelikte olması gerekiyor.

    Son olarak şu rakamları paylaşmakta fayda var: AİHM’in açıkladığı 2014 yılı istatistiklerine göre Türkiye aleyhine verilen 101 karardan 45’i özgürlük ve güvenlik hakkına (AİHS madde 5) ilişkinken 24'ü ifade özgürlüğüne (AİHS madde 10) ilişkin. Öte yandan 1959-2014 yılları arasında AİHM tarafından verilen ihlal kararları incelendiğinde görülüyor ki, 63 ihlal kararıyla Türkiye, toplantı ve gösteri hakkını en çok ihlal eden ülke konumunda. AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin de Türkiye’de toplantı ve gösteri hakkı meselesini Mart 2015’te üçüncü kez ele alması bekleniyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde uygulamaya girmesi muhtemel bütün değişikliklerin, bu ihlallerin önüne geçecek şekilde düzenlenmesi önem arz ediyor. 

    Konuya ilişkin değerlendirme notumuza buradan ulaşabilirsiniz.  

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

     

    MART 2015: 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan'ın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Mesajı 

    "Her bir insanın annesinin bir kadın olduğu gerçeğiyle, kadınlarımızın hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi; ülkemizin iktisadi hayatı içerisinde daha fazla ve doğru konumda yer almaları; sosyal, siyasi ve kültürel alanların tümünde eşit şekilde temsil edilmeleri, ülkemizin aydınlık geleceğini kurmada öncelikli görevlerimiz arasındadır. Dolayısıyla kadınlarımız için hayatın tüm alanlarında fırsat eşitliğinin oluşturulmasını yerel ve ulusal düzeyde daha fazla gündemde tutmaya ihtiyaç duyuyoruz.Bu çerçevede ülkemizin 50 yılı aşkın  süredir Avrupa ile sürdürdüğü ilişkinin, son 10 yıldır da AB ile yürüttüğü üyelik müzakereleri sürecinin, önemli bir kazanım ve fırsat olduğu inancındayız. Ülkemizde seçme ve seçilme hakkına birçok Avrupa ülkesinden önce kavuşan kadınlarımızın, daha aydınlık bir Türkiye’nin teminatı olduğuna inanıyoruz. 

    Bu vesile ile tüm kadınlarımızın 8 MartDünya Kadınlar Günü’nü kutluyor; ülkemizin AB üyelik sürecine verdikleri güçlü desteğin artarak sürmesini temenni ediyoruz."


     

    Ömer Cihad Vardan

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı

    MART 2015: AB DIŞİŞLERİ BAKANLARI TOPLANTISI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    6 MART 2015


    TÜRKİYE'NİN TEKRAR AB İLE AİLE FOTOĞRAFINDA YER ALMASINI OLUMLU BİR GELİŞME OLARAK KARŞILIYORUZ

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, AB Dışişleri Bakanları Gayri Resmi Toplantısı’na katılmasını AB ile ilişkiler açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.

    AB Dışişleri Bakanları ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu aday ülkelerin Dışişleri Bakanları, 6-7 Mart 2015 tarihlerinde AB Dönem Başkanı Letonya’nın ev sahipliğinde Riga’da, gayri resmi formatta gerçekleşecek olan “Gymnich Toplantısı” olarak adlandırılan toplantıda, önemli dış politika konularında görüş alışverişinde bulunacak. Bu kapsamda Türkiye, Gymnich Toplantısı’nda Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu tarafından temsil ediliyor.


    AB kaynaklarından alınan bilgiye göre toplantıda, Ukrayna’daki durum ve Minsk protokollerinin uygulanması, Avrupa Komşuluk Politikası’nın gözden geçirilmesi, Libya’daki durum ve Mayıs 2015’te gerçekleşecek olan Doğu Ortaklığı Zirvesi’nin hazırlıkları konularının ele alınması öngörülüyor.

    AB de Türkiye ile dış politikada işbirliğin artırmanın peşinde

    Gymnich Toplantısı’na Türkiye’nin katılımı, Türkiye’nin tekrar AB aile fotoğrafında yer alması bakımından önem taşıyor. İKV uzmanı Yeliz Şahin’e göre, Türkiye ile AB arasında dış politika alanında işbirliğinin giderek daha fazla önem kazandığı mevcut konjonktürde, Türkiye ile dış politika alanında diyaloğun artırılması yönünde AB tarafında da güçlü bir irade oluştuğunu gözlemlemek mümkün. Şahin şunları da vurguluyor: Aday ülkelerin toplantıya katılımı, dış politika alanında özellikle Ukrayna krizi bağlamında bazı aday ülkelerin Rusya’ya yönelik AB ortak pozisyonlarına uyum sağlamaması nedeniyle AB ile aday ülkeler arasında baş gösteren farklılıkların giderilmesine yönelik atılmış bir adım olarak da yorumlanabilir. Hatırlanacağı gibi Komisyon, Ekim ayında açıkladığı 2014-2015 Genişleme Stratejisi’nde kilit dış politika konularında, AB ile aday ülkeler arasında diyaloğun artırılması gerektiğine dikkat çekmiş ve bu alanı kapsayan “Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası” başlıklı 31’inci faslın da katılım müzakerelerinde öncelikli olarak ele alınması gerektiğini vurgulamıştı.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    MART 2015: AKILLI ETİKET UYGULAMASI ERTELENDİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    2 MART 2015

    “AKILLI ETİKET” UYGULAMASI YIL SONUNA ERTELENDİ


    “Akıllı Etiket” uygulaması, gıda firmalarının yoğun talepleri karşısında ve sektörün hazırlıklarını tamamlayabilmesi amacıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından bir kez daha ertelendi.
    Tüketicilerin satın aldıkları ürünün güvenilirliğini kontrol edebilmelerine yönelik internet, mobil uygulama, sesli yanıt sistemi ve kısa mesaj olmak üzere 4 farklı sorgulama yapabilme imkânı sağlayacak olan uygulama için ilk tarih 31 Aralık 2013 olarak belirlenmişti. Uygulama, yaşanan tartışmalar ve firmaların talepleri göz önünde
    bulundurularak bu zamana kadar 3 kez ertelenmişti.
    1 Mart 2015 tarihinde uygulanmaya başlanması beklenen akıllı etiket uygulaması için son gün alınan karar doğrultusunda bu tarih 31 Aralık 2015’ kaydırıldı.

    Bakanlığın 28 Şubat 2015 tarihinde internet sitesinden yaptığı açıklama şu şekilde oldu:
    “Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği'nin 45. maddesinde yer alan "Bakanlık tarafından belirlenen ürün takip sisteminin uygulanacağı gıda veya gıda grupları ile uygulama süresi Bakanlık tarafından belirlenerek Bakanlık internet sitesinde yayımlanır." hükmü gereği daha önce 01.03.2015 olarak belirlenen uygulamaya son başlama tarihi 31.12.2015 olarak değiştirilmiştir. 31.12.2015 tarihinden önce piyasaya arz edilen ürünler raf ömrü boyunca piyasada kalabilecektir.”

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ŞUBAT 2015: AKILLI ETİKET UYGULAMASI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    27 ŞUBAT 2015

    GIDAYA AKILLI TAKİP GELİYOR 
      

    Enerji içecekleri, bebek mamaları, bal, bitkisel sıvı yağlar ve siyah çay ve takviye edici gıdalar gibi ürünleri, cep telefonu, mobil uygulamalar ve internet sayfasından sorgulama imkânı sağlayacak "akıllı etiket" uygulaması 1 Mart 2015 tarihinde başlıyor.

    AB müktesebatına uyum çerçevesinde hazırlanan ve 29 Aralık 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği’nin ilgili maddesinde, gerekli görülen durumlarda belirli gıda veya gıda gruplarına yönelik olarak ürünün izlenebilirliğini temin etmek amacıyla, etiketlerde ürün takip sisteminin uygulanmasına ilişkin özel uygulamalar yapılabileceği yer almaktaydı. Bu doğrultuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB), sahte, taklit ve tağşiş edilmiş ürünlerin üretim ve satışının engellenmesi ile tüketicilerin güvenli gıdaya erişimi için Ürün Doğrulama ve Takip Sistemi (ÜDTS) uygulamasına başlıyor.


    Gıdanın izlenebilirliği ve takibi konusunda tüketiciler için önemli kazanımlar getiren ve uygulanmasına ilk olarak 1 Ocak 2014 tarihinde başlanması düşünülen ÜDTS, sektörden gelen talep ve çekinceler doğrultusunda GTHB tarafından önce 31 Ağustos 2014'e daha sonra ise 6 ay daha uzatarak 1 Mart 2015'e çekilmişti.

    İktisadi Kalkınma Vakfı Gıda Güvenliğinden Sorumlu Uzmanı Gökhan Kilit yeni uygulamayı şöyle yorumluyor: “Ürün ile ilgili her türlü bilgiye ulaşımı sağlayacak olan yeni etiket düzenlemesi, uygulama olarak dünyada ilk olacak. Büyük çoğunluğu KOBİ’lerden oluşan sektöre yük getireceği endişeleri ile yürürlüğe girmeye hazırlanan ÜDTS ile ilgili olarak AB’li gıda üreticilerinde de açıklama gelmişti. Sistemin, AB üye ülkelerindeki gıda ve içecek üreticileri ve ihracatçıları için etkileri olacağını vurgulayan AB Gıda ve İçecek Endüstrileri Konfederasyonu, AB Ticaret Genel Müdürlüğü’ne başvurarak, yeni sistemin endişe uyandırdığını ve maliyetli olduğunu belirterek ÜDTS konusundaki çekincelerini ortaya koymuşlardı. Tüm itirazlara karşın uygulama 1 Mart’ta yürürlüğe giriyor ve gıdanın izlenebilirliğine ilişkin Türkiye’yi farklı bir standart seviyesine ulaştırıyor. Yapılan yeni düzenleme ile gıdanın güvenilirliğine ilişkin uygulamalar daha da artarken, ÜDTS kapsamında tüketiciler de birer fahri müfettiş gibi ürünleri denetleme imkânına kavuşuyor.”

    Yaşanan tüm tartışmaların ardından 1 Mart 2015 tarihinde uygulanmaya başlanacak düzenlemeye göre, bu tarihten önce piyasaya arz edilen ÜDTS etiketi olmayan ürünlere raf ömrü boyunca piyasada kalma izni tanınacak. Başlangıçta alkollü içecekleri de kapsayan sistemden, Danıştay'ın alkollü içeceklerin sisteme dahil edilmesine yönelik yürütmeyi durdurma kararı vermesi nedeniyle bu ürün türü çıkarıldı. ÜDTS, takviye edici gıdalar, bal, enerji içecekleri, siyah çay, bitkisel sıvı yağlar ve bebek mamaları için geçerli olacak. Bu ürün gruplarının seçilmesindeki kriter ise sıklıkla taklit ve tağşiş yapıldığı tespit edilen hassas ürünler olmaları. 

    ÜDTS nasıl işleyecek?
    Etiket üzerinde biri açık diğeri kapalı olmak üzere iki adet numara bulunmaktadır. Etiket üzerinde turuncu bir alanın altında olacak kapalı numara tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin güvenilirliğini sorgulamaları için kullanılacak. Bu numara, ürün kimlik numarası olarak tanımlanmakta ve 19 haneden oluşmaktadır. Tüketiciler ürünü satın aldıktan sonra etiket üzerindeki bu turuncu alanı açarak sorgulama numarasını görebilecekler. Ürünü satın alacak olan tüketiciler öncelikle bu etiketlerin zarar görmemiş ve sağlam olduğunu kontrol etmelidir. Etiketsiz ürün ya da etiketi zarar görmüş ürünün satın alınmaması gerekmektedir.

    ÜDTS, tüketicilerin satın aldıkları ürünün güvenilirliğini kontrol edebilmeleri için internet, mobil uygulama, sesli yanıt sistemi ve kısa mesaj olmak üzere 4 farklı sorgulama yapabilecekler.

    Hâlihazırda uygulanan geleneksel takip sistemine ilave olarak, ÜDTS adı altında hem karekod uygulaması hem de etiketin üzerindeki numara ile gerek resmi denetim görevlileri, gerekse tüketiciler tarafından ürün ile ilgili sorgulama yapılabilecek. Ürün içeriğine ilişkin bilgileri gösteren etiketin yanında yeni bir etiket olarak yer alacak ÜDTS, ürünün üretimden çıktıktan sonra tüketiciye ulaşana kadar ne süreçlerden geçtiğine ilişkin bilgileri kapsayacak. Bununla birlikte sorgulama ile, son kullanma tarihinin değiştirilip değiştirilmediği de tespit edilirken, mevcut etikette yer almayan herhangi bir alerjen maddeye ait bilgiye de ulaşılabilecek. Tüketici akıllı cep telefonu vasıtasıyla karekod uygulamasından, ürünün kim tarafından üretildiği yada ithal edildiği, son kullanma tarihi, ürün içeriği, alerjen bileşenlerine ait tüm bilgileri okuyabilecek. Üreticiler mevcut etikette tüketicilere yönelik bilgileri değiştirmiş dahi olsa sistemden doğru bilgiye erişilebilecek.

    Yeni etikette bu bilgilere ek olarak önemli uyarılar da yer alacak. Örnek olarak, enerji içecekleri için alkolle beraber tüketilmemesi, bebek mamaları için alerjen uyarıları, gıda takviye ürünleri için “bu ilaç değildir” uyarısı ya da “hastalıkların tedavisinde kullanılmaz” gibi ifadeler yer alacak.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ŞUBAT 2015: AB TERÖRLE MÜCADELE

    İKV BASIN AÇIKLAMASI


    16 ŞUBAT 2015

     

    AB LİDERLERİ BRÜKSEL’DE BİR ARAYA GELDİ; ZİRVEYE UKRAYNA’DA ATEŞKES KARARI DAMGASINI VURDU
     

    AB Liderleri 12 Şubat 2015 günü, Ukrayna, terörle mücadele ve Ekonomik Parasal Birlik gündemi ile Gayri Resmi AB Konseyi toplantısında Brüksel’de bir araya geldi. Ukrayna krizine ilişkin Dörtlü Zirve ve Zirve sonucundan çıkan ateşkesin hemen ardından gerçekleştirilen AB Liderler Zirvesine, Ukrayna krizine ilişkin alınan ateşkes kararı damgasını vurdu.

    AB LİDERLERİ UKRAYNA KONUSUNDA TEMKİNLİ
    11 Şubat 2015 tarihinde Ukrayna krizinin çözümüne yönelik Belarus’un başkenti Minsk’te, Rusya Devlet Başkanı Putin, Almanya Başbakanı Merkel, Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko ve Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’nin, 15 saatten fazla süren görüşmenin sonucunda Ukrayna’nın doğusunda ateşkesin sağlanması konusunda anlaşmaya varması, AB Liderler Zirvesinin ana gündem maddesini oluşturdu.

    Zirvede Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroshenko, AB liderlerine Ukrayna’nın doğusundaki gelişmeler hakkında bilgi verdi. Minsk’te varılan anlaşmadaki başlıca konuları ve anlaşmaya ilişkin görüşlerini AB liderlerine aktaran Merkel ve Hollande’nin ise, anlaşmaya temkinli destek verdikleri gözlendi. Zirvenin ardından açıklama yapan AB Konseyi Başkanı Donald Tusk da, anlaşmaya temkinli destek verdiklerini belirterek, AB olarak, anlaşma hükümlerinin eyleme geçirilmesine verdikleri öneme dikkat çekti. Yaşanan çatışmalarda gerçek anlamda şiddetin önlendiğini görmeleri gerektiğini belirten Tusk, konunun yalnızca Ukrayna’nın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü ile ilgili olmadığını, bunun ötesinde Avrupa’nın 1989 sonrası jeopolitik düzeninin de tehlikede olduğunu vurguladı.

    Zirve kapsamında AB liderleri, Minsk’te varılan anlaşmanın uygulanmasının AB tarafından ne şekilde desteklenmesi gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulundu. Zirvede AB’nin, Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroshenko’nun Ukrayna’da barışın sağlanması yolundaki çabalarını ve Ukrayna’nın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasını desteklemekte birlik olduğu mesajı verildi. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, IMF’nin Ukrayna’da ekonomik reformların desteklenmesi için açıkladığı programı memnuniyetle karşıladığını belirtti.

    İÇ GÜVENLİKTE DAHA FAZLA İŞBİRLİĞİ
    Hatırlanacağı üzere Ocak ayı başında Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve sonrasında yaşananlar AB’yi, iç ve dış sınırlarında güvenliğe ilişkin politikalarını yeniden gözden geçirmeye itmiş; saldırılardan hemen sonra Paris’te bir araya gelen AB üye ülke İçişleri Bakanları, terörle mücadele kapsamında bazı alanlarda çalışmalara hız verme kararı almıştı.

    Paris’teki ilk buluşmayı takiben 29 Ocak 2015 tarihinde AB Dönem Başkanı Letonya’nın ev sahipliğinde Riga’da bir araya gelen AB üye ülke Adalet ve İçişleri Bakanları da, açıkladıkları “Riga Ortak Açıklaması” başlıklı bildiri ile, Avrupa çapında terörle etkin mücadele kapsamında AB’nin adımlarını sıklaştıracağı alanlara ilişkin somut eylemleri sıralamış ve AB Liderler Zirvesinin bu konudaki gündemini belirlenmişti.

    12 Şubat 2015 tarihinde gerçekleşen Zirveden ise, iç güvenlikte daha fazla işbirliği kararı çıktı. Bu kapsamda AB Liderler Zirvesinden çıkan kararlar şunlar:
    - AB çapında ortak bir PNR uygulamasının oluşturulmasına hız verilmesi,
    - Schengen sınır kontrollerine ilişkin kuralların değiştirilerek, AB üye ülke ve üçüncü ülke vatandaşlarının giriş-çıkışlarına ilişkin verilerin devamlı ve daha sistemli halde tüm üye ülkelerle ve uluslararası örgütler ile paylaşılması,
    - Terörün finansmanı ve kara para aklama ile daha etkin mücadele edilmesi,
    - Terörle mücadele kapsamında bilgi paylaşımı ile uluslararası işbirliğinin artırılması,
    - Radikalleşme ile mücadele kapsamında, başta sosyal medya olmak üzere radikalleşmenin hızla yayıldığı mecraların daha etkin takip edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması.

    YUNANİSTAN İÇİN BEKLEYİŞ SÜRÜYOR
    Zirve gündeminin bir diğer önemli konu başlığını ise, yapısal reformların daha etkin şekilde uygulanması başta olmak üzere Avro Alanı’nda ekonomik yönetişimin iyileştirilmesiydi. Yunanistan konusunda, Eurogroup (Avro Alanı Maliye Bakanları Grubu) Başkanı Jeroen Dijsselbloem 11 Şubat tarihinde gerçekleştirilen Eurogroup toplantısı sonuçları hakkında liderleri bilgilendirirken, AB Liderleri Yunanistan’ın borcu ile ilgili müzakereleri 16 Şubat 2015 tarihinde düzenlenecek Eurogroup toplantısına erteleme kararı aldı. Yunanistan Başbakanı Tsipras ile Eurogroup Başkanı Dijsselbloem ise, ilgili kurumlar ile birlikte konuyla ilgili teknik değerlendirme hazırlamakla görevlendirdi.

    İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem NAS: “SORUNLARIN AŞILMASI İKİ TARAFIN DA YARARINA OLACAKTIR”

    Minsk’te gerçekleştirilen Ukrayna Zirvesi’nin ardından toplanan AB Liderler Zirvesi’nden Ukrayna’da ateşkese ilişkin gelen temkinli açıklamaları yorumlayan İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, şunları söyledi:

    “Ukrayna krizinin çözüme kavuşturulması, Avrupa düzeninin korunması açısından öncelik taşıyor. Rusya gerek 2008 Gürcistan Savaşı’nda, gerekse, Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın Doğusunda ayrılıkçılara verdiği destek ile, Avrupa devlet düzenini tehdit eden adımlar attı. Bu düzen Soğuk Savaş sonrası dönemde, AB, Avrupa Konseyi ve AGİT gibi uluslararası kuruluşlar çerçevesinde garanti altına alınmaya çalışılıyordu. Öte yandan, Avrupa’da devlet düzeninin Soğuk Savaş sonrasında, önce Balkanlarda değiştiğini ve ilk örneklerin Çekoslavakya’nın barışçı bir şekilde ayrılmasını bir kenara bırakırsak, Yugoslavya’da yaşandığını gözlemliyoruz. Kosova vakası, Rusya’nın da sık sık gündeme getirdiği bir örnek oluşturdu. Kosova’nın bağımsızlığına giden yolun Batılı güçlerin desteği ile kat edildiği eleştirisi de Rus yetkililer tarafından yapılıyor ve Gürcistan ile Ukrayna krizlerinde Rusya’nın tavrını meşrulaştıran bir argüman olarak kullanılıyor. Dolayısıyla, olan biten için sadece Rusya’yı suçlamak haksızlık olur. Rusya açık bir şekilde uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Ama realpolitik açısından bakılırsa, Doğu Avrupa’da, Baltıklar ile Rusya sınırları arasında kalan bölgede, AB’nin uyguladığı politikalar, Putin yönetimini, “arka bahçesi” olarak gördüğü coğrafyada tekrar hakimiyetini hissettirmek için harekete geçmeye itmiştir. AB ise Rusya’ya karşı bu coğrafyada güç kullanmayı göze alamayacağı için, güç kullanmanın dışındaki yöntem olan yaptırımları uygulamıştır. Sonuç olarak, dün Minsk Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik varılan anlaşma her şeye rağmen olumlu bir gelişmedir. AB Liderleri gelişmelere temkinli olarak yaklaşsa da, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar AB ülkelerini de olumsuz etkilemektedir. Bir an önce sorunların aşılması iki tarafın da yararına olacaktır. Rusya lideri Putin’in son günlerde Ortadoğu, Yunanistan ve Kıbrıs’taki manevraları ile kaybettiği kozları geri kazanmaya çalıştığı görülmektedir. Putin’in Rus ekonomisinin durumunu düşünerek, yaptırımların bir an önce kaldırılmasına yönelik olarak yayılmacı tutumunu rafa kaldırması beklenir”.


    İKV Genel Sekreter Yardımcısı Melih ÖZSÖZ: “GÜVENLİKTE YENİ TEDBİRLER TÜRK VATANDAŞLARINI DA YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR”


    İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz ise, AB’nin iç güvenliğe ilişkin yeni tedbirleri konusunda şunları söyledi:


    “Türkiye, AB’nin terörle mücadele gündeminde üst sırada yer alan ülkelerden biri. Türkiye’nin özellikle AB ülkelerinden Suriye’ye geçişlerdeki kilit ülke olması, bu alanda AB’nin Türkiye ile işbirliğini artırması ihtiyacını da ortaya çıkarmış durumda. Paris saldırıları ve sonrasında yaşanan gelişmeler çerçevesinde, terörle mücadelenin giderek Avrupa’da gündemi belirlemesinin Türkiye’yi farklı açılardan etkilemesini beklemek mümkün. Tabi ki, bu sürecin Türkiye’nin AB üyelik perspektifi üzerindeki etkileri ele alınmalı ve AB’de giderek artan güvenlik endişelerinin Türkiye’nin AB sürecini bloke etmeye yönelik olarak kullanılmasına izin verilmemeli”.

    Ortak PNR uygulaması ve Schengen Sınır Koduna yönelik muhtemel değişikliklerin, Avrupa’ya seyahat etmek isteyen Türk vatandaşlarını da yakından ilgilendirdiğini ifade eden Özsöz şunları söyledi: “Ortak PNR uygulaması veya Schengen sınır yönetimi kurallarında gerçekleşmesi muhtemel bir sıkılaştırma, tüm üçüncü ülke vatandaşları gibi, 1980’li yıllardan bu yana AB üye ülke topraklarına girişte zorunlu vize uygulamasına tabi olan Türk vatandaşlarını da yakından ilgilendirmekte. AB’nin ortak PNR uygulaması kapsamında Türkiye’den veri paylaşımı talebi ile karşılaşabiliriz. Bunun yanında, mevcut Schengen Sınır Koduna yönelik sıkılaştırma tedbirleri, AB ile vize muafiyeti sürecinde olan Türkiye için kritik öneme sahip. Anlaşılan o ki, hem AB üye ülke vatandaşlarının, hem de üçüncü ülke vatandaşlarının, AB üye ülke topraklarına giriş ve çıkışına ilişkin Schengen Sınır Kodu kurallarında yapılacak değişiklikler ile, sınır kontrolleri sıkılaşacak ve giriş-çıkışa ilişkin veriler devamlı ve daha sistemli halde tüm üye ülkelerle ve uluslararası örgütler ile paylaşılacak.”
     


    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ŞUBAT 2015: İLO SÖZLEŞMESİ VE 19. FASIL

    İKV BASIN AÇIKLAMASI


    6 ŞUBAT 2015

     

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan: “Sözleşmenin Onaylanması 19. Fasıl Kapsamında Olumlu bir Gelişme”


    İnşaat sektörü çalışanlarına uluslararası standartlarda yeni güvenceler kazandırmayı amaçlayan, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 167 sayılı sözleşmesinin onaylanmasını uygun bulan 6571 sayılı kanun tasarısı, 5 Şubat 2015 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda onaylanmasının ardından, 6 Şubat 2015 tarihli Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Türkiye, Sözleşmeyi onaylayan 26. ILO üyesi ülke oldu.

    ILO tarafından 1988 yılında kabul edilen ve 1991 yılında yürürlüğe giren 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, 44 maddeden oluşuyor ve genel olarak inşaat sektörü çalışanlarına iş güvenliği ve uluslararası standartlar kazandırmayı hedefliyor. Sözleşme, inşaat işlerinin görüldüğü alanlar, inşaat işlerinde kullanılan araç, malzemelerde güvenlik ve sağlık, üye ülkelerin hükümetleri tarafından işyeri sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemler ile işçi ve işverenlerin yükümlülükleri gibi hükümleri barındırıyor.

    Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan, ILO’nun 167 sayılı Sözleşmesinin onaylanmasını, Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin 19 numaralı başlığı olan “Sosyal Politika ve İstihdam” faslı kapsamında büyük önem arz ettiğine dikkat çekiyor:

    “2015 yılı itibariyle Türkiye-AB müzakere sürecinin 10’ncu yılına girmiş bulunuyoruz. Geçen 10 senede 35 müktesebat başlığında sadece 14’ünü müzakerelere açabildik. Birçok fasıl, AB Konseyi kararı veya kimi üye ülkelerin blokajları sebebiyle açılamıyor. Hal böyle olunca elimizde açılması muhtemel 3 başlık kalıyor. Bu başlıklardan bir tanesi de, 19 numaralı Sosyal Politika ve İstihdam faslı”.

    “Söz konusu fasıl, ülkemizde istihdamın artırılması, sosyal ortaklarla etkin diyaloğun tesis edilmesi, sosyal koruma sistemlerinin güçlendirilmesi kadar, işyerlerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesini de hedefliyor. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi alanında AB standartları ve konuyla ilgili ILO sözleşmeleri ile uyum ise oldukça önemli. Bu çerçevede ILO’nun 167 sayılı sözleşmesinin TBMM tarafından onaylanmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Hiç şüphesiz bu, Sosyal Politika ve İstihdam faslına ilişkin mevzuatın ülkemiz mevzuatına uyumlaştırılması alanında bizlere önemli bir ivme kazandıracaktır.”

    AB Bakanlığı tarafından Kasım 2014 tarihinde yayımlanan, iki aşamalı AB’ne Katılım Ulusal Eylem Planı’na da değinen İKV Başkanı Vardan: “Bakanlığımız tarafından yayımlanan Türkiye’nin yeni AB Stratejisi, birinci ve ikinci aşamalarında, önümüzdeki dönemde AB standartları ve ilgili ILO sözleşmelerine uyum alanında daha ileri adımların atılmasını öngörmekte. Bu ülkemizin AB üyeliğinden öte, kendi işçilerimizin güvenliği açısından da önemli bir fırsat” dedi.

    “Sadece biz değil, diğer AB üye ülkeleri de harekete geçmeli”

    İKV Başkanı Vardan, ILO’nun 167 sayılı İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesinin bugüne kadar, Türkiye dahil 26 ILO üyesi ülke tarafından onaylanmış durumda bulunduğunu ve sözleşmeye onay vermeyen ülke sayısının 159 olduğunu belirti. Sözleşmeyi AB üyesi sadece 9 ülkenin onayladığına da dikkat çeken İKV Başkanı Vardan; “eğer Türkiye bu sözleşmenin gereklerine inanarak Sözleşmeyi onaylıyorsa, temel hak ve özgürlüklerin savunucusu iddiasındaki AB’nin tüm üye ülkelerinin de harekete geçmesi ve bu Sözleşmeyi onaylaması gerekiyor” dedi.

     28 üyeli AB’de ILO’nun 167 sayılı Sözleşmesi, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, İsveç, İtalya, Lüksemburg, Macaristan ve Slovakya’nın aralarında bulunduğu, sadece 9 üye ülke tarafından onaylamış durumda. Halihazırda 19 AB üye ülkesi Sözleşmeyi onaylamamış durumda.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    OCAK 2015: SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLANMAMALI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI


    30 OCAK 2015

     

    İKV BAŞKANI VARDAN: "SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLANMAMALI"

     

    AB TERÖRLE MÜCADELEDE YENİ ÖNLEMLERİ TARTIŞMAYA DEVAM EDİYOR



    29 Ocak 2015 tarihinde AB Dönem Başkanı Litvanya’nın ev sahipliğinde Riga’da, Adalet ve İçişleri Konseyi Gayri Resmi toplantısı için bir araya gelen AB üye ülke Adalet ve İçişleri Bakanları, terörle mücadele kapsamında alınacak yeni tedbirleri masaya yatırdı. Bilindiği üzere Ocak ayı başında Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve sonrasında yaşananlar AB’yi, iç ve dış sınırlarında güvenliğe ilişkin politikalarını yeniden gözden geçirmeye itmiş; saldırılardan hemen sonra Paris’te bir araya gelen AB üye ülke İçişleri Bakanları, terörle mücadele kapsamında bazı alanlarda çalışmalara hız verme kararı almıştı.


    Adalet ve İçişleri Konseyi Gayri Resmi toplantısının birinci günü sonrasında yapılan “Riga Ortak Açıklaması” başlıklı bildiride Bakanlar, Avrupa çapında terörle etkin mücadele kapsamında AB’nin adımlarını sıklaştıracağı alanlara ilişkin daha somut eylemleri sıralıyor.

    Bu çerçevede AB’nin terörle mücadele stratejisindeki yeni gündemini:
    - Ortak bir AB PNR uygulamasının oluşturulması,
    - AB’ye giriş ve çıkışlara ilişkin etkin bilgi paylaşımının sağlanması,
    - Ateşli silahların dolaşımına ilişkin verilerin daha etkin paylaşımı ve
    - Radikalleşme ile mücadele kapsamında sosyal medyanın daha etkin takip edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması oluşturuyor.
    Ortak açıklama ile netlik kazanan ve Adalet ve İçişleri Konseyi’nde görüşülen bu konuların, 12 Şubat 2015 tarihinde olağanüstü terör gündemi ile toplanacak AB Liderler Zirvesinde, üye ülke Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından da ele alınması ve karar bağlanması bekleniyor.


    TERÖRLE MÜCADELEDE AB SAFLARI SIKILAŞTIRIYOR

    Terörle mücadele kapsamında önümüzdeki dönemde AB’nin atacağı adımların 4 alana yoğunlaştığını söylemek mümkün:
    1-Ortak PNR Uygulaması
    Tartışmalı alanların başında AB çapında kurulacak ortak PNR sistemi geliyor. PNR (Passanger Name Records – Havayolu Yolcu Kayıt Sistemi), yolcuların uçak rezervasyonları sırasında, havayolu şirketi tarafından toplanan bilgi ve verilerin tümü anlamına geliyor. Halihazırda birçok AB üye ülkesi ulusal PNR sistemine sahipken, mevzuat eksikliği AB çapında ortak bir PNR uygulamasının oluşturulmasına ve verilerin AB ve uluslararası çapta paylaşımına izin vermiyor. Bilindiği üzere ortak PNR uygulamasına geçişe ilişkin Komisyon tarafından hazırlanan tüzük taslağı, 2011 yılından bu yana, neredeyse 4 yıldır Parlamento’nun gündemindeydi. Avrupa Parlamentosu ise, PNR bilgisinin kişisel veri olduğu noktasından hareketle, kişisel verilerin korunmasına yönelik endişelerini sürekli olarak dile getirirken, söz konusu bilgilerin okyanus ötesinde paylaşımı bir yana, herhangi bir üye ülke ile paylaşımında bile mesafeli davranıyordu.

    2- Schengen Sınır Yönetimi
    Terörle mücadele kapsamında AB’nin atmaya hazırlandığı adımlar arasında tartışmalı bir diğer konu ise AB’ye giriş ve çıkışlara ilişkin alınacak yeni tedbirler. Başka bir deyişle Schengen Sınır Kodu ile bağlantılı, Avrupa sınır yönetimi. Avrupa çapında iç güvenliğin artırılması ve terörle daha etkin mücadele edilmesi için, Avrupa iç ve dış sınırlarının kontrolü konusu üzerinde hassasiyetle duruluyor. Bu çerçevede, hem AB üye ülke vatandaşlarının, hem de üçüncü ülke vatandaşlarının, AB üye ülke topraklarına giriş ve çıkışına ilişkin Schengen Sınır Kodu kurallarının değiştirilmesi ve sınır kontrollerine ilişkin verilerin devamlı ve daha sistemli halde tüm üye ülkelerle ve uluslararası örgütler ile paylaşılması gündemde.

    3- Ateşli Silahların ve Patlayıcıların Dolaşımı
    12 Şubat 2015 tarihinde olağanüstü terör gündemi ile bir araya gelecek AB üye ülke liderlerinin önüne gelecek bir diğer konu ise ateşli silahlar ve patlayıcıların dolaşımına ilişkin. AB Adalet ve İçişleri Bakanları, ateşli silahların ve patlayıcıların AB çapında dolaşımına ilişkin mevcut düzenlemelerin sıkılaştırılmasını ve konuya ilişkin bilgi ve verilerin etkin şekilde AB üye ülke makamları ve uluslararası güvenlik örgütleri ile paylaşımında ısrarcı.

    4- Radikalleşme ve Sosyal Medya
    AB üye ülke Adalet ve İçişleri Bakanları, her türlü radikal hareketle etkin mücadele edilmesi kapsamında, başta radikalleşmenin en hızlı ve en kolay şekilde yayıldığı internet konusunda da ileri adımların atılmasını talep ediyor. Bu çerçevede Adalet ve İçişleri Konseyi, internet endüstrisi ve özellikle sosyal medya platformları ile işbirliğinin geliştirilmesini ve Europol’ün sosyal medyadaki trafiği analizi ve takip rolünün artırılmasını istiyor.

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan: “Seyahat özgürlüğü kısıtlanmamalı”
    AB’nin terörle mücadele kapsamında almayı öngördüğü yeni tedbirlere ilişkin açıklamalarda bulunan İKV Başkanı Vardan şunları söyledi:
    “Paris’te yaşanan saldırılar sonrasında, terörle daha etkin mücadele etmek isteyen AB'de iç ve dış sınırların güvenliğe ilişkin mevcut kuralların, ileriki dönemlerde daha sıkılaşacağını söylemek mümkün. Bu çerçevede ortak PNR uygulamasının oluşturulmasını ve Schengen sınır yönetiminde kuralların sertleşmesini bekleyebiliriz. Bu da Avrupa içi ve dışı seyahatlerde, AB üye ülke vatandaşları veya üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin kişisel verilerin toplanması, depolanması ve üye ülkeler arası paylaşımının önünü açacaktır.
    Bu noktada, terörle mücadelenin gündemin üst sıralarına yerleştiği Avrupa’da yaşanan son gelişmelerin toplumsal paronoyaya dönüşmeden, seyahat özgürlüğü de dahil olmak üzere bireysel özgürlükleri kısıtlamaması gerektiğini vurgulamakta fayda görüyorum. Ortak PNR uygulaması veya AB’nin üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik vize politikasında alacağı muhtemel sıkılaştırılma tedbirleri, terör sorununa nihai çözüm olmayacağı gibi, terörle ilgisi bulunmayan, dürüst vatandaşların cezalandırılmasına sebebiyet verecek ve adil olmayan bir duruma yol açacaktır. Bu çerçevede temel hak ve özgürlüklerin savunucusu olduğu iddiasındaki AB’nin, aday ülke Türkiye’ye de bu alanda bolca yönelttiği ağır eleştirilere maruz kalabileceğini hatırlatmak isterim”.
    İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz: “PNR verisi üzerinden çok ayrıntılı analizlerin yapılması mümkün”


    Konuya ilişkin İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz ise şunları kaydetti:
    “Terörle mücadele kapsamında AB’nin atmaya hazırlandığı adımlar arasında en tartışmalı olanı, hiç şüphesiz ortak PNR uygulaması. Burada bir noktanın altını çizmekte fayda var: Türkiye’de daha çok “rezervasyon bilgisi” olarak bilinen PNR, aslında yolcuların uçak rezervasyonları sırasında, havayolu şirketi tarafından toplanan bilgi ve verilerin tümü anlamına geliyor. Bu bilgiler arasında yolcunun iletişim bilgilerinden, kredi kartı bilgilerine; yolculuğa ilişkin uçuş bilgilerinden koltuk seçimine, bagaj sayısına veya birlikte seyahat edeceği kişilerine bilgilerine kadar çok geniş yelpazede veriler bulunuyor. Hatta PNR bilgisi üzerinden, kişi herhangi bir sık uçan yolcu programı ya da müşteri sadakat programı üyeliği çerçevesinde rezervasyonunu yaptırmış ise, geçmişteki diğer seyahatlerine ilişkin dökümü ve yolculuk sırasında tercih ettiği menüye ulaşmak bile mümkün. Dolayısıyla toplanan PNR bilgileri üzerinden detaylı analizlerin yapılması halinde, yolcuya ilişkin ayrıntılı profillerin ve kişisel verilerin çıkartılması söz konusu. Burada kritik olan ise söz konusu verilerin paylaşımı. Bu veriler diğer üye ülke makamları veya Interpol, Europol, Frontex gibi uluslararası örgütler ile paylaşılması halinde, yolculuk yapan her sıradan kişi, bir yerde potansiyel suçlu muamelesi görebilir”.
    Söz konusu önlemlerin, Avrupa’ya seyahat etmek isteyen Türk vatandaşlarına olan muhtemel etkileri ile ilgili olarak ise Özsöz şunları söyledi:
    “Ortak PNR uygulaması veya Schengen sınır yönetimi kurallarında gerçekleşmesi muhtemel bir sıkılaştırma, tüm üçüncü ülke vatandaşları gibi, 1980’li yıllardan bu yana AB üye ülke topraklarına girişte zorunlu vize uygulamasına tabi olan Türk vatandaşlarını da yakından ilgilendirmekte. Hiç şüphesiz muhtemel bir ortak PNR uygulaması, Schengen Bilgi Sistemi (Schengen Information System-SIS), İkinci Nesil Schengen Bilgi Sistemi (SIS II) veya Eylül 2014 tarihi itibariyle Türkiye'nin de dahil olduğu Vize Bilgi Sistemi (Visa Information SystemVIS) ile eşgüdümlü olarak çalışacak ve birbirini destekleyeceklerdir. Burada sınır yönetimi, yasadışı göç ile mücadele, güvenlik, terörle mücadele gibi konuların iç içe geçtiğine tanık olacağız. Her türlü verinin paylaşımı ise bambaşka bir boyut. Dolayısıyla AB’nin özgürlükler ile güvenlik arasındaki dengeyi iyi kurması kritik öneme sahip”.
    “Kritik öneme sahip bir diğer konu ise, Aralık 2013 tarihinden bu yana Türkiye ile AB arasında yürürlükte olan vize serbestliği diyaloğu. Unutmayalım ki Türkiye ve AB, ilişkilerde yıllardır en sorunlu alanlardan biri olan vize konusunda önemli bir adım attı. Alınacak yeni tedbirlerin bu sürece de hiçbir şekilde zarar getirmemesi gerekir”.

     
    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
     

    OCAK 2015: TÜRKİYE`NİN NOTU

    İKV  BASIN AÇIKLAMASI

     29 OCAK 2015

     

     

    2014 YILINDA AB’NİN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER NOTU “C” OLDU

     

    AB’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (European Council on Foreign Relations-ECFR), her yıl AB’nin ve üye devletlerinin önemli dış politika konularındaki performanslarını ölçtüğü Avrupa Dış Politika Karnesi (European Foreign Policy Scorecard) başlıklı raporunun bu yılki sayısını 29 Ocak 2015 tarihinde açıkladı. Raporda, AB kurumlarının ve 28 Üye Devletin Rusya, ABD, Geniş Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Asya ve Çin ile Çoktaraflı konular olmak üzere 6 kilit coğrafya veya aktör eksenindeki 2014 yılı performansı 65 alt politika alanında değerlendiriliyor.

    Rapora göre, 2014 yılı AB’nin kendisini krizlerle çevrili bir ortamda bulduğu bir yıl oldu. Doğuda, Kırım Rusya tarafından ilhak edilip, Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar derinleşirken, güneyde terör örgütü IŞİD Suriye’de ve kuzey Irak’ta büyük kazanımlar elde etti. Rapora göre, 2014 yılında AB’nin ele alması gereken en önemli konu, Rusya’ya karşı dik bir duruş sergileyebilmekti.

    AB’nin Türkiye’ye yönelik politikasının dört alt başlıkta değerlendirildiği European Foreign Policy Scorecard 2015’te AB’nin, 2014 yılında Türkiye ile ilişkiler konusunda aldığı not geçtiğimiz yıl olduğu gibi “C” oldu.

    2014 yılının AB’nin Türkiye ile ilişkileri bakımından çalkantılı geçtiği belirtildiği rapora göre, “Üye Devletler, Ankara’nın demokratik olmayan eğilimleri konusunda duydukları endişede birleşmelerine karşılık kendilerini durumun nasıl ele alınması gerektiği konusunda ayrılığa düşmüş ve (Türkiye üzerinde) kısıtlı etkiye sahip bir konumda buldular”. AB üye devletleri Suriye krizi bağlamında özellikle rejim değişikliği konusunda Türkiye’ye yönelik yaklaşımlarında da uzlaşamadı. Sığınmacı krizinin ele alınması ve Türkiye üzerinden Suriye’ye geçen yabancı savaşçılar sorununa çözüm bulunması konusunda ilerleme sağlansa da bu her iki tarafın ihtiyaçlarına cevap vermekten uzaktı.

    Türkiye ile ikili ilişkiler alt başlığında AB, geçtiğimiz yıl aldığı “C+” notunu bu yıl da korurken, raporda, blokajlar nedeniyle katılım müzakerelerinin içerisinde bulunduğu durağanlığa rağmen, 17’nci faslın açılması ve 23 ve 24’üncü fasıllar üzerindeki blokajın kalkmasının gündeme gelebileceği kaydedildi. Raporda, vize serbestîsi diyaloğunun başlatılması ve Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle ilişkilerin ivme kazandığı belirtildi.

    Türkiye’de hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları konusunda AB, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da “C-“ notuna layık görüldü. Bu konuda, raporda, AB üye devletlerinin Türkiye’de demokrasideki eksikliklere ilişkin duyduğu endişede birleştiğini, buna karşılık durumun ele alınması konusunda açık şekilde ayrılığa düştüğü ve bu nedenle de durumu etkileme gücünün oldukça sınırlı kaldığı tespitine yer verildi. Rapora göre, Fransa gibi bazı Üye Devletler, 23’üncü ve 24’üncü fasılların açılmasını tavsiye ederken, Hollanda gibi bazı diğerleri katılım sürecinin gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyor.

    Türkiye ile Kıbrıs meselesi bağlamında ilişkiler konusunda, AB’nin notu 2014 yılında  da “C-“ oldu. BM arabuluculuğunda Şubat 2014’te yeniden başlayan müzakerelerin, 2014 sonbaharında tekrar çıkmaza girdiği belirtilerek, Kıbrıs meselesinin AB’nin Türkiye’ye yönelik politikasını zedelemeyi sürdürdüğü belirtildi. Rapora göre, müzakerelerin çıkmaza girmesi, AB’nin Türkiye üzerindeki etkisine zarar vermekle kalmayıp, Türkiye’nin AB dış ve güvenlik politikası mekanizmalarına tam katılım sağlayamaması gibi jeostratejik açıdan önemli etkilere yol açıyor.

    Türkiye ile bölgesel konularda ilişkiler konusunda AB, geçtiğimiz yıl aldığı “C+” notunu bu yıl da korurken raporda, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini ele alış biçiminin AB’den oldukça farklı olduğu ve AB ile Suriye konusundaki ayrıkların sürdüğü belirtildi. Doğuda ve güneyde krizlerle karşı karşıya olan Türkiye ve AB’nin yeterli düzeyde işbirliği yapmadığı kaydedilen raporda, AB’nin Türkiye ile yeterli istişarede bulunmadığı, bunun karşısında da Türkiye’nin AB’nin dış politika pozisyonlarından çoğuna uyum sağlamadığı kaydedildi.

    AB’nin Türkiye ile Kıbrıs meselesi bağlamındaki ilişkiler ve Türkiye’de hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları konularındaki performansı, raporda 2014 yılında en kötü performansa sahip olduğu 10 dış politika konusundan ikisi oldu.

    European Foreign Policy Scorecard 2015 raporuna http://www.ecfr.eu/page/-/ECFR125_SCORECARD_2015.pdf internet adresinden ulaşılabilir.

    OCAK 2015: YUNANİSTAN SEÇİMLERİ

    5 SORUDA YUNANİSTAN SEÇİMLERİ

     

    Yunanistan’da dün (25.01.2015) gerçekleşen seçimlerde radikal Syriza Partisi’nin zaferi AB çevrelerinde endişeye sebep oldu. Syriza lideri Alexis Tsipras’ın kemer sıkma politikalarını reddetmesi ve kamu borcunun bir kısmının silinmesi ve yeniden müzakere edilmesine yönelik söylemi Avro alanının istikrarı konusunda soru işaretlerine yol açtı.

    2008 yılında başlayan küresel mali kriz AB genelinde aşırı sağ ve sol hareketlerin güç kazanmasına yol açmıştı. Hemen hemen tüm AB üyesi devletlerde alınan önlemler ve kemer sıkma politikaları işsizliği artırdı ve özellikle orta ve alt gelir gruplarının ücretleri ve sosyal kazanımlarında önemli kayıplara yol açtı. Tüm bu yaşananların siyasi sonuçları olması doğaldır.

    Krizi en yoğun olarak yaşayan Yunanistan’da, ekonomik ve sosyal sorunlar, krize yol açmak ile suçlanan merkez sağ ve merkez sol partilerin kamuoyu desteğini önemli ölçüde azaltırken, halkın umudunu radikal hareketlere yöneltmesi sonucunu doğurdu.

    Bu aşamada, AB’nin yapması gereken, serinkanlı bir şekilde Yunanistan’daki demokratik seçimlerin sonuçlarını kabullenmek ve Yunanistan meselesini bir kez daha masaya yatırmak olmalıdır. AB karar alıcıları, Yunan halkının meşru endişelerini de dikkate alarak, borcun yeniden müzakere edilmesini sağlamalı. Aksi takdirde, hem Syriza Partisi’nin sisteme entegre olması zorlaşabilir, hem de bu durum Avro alanının bütünlüğü ve sürdürülebilirliği açısından olumsuz sonuçlar doğurur.

    AB’nin çoğulcu yapısı, farklı siyasi ve ideolojik görüşleri de içinde barındırabilmeli ve sokaktaki vatandaşın sorunlarına çözüm üretebilmeli. AB, en önemli meselelerinden biri olan “demokratik açık” meselesini ancak bu şekilde aşabilir ve bütünleşme sürecini devam ettirebilir. Avrupa’nın geleceği, tek merkezden politikaların empoze edildiği bir AB değil, ulusal ve bölgesel çeşitliliğinin harmanlanarak ortak çözümler ürettiği bir Birlik olmalıdır.

    1. Seçimleri Kim Kazandı? Kim Kaybetti?
    2. Syriza Neden Kazandı?
    3. Yunanistan’ı Neler Bekliyor?
    4. İlk Tepkiler: Kim Ne Dedi?
    5. Avrupa’yı Neler Bekliyor?


    1. Seçimleri Kim Kazandı? Kim Kaybetti?

    Komşu ülke Yunanistan’da 25 Ocak 2015 tarihinde gerçekleştirilen seçimleri, radikal solcu Syriza Partisi kazandı. Katılım oranının yüzde 60’ın biraz üzerinde olduğu seçimlerde, ülkedeki kemer sıkma politikalarına savaş açan ve Yunanistan’ın borcunu yeniden müzakere edeceğini söyleyen 40 yaşındaki radikal sol lider Alexis Tsipras’a yüzde 36 oy çıktı. Hükümetteki merkez sağ parti Yeni Demokrasi Partisi ise, yüzde 27’de kaldı.

    Seçimlere katılan diğer 5 partinin de Yunan Parlamentosu’nda temsil hakkı kazanması bekleniyor. Bu partiler arasında en ilgi çekici olan ise aşırı sağcı Altın Şafak Partisi. Seçimleri üçüncü olarak geride bırakan Altın Şafak’ın oy oranı yüzde 6’nın biraz üzerinde. Resmi sonuçların henüz açıklanmadığı seçimlerde, 300 sandalyeli Yunan Parlamentosu’nda Syriza şimdiden 149 sandalyeyi almış durumda. Syriza’nın çoğunluğu elde edebilmesi için Parlamento’da 2 sandalyeye daha ihtiyacı var.

    Seçimlerin galibi Syriza Partisi lideri Alexis Tsipras, seçimler ile Yunan halkının kemer sıkma ve ekonomik yıkıma karşı güçlü ve açık bir mesaj verdiğini söylerken, AB, Uluslararası Para Fonu IMF ve Avrupa Merkez Bankası’ndan oluşan troykanın artık geçmişte kaldığını vurguladı; kriz konusunda adil ve tüm tarafların yararına olacak çözüm konusunda müzakere edecekleri sözünü yineledi.

    2. Syriza Neden Kazandı?

    Yunanistan 2008 yılında Avrupa’yı teslim alan ekonomik krizden en fazla etkilenen ülke oldu. Kemer sıkma politikaları kapsamında kamu hizmetleri, emeklilik, sosyal güvenlik gibi alanlarda yaşanan sert kesintiler Yunan halkını yıllardır zorluyor. Ülkede işsizlik oranı yüzde 25’lere dayanmışken, 25-35 yaş arası işsizlik yüzde 50’nin biraz altında. Devlete gelir elde etmek amacıyla oluşturulan ek mülkiyet vergisi ise, orta sınıfı biraz daha sıkıştırmış durumda. Böyle bir ortamda, Yunanistan’ın borçlarının geri ödenmesinde faiz oranlarının yeniden görüşülmesi ve vadelerin uzatılması; asgari ücretin 751avroya yükseltilmesi; 300bin yeni istihdam alanının yaratılması ve emekli maaşlarının iyileştirilmesi sözüyle yola çıkan Syriza’nın seçimlerin galibi olması Yunanistan için çok büyük bir sürpriz olmadı. 2009 seçimlerinde oyların yalnızca yüzde 4,6’sını alabilen Syriza’nın bugün oy oranını yüzde 36’ya çıkarmış olması, Yunan kamuoyunun kemer sıkma politikalarına tepkisinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

    3. Yunanistan’ı Neler Bekliyor?

    Syriza’nın tek başına iktidar olabilmesi için Yunan Parlamentosu’ndaki 151 sandalyeyi alması gerekiyordu; ancak yüzde 36 oy oranıyla Syriza’nın Parlamento’da garantileyebildiği sandalye sayısı 149 oldu. Bu noktada, diğer partilerin Parlamento’da az sandalye ile temsil ediliyor olsalar da, koalisyonun oluşturulabilmesi için önemli rol oynayacakları önceden biliniyordu.

    Aleksis Tsipras bugün erken saatlerde, 2012 yılında Yeni Demokrasi Partisi’nden ayrılarak parti kuran Bağımsız Yunanlar Partisi’nin (ANEL) lideri Panayiotis Kammenos ile görüştü. Görüşmenin ardından Kammenos tarafından yapılan açıklamada Bağımsız Yunanlar Partisi’nin Aleksis Tsipras’a güvenoyu vereceği ve yeni hükümetin Syriza-ANEL koalisyonundan oluşacağı bildirildi. Yeni koalisyon hükümeti Parlamento’daki 300 koltuğun 162’sini alarak çoğunluğu oluşturuyor.

    4. İlk Tepkiler: Kim ne dedi?

    Yunanistan’daki seçimlerde kemer sıkma politikaları karşıtı Syriza’nın galibiyeti AB içerisinde şimdiden yankı bulmuşa benziyor. İngiltere Başbakanı David Cameron, seçim sonuçlarının AB çapında ekonomik belirsizliği artıracağını söylerken, Alman Merkez Bankası Başkanı Jens Weidmann, Syriza'nın zaferinin, ekonomik krizin çözülmesi için elde edilen kazanımları tehlikeye atmayacağını umduklarını söyledi.

    Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından yayımlanan resmi açıklamada, “Dileğimiz; Avro Alanı’nın istikrarına katkı sağlayacak biçimde iki ülke arasındaki işbirliğinin, Avrupa değerlerinin temelini oluşturan, ilerleme, dayanışma ve sorumluluk ruhuyla sürdürülmesidir” ifadesine yer verildi. AP Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu Başkanı Gianni Pittella ise Syriza’nın zaferini, Avro Alanı’nda yürütülen ekonomik politikaların değişmesi gerektiği yönünde değerlendirdi. Öte yandan, Belçika Maliye Bakanı Johan Van Overtveldt borçların yeniden yapılandırılması ve gerekli usullerin tekrardan görüşülmesine ilişkin açık kapı bulunduğunu; ancak bunun Yunanistan’ın parasal birlik kurallarına saygı göstermesi temelinde gerçekleşeceğini kaydetti.

    5. Avrupa’yı Neler Bekliyor?

    Öncelikle Yunanistan’da radikal sol partinin seçimlerden zaferle çıkmasının, AB çapında diğer sol partileri cesaretlendirme ihtimali bulunuyor.

    Radikal sol Syriza, kamu harcamalarında yaşanan kesintileri tersine çevirerek, maaşları ve emeklilik hizmetlerini artırmayı vaad ediyor. Bugün büyük bir kısmı Avro Alanı ülkeleri tarafından ödenen Yunanistan’ın kamu borçlarını silmeyi istiyor. Hiç şüphesiz Avro-Dolar Paritesinin son 11 yılın en düşük seviyesine geldiği ve Avrupa Merkez Bankası’nın tarihinin en büyük tahvil alımını gerçekleştirdiği bu dönemde, Syriza’nın vaadleri AB ekonomisi için büyük bir endişe demek. Olası bir Syriza hükümeti, Yunanistan’ın kamu borçlarının Troyka ile yeniden müzakere edileceği anlamına geliyor. Bu da Hükümet ve Troyka arasında yeni bir gerginlik anlamına geliyor. Bu sebeple AB ve uluslararası finans kurumları endişe içinde.

    Yunanistan seçim sonuçları ışığında, AB’nin yapması gereken, Yunanistan meselesini masaya yatırmak ve Yunan halkının meşru endişelerini de dikkate alarak, borcun yeniden müzakere edilmesini sağlamak. Aksi takdirde, hem Syriza Partisi’nin sisteme entegre olması zorlaşabilir, hem de Avro alanının bütünlüğü ve sürdürülebilirliği açısından olumsuz sonuçlar doğurur.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    OCAK 2015: AMB TAHVİL ALIM PROGRAMI

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    23 Ocak 2015, İstanbul

    İKV BAŞKANI ÖMER CİHAD VARDAN: AVRUPA MERKEZ BANKASI’NIN BAŞLATTIĞI TAHVİL ALIM PROGRAMININ AB VE TÜRKİYE’YE ETKİLERİ OLUMLU OLACAKTIR

    Avrupa Merkez Bankası (AMB) piyasaların uzun zamandır beklediği tahvil alım programını açıkladı. Yeni program kapsamında AMB, varlık alımı programını Avro Alanı üye ülke hükümetleri, kurumlar ve ajanslarını kapsayacak şekilde genişletmektedir.  AMB söz konusu adımı Avro Alanı’nda çok düşük seviyelerde seyreden enflasyonun canlandırılması ve AB ekonomisinin desteklenmesi amacıyla atmıştır.

    Söz konusu programın önceki programların tamamlayıcısı olması ve varlık alımlarının üye ülke merkez bankalarının AMB sermayesindeki payı esas alınarak yapılması öngörülmektedir. Mart 2015’te başlayacak program ile Eylül 2016'ya kadar, her ay 60 milyar avro ve toplamda yaklaşık 1,3 milyar avro tutarında menkul kıymet alımı yapılması ve bu şekilde enflasyonun sürdürülebilir bir ayarlama seyrine girmesi sağlanana kadar menkul kıymet alımlarına devam edilmesi öngörülmektedir.

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan’a göre, alınan önlemler Avro Alanı’nda durgunluk riski taşıyan ekonominin harekete geçirilmesi ve deflasyon riskinin ortadan kaldırılması açısından büyük önem taşıyor.

    Vardan, söz konusu önlemlerin en önemli sonucunun, uzun vadede AB’de büyümeyi teşvik etmesi olacağını söyledi. Vardan, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin yaptığı açıklamayı da destekledi ve bu önlemlerin başarılı olması için tüm AB üyesi ülkelerin büyüme yanlısı mali politikalar uygulamasının gereğine dikkat çekti.

    İKV Başkanı Vardan şu şekilde devam etti:

    AMB’nin uygulayacağı programın AB ekonomilerine parasal teşvik sağlaması öngörülüyor. Uygulanacak programın uzun vadede üye ülkelerin mali koşullarında iyileşme sağlaması, tüketiciler ve şirketler açısından finansmana erişimi daha ucuz hale getirmesi beklenmekte. Bunun da yatırımlar ve tüketimi desteklemesi ve artış sağlaması, enflasyon oranlarının da düşük seviyelerden yüzde 2’ye yükselmesi öngörülüyor. 

    İKV uzmanı Sema Çapanoğlu AMB’nin uygulayacağı programın Türkiye’ye etkilerini değerlendirdi. Çapanoğlu’ya göre, AB piyasalarına çıkacak olan iki yılda yaklaşık 1,3 milyar avro tutarındaki likiditenin petrol fiyatlarının da düşük seyrettiği içinde bulunduğumuz dönemde ülkemize etkisinin olumlu olması bekleniyor. AB ekonomisinde beklenen olumlu ivmenin, hem ülkemize sermaye akımlarının artması hem de orta vadede AB ülkeleri ekonomilerinin toparlanması ile Türkiye’nin AB’ye ihracatında artış ve AB ülkelerinden ülkemize doğrudan yatırımlarda artış şeklinde yansıyacağı öngörülüyor.

     

     

     

     

    OCAK 2015: PNR UYGULAMASI BASIN AÇIKLAMASI

    AVRUPA TERÖRLE MÜCADELEDE SAFLARI SIKILAŞTIRIYOR: ORTAK PNR UYGULAMASINA DOĞRU ADIM ADIM

    Melih Özsöz, İKV Genel Sekreter Yardımcısı

    Ocak ayı başında Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve sonrasında yaşananlar, AB’yi iç ve dış sınırlarında güvenliğe ilişkin politikalarını yeniden gözden geçirmeye itti. Saldırılardan hemen sonra Paris’te bir araya gelen AB üye ülke İçişleri Bakanları toplantısından, AB’nin kendi PNR sistemini oluşturması ve PNR bilgilerinin toplanması, depolanması ve sınır ötesi paylaşımı konusunda daha etkin bir mekanizmanın kurulması mesajı çıkarken AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, AB’nin kendi PNR sistemi üzerindeki çalışmayı ilerletmesi için Avrupa Parlamentosu’na çağrı yaptı.

    Havayolu Yolcu Kayıt Sistemi (PNR) halihazırda uzun yıllardır birçok ülke tarafından özellikle terör ve suçlar ile mücadele kapsamında etkin şekilde kullanılan bir araç. AB genelinde ise birçok üye ülke kendi PNR sistemine sahip iken, mevzuat eksikliği sebebiyle PNR verileri Birlik genelinde etkin olarak paylaşılamamakta. PNR ile ilgili bir diğer sorunlu alan ise Avrupa içi uçuşlar ile ilgili. Halihazırda Avrupa içinde, üye ülkeler arası yapılan uçuşlarda yolculara ait sınırlı bilgi, havayolu şirketleri tarafından toplanabiliyor ve bu bilgilerin üye ülkeler arasında paylaşımında ciddi engeller bulunuyor.

    PNR bilgilerinin toplanması, depolanması ve paylaşımı alanında Birlik mevzuatın oluşturulamamasında ise Avrupa Parlamentosu’nun çekince ve endişeleri önemli yer tutuyor. Konuya ilişkin mevzuat düzenlemesinin son 4 yıldır Parlamento gündeminde olduğu düşünülürse, ortak PNR uygulaması konusunun, önümüzdeki günlerde AB İçişleri Bakanları ve AB liderlerinin de gündeminde sıklıkla yer alacağını söylemek mümkün.

    Peki  PNR nedir ve neden önemlidir? Türkiye’de daha çok basit bir “rezervasyon bilgisi” olarak algılanan PNR uygulamasına ilişkin AB’nin mevcut politikası nasıl? Bu alanda AB'de ne gibi değişiklikler yaşanabilir? ve daha da önemlisi bu değişiklikler 1980'li yıllardan bu yana AB üye ülkelerine girişte zorunlu vizeye tabi olan Türk vatandaşlarını etkiler mi?

     

    PNR nedir?

    Türkiye’de daha çok “rezervasyon bilgisi” olarak bilinen PNR (Passanger Name Records – Havayolu Yolcu Kayıt Sistemi) aslında yolcuların uçak rezervasyonları sırasında, havayolu şirketi tarafından toplanan bilgi ve verilerin tümü anlamına gelmektedir. Bu çerçevede PNR bilgisi yolculuğu yapacak kişinin kimlik bilgilerinin yanı sıra:

    -iletişim bilgileri (adres, cep telefonu numarası ve e-posta adresi),

    -ödeme kredi kartı ile yapıldıysa kredi kartına ilişkin bilgiler,

    -uçuşu gerçekleştirecek kişinin uçuş numarası, saati ve destinasyonu,

    -koltuk seçimi, bagaj sayısı, yolcu seçim yapmış ise uçuş sırasında yiyeceği yemek,

    -kişi grup halinde seyahat ediyor ise, aynı rezervasyon numarası altında seyahat edeceği diğer yolcular ve bu kişilere ait bilgileri içermektedir.

    PNR bilgisi kapsamında ayrıca havayolu şirketi, kişi herhangi bir sık uçan yolcu programı ya da müşteri sadakat programı üyeliği çerçevesinde rezervasyonunu yaptırmış ise, kişinin geçmişteki diğer seyahatlerine ilişkin dökümüne de ulaşmış olur.

    PNR neden önemli?

    Görüldüğü üzere, “rezervasyon bilgisinin” ötesinde olan PNR bilgisi, yolcunun gerçekleştireceği veya daha önce gerçekleştirdiği seyahatlere ilişkin bol miktarda bilginin depolandığı bir alandır. Dolayısıyla PNR bilgisi üzerinden yapılacak detaylı analizler, yolculuk öncesinde bir kişinin yapacağı seyahate ilişkin temel verilerin ötesinde, yolcu hakkında çok daha kapsamlı bilgilere ulaşmaya imkan verebilmektedir. Örneğin ABD, 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen saldırılar sonrasında PNR bilgisini, terör ile mücadelede önemli bir araç olarak kullanmaya başlamıştır. Havayolu ile Birleşik Devletler sınırlarına gelen diğer ülke vatandaşlarına ilişkin PNR numaraları, havayolu şirketleri tarafından toplanmakta ve bu veriler Havacılık ve Ulaştırma Güvenlik Yasası (Aviation and Transportation Security Act) kapsamında ABD Hükümeti ve ilgili kurumlar ile düzenli olarak paylaşılmaktadır.

    AB'nin Mevcut PNR Uygulaması Nedir?

    11 Eylül saldırıları sonrasında, terörle mücadele kapsamında PNR bilgisini daha etkin şekilde kullanmaya başlayan ABD gibi Avrupa da, PNR bilgilerinin toplanması, depolanması ve sınır ötesi paylaşımı konusunda çalışmalara başlamış; ancak toplanan bilgilerin içeriği ve sınır ötesi paylaşımı konularındaki görüş farklılığı, AB ile diğer üçüncü ülkeler arasında yürütülen müzakerelerde tartışmalara neden olmuştur. Başka bir deyişle AB'de kişiler serbest dolaşabilirken, yolculara ait verilerin AB sınırlarında dolaşımı kısıtlıdır.

    Halihazırda AB içerisinde İngiltere başta olmak üzere toplam 16 üye ülke kendi ulusal PNR sistemlerine sahip iken, mevzuat eksikliği sebebiyle bu veriler Birlik genelinde etkin olarak paylaşılamamaktadır. Aynı zamanda AB içerisinde gerçekleştirilen uçuşlar kapsamında yolculara ait PNR bilgileri, kısıtlı şekilde toplanmakta (sadece kimlik bilgileri ile sınırlı) ve üye ülkeler arasında paylaşılmamaktadır.

    Bu çerçevede özellikle Avrupa Parlamentosu, PNR bilgisinin, kişisel veri olduğu noktasından hareketle, kişisel verilerin korunmasına yönelik endişelerini sürekli olarak dile getirirken, söz konusu bilgilerin okyanus ötesinde paylaşımı bir yana, herhangi bir üye ülke ile paylaşımında bile mesafeli davranmıştır. Avrupa Parlamentosu’nun kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliğini ihlal ve hukuka aykırılık gerekçesiyle ayak diremesi, AB çapında bir PNR sisteminin oluşturulamamasının temel sebeplerinden bir tanesidir. Öyleki Komisyon tarafından bu konuya ilişkin hazırlanan taslak yasa, 2011 yılından bugüne, yani neredeyse 4 yıldır Parlamento gündemindedir. Parlamento'nun tüm ısrarına rağmen AB, bugüne kadar aralarında ABD, Kanada, Avustralya ve Güney Kore'nin de bulunduğu kimi ülkeler ile PNR paylaşım anlaşmaları imzalamış ama söz konusu anlaşmaların içeriği Parlamento'nun çekinceleri sebebiyle hep sınırlı kalmıştır.

    Charlie Hebdo sonrası PNR neden gündeme geldi?

    Ocak ayı başında Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve sonrasında yaşananlar AB'yi, sadece PNR bilgisine ilişkin  politikasını değil, iç ve dış sınırların güvenliğine ilişkin tüm politikalarını tekrar gözden geçirmeye itmiştir. Aslında AB, az önce ifade edildiği üzere 2011 yılından beri bu konuya ilişkin, Parlamento, Avrupa Komisyonu ve üye ülkeler arasında yaşanan çetin bir tartışmaya da sahne olmaktadır. Charlie Hebdo saldırısı sonrasında, saldırıyı gerçekleştiren kişiler ile bu kişilerin bağlantılı oldukları diğer kişilerin, Avrupa içerisinde ve AB sınırları dışında, saldırı öncesi gerçekleştirdikleri seyahatlerin ortaya çıkması ile birlikte, terörle mücadele kapsamında AB’nin PNR uygulaması daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Hiç şüphesiz tartışmanın odağında AB’nin kendi PNR sistemini oluşturması ve böylece Avrupa çapında yolculara ilişkin tüm bilgilerin bir merkezde toplanması bulunmaktadır. Ayrıca Birlik bu yolla ulusal PNR sistemlerinin eşgüdümünü de öngörmektedir. Söz konusu muhtemel oluşumun AB’nin sınır güvenlik politikalarını da (pasaport kontrolleri, vize uygulamaları, şüpheli ve suçlu veritabanı paylaşımı gibi) yeniden gözden geçireceği anlamına geldiği açıktır.

    Avrupa Parlamentosu’ndan yeni hamle

    Tüm bu tartışmaların ışığında, Avrupa Parlamentosu Adalet ve Temel Haklar Komisyonu’nda geçen yıl reddedilen PNR düzenlemesine ilişkin raporun yazarı İngiliz Muhafazakar Timothy Kirkhope, taslak raporunu revize ederek tekrar komisyona sunacağını açıkladı. Kirkhope revize edeceği taslak rapora ilişkin açıklamasında, PNR bilgilerinin, Avrupa’nın terörle mücadelesinde hayati önemde olduğu savunarak, havayolu yolcularının kimlik bilgileri, iletişim bilgileri ve kredi kartı detayları gibi rezervasyon bilgilerinin nasıl saklanacağı ve kimlerle paylaşılacağı konusunda AB genelinde yasal bir çerçeveye kavuşturulmasının önemini vurguladı. Benzer açıklamaları AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de yaptı. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, AB’nin kendi PNR sistemi üzerindeki çalışmayı ilerletmesi için Avrupa Parlamentosu’na çağrıda bulunurken, Yüksek Temsilci Mogherini AB çapındaki PNR uygulamasını Avrupa güvenlik politikasının önceliklerinden biri olacağını ifade etti.

    Muhtemel bir AB PNR uygulaması Türk vatandaşlarını nasıl etkiler?

    Öncelikle Charlie Hebdo'ya yönelik saldırı sonrasında terörle daha etkin mücadele kapsamında AB'nin iç ve dış sınırlarında güvenliğe ilişkin mevcut kuralların, ileriki dönemlerde daha sıkılaşacağını söylemek mümkün. Bu çerçevede ortak bir AB PNR uygulaması, Avrupa içi ve dışı seyahatlerde yolcu bilgilerinin toplanması, depolanması ve üye ülkeler arası paylaşımının önünü açacaktır.

    1980li yıllardan bugüne Avrupa'ya girişte zorunlu vize uygulamasına tabi olan Türk vatandaşları ise hiç şüphesiz, diğer ülke vatandaşları gibi bu uygulamaya tabi olacaklardır. Ancak bu uygulamanın, Aralık 2013 tarihinden bu yana Türkiye ile AB arasında yürürlükte olan vize serbestliği diyaloğunu olumlu veya olumsuz şekilde etkilemesini beklemek doğru olmaz.

    Hiç şüphesiz muhtemel bir AB PNR uygulaması, Schengen Bilgi Sistemi (Schengen Information System-SIS), İkinci Nesil Schengen Bilgi Sistemi (SIS II) veya Eylül 2014 tarihi itibariyle Türkiye'nin de dahil olduğu Vize Bilgi Sistemi (Visa Information System-VIS)  ile eşgüdümlü olarak çalışacak ve birbirini destekleyeceklerdir. Ancak yukarıda sayılan mevcut sistemler halihazırda AB sınırlarındaki kontrollere, yani AB sınırlarına giriş ve çıkışa ilişkin sistemler olup, temel hedefi yasadışı göç ile mücadele ve sınırların kontrolüdür. Ayrıca yukarıda sayılan bu uygulamaların neredeyse tamamı, AB sınırlarını geçmeden önce vizeye tabi ülke vatandaşlarına uygulanan araçlardır. Oysa ki muhtemel bir ortak PNR uygulaması, AB çapında terör ve büyük suçlarla mücadeleye yönelik bir adli istihbarat aracı olarak tasarlanmış olup, yeni bir sınır kontrol unsuru olmaktan uzaktır. Dolayısıyla ortak bir PNR uygulaması AB üye ülkelerine giriş ve çıkışa ilişkin, Türk vatandaşları gibi diğer birçok ülke vatandaşının da tabi olduğu vize uygulaması kurallarını etkilemeyecektir.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    OCAK 2015: TÜRKİYE-AB MÜZAKERE SÜRECİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI

    16 OCAK 2015

    İKV BAŞKANI VARDAN:
    "SÜRECE İVME KAZANDIRALIM; TEK FASILLA YETİNMEYELİM"


    Başbakan Davutoğlu Brüksel'de Tusk, Juncker ve Mogherini ile Görüştü

    Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, Başbakan sıfatıyla Brüksel'e gerçekleştirdiği ilk ziyaretinde Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ile biraraya gelirken, Brüksel'de çeşitli temaslarda bulundu. Ziyaret kapsamında, Türkiye-AB üyelik müzakereleri süreci, Paris'te yaşanan saldırılar sonrasında Avrupa'da gündemin bir numaralı maddesi haline gelen terörle mücadele, Türkiye-AB ekonomik işbirliği, Kıbrıs sorunu, Kürt meselesi, Türkiye-AB dış politika diyaloğu gündemi ele alındı.

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan: "Türkiye’nin Avrupa’ya katkısını görmezden gelemeyiz"

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Vardan, ziyaretin önemine değindi ve şunları söyledi: "Avrupa'da gündem, 2015 yılının hemen başında Paris'te yaşanan terör saldırısı sonrasında hızla değişti. 2015 yılına yeni Konsey Başkanı, yeni Komisyon Başkanı, yeni Parlamento, yeni Komisyon üyeleri, yeni Dış Politika Yüksek Temsilcisi; başka bir deyişle yepyeni bir kurumsal yüz ile merhaba diyen AB, terörle mücadele gibi çözümü zaman, kararlılık, işbirliği ve güçlü bir irade isteyen sıcak bir konu ile karşı karşıya kaldı. Sayın Başbakanımızın Brüksel'deki temaslarında ele alınan konular değerlendirildiğinde, AB aday ülkesi Türkiye'nin Avrupa'nın bu sıcak gündemine vereceği katkıyı görmezden gelmek düşünülemez.”

    Vardan: "Türkiye'nin AB üyeliği, Dünya barışı açısından, radikal hareketlere ve teröre verilecek en güzel cevap"

    İKV Başkanı Vardan, Türkiye'nin AB üyesi olmasının, radikal hareketlere ve teröre verilecek en güzel cevap olacağını hatırlattı; Müslümanlık ile demokrasi ve laikliği bağdaştıran bir ülke olarak, Türkiye'nin deneyimlerinin AB'ye önemli katkı sağlayacağını ve tüm dünyaya önemli bir barış mesajı vereceğini kaydetti. Bu çerçevede Almanya Başbakanı Merkel'in Müslümanlara destek sözünü ve “Almanya'nın her türlü inancın korunmasını sağlayarak, ibadet özgürlüğünü güvence altına alacağı” ifadesi ile Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’nin “radikalleşme, hoşgörüsüzlük ve aşırıcılığın en büyük mağdurunun Müslümanlar olduğuna” ilişkin yorumlarını de olumlu birer gelişme olarak değerlendiren Vardan, Paris'teki saldırıların, Müslümanlara ayrımcılık için bir mazeret oluşturmaması ve Almanya'daki Pegida gibi hareketlere karşı uyanık olunması gerektiğini belirtti.

    Vardan: "AB üyeliği bir Türkiye projesidir"

    İKV Başkanı Vardan, Başbakan Davutoğlu'nun "Friends of Europe" tarafından düzenlenen toplantısındaki "AB bizi almazsa buzdolabının önünde beklemeyiz" yönündeki sözlerine ilişkin olarak ise, AB katılım müzakerelerinin yaklaşık 10 yıldır devam ettiğini ancak AB Konseyi kararları ile bazı Üye Devletlerin tek taraflı blokajlarının, sürecin tamamlanmasını engellediğini söyledi. Vardan, sürecin ilerlememesinin Türkiye açısından sıkıntı yarattığını vurgularken, AB'nin Türkiye'ye yönelik üyelik perspektifinin inandırıcı ve kesin bir takvime bağlanması gerektiğini ifade etti. Vardan, AB üyeliği hedefinin bir "Türkiye projesi" olduğunu ve sürecin canlandırılması için iki tarafın da adım atması suretiyle, bu tarihi fırsatın kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Vardan, sözlerine şu şekilde devam etti:

    "Bu noktada Türkiye ile AB arasında yürütülen müzakere sürecine bir an evvel hız verilmesi gerekiyor. 2015 yılı ile beraber müzakere sürecinin 10. yılına da girdik. Hiçbir aday ülkenin adaylık süreci bu kadar uzun sürmedi. Geçen dönemlerde, AB Dönem Başkanlıkları sırasında 2'şer, 3'er faslı müzakerelere açabilirken; önce tek fasılla yetinir olduk. Hatırlarsanız 40 ay boyunca, yani tam 2,5 yıl, başka bir deyişle de 6 Konsey Dönem Başkanlığı'nda hiçbir faslı müzakerelere açamadık. Dolayısıyla müzakerelerde yeni bir faslın açılması, arzu edilen ivmeyi kazandıracak en hızlı ve en pratik çözüm. Ancak tek fasılla da yetinmemek gerekiyor. Sürece ivme kazandırmalıyız."

    15 Ocak 2014 tarihinde Strazburg’da toplanan Avrupa Parlamentosu tarafından alınan kararına ve Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği konusuna ilişkin olarak ise Vardan şunları ifade etti:

    "Bu çerçevede Sayın Başbakanımız Brüksel'de AB yönetiminin en kritik isimleriyle görüşürken, Avrupa halklarının sesi Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen kararı manidar buluyorum. Türkiye'nin düşünce ve ifade özgürlüğü alanlarında ilgili adımları atabilmesi için, bu konuyla doğrudan bağlantılı fasılların, yani 23 numaralı faslında açılması kritik öneme sahip olduğuna inanıyorum."

    "Türkiye-AB ilişkilerinde arzu edilen ve istenilen ivmeyi kazandıracak bir diğer hamle de, vize serbestliği diyaloğu olacaktır. Unutmayalım ki Aralık 2013 tarihinden bu yana yürütülen vize serbestliği diyaloğunda Türkiye önemli bir mesafe kaydetti. Bunu ben söylemiyorum; Komisyon kendi değerlendirmesinde ifade ediyor. Haliyle içeriğinin büyük bölümü, Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması ve Vize Serbestliği Yol Haritası ile örtüşen 24 numaralı faslın da açılması oldukça önemli. Bu çerçevede AB’nin net ve kararlı olması lazım; eğer bu alanda Türkiye’den reform bekleniyorsa AB’nin de bunu cesaretlendirmesi ve yeni engel çıkarmaması gerekir"


    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    OCAK 2015: VİZE SÜRECİ VE TERÖRLE MÜCADELE

    İKV AÇIKLAMASI
    13 Ocak 2015, İstanbul

    “Terörle Mücadele Özgürlükleri Kısıtlamamalı”


    Fransa’nın başkenti Paris’te, mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik düzenlenen saldırı ve ertesinde yaşanan gelişmeler sonrasında, Fransa İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve’nin çağrısı ile 11 Ocak 2015 tarihinde bir araya gelen AB üye ülke İçişleri ve Adalet Bakanları toplantısından, bir daha böyle üzücü olayların yaşanmaması için üye ülkeler arasında diyaloğun geliştirilmesine yönelik çabaların artırılacağı mesajı çıkmıştır.

    Toplantı sonrasında AB üye ülke İçişleri ve Adalet Bakanları tarafından yapılan ortak açıklama, terörün Avrupa toplumlarında nefret, öfke ve ayrımcılık yaratmasının önüne geçebilmek için önümüzdeki dönemde daha sıkı tedbirlerin alınması yönünde ortak iradeyi ortaya koyarken, konunun 29 Ocak 2015 tarihinde Riga’da gerçekleştirilecek gayri resmi Adalet ve İçişleri Konsey toplantısında kapsamlı şekilde ele alınacağı ifade edilmiştir.

    AB üye ülke İçişleri ve Adalet Bakanları tarafından yapılan ortak açıklamada, Avrupa çapında iç güvenliğin artırılması ve terörle daha etkin mücadele edilmesi için, Avrupa iç ve dış sınırlarının kontrolü konusu üzerinde hassasiyetle durulmaktadır. Bu çerçevede, hem AB üye ülke vatandaşlarının, hem de üçüncü ülke vatandaşlarının, AB üye ülke topraklarına giriş ve çıkışa ilişkin Schengen Sınır Kodu kurallarının değiştirilmesinin gündeme gelebileceği tartışılmaktadır.

    Söz konusu tartışmalar ve Schengen Sınır Kodu kurallarında gerçekleşmesi muhtemel bir sıkılaştırma, hiç şüphesiz, 1980’li yıllardan bu yana AB üye ülke topraklarına girişte zorunlu vize uygulamasına tabi olan Türk vatandaşlarını da yakından ilgilendirmektedir. Bu noktada unutulmaması gereken, terörle mücadelenin özgürlükleri kısıtlamaması gerektiğidir. Terörle mücadele en etkili biçimde ilgili bakanlıklar, adli makamlar, polis ve istihbarat teşkilatları arasında etkin işbirliği ve eşgüdüm yoluyla gerçekleştirilebilir. Vize politikasının sıkılaştırılması, terörle mücadeleye katkı sağlamayacağı gibi, terörle ilgisi bulunmayan, dürüst vatandaşların cezalandırılması gibi adil olmayan bir duruma yol açacaktır.

    Hatırlanacağı üzere Aralık 2013 tarihinde Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ile birlikte, Türk vatandaşlarının “vizesiz Avrupa” hayalini gerçekleştirmede kilit öneme sahip “Vize Serbestliğine ilişkin Yol Haritası” süreci resmiyet kazanmıştır. Bu çerçevede Türkiye’ye ait yol haritasında öngörülen kriterler, sadece Türk vatandaşlarının AB üye ülkelerine vizesiz girişlerine ilişkin olmamakla birlikte, Türkiye’nin iç ve dış sınır güvenliği ve Türkiye’deki sınır kontrolleri ile de yakından ilgilidir. Hatta Avrupa Komisyonu, Ekim 2014 tarihinde yol haritasına ilişkin yayımladığı birinci Değerlendirme Raporunda da, Türkiye’nin yol haritası kapsamında mevcut kriterlerin birçoğunu karşıladığını teyit etmektedir.

    Dolayısıyla vize serbestliği diyaloğu süreci ile Türkiye, geri kabul ve vize serbestliği süreçleri ile halihazırda kendi iç ve dış sınır güvenliğini artırırken, AB’nin de sınır güvenliğine katkıda bulunmaya devam etmektedir. Bu noktada AB, özgürlükler ile güvenlik arasındaki dengeyi iyi kurmak durumundadır. Bu çerçevede uzun süredir Türk vatandaşlarına yönelik AB üye ülke vize uygulamaları konusunda yoğun çaba sarf eden İktisadi Kalkınma Vakfı olarak, Fransa’da gerçekleştirilen bu menfur saldırıyı bir kez daha kınarken; önümüzdeki dönemde kişilerin serbest dolaşımına ilişkin olarak, Avrupa iç ve dış sınırlarının kontrolü alanında yaşanması muhtemel gelişmelerin, ülkemizin AB ile yürütmekte olduğu vize serbestliği diyaloğu sürecine zarar vermemesini temenni ediyoruz.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    OCAK 2015: TTYAO DEĞERLENDİRME

    İKV DEĞERLENDİRME

    12 Ocak 2015

     

    VARDAN: "Bugün AB’ye baktığımızda TTYO’dan doğrudan etkileneceklerin başında KOBİ’lerin geldiğini görüyoruz."

     

    AB TTYO Müzakerelerinde Şeffaflık Açısından Önemli Bir Adım Attı: AB Önerilerinin Kamuoyuna açıklanması Türkiye için de bir Fırsat Oluşturuyor. 

    Avrupa Komisyonu geçtiğimiz yıl TTYO (Transatlantik Ticaret ve Yatırımım Ortaklığı) müzakerelerini daha şeffaf biçimde yürütme konusunda aldığı kararı hayata geçiriyor. Bu çerçevede ilk adım 7 Ocak tarihinde yasal metinlerle ilgili AB önerilerinin kamuoyuna açıklanmasıyla atıldı. Söz konusu belgelerin kamuoyuyla paylaşılması Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. AB ile Gümrük Birliği ilişkisi içerisinde olan ülkemizin TTYO’dan etkileneceği bilinmektedir.

    Konuyla ilgili olarak bir açıklama yapan İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ömer Cihad Vardan, Türkiye ekonomisinin TTYO’dan nasıl etkileneceğini incelemek, müzakerelerde uzlaşmaya varılan hususların Türk şirketlerine, KOBİ’lerine yansımasını doğru değerlendirebilmek açısından Komisyon tarafından açıklanan belgelerin son derece önemli olduğunun altını çizdi. Vardan, daha fazla kaynak ve bilginin, daha doğru değerlendirmeler yapmamıza ve olumsuz etkileri en aza indirgeyecek, kazançları ise katlayacak şekilde hareket etmemize imkân vereceğini ifade etti. Vardan sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bugün AB’ye baktığımızda TTYO’dan doğrudan etkileneceklerin başında KOBİ’lerin geldiğini görüyoruz. Nitekim Komisyon bu gerçekten yola çıkarak KOBİ’lere yönelik bilgilendirme faaliyetleri başlatmış ve onlarla istişare kanallarını açmış durumda. Gümrük Birliği nedeniyle TTYO’dan doğrudan etkilenecek olan ülkemizde de KOBİ’lerimizin konuyla ilgili bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylece hâlihazırda AB ve ABD pazarlarına ihracat yapan KOBİ’lerimizin ve ihracatçı olma arzusundakilerin önünü açabiliriz.”

    Komisyon tarafından açıklanan metinler rekabet, gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı, gümrük tarifeleri, ticaretin önündeki teknik engeller, KOBİ’ler ve hükümetlerarası anlaşmazlıkların halli konularını kapsıyor. Bunun yanında TTIP müzakerelerinde AB’nin bazı kilit sektörlerde (enerji, kimyasallar, mühendislik ve taşıtlar gibi) ve sürdürülebilir kalkınma gibi konularındaki yaklaşımını gösteren pozisyon belgeleri de paylaşıldı. Tüm bu belgelerde Komisyon, Avrupa vatandaşlarının, sanayisinin, sivil toplumunun ve KOBİ’lerinin çeşitli alanlardaki endişelerini gidermek üzere argümanlarını sıralıyor.

    TTYO Müzakerelerinde AB’nin Pozisyonu:
    Mühendislik ürünlerinde Komisyon, Uluslararası Standartlar Örgütü ve Uluslararası Elektroteknik Komisyonu gibi geniş kapsamda kullanılan standartların referans olarak alınmasını istemektedir. Ayrıca müzakerelerde, Amerikan standartlarını karşılayan ürünlere uygulanan denetleme maliyetlerinin düşürülmesi talep edilmektedir.

    • Taşıtlarda AB’nin dört önceliği bulunmaktadır:

    1. Eşleşen AB ve ABD teknik standartlarının tespit edilmesi;
    2. BM nezdinde uluslararası düzenlemelerin geliştirilmesi ve diğer ülkelerin de bu düzenlemeleri kabul etmeleri için teşvikte bulunulması;
    3. Özellikle yeni teknolojilerde, bazı AB ve ABD düzenlemelerinde uyum sağlanması;
    4. Yeni düzenlemeler ve yeni teknolojilere yönelik araştırmalarda AB ve ABD arasında işbirliğinin teşvik edilmesi.

    • Tekstil ürünlerinin etiketlenmesi, bu ürünlerin güvenliği, standartları ve denetim yöntemleri konularında beraber çalışılması istenmektedir.

    • Kamuoyunda kimya sektöründe düzenleyiciler arasında daha yakın bir işbirliğinin oluşturulması yönündeki çabaların AB’de kimyasallara ilişkin yeni önlemler alınması sürecini yavaşlatabileceği endişelerini dikkate alan AB, bu alanda düzenleme yetkisinde vazgeçmeyeceğini açıklamıştır.

    • AB’nin taviz vermeyeceğini açıkladığı diğer bir alan bilgi ve iletişim teknolojilerinde teknik uyum çalışmaları kapsamında güvenlik standartları konusudur.

    • Üye Devletlerin ilaçların fiyatlandırması ve geri ödeme konularındaki egemenlik hakları korunacaktır.

    • Yasaklı madde içeren kozmetiklerin AB’de satılması TTYO sonrasında da mümkün olmayacaktır.

    • AB, yenilenebilir enerjinin ve enerji tasarrufunun desteklenmesine ilişkin konuların müzakerelere dahil edilmesini istemektedir.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
     

    OCAK 2015: FRANSA`DA TERÖR SALDIRISI

    İKV Basın Açıklaması
    8 Ocak 2015

    “BU SALDIRI EVRENSEL DEĞERLERE YAPILMIŞTIR”

    İktisadi Kalkınma Vakfı olarak Fransa'nın başkenti Paris'te, mizah dergisi Charlie Hebdo'ya yönelik düzenlenen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı saldırıyı şiddetle kınıyor; Fransa halkına ve bu menfur saldırıda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Kaynağı ne olursa olsun, insan yaşamını ve temel özgürlükleri hedef alan her türlü terör eylemi insanlığa karşı bir suç niteliği taşımaktadır.

    Evrensel değerler ile örtüşen Avrupa değerlerinin tam kalbine yapılan bu saldırı, hemen ardından Avrupa çapında yapılan gösterilerin de ortaya koyduğu gibi, temel hak ve özgürlüklerin daha da fazla sahiplenilmesine yol açmıştır. Bu saldırı, önümüzdeki dönemde Avrupa çapında, başta Müslümanlar olmak üzere, farklı dini inançlara sahip kişilere yönelik düşmanlığı körükleme tehlikesini barındırmasının yanında, dini değerler üzerinden yürütülen kışkırtıcı politikaların varabileceği son noktayı, en acı şekilde gözler önüne sermektedir.

    Hiç şüphesiz, AB içerisinde en büyük Müslüman nüfusa sahip olan üye ülkelerden birinde, radikal bir terör örgütünün mensupları tarafından gerçekleştirildiği muhtemel bu saldırıyı, tüm bir İslam coğrafyasına yüklemek, içerisinde çok daha büyük bir tehlikeyi barındırmaktadır.

    Bu çerçevede başta Avrupalı liderler ve Avrupa kamuoylarını şekillendiren politika yapıcıların, Müslümanların büyük çoğunluğunun bu şekilde din ile terörü bir araya getirmeye çalışan radikal hareketlere destek vermediğini dikkate alarak, bu tür eylemlerin Müslümanlara karşı ayrımcılığı mazur göstermek için kullanılmasını önlemeleri, büyük önem arz etmektedir.

    Bu noktada 2015 yılında Avrupa ile üyelik müzakerelerinde 10. yılına giren; 50 yılı aşkın bir süredir Avrupa'ya siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak entegre olma yolunda büyük gayret gösteren ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan aday ülke Türkiye'nin muhtemel AB üyeliği, dünya genelinde tırmanışa geçen radikal terörün yanında ırkçılık, İslamofobi, yabancı düşmanlığı gibi olgulara karşı verilebilecek en güçlü mesaj olacaktır.

    İktisadi Kalkınma Vakfı
     

    OCAK 2015: 2015`TE KÜÇÜK EV ALETLERİ TASARRUF MERCEĞİNDE

    İKV DUYURU

    6 OCAK 2015

     

    2015’TE KÜÇÜK EV ALETLERİ TASARRUF MERCEĞİNDE 

     

    Bilindiği gibi Avrupa Birliği vatandaşları için 1 Ocak 2015 itibariyle enerji verimliliğinde yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemde pişirme araçlarının etiketlenmesi, kahve makinelerine, modemlere, alıcılara otomatik stand-by modunun zorunlu hale getirilmesi gibi evlerinde, iş yerlerinde kullandıkları cihazlara ilişkin kurallar değişti.

    • Bu değişimle birlikte hane başına (aile başına) yılda 45 avro tutarında enerji tasarrufu öngörülüyor. Toplam 11 milyon hanede son beş yılda 100 milyar avro tutarında enerji tasarrufu yapıldığı düşünüldüğünde, önümüzdeki dönemde bu oranın katlanarak artacağı ortadadır. Ancak bu tasarrufun kullanıcılar ve üreticilerin ötesinde AB’nin enerji güvenliği ve iklim değişikliği ile mücadele politikaları açısından da değerlendirilmesi gerekiyor.
    •  Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine göre tüm ekodizayn ve enerji etiketlemesi düzenlemeleri yıllık 166 milyon ton petrole yani İtalya’nın birincil enerji tüketimine eşdeğer bir tasarruf sağlayacak.
    • Çevre açısından değerlendirecek olursak sadece 1 Ocak 2015’te yürürlüğe giren yeni düzenlemeler sayesinde bile 2020 yılı itibariyle karbondiyoksit salınımının yılda 15 milyon ton -Bükreş gibi bir şehrin yıllık emisyonuna eşdeğer- düşeceği öngörülüyor.

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan yeni düzenlemelerin ihracatçı açısından önemine dikkat çekti:

    “Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan AB pazarındaki bu yeni düzenlemeler Türk ihracatçısını yakından ilgilendiriyor. Öyle ki bu ürünleri satan Türk ihracatçıların teknik standartları ve koşulları karşılamaları gerekiyor. Öte yandan aynı perspektifle, AB’de üretilen fırın, kahve makinesi gibi ürünlerin Türkiye pazarına gireceği de düşünülürse, yerli üreticiler rekabet güçlerini ve pazar paylarını korumak durumunda kalacaklar. Türkiye’nin AB ile katılım müzakereleri sürecinde enerji faslının halen müzakerelere açılamamış olması kabul edilemez bir durumdur. Ancak fasıl açılsın açılmasın ülkemizin müktesebat uyumu konusunda çabalarını sürdüreceği en yetkili ağızlardan defalarca vurgulanmıştır. Bu kararlılığın en önemli göstergelerinden biri 2019 yılına kadar atılacak müktesebata uyum adımlarını sıraladığı Ulusal Eylem Planı’dır. Tüm bunlar neticesinde AB’nin yeni düzenlemelerine ülkemizin de uyum göstermesi kaçınılmazdır. Türkiye yeni açıklanan 2015-2019 Enerji Stratejik Planı’nda enerji tasarrufunu en temel önceliklerden biri olarak benimsemiştir. Yeni düzenlemelerle birlikte yukarıda AB için öngörülen tasarruf oranları, tüketici, üretici, çevre ve enerji arz güvenliği açısından enerji verimliliğinin önemi gibi unsurları bir bütün olarak değerlendirmeliyiz. En ucuz enerji tasarruf edilen enerjidir. Enerji verimliliği yolunda atacağımız her adımının ülkemize kazanç olarak geri dönecektir.”

    1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeler ile tüketicilerin yemek pişirirken, kahvelerini yaparken ve internette gezerken enerji tasarrufu yapmalarının ve enerji etiketlemeleri ile internetten satın aldıkları ürünlerin verimlilik oranlarını görebilmelerinin sağlanması hedefleniyor.

    Yeni düzenlemeler ile ilgili detaylı notlarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    OCAK 2015: AB 2015`E YENİLİKLERLE BAŞLADI

    İKV  BASIN DUYURUSU

    5 OCAK 2015

     

    AB 2015’E YENİLİKLERLE MERHABA DEDİ

     2014 yılını yeni Avrupa Parlamentosu, yeni Avrupa Komisyonu, yeni AB Konsey Başkanı, yeni Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ile geride bırakan AB, 2015 yılına da hızlı başladı. 1 Ocak 2015 tarihi itibariyle AB Dönem Başkanlığı görevini Letonya devralırken; Litvanya Avro Bölgesine katıldı. 2004’teki Doğuya doğru genişlemeden bu yana 6. defa bir Doğu Avrupa ülkesi Konsey Başkanlığını devralmış oluyor. AB Hükümet ve Devlet Başkanlarından oluşan farklı bir kurumsal yapı olan AB Konseyi’nin (European Council) başına da eski Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın getirildiğini dikkate alırsak, yeni üyelerin AB kurumlarındaki etkinliklerini giderek artırdıklarını söylemek mümkün.

    Yeni AB Dönem Başkanı: Letonya

    Letonya, 1 Ocak 2015 tarihi itibariyle altı ay sürecek AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı İtalya’dan devraldı. 2004 yılında AB üyesi olan Letonya, üyelik sürecinde 10’uncu yılını tamamladığı dönemde bu görevi ilk kez üstleniyor. 2004 genişlemesinden bu yana altıncı defa bir Doğu Avrupa ülkesi, AB Konsey Başkanlığı görevini devralmış oluyor. 2004’teki Doğuya doğru genişlemeden bu yana 6. defa bir Doğu Avrupa ülkesi Konsey Başkanlığını devralmış oluyor. AB Hükümet ve Devlet Başkanlarından oluşan farklı bir kurumsal yapı olan AB Konseyi’nin (European Council) başına da eski Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın getirildiğini dikkate alırsak, yeni üyelerin Ab kurumlarındaki etkinliklerini giderek artırdıklarını söylemek mümkün.


    6 ay sürecek Letonya’nın AB Dönem Başkanlığı sırasında, Letonya’nın öncelikleri özellikle Avrupa 2020 Stratejisi’ne paralel olarak, AB’nin küresel rekabet ortamına adapte olması, işsizlik gibi yapısal sorunun AB genelinde azaltılması ve istikrarlı bir ekonomik büyümenin sağlanması için atılacak stratejik adımları içerecek. Ayrıca uluslararası kriz bölgelerinde ve diğer sorunlarda AB’nin küresel rolünün artırılması hedefleniyor.

    Avro Bölgesinin Yeni Üyesi: Litvanya

    AB'de Avroyu kullanan 18 ülkenin yer aldığı Avro Bölgesine, yeni yılın ilk günüyle birlikte Litvanya da dahil oldu. Böylece 18 üyeden oluşan Avro Bölgesi üye sayısı 19’a yükseldi. Litvanya, Avro Bölgesine giren üçüncü Baltık ülkesi (Estonya ve Letonya’nın ardından). 2004 genişlemesi kapsamında AB’ye üye olan 10 ülke arasında Avro’yu kullanmaya başlayan ise yedinci ülke (Slovenya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Malta, Slovakya, Estonya ve Letonya’nın ardından).

    Bilindiği üzere bir üye ülkenin Avroya geçiş için siyasi iradenin yanında bir dizi ekonomik kriterin yerine getirilmesi gerekli. Başvuran ülkelerden, bütçe açığının yüzde 3'ü aşmaması, kamu borçlarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranının yüzde 60'ı geçmemesi ve enflasyonun AB'de en düşük orana sahip üç ülkenin ortalamasından 1,5 puandan fazla olmaması şartlarını karşılaması bekleniyor.

    TÜRKİYE-AB ÜYELİK MÜZAKERELERİ 10. YILINDA

    Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecinde 10. Yılı geride bırakacağımız 2015 yılında da, ülkemizin 2005 yılından bu yana AB ile sürdürdüğü üyelik müzakereleri varlığını ve önemi sürdürecektir. Bu çerçevede müzakere sürecinin içinde bulunduğu durağanlığın 2013 yılının son çeyreği itibariyle yavaş yavaş aşıldığını unutmamak gerekir. Ayrıca 2015 yılı boyunca Türkiye’nin G20 Dönem Başkanlığını devralması da, bu yıl Türkiye-AB ilişkilerinde seyrin ve genel olarak Türkiye’nin dış politikasının, geçen yıllara oranla daha hareketli olacağı sinyallerini vermektedir.

    Letonya, Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen üye ülkelerden biri olduğu da düşünüldüğünde 2015 yılında:

    - Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecinde yeni fasılların müzakerelere açılma ihtimali;
    - Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği süreci;
    - Gümrük Birliği’nin revizyonu tartışmaları çerçevesinde ticari ilişkilerin derinleştirilmesi
    2015 yılında Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecinde gündemde daha fazla yer alacak konular olarak ortaya çıkmaktadır.

    1 Ocak 2015 tarihi itibariyle AB Dönem Başkanlığı görevini devralan Letonya’nın Dönem Başkanlığı’na ilişkin ayrıntılı bilgi notuna buradan ulaşabilirsiniz. 

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI   

  • ARALIK 2014: 52.OLAĞAN GENEL KURUL

    İKV BASIN BÜLTENİ

    26 ARALIK 2014

     

    VARDAN: “İKV’NİN 50. YILINI KUTLARKEN, BU YILDÖNÜMÜNÜ TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİNİ CANLANDIRMAK İÇİN BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜYORUZ”. 

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV)’nin 52. Olağan Genel Kurulu TOBB Plaza’da yapıldı. Divan Başkanlığını İstanbul Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Murat Kalsın ve Başkan yardımcılığını İTHİB Başkanı İsmail Gülle’nin yaptığı Genel Kurulda, İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan, Vakfın faaliyetlerini anlattığı bir sunum gerçekleştirdi.

    2015 yılında İKV’nin 50. Yılının kutlanacağını hatırlatan, Vardan, “bu yıldönümünü Türkiye’nin AB sürecini canlandırmak için bir fırsat olarak görüyoruz” dedi. Vardan, 2014 yılının Türkiye ve AB’de yenilerin yaşandığı bir yıl olduğunu ve AB tarafında yeni bir Komisyon ve Parlamento, Türkiye’de de yeni bir Cumhurbaşkanı, yeni bir hükümet ve AB Bakanı ile ilişkilerin yeni bir düzleme taşınacağını umduğunu ekledi. Vardan, Türkiye ve AB ilişkilerinde ilerleme görülen alanlar ile uyumlu olarak, İKV’nin yeni dönemde katılım müzakereleri, vize serbestisi süreci ve geri kabul anlaşması ile gümrük birliği, serbest ticaret anlaşmaları ve Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması (TTIP) sürecine odaklandığını belirtti.

    Vardan, “Esas olarak müzakere sürecinin devam ettirilmesi ve makul bir süre içinde tamamlanması hedefi geçerliğini korumakta. Türkiye’de AB heyecanının yeniden doğması ve bir Türkiye projesi olan AB üyeliği hedefinin makul bir süre içinde gerçekleşmesi yoluyla Türkiye’nin karar alma masasında hak ettiği yeri almasını istiyoruz” dedi.

    İKV’nin 50. Yılını kutlamasına değinen Vardan, “Türkiye’de bir sivil toplum ve araştırma kuruluşunun 50 yıl boyunca AB konusunda çalışmalar yapması ve bağımsız bir şekilde varlığını devam ettiriyor olmasının başlı başına bir başarı addedilmesi gerektiğine vurgu yaparken, bu başarıyı mümkün kılan başta TOBB ve kurucu kuruluşlar İTO ve İSO olmak üzere, mütevelli ve destekçi kurumlara teşekkür etti. Vardan, İKV’nin iş dünyasının “AB KONUSUNDA REFERANS KURULUŞU” ve “AB BİLİRKİŞİSİ” olarak tanımlandığını söyledi ve delegelere hitaben “50 yıldır desteklediğiniz bu kurumu, 50. Yıldönümünde de sizlerin desteği ile yükseklere çıkarmak arzusundayız. Hep birlikte AB için el ele” dedi.

    Genel Kurul’da TOBB Adına, TOBB Başkan Yardımcısı ve İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ç. Ali Kopuz, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Mustafa Çıkrıkçıoğlu birer konuşma gerçekleştirdi. Konuşmalarda, Türkiye’nin AB hedefinin devam eden önemi ve İKV’nin iş dünyasının AB kuruluşu olarak benzersiz konumu üzerinde duruldu ve mütevelli kurumların Vakfa yönelik desteklerinin devam edeceği belirtildi.

    TOBB Başkan Yardımcısı Ç. Ali Kopuz, konuşmasında şöyle dedi:
    “İktisadi Kalkınma Vakfı, iş dünyamızın bir Türkiye Vizyonu’dur. Bir ekonomik entegrasyon projesidir. Türk ekonomisini, AB ekonomisi aracılığıyla Dünya ekonomisine entegre etme ve bu süreçte Türk iş dünyasının menfaatlerini koruma vizyonudur. Bu vizyon, aradan geçen 49 yıl sonra, hala daha tüm canlılığıyla geçerliliğini korumaktadır.”

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ARALIK 2014: HER DÖRT TÜRK VATANDAŞINDAN SADECE BİRİ, TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ İYİ OLARAK DEĞERLENDİRİYOR

    İKV BASIN BÜLTENİ

    22 ARALIK 2014

     

    “AB’YE GÜVEN ARTIYOR; ULUSAL EKONOMİYE GÜVEN AZALIYOR”
    “TÜRKİYE’DE HALKIN YÜZDE 28’İ AB ÜYELİĞİNİ İYİ OLARAK DEĞERLENDİRİYOR”

     

    AB’nin resmi istatistik kurumu Eurostat tarafından, 1973 yılından bu yana yılda iki defa yayımlanan ve AB çapında üye ve aday ülkelerde vatandaşların Avrupa ve temel AB politikalarına bakışını değerlendiren Eurobarometer anketinin (Eurobarometre) Güz 2014 sayısı yayımlandı.
    Kasım 2014 tarihinde tüm üye ve aday ülkelerden 1000 kişi ile yapılan anket sonuçlarına göre Avrupa çapında AB’nin imajı düzelirken, AB’ye ve AB’nin geleceğine olan güven artış eğiliminde. İşsizlik ve mevcut ekonomik durum AB vatandaşları için öncelikli endişe kaynağı olmaya devam ederken, birçok üye ülkede ulusal ekonomiye olan güven giderek azalıyor. Ankete göre Yunanistan’da ulusal ekonomiye olan güven sadece yüzde 2. Anket sonuçlarında Türkiye’ye ilişkin de ilginç saptamalar yer alıyor. Ankete göre Türk halkının sadece 28’i Türkiye’nin AB üyeliğinin “iyi” olduğunu düşünürken, AB üyeliğinin “kötü” olduğuna inanların oranı yüzde 39. Benzer şekilde Türk halkının sadece yüzde 36’si AB üyeliğinin ülkeye yarar sağlayacağına inanırken, yüzde 54’ü üyeliğin Türkiye’ye fayda sağlamayacağı görüşünde.
    “AB’NİN İMAJI DÜZELİYOR”
    Ankete göre, AB üye ülkelerinde Birliğin imajı bir önceki raporlama dönemine göre yükselişte.
    Avrupalıların yüzde 39’u AB’nin imajını olumlu (pozitif) olarak nitelendirirken, AB’nin imajını olumsuz (negatif) olarak nitelendirenlerin oranı yüzde 22. AB nüfusunun yüzde 37’si ise AB’nin imajı konusunda tarafsız (nötr) kalmayı tercih ediyor.
    Daha enteresan olan ise, AB’nin imajındaki düzelme. Bir önceki raporlama dönemine göre AB’nin imajını olumlu (pozitif) olarak değerlendirenlerin oranında yüzde 4’lük bir artış; olumsuz (negatif) olarak değerlendirenlerin oranında ise yüzde 3’lük bir düşüş söz konusu.
    Ülke bazında bakıldığında ise, AB imajının en yüksek düzeyde olduğu ülkeler sırasıyla Polonya (yüzde 61), Romanya (yüzde 59) ve İrlanda (yüzde 53). AB imajının en düşük olduğu ülkeler ise Avusturya (yüzde 36), GKRY (yüzde 38) ve Yunanistan (yüzde 44).

    “AB’YE ve AB’NİN GELECEĞİNE GÜVEN ARTIYOR”
    Anket sonuçlarına göre AB üye ülkelerinde AB’ye duyulan güvende de artış söz konusu. Bir önceki raporlama döneminde yüzde 31 olan AB’ye güven, son raporda 6 puanlık yükselişle yüzde 37’ye yükselmiş durumda. Aynı şekilde AB’nin geleceğinden umutlu olanların oranı, bir önceki raporlama dönemi ile aynı düzeyde kalsa da (yüzde 56); AB’nin geleceğinden ümitsiz olanların oranında yüzde1’lik bir düşüş söz konusu (yüzde 38’den, yüzde 37’ye).
    Üye ülke bazında bakıldığında ise, AB’nin imaj algısına benzer bir tablo ortaya çıkıyor. AB’nin geleceğinden en fazla ümitsiz olan üye ülkeler sırasıyla Yunanistan (yüzde 60) ve GKRY (yüzde 54). İrlanda (yüzde 78), Malta (yüzde 75) ve Polonya (yüzde 74) ise, AB’nin geleceğinden en umutlu olan ülkeler.

    “İŞSİZLİK AVRUPALILARIN BİR NUMARALI ENDİŞESİ OLMAYA DEVAM EDİYOR”
    Anket sonuçlarına göre Avrupalılar için işsizlik, ulusal düzeyde en temel endişe kaynağı olma özelliğini koruyor. Neredeyse her iki AB vatandaşından bir tanesi, işsizliği bir numaralı endişe olarak nitelendiriyor (yüzde 45). İşsizliği, ekonomik durum (yüzde 24) ve göç (yüzde 18) takip ediyor.
    Üye ülkeler bazında bakıldığında ise GKRY vatandaşlarının yüzde 79’u ve İspanyolların ise yüzde 78’si için işsizlik, ulusal gündemdeki bir numaralı endişe kaynağı. Bu iki ülkeyi sırasıyla Portekiz, Hırvatistan ve Fransa takip ediyor.
    AB çapında ise Avrupalıların temel kaygılarında bir değişiklik yok: AB çapında en önemli endişe kaynağı ekonomik durum olurken (yüzde 33), bunu işsizlik takip ediyor (yüzde 29).

    “YUNANİSTAN’DA ULUSAL EKONOMİYE GÜVEN KALMADI”
    Anketin en çarpıcı sonuçlarından bir tanesi, ulusal ekonomiye güvene ilişkin verilerde gizli. Ankete göre AB çapında vatandaşların yüzde 63’ü ulusal ekonomilerinin kötüye gittiğine inanırken, Yunanistan’da ulusal ekonomiye güven sadece yüzde 2. Bu oran 8 AB üyesi ülkede (sırasıyla İspanya, Portekiz, Bulgaristan, GKRY, İtalya, Fransa ve Slovenya) yüzde 10’un altında.
    AB vatandaşlarının 2015 yılında ekonomiye bakışı da oldukça karamsar: AB vatandaşlarının sadece yüzde 22’si ulusal ekonomilerinin düzeleceğine inanırken; yüzde 45’i durumun aynen devam edeceğine, yüzde 28’i ise durumun daha kötüleşeceğine inanıyor.

    “HER DÖRT TÜRK VATANDAŞINDAN SADECE BİRİ, TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ İYİ OLARAK DEĞERLENDİRİYOR”
    Ankette aday ülke Türkiye’ye ilişkin ilginç verilere rastlamak mümkün.
    Türkiye’de 8-17 Kasım 2014 tarihleri arasında 1087 kişiyle görüşülerek yapılan Eurobarometre araştırmasına göre Türk halkının sadece 28’i Türkiye’nin AB üyeliğinin “iyi” olduğunu düşünürken, AB üyeliğinin “kötü” olduğuna inanların oranı yüzde 39. Geçen raporlama dönemine göre AB üyeliğinin “iyi” olduğunu düşünen Türk vatandaşlarının oranında, yüzde 10 puanlık bir düşüş söz konusu.
    Bu rakamlar diğer aday ülkeler ile kıyaslandığında ise, Türk vatandaşları, ülkelerinin AB adaylığını iyi olarak gören aday ülkeler sıralamasında en alt sırada. Ülkelerinin AB üyeliğini “iyi” olarak gören aday ülkeler sıralamasında Arnavutluk yüzde 76 ile birinci sırayı alırken, bu ülkeyi sırasıyla Makedonya (yüzde 53), Karadağ (yüzde 49), Sırbistan (yüzde 39) ve İzlanda (yüzde 37) takip ediyor.

    “AB ÜYELİĞİNİN TÜRKİYE’YE FAYDA SAĞLAYACAĞINA İNANLAR AZALIYOR”
    Türkiye’nin AB üyeliğinden faydalanacağına inanların oranı da düşük. Ankete göre Türk halkının sadece yüzde 36’si AB üyeliğinin ülkeye yarar sağlayacağına inanırken, yüzde 54’ü üyeliğin Türkiye’ye fayda sağlamayacağı görüşünde. Bu oran ile de Türkiye, diğer aday ülkeler arasında son sırada.
    AB üyeliğinin fayda sağlayıp sağlamayacağına ilişkin daha ilginç veri ise, bir önceki raporlama dönemi ile kıyaslandığında, AB üyeliğinin Türkiye’ye fayda sağlayacağına inananların oranındaki yüzde 14’lük büyük düşüş.

    “TÜRKİYE’DE HALKIN GÜNDEMİ: TERÖR VE İŞSİZLİK”
    Eurobarometre anketi verilerine göre, genel olarak Türkiye’de önümüzdeki yılda hayatın şimdikinden daha iyi olacağını düşünenlerin oranı ise, bir önceki ankete göre 5 puanlık düşüşle, yüzde 25’e geriledi. Hayatın şimdikinden daha kötü olacağını düşünenlerin oranı 8 puanlık artışla yüzde 31’e yükseldi. Ayrıca araştırmada, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlar sıralamasında terör (yüzde 45), işsizlik (yüzde 40) ve ekonomik durum (yüzde 17) başı çekerken; kişisel sorunlar olarak da işsizlik (yüzde 32), enflasyon (yüzde 23) ve terör (yüzde 23) başlıkları öne çıkıyor.
    AB’nin resmi istatistik kurumu Eurostat tarafından Aralık 2014 tarihinde yayımlanan, son Eurobarometre (Güz 2014) anketine ulaşmak için:
    http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/eb/eb82/eb82_first_en.pdf

     

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ARALIK 2014: İKV BASIN DUYURUSU: AB BAKANI BOZKIR: “İKV, AB üyelik müzakereleri sürecinde elimizdeki en güçlü kuruluştur

    İKV BASIN BÜLTENİ

    12 ARALIK 2014

     

    AB BAKANI BOZKIR İKV YÖNETİM KURULU İLE BİRARAYA GELDİ

    AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır, 12 Aralık 2014’te İstanbul’da İKV Yönetim Kurulu üyeleri ile bir araya geldi.

    Bakan Bozkır, Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri sürecine ilişkin yayımlanan Türkiye’nin yeni Avrupa Birliği Stratejisi kapsamında fikir alışverişinde bulunmak üzere İKV Yönetim Kurulunun aylık toplantısına katıldı. AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır, sürecin devam etmesinin önemine işaret ederken, “İKV, AB üyelik müzakereleri sürecinde elimizdeki en güçlü kuruluştur” dedi. Yeni Türkiye ideali çerçevesinde, fasıllar kapsamında Türk vatandaşlarının yaşam standartlarını yükseltmenin önemini vurgulayan AB Bakanı Büyükelçi Bozkır, Türkiye ile AB’nin her zamankinden daha çok birbirlerine ihtiyaç duyduğunu ifade etti. AB ile müzakere ve diyalog sürecinde katedilen her mesafenin önemli olduğunu vurgulayan Bakan Bozkır, Yeni Türkiye hedefi dahilinde daha güçlü bir AB vurgusu olmasının da, AB tarafında şaşırtıcı bir algı yarattığını sözlerine ekledi. Sivil toplumun AB iletişiminde en önemli araçlardan birini teşkil ettiğine değinen Başmüzakereci Bozkır, Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği, TTIP ve Gümrük Birliği tarafındaki çalışmaların da hız kazandığına dikkat çekti.

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan ise, hafta başında üç Avrupa Komisyonu komiserinin Türkiye’ye ziyaretinin önemine dikkat çekerken, “Bu ilk kez oluyor; yeni komiserlerin tutumu bizi memnun etti” dedi. “Ekonomik ve Parasal Politika” başlıklı 17. Faslın açılabileceğine yönelik verilen olumlu mesajların sevindirici olduğunu ifade eden İKV Başkanı Vardan, “Sayın Manservisi’nin Komisyonun Türkiye Delegasyon Başkanı olması ve onun da bu konularda yoğun gayret göstermesi bizi oldukça ümitlendirmişti. Eminim kendisinin Sayın Mogherini’nin kabinesinin başına gelmesi ile, Türkiye’nin 50 yılı aşkın süredir devam eden AB’ye üyeliği hedefine ulaşmasında büyük katkı sağlayacaktır.” dedi. 2015 yılının İKV’nin 50. Yılı olması sebebiyle, “50 Yıla, 50 Proje” temasıyla Türkiye ve Avrupa’da çeşitli etkinlikler gerçekleştirileceğini ifade eden Başkan Vardan, İKV’nin “Yine, Yeni, Yeniden AB”, düşüncesiyle, Türkiye’nin AB üyelik sürecine katkıda bulunmak ve bu alanda sivil toplumun ve iş dünyasının sesini olmak için yılmadan çalışmaya devam edeceğini vurguladı.

    AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır, daha sonra İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri ile, Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut duruma ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ARALIK 2014: AB EKONOMİ SÖZLÜĞÜ

    İKV BASIN DUYURUSU

    3 ARALIK 2014 

     

    “AB EKONOMİSİNE DAİR TÜM SORULARINIZ BURADA YANIT BULACAK:
    AB EKONOMİ SÖZLÜĞÜ MİKRO İNTERNET SİTESİ YAYINA GİRDİ”


    Kuruluşunun 50. Yılında İktisadi Kalkınma Vakfı’nın, ilgili tüm kesimlere AB ekonomisini anlatmayı hedefleyen mikro internet sitesi “AB Ekonomi Sözlüğü” yayına başladı. Kolay erişilebilir bir formatta hazırlanan internet sitemiz, Ocak 2008’den bugüne AB ekonomisinde yaşanan gelişmelere, Avrupa’da yeni ekonomik yönetişimin ortaya çıkardığı yeni sözlüğe ve 28 AB üye ülkesi ve Türkiye’de, temel ekonomik göstergelerde yaşanan gelişmelere yer vermekte.
    Hiç şüphesiz, üyelik müzakerelerini yürüttüğümüz AB, Türkiye’nin aynı zamanda en önemli ticaret ortağı; bu nedenle Avrupa ekonomisinde yaşanan gelişmeler, ülkemizi de çok yakından ilgilendiriyor. Bu sebeple, Avrupa ekonomisinde yaşanan gelişmelerin günü gününe takibi, büyük önem arz ediyor.


    2013 yılında İKV yayınlarından çıkan “Kriz Sözlüğü: 100 Kelimede Avrupa’nın Ekonomik Krizi” başlıklı yayından esinlenerek hazırlanmış “AB Ekonomi Sözlüğü” mikro internet sitesi, AB ekonomisinde yaşanan gelişmeleri sürekli güncellenen bir zaman çizelgesi ekseninde ele alıyor.
    http://esozluk.ikv.org.tr adresinden ulaşabileceğiniz “AB Ekonomi Sözlüğü” mikro internet sitemize başta Türk iş dünyası olmak üzere, finans dünyası profesyonelleri, akademisyenler ve öğrencilerin yanı sıra AB ekonomisindeki gelişmeleri takip etmek isteyen tüm ilgililer için faydalı bir kaynak olmasını temenni ederiz. 
     

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI  

    ARALIK 2014: İKV GÖRÜŞÜ: “`GERÇEKÇİ VE YERİNDE BİR EYLEM PLANI”

    BASIN DUYURUSU

    2 ARALIK 2014

     

    “İKV: GERÇEKÇİ VE YERİNDE BİR EYLEM PLANI”


    Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Volkan Bozkır tarafından açıklanan “AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı”nın 2. Aşaması Haziran 2015-Haziran 2019 döneminde, AB katılım sürecinde gerçekleştirilmesi planlanan mevzuat uyumu ve idari yapılanma ile ilgili yol haritasını ortaya koymaktadır. Kanımızca, önümüze çıkarılan engellere rağmen, Türkiye’nin AB yolunda ilerlemesi, başta hükümet olmak üzere, devlet kurumları, sivil toplum, iş dünyası dahil olmak üzere tüm toplumun kararlı ve sistematik çabalarına bağlıdır. Bu kapsamda, ikinci aşaması ortaya koyulan eylem planı hem Türkiye’nin kararlılığını ortaya koyarak, AB’ye önemli bir mesaj niteliği taşımaktadır; hem de, AB üyeliğine hazırlanma sürecinde disipline edici ve yol gösterici bir rehber olma özelliği taşımaktadır.

    İKV’nin son yayını “İlerlemenin Matematiği”nde belirttiğimiz gibi, AB katılım müzakerelerini, sadece bir fasıl açma-kapama sürecine indirgemek son derece yanlıştır. Müzakerelerde fasıl açılmasının anlamı, bu fasılları ilgilendiren konularda, Türkiye’nin AB norm, standart ve ortak uygulamalarına yaklaşmasıdır. Yani bu alanlarda, Türkiye’nin kaydedeceği ilerlemenin vatandaşlarımızın gözlemleyebileceği şekilde, gündelik yaşama yansımaları olması gerekir. Ulusal eylem planında, yaşam kalitesini artırmaya katkıda bulunacak, tüketicinin korunması, ürün güvenliği, hava kalitesinin iyileştirilmesi, çevreye verilen zararın önlenmesi, engelli vatandaşların daha rahat seyahat edebilmesi gibi alanlarda ilerleme sağlayacak düzenlemelerin yer aldığını görmekten memnuniyet duymaktayız. Bu şekilde AB sürecine kamuoyunun desteğini sağlamak da kolaylaşacak ve bu sürecin somut faydaları daha iyi gözlemlenebilecektir.

    AB açısından bakıldığında da, yeni Komisyon Başkanı Juncker’in “önümüzdeki 5 sene içinde AB’nin yeni üye almayacağı” yönündeki şevk kırıcı açıklamasına rağmen, Türkiye’nin sürece sahip çıkması ve AB’ye yakınlaşma yönünde kararlılıkla adımlar atmaya devam etmesi, önemli bir mesaj oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmaya devam edilmesi ve planlanan mevzuat uyum ve idari yapılanma çalışmalarının öngörüldüğü şekilde uygulamaya geçirilmesini destekliyoruz. Bu doğrultuda sivil toplum ve iş dünyasının sürece sahip çıkması ve Bakanlığımızın ve hükümetimizin adımlarını desteklemesi hususuna da dikkat çekmek isteriz. 2023 hedeflerinin bir parçasını oluşturan AB üyeliği hedefi her zaman gündemde tutulmalı ve tüm diğer politikaların oluşturulmasında ve stratejik hedeflerde de dikkate alınmalıdır. 
     

    AB'ye katılım için ulusal eylem planının ikinci aşamasının Türkiye'yi AB sürecinde daha da ilerleteceğine inanıyoruz.  

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    ARALIK 2014: EKONOMİSTLERİN RAPORU

     

    İKV BASIN DEĞERLENDİRME NOTU

    1 ARALIK 2014 

    ÖNDE GELEN EKONOMİSTLERİN RAPORU AVRO ALANI İÇİN UMUT VADEDİYOR

    Ekim ayında Almanya ve Fransa hükümetlerinin görevlendirdiği iki önde gelen ekonomist Henrik Enderlein ve Jean Pisani-Ferry’nin hazırladığı rapor açıklandı. Rapor durgunluktan kurtulamayan Avrupa ekonomisi için yeni bir büyüme ve canlanma vadediyor.

    “Reformlar, Yatırım ve Büyüme: Fransa, Almanya ve Avrupa için bir Gündem” adlı rapor, Fransa ve Almanya’yı Avrupa’nın ekonomik olarak yeniden canlanması için birlikte hareket etmeye davet ediyor ve en büyük tehlikenin sadece lafta kalan projelerle yetinerek somut adımlar atmayı ertelemek olduğunu savunuyor.

    Fransa ve Almanya için 2017’nin seçim yılı olacağını hatırlatarak, duraklama tuzağından kurtulma ihtiyacına dikkat çeken iki ekonomist, Avrupa ekonomisinin yaşadığı sorunları şu şekilde özetliyor: üretkenlikte yavaşlama ve arz yetersizliği, işsizlik ve düşük enflasyonun ortaya koyduğu talep azalması ve Avro ülkelerinin uyguladığı farklı faiz oranlarının da işaret ettiği fragmantasyon.

    Pisani-Ferry ve Enderlein, bu sorunlar ile mücadele için “reform kümeleri” adını verdikleri, aşağıdaki önerileri ileri sürüyor:

    1- Daha küçük ve esnek bir Fransız devleti: Fransa’nın yeni bir büyüme modeline geçmesi öneriliyor. Bu model ise, çalışanlar için esneklik ve güvenliği birleştiren “esnek-güvenlik”, hukuk reformu, rekabetçilik ve daha etkin ve küçük bir devlete dayanıyor.
    2- Yatırım yapan, göç-dostu bir Almanya: Almanya için ise öncelik şu alanlarda yatıyor: Alman toplumunu daha fazla göçe hazırlamak ve kadınların işgücüne katılımını artırmak suretiyle nüfusun yaşlanmasının olumsuz etkilerini gidermek, talebi artırarak ve tasarruf ve yatırım arasında denge kurarak kapsayıcı bir büyüme modelini uygulamak. Almanya’nın kamu borcunu kontrol altına almakta başarılı olduğu, ancak yatırımlara aynı önceliği vermediğini ileri süren rapor, Almanya’da özel sektörden kaynaklanan yatırımlardaki yavaşlamayı telafi etmek için, daha fazla kamu yatırımı yapılmasını öneriyor.
    3- Yatırımları canlandırmak için güvenilir ve öngörülebilir bir ekonomik regülasyon: Avrupa’da yatırımları hızlandırmak için ekonomiye güveni tesis etmek. Bunun için rapor, özellikle enerji, ulaştırma ve dijital sektör gibi önde gelen sektörlerde hükümetler ve AB’ce yapılacak hukuki ve idari düzenlemelerin önemine dikkat çekiyor ve Avrupa’nın dijital ve düşük-karbonlu bir ekonomik modele geçmekte olduğuna dair güven telkin etmesi gerektiğini belirtiyor. Gelecekteki karbon fiyatı ya da orta ve uzun vadede geçerli olacak veri koruma rejiminin netleşmesi AB’ye yönelecek yatırımlar için güvenli ve öngörülebilir bir ortam yaratacaktır deniyor.
    4- Kamu yatırımlarına mali destek: Yine yatırımları canlandırmak için, Avro alanında kamu yatırımlarını destekleyecek bir hibe fonunun oluşturulması ve bu şekilde mali sistemin riske aşırı duyarlı hale gelmesine karşı, risk paylaşım ve öz sermaye yatırımını destekleyen araçlar geliştirilmesi
    5- Sınırsız sektörler: Enerji ve dijital gibi stratejik sektörlerin regülasyonunda ülkeler arasındaki farklı uygulamaların potansiyeli baskıladığına dikkat çekiliyor ve ortak mevzuat, ortak düzenlemeler ve ortak bir düzenleyici otoritenin kurulmasına dayanan tam bir entegrasyon öneriliyor. Aynı öneri sosyal alan için de getiriliyor ve mesleki yeterlik ve işe ilişkin becerilerin, sosyal hakların ve sosyal güvenlik ödemelerinin tümüyle ülkeden ülkeye aktarılabilmesinin sağlanmasının insan kaynaklarından yararlanma açısından önemine dikkat çekiliyor.
    6- Avrupa sosyal modelinin yeniden keşfedilmesi: Pisani-Ferry ve Enderlein Avrupa sosyal modeline de raporlarında yer veriyor ve tam anlamıyla bütünleşmiş bir ekonomi ve pazar için sosyal alanda uyumlaşma ve entegrasyona ihtiyaç olduğunu, ortak bir pazarın ortak sosyal değerlere dayanması gerektiğini ifade ediyor. Bu amaçla, asgari ücret, iş gücü piyasası, emeklilik ve eğitim gibi alanlarda ortak eylem ve ortak girişimler yoluyla sosyal modelin yeniden inşa edilmesi öneriliyor.
    Rapor, Almanya ve Fransa ekseninde, Avro alanında yatırımlar, ortak regülasyon ve daha fazla entegrasyon yoluyla büyümenin canlandırılması ve gerçek anlamda bütünleşmiş bir Avrupa ekonomisinin oluşturulmasını gündeme getiriyor. Dolayısıyla, durgunluktan çıkış için çarenin, İngiltere’de Başbakan Cameron’un referanduma sunmayı planladığı gibi AB’den ayrılmakta değil, bilakis entegrasyonu daha da derinleştirmekte yattığı görülüyor.
     

    Rapor, Türkiye için de, özellikle iki açıdan önem arz ediyor:
    1- Gerek karşılıklı ticaret gerekse yabancı yatırımlar açısından AB önemli bir partner ve kaynak olmaya devam ediyor. Oldukça gelişmiş bir pazar olan AB pazarı, Türkiye’de ihraç ürün kalitesi ve çeşitliliğini destekleyerek, Türkiye’nin rekabet gücünü artırıyor. Bunun yanında, AB’den yapılan ithalatta yatırım ve ara malların ağırlıkta olması da Türkiye’de yapılan üretimi desteklemekte. Bu açılardan bakıldığında, Avrupa ekonomisinin güçlenmesi, üretim ve talebin artması Türkiye açısından da kritik bir konu ve Türkiye’nin ihracat ve büyüme hedeflerine ulaşması açısından belirleyici konumda.
    Türkiye’nin AB ile 1963’e dayanan ilişkileri, sorunlara rağmen, giderek yakınlaşmaya yol açıyor. Gümrük birliğine dayanan ortaklık ilişkisi, üyelik müzakereleri ve içerdiği hukuki ve idari uyumlaştırma süreci ve son olarak vize muafiyeti ve geri kabul süreci bu yakınlaşmanın en önemli aşamalarını oluşturuyor. AB ile bu kadar yakın bağları bulunan, AB’yi kendi sosyal ve ekonomik kalkınması için model olarak alan ve AB’ye tam üyeliği bir devlet politikası olarak benimsemiş bir ülke olarak, Türkiye için Avrupa’nın toparlanması ve AB projesinin krizlerden güçlenerek çıkması büyük önem taşıyor: Hem aday ülke olarak tam üyelik kararlılığının devamı açısından, hem de orta ve uzun vadeli kalkınma ve uluslararası politika hedeflerini belirlemesi açısından.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI      
     

    KASIM 2014: AB BÜYÜKELÇİLERİ TOPLANTISI

    İKV BASIN BÜLTENİ

    26 KASIM 2014

     

     

    AB BÜYÜKELÇİLERİ TOBB-İKV EV SAHİPLİĞİNDE İLE BİRARAYA GELDİ

     

    AB Büyükelçileri, Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanlığı nezdinde İtalyan Büyükelçiliği’nin desteği ile, İktisadi Kalkınma Vakfı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ev sahipliğinde bir araya geldi. Düzenlenen çalışma kahvaltısında, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ömer Cihad Vardan ve İtalya Büyükelçisi Gianpaolo Scarante açılış konuşmalarında Türkiye-AB müzakere sürecini ele aldılar.

     

    TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Avrupa Birliği katılım sürecinin siyasi olduğunu belirterek, "AB sürecinin başarılı olması için, cesur siyasilerin liderliğine, gözetimine ve rehberliğine ihtiyaç vardır" dedi. Hisarcıklıoğlu, iş dünyası olarak, birleşik bir Avrupa'nın, kıtada barış ve güvenliği sürdürmenin en güvenilir aracı olduğunu belirtti ve "21. yüzyılın getirdiği sorunlarla hiçbir ülke tek başına baş etme gücüne sahip değildir. Türkiye, 28 AB üyesi ülke gibi, birçok nedene ilaveten, küreselleşme baskısıyla mücadele etmek için AB içinde yer almak istiyor" dedi. Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin AB'ye üye olmak için yapması gereken ev ödevleri olduğunu kaydederek, "Türkiye-AB katılım sürecinin gerektirdiği hiçbir konu sadece teknisyenler tarafından çözülemez. Aksine süreç son derece siyasidir. Sürecin başarılı olması için, cesur siyasilerin liderliğine, gözetimine ve rehberliğine ihtiyaç vardır.”diye konuştu. Hisarcıklıoğlu, "Euro bölgesinin geleceği sorgulanıyor. Avrupa demokrasinin en eskisi olan ve Avrupa entegrasyonunda son derece önemli rolü olan Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılmayı isteyebileceği konuşuluyor. Biz, Türkiye olarak Avrupa entegrasyonunda geri adım manasına gelecek her türlü ihtimali son derece sakıncalı görüyoruz"dedi. TOBB Başkanı, “AB'yi sadece bürokrasi üreten kurum imajından kurtarmak gerekiyor. Güçlü bir liderlikle, karar alan bir Avrupa Birliği, bugün her zamankinden daha önemlidir" değerlendirmesinde bulundu. Hisarcıklıoğlu, "AB tarafında genişleme yönünde açık bir taahhüt olursa, güçlü bir irade ortaya konulursa, Türkiye'de reform süreci için motivasyon daha yüksek olur" dedi. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, TOBB olarak modernize edilmiş veya kapsamı genişletilmiş bir gümrük birliği revizyonu istediklerini söyledi.Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığının (TTIP) etkileyici bir büyüklüğü temsil edeceğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:"TOBB olarak her zaman serbest ticaretten yanayız. Ancak TTIP ve TPP gibi mega anlaşmaların sonuçlarından son derece tedirginiz. Türkiye gibi AB ile gümrük birliği içinde olan bir ülkenin böyle bir anlaşma dışında bırakılmaması gerekir. Avrupalı ortaklarımızın da Türkiye'nin TTIP'te olmadığı bir senaryoda ne tür çarpıklıklarla ve haksızlıklarla karşı karşıya kalabileceğimizi tahmin edebildiğini sanıyorum. Bu sorunların çözümü için Türkiye'nin TTIP'e entegre edilmesi gerekir.” dedi.

     

    İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Ömer Cihad Vardan ise, Türkiye'nin, Avrupa'da olmadığını iddia etmenin ortak bir mirası reddetmek anlamına geldiğini, Osmanlı döneminden başlayarak Türklerin, her zaman Avrupa düzeninin önemli bir aktörü olduğunu söyledi. Türkiye'nin, 1963'ten bu yana Avrupa entegrasyonunun yakın takipçisi ve ortağı konumunda bulunduğunu belirten Ömer Vardan, ortaklık ilişkisinin, çok yakın bir ekonomik işbirliği modeli olan gümrük birliğiyle taçlandırıldığını, Türkiye'nin AB adaylığının ülkede önemli bir reform ve dönüşümü tetiklediğini ifade etti. İKV Başkanı Vardan, Türkiye'nin, gümrük birliği, üyelik müzakereleri süreci, Erasmus Plus, Horizon 2020, çerçeve programları gibi ortak projelerle AB ile bütünleşmesini son derecede ileri bir noktaya taşıdığına işaret ederek, "Ülkenin tam üye olarak entegrasyonun son aşamasını gerçekleştirmesi ve üyelik haklarını alarak karar sürecine katılması, Türkiye açısından hak edilen bir konuma ulaşılması anlamına gelecektir" dedi. AB'nin en büyük sınavının genişleme süreci olduğuna değinen Vardan, Türkiye’nin AB müktesebatına uyumunun önemli düzeye ulaştığının altını çizdi ,demokrasi, hukukun üstünlüğü ve refah toplumunu pekiştirme hedefleri için AB'nin, en önemli itici güç olmaya devam ettiğini dile getirdi. Türkiye'nin, AB üyeliğinin birlik açısından her zaman önemli bir sınav ve aynı zamanda fırsat oluşturduğuna işaret eden Vardan, "Hiç şüphesiz AB'nin bundan sonraki en büyük sınavı, Batı Balkanlar ve Türkiye'nin de dahil olduğu genişleme sürecidir. Her ne kadar, Avrupa Komisyonu'nun yeni Başkanı Jean-Claude Juncker önümüzdeki 5 senede yeni üye alınmayacağını açıklasa da bu sürecin 2019 itibariyle yeni üye alımlarına imkan verecek şekilde ilerlemesine engel oluşturmaz. AB'nin sınırları Türkiye'yi de içine alacak şekilde doğuya, Kafkaslar'a doğru genişlemelidir. Aksi takdirde Ukrayna krizinde de gördüğümüz gibi, AB'nin çevresindeki tehditler, Avrupa değerlerini tehlikeye atacaktır.

     

    Ömer Cihad Vardan, Türkiye'nin güneyinde ve doğusunda baş gösteren meselelerin, ilgiyi söz konusu bölgelere yönelttiğini belirtti ve Ukrayna'dan Suriye'ye uzanan ve Türkiye ve AB'yi de çevreleyen geniş coğrafyada, barış ve istikrarı temin etme çabasının iki tarafı tekrar bir araya getirdiğini vurguladı. Vardan, Türkiye'nin AB'ye katılımı, gümrük birliğine ilişkin sorunlar ve gümrük birliğinin genişletilmesi çabaları, vize serbestisi, dış ve güvenlik politikasında işbirliği, düzensiz göçün kontrol altına alınması gibi birçok konunun AB çatısı altında çözümlenebileceğini söyledi.

    Avrupa Komisyonunun Türkiye'ye ilişkin tam 17 ilerleme raporu kaleme aldığının altını çizen Vardan, raporların 1.786'ya sayfaya ulaştığını bunun yaklaşık 6,5 Lizbon Antlaşması büyüklüğünde olduğunu söyledi. 1.786 sayfaya rağmen halen Türkiye'nin AB'ye üye yapılmadığına dikkati çeken Vardan, "Bu durumda Türkiye olarak ve hatta Avrupa olarak, tarafların 'Daha kaç rapor gerek?' sorusunu kendilerine sorması lazım" şeklinde konuştu.

     

    İtalya'nın Ankara Büyükelçisi Gianpaolo Scarante, Türkiye'nin AB'ye katılımının stratejik bir hedef olduğunu söyledi. AB'nin büyük bir yapılanma içinden geçtiğine işaret eden Scarante, "AB ve Türkiye, yeni rollerini tanımlarken fırsatlara bakmak durumundadır" dedi. Scarante, katılım sürecinin zorluklarına değinerek, İtalya'nın, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine desteğinin devam ettiğini dile getirdi. Yargı ve temel haklar, adalet ve güvenlik fasıllarının açılmasının öneminin altını çizen Scarante, dönem başkanlıkları sona erene kadar yeni fasılların açılmasını da desteklediklerini kaydetti. Vize serbestisinin Türkiye'den başvuranlar için basitleştirilmesi için çalışıldığını anlatan Scarante, söz konusu çalışmaların Türkiye'nin AB'ye katılımını kolaylaştırılacağını belirtti. Türkiye'nin Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığının (TTIP) beklentilerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine değinen Scarante, söz konusu ortaklık sürecinin henüz başında olduklarını söyledi.

     

     

     

     

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    KASIM 2014: G-20 BAŞKANLIĞI VE TÜRKİYE

     İKV BASIN DUYURUSU

    18 KASIM 2014


    “G-20 BAŞKANLIĞI TÜRKİYE’Yİ İLERİYE TAŞIYACAK BİR FIRSATTIR”

    Avustralya G-20 Zirvesinin öncelikleri:” Güçlü, Sürdürülebilir ve Dengeli Büyüme”

    Türkiye 1 Aralık 2014 itibarıyla G-20 Başkanlığını üstlenecektir. 15-16 Kasım 2014 tarihlerinde Brisbane’de bir araya gelen G-20 liderleri Avustralya G-20 Başkanlığı’nın sonuç bildirgesini onaylamıştır. Bu bildirgede tüm G-20 ülkelerinin ortak sorunu olan büyüme ve işsizlik konusuna eğilinmiştir. Sonuç bildirgesinde, liderler yeni iş imkanları yaratacak büyüme, ekonomilerin daha dayanıklı hale getirilmesi ve giderek daha da bağımlı hale gelen dünya ekonomisine yön veren global kurum ve kuruluşların güçlendirilmesi hedeflerini vurgulamıştır. Bu hedeflere ulaşılmasında, yapısal reformların gerçekleştirilmesi, piyasa mekanizmalarının iyileştirilmesi, özel sektörün desteklenmesi, altyapı eksikliklerinin giderilmesi, ticaret ve yatırımların artırılması ve büyümeyi teşvik edecek makroekonomik ve mali politikaların uygulanmasının etkili olacağı belirtilmiştir.

    G-20 Zirvesi “güçlü, sürdürülebilir ve dengeli büyüme” için somut bir hedef de belirlemiş ve 2018’e kadar G20 ülkelerinin toplam GSYH’sinin en az yüzde 2 oranında artırılmasını öngörmüştür. Yüzde 2,1’lik bir artışın Dünya ekonomisine yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir katkı yapacağı ve milyonlarca iş yaratacağı beklenmektedir. Kapsayıcı büyüme, yoksulluk ile mücadele, kadınların işgücüne katılım oranının artırılması, genç işsizliğinin azaltılması, vergi sisteminin daha adil olması, yolsuzluk ile mücadele, enerji verimliliği, iklim değişikliğinin önlenmesi gibi konular da sonuç bildirgesinde vurgulanmıştır.
     

     Türkiye G-20 Başkanlığını Devralıyor

    Türkiye, G-20 dönem başkanlığını devralırken, bir önceki dönem başkanlığında ortaya koyulan bu hedef ve önceliklerin devam ettirilmesi büyük önem taşıyacaktır. Ancak bunun ötesinde, Türkiye’nin 2015’te G-20 çalışmalarına yön vermesi için kendi önceliklerini ortaya koyması gereklidir. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Türkiye'nin öncelikleri arasında, en az gelişmiş ülkelerin sorunları, küçük ve orta boy işletmelerin desteklenmesi, tüm G-20 ülkelerinde yapısal reformların gerçekleştirilmesi, çok taraflı ticaretin ve yatırımların desteklenmesi gibi alanları saymıştır. Kuşkusuz Türkiye’nin üzerinde duracağı diğer bir konu, başta Kobi’ler olmak üzere özel sektörün finansmana erişimi ve altyapı yatırımların teşviki olacaktır.
     

    Türkiye için Bir Fırsat Penceresi: Türkiye Global Yönetişimin Dümeninde

    Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü vazifesi görmek isteyen Türkiye için dünya ekonomisinin yüzde 85’ini temsil eden G-20 Başkanlığı çok önemli bir fırsat sunmaktadır.

    Türkiye’nin henüz üye olamadığı AB’nin 4 üyesi ve AB’yi temsilen Avrupa Komisyonu’nun G-20 içinde yer aldığı düşünülürse, Türkiye AB’nin de bir parçası olduğu bir sistemin bir yıllığına sürücü koltuğunda oturacaktır. Bu da Türkiye için kendi büyüme planlarını global bir bağlam içinde tasarlayıp uygulayabileceği yeni bir fırsat penceresi doğurmaktadır.

    G-20, 2018 için koyulan global büyüme hedeflerine Türkiye’nin önderliğinde yürüyecektir. Yükselen bir ekonomi olarak Türkiye’nin, ekonomik dönüşüm stratejisinde de üzerinde durulan, yapısal reformlarını gerçekleştirmesi, hukuk devletinin pekiştirmesi, eğitimin kalitesini artırması ve orta gelir tuzağından çıkmasını sağlayacak atılımları yapması için G-20 Başkanlığı önemli bir itici güç sağlayacaktır.

    G-20 çerçevesinde oluşturulan B-20, L-20, T-20, C-20, Y-20 gibi girişimler de, kamunun yanında, özel sektörün, işçi ve işveren örgütlerinin, düşünce kuruluşlarının, gençlik örgütlerinin ve tüm sivil toplum kesiminin uluslararası boyutlarını güçlendirmeleri ve global gündeme dahil olmaları açısından dönüştürücü bir deneyime yol açacaktır.

    G-20 Başkanlığı Türkiye’nin uluslararası planda görünürlüğünü ve etkinliğini artırmak suretiyle, sesini daha fazla duyurabilmesi ve kendisini tanıtabilmesine de imkan sunacaktır. Bu bağlamda, 2023 hedefleri içinde de yer alan AB üyeliğinin bu tarihe dek gerçekleştirilmesi perspektifi içinde, G-20’nin Türkiye’nin AB sürecinde de olumlu bir ivmeye yol açacağını umarız
     

     İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    KASIM 2014: TTIP SÜRECİ VE GÜMRÜK BİRLİĞİ

     

    İKV BASIN DUYURUSU

     

     

    TTIP SÜRECİ VE GÜMRÜK BİRLİĞİ

    6 KASIM 2014

     

     AB Bakanımız Sayın Bozkır Oslo ziyaretinde Türkiye’nin gümrük birliği içindeki sorunlarından en önemlisini oluşturan STA’lar ve TTIP süreci ile ilgili bir açıklama yapmıştır. Buna göre Türkiye, AB’nin imzaladığı STA’lara ve özellikle TTIP anlaşmasına, söz konusu anlaşmanın tüm gümrük birliği ortaklarına otomatik olarak uygulanmasına dair bir madde eklenmesini istemektedir. Daha önceki uygulamalarda da, AB’nin üçüncü ülkeler ile imzaladığı STA’lara bu şekilde “Turkey clause” adı verilen bir madde eklenmekteydi. Ancak bu maddenin bağlayıcılığı yoktu. Üçüncü ülkeler Türkiye ile de bir STA imzalamak konusunda isteksiz olabiliyor, veya tamamen reddedebiliyordu.

    Türkiye STA’larla ilgili sıkıntılarını uzun bir süredir seslendirmekteydi. İKV olarak bizler de bu konuyu gerek Türkiye’de gerekse AB’de çeşitli platformlarda gündeme getirdik. Geçtiğimiz Mart ayında açıklanan Dünya Bankası raporu da bu konunun çözümlenmesini de içerecek şekilde bir revizyon öngörmekteydi. Ancak gündemde TTIP olduğu için bu kez durum çok daha ciddidir. TTIP AB ve ABD’yi birleştirecek ve dünya ticaretinin 1/3ini içeren, global kuralları yeniden belirleyecek bir Pazar ortaya çıkaracak. Türkiye’nin bu pazarın dışında kalmasının büyük kayıplara yol açacağı ortadadır. Bu sebeple Sayın Bakanın TTIP anlaşmasına bu şekilde bir otomatik uygulanma maddesi eklenmesi üzerinde durması son derece önemlidir. Bu doğrultuda bir düzenleme yapılmaması halinde, gümrük birliğinin askıya alınması ya da dondurulması olasılığı son kertede gündeme gelebilir. Tabidir ki, Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı olan AB ile gümrük birliği ilişkisinin önemine binaen, bu şekilde bir kararın alınmasının sonuçları çok dikkatli bir şekilde gözden geçirilecektir

    Esas olan, Gümrük birliğine ilişkin STA sorununun çözümünü de içerecek şekilde gümrük birliğinin güncel gelişmelere uygun şekilde güncellenmesi ve kapsamının genişletilmesi yönünde bir çözümdür. Gümrük birliği kararı alındığında, 4-5 yıl içinde Türkiye’nin AB’ye üye olabileceği umuluyordu. Ancak üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen, nihai hedef olan üyeliğe ulaşılamamıştır. Bu durum gümrük birliğinin asimetrik yapısından kaynaklanan sorunlar doğurmaktadır. Dileğimiz müzakerelerin yeniden işlerlik kazanması ile bu tür sorunların üyelik müzakereleri çerçevesinde halledilmesi ve sürecin makul bir süre içinde tamamlamasıdır.     

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    KASIM 2014: JUNCKER KOMİSYONU

    İKV BASIN DUYURUSU

    6 KASIM 2014


    GÖREVE YENİ BAŞLAYAN JUNCKER KOMİSYONU VE TÜRKİYE’NİN

    ADAYLIK SÜRECİNE BAKIŞ

     


    Juncker ve Türkiye

    Juncker Komisyon Başkanı olarak önceliklerini açıkladığı kişisel sayfasında şu sözlere yer veriyor:
    “Genişlemeye Ara Verilmesi: Genişleme tarihsel bir başarı olmuştur. Ancak Avrupa son 10 yılda 13 devletin üye olmasını hazmetmek ihtiyacındadır… genişlemeye ara vererek, bugüne kadarki başarılarımızı pekiştirmeliyiz. Komisyon Başkanlığım sırasında, süren müzakereler ve özellikle Batı Balkanlar için Avrupa perspektifi devam edecektir. Türkiye ile ilgili olarak, bu ülkenin AB üyeliğinden uzak olduğu açıktır. Twitter’ı engelleyen bir hükümet kesinlikle AB’ye katılıma hazır değildir.”

    Juncker’in bağlı bulunduğu parti grubu olan Avrupa Halklar Partisi Türkiye’nin AB üyeliğine karşı bir tavır içinde olmuştur. Nitekim Türkiye’nin Avrupa medeniyetine ait olmadığı için AB üyesi olamayacağı savı ilk defa resmi bir seviyede 1997 yılında Avrupa Halklar Partisi grubunu oluşturan Hıristiyan Demokrat Partiler tarafından ifade edilmiştir. Alman Hıristiyan Demokrat Birliği CDU Başkanı Merkel henüz iktidara gelmeden önce, Türkiye’nin AB üyesi olamayacağını belirtmiş, bunun yerine “imtiyazlı ortaklık” adı altında farklı bir formülün uygulanması önerisini öne sürmüştür. Bu görüşe rağmen, AB üyesi devletler 2004 yılında Türkiye ile katılım hedefine yönelik müzakereleri başlatma kararını almıştır. Ancak müzakerelerin başlamasını takiben, gerek Kıbrıs sorunu, gerekse Almanya ve Fransa’nın Merkel ve Sarkozy idaresinde Türkiye’nin tam üyeliğine karşı politika benimsemeleri bu uzlaşmayı aşındırmıştır.

    Komisyon Başkanı Juncker, mensup olduğu parti grubunun yaklaşımını yansıtmakta ve AB’nin genişlemesine olduğu gibi, Türkiye’nin üyeliğine de olumsuz yaklaşmaktadır. Bunun yanında, AB’nin genişlemesine getirdiği kısıtlama, özellikle bazı Batı Avrupa ülkelerinde yankı bulan AB’nin genişleme yorgunluğunu da yansıtmaktadır. Gerek kendi parti grubu ve Almanya gibi lider ülkeler, gerekse geniş kamuoylarının genişlemeye temkinli yaklaşmasının ve AB serbest dolaşım alanına yeni üye devlet vatandaşlarının girmesinden duyulan endişelerin sonucunda, Juncker AB’nin en başarılı dış politika aracı olarak nitelendirilen genişleme politikasına ket vurabilmektedir.

    Türkiye Ne Yapmalı?

    Türkiye AB üyelik müzakereleri sürecinde bugüne kadar Kıbrıs sorununa ilişkin blokajlar, Almanya gibi lider bir ülkenin isteksizliği ve Fransa gibi diğer bir lider ülkenin engellemeleri ile karşı karşıya kaldı. Bugün de genişleme ve Türkiye’nin üyelik perspektifini desteklemeyen bir Komisyon başkanı görevde. Türkiye’nin 2019 yılına kadar üye olamayacağı bugünden bakılınca kolaylıkla tahmin edilebiliyor. Ancak bunun tüm aday ülkeler için açık bir şekilde söylenmesi, AB içindeki genişleme yorgunu kamuoylarını rahatlatırken, AB’nin kapısında bekleyen ülkeler ve halkları için şevk kırıcı bir mesaj oluyor.

    Komisyon Başkanı düzeyinde verilen bu şevk kırıcı olarak nitelendirdiğimiz mesaj Türkiye’yi üyelik yolundan saptırmamalı. Türkiye’nin AB ile ilişkileri bugüne kadar hep zorlu ve engellerle dolu olagelmiştir. Juncker’in seslendirdiği görüşün aksine Türkiye’nin AB’nin geleceği için vazgeçilmez olduğunu düşünen çevreler ve liderler de vardır: sosyal demokratlar gibi, İsveç’in eski Dışişleri Bakanı Carl Bildt gibi. Juncker ve Avrupa Halklar Partisi Grubu tek başlarına Türkiye’nin AB yolculuğunu sonlandırmak ya da nihai limana varmasını engellemek gücüne sahip değildir.

    Türkiye’nin bu dönemde yapması gereken,
    • AB üyesi devletlerle diplomatik ilişkilere ağırlık vermek,
    • kültür, sanat ve spor gibi Türkiye’nin başka bir aynadan görülmesini sağlayacak alanlarda Avrupa sahnesine çıkmasına destek olmak,
    • Demokrasi, insan hakları, temel özgürlükler, sosyal ve çevre standartlarında ilerici adımlar atarak Türkiye’ye yönelik eleştirileri bertaraf etmek ve Türkiye’ye destek verenlerin elini güçlendirmek,
    Ve güçlü bir kamuoyu stratejisi ile Türkiye’nin AB kamuoylarında yalnız kötü değil iyi özellikleri ile tanıtılmasını mümkün kılmak ve Türkiye’yi Avrupa’nın dışında ve ötekisi olarak sunan görüşleri sorgulayarak, ortak yönlerimizi ve Avrupa’ya yaptığımız ve üye olarak yapabileceğimiz katkıları ön plana çıkarmaktır. 
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    KASIM 2014: DÜNYA BANKASI RAPORU DEĞERLENDİRMESİ

    İKV BASIN DUYURUSU

    4 KASIM 2014 

     

    TÜRKİYE’DEKİ İŞ ORTAMI NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ?: DÜNYA BANKASI RAPORUNDA TÜRKİYE 55. SIRADA.

    2003 yılından beri her yıl Dünya Bankası tarafından hazırlanan “İş Yapma Endeksi” (Doing Business) raporlarında ülkelerdeki yerel şirketlerin iş kurmalarını ve iş yapmalarını etkileyen bir dizi düzenlemeler mercek altına alınıyor. Bu yılki endeksin oluşturulmasında kullanılan yöntemde yapılan değişiklikler ile birlikte, 189 ülke arasında geçtiğimiz yıl 51’inci sırada yer alan Türkiye bu yıl 55’inci sırada yer alıyor. Buna karşın, eski yöntemle hesaplanması halindeki duruma göre, Türkiye’nin bir önceki yıl yer aldığı 69’uncu sıradan çok daha iyi bir konuma yükseldiği gözlemleniyor.

    Türkiye’de “Sözleşmelerin Uygulanması” alanında yapılan reform ile iş yapma sürecine kolaylık getirilirken, “İşe Başlama Kolaylığı” ve “Vergilerin Ödenmesi” alanlarında iş yürütme sürecinde zorluklar tespit edildi.

    1 Haziran 2013 - 1 Haziran 2014 döneminde, şirketlerin kuruluş kayıt ve noter ücretlerinin artırılmasıyla birlikte, işverenler için sosyal güvenlik katkı oranının artırılması, şirketlerin iş kurmaları ve iş yürütmelerinde olumsuz yönde yansıma yarattı. Buna karşın, Türkiye’de kullanıcı mahkemeler için elektronik kayıt sistemine geçilmesi sağlanarak sözleşmelerin uygulanma sürecine kolaylık getirildi.

    Rapora göre, Türkiye’nin en iyi performans sergilediği alan ”Azınlık Pay Sahibi Yatırımcılarının Korunması” iken, “İnşaat İzinlerinin Alınması” alanında da ciddi reformların hayata geçirilmesi gerekiyor.

    Yeni ticaret kanunu ile yatırımcıların korunmasına ilişkin önemli adımlar atılmıştı. Söz konusu kanun sayesinde yöneticilere yönelik olarak, ilgili tarafların şirket kârlarını aktarma ile ilgili suiistimal içeren işlemlerinde sorumlu tutulmalarını sağlayan düzenleme ve hissedarların iddia konusu zarar doğuracak çıkar çatışmalarını araştırmak üzere bir müfettiş görevlendirmelerini talep etme imkânı tanındı. Bu gelişmeler doğrultusunda, Türkiye geçtiğimiz yıllarda “Azınlık Pay Sahibi Yatırımcılarının Korunması” alanındaki performansını önemli ölçüde güçlendirmeyi başarmıştı.

    Buna karşın, ülkemizde inşaat izinlerinin alınma sürecinin zorlu ve hala çok zaman alıcı olması nedeniyle Türkiye “İnşaat İzinlerinin Alınması” sıralamasında geride kalmaya devam ediyor. Ticaret mahkemesi hâkimlerinin yeterince uzmanlaşmamış olmalarından dolayı ticari sözleşmelere ilişkin yaptırımın halen uzun sürmesi nedeniyle, Türkiye’nin zayıf olduğu bir diğer alan da “İflasın Çözümü” konusu. Türkiye’de özellikle inşaat izinlerinin alınması ve şirketlerinin tasfiye süreçlerini kolaylaştırmaya yönelik önlemlerin hayatta geçirilmesi önem taşıyor.

    Türkiye’deki iş yapma ortamı koşulları, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında,
    Türkiye’nin İtalya, Lüksemburg, Yunanistan, GKRY, Hırvatistan ve Malta’nın önüne geçmesine ragmen, diğer AB ülkelerinin gerisinde kaldığı görülüyor.
    Göstergeler bazında Türkiye ile AB performansı kıyaslandığında karşıya çıkan tablo çok olumsuz görünmüyor.
    Ancak Göstergeler bazında incelendiğinde, Türkiye, “İşe Başlama Kolaylığı”, “İnşaat İzinlerinin Alınması”, “Kredi Alma”, “Sınır Ötesi Ticaret” ve “İflasın Çözümü” alanlarında AB performansının gerisinde kalıyor. Türkiye’nin makroekonomik göstergelerde olumlu bir gidişat sergilemesine karşın, iş kurma ve iş ortamını kolaylaştırmaya ve sadeleştirmeye yönelik adımları atması gerekmekte. Bunu yaparken, iş yaşamına yönelik standartlar, sosyal güvenlik, iş güvenliği gibi hususların da dikkate alınması Türkiye için ikili bir meydan okuma oluşturuyor. 

    Raporda incelemeye tabi tutulan, “Elektrik Bağlama”, Tapu Siciline Kayıt”, “Azınlık Pay Sahibi Yatırımcılarının Korunması” ve “Sözleşmelerin Uygulanması” alanlarında ise Türkiye, AB’ye kıyasla daha iyi bir performans sergiliyor. Türkiye’de başta KOBİ’ler olmak üzere şirketlerin daha kolay gelişebilmeleri açışından ülkemizdeki iş ortamının iyileştirilmesi gerektiği de yadsınamaz.

    Avrupa Komisyonu’nun 2014 Türkiye İlerleme Raporu’nda da belirtildiği gibi, Türkiye’de özellikle şirketlerin pazara giriş koşulları ve tasfiye işlemlerinin iyileştirilmesine yönelik düzenlemelerin çabuklaştırılması gerekmekte. Türkiye’nin sıralamada en düşük performans gösterdiği endekslerin “İflasın Çözümü” ve “İnşaat İzinlerinin Alınması” olduğu göz önünde tutulduğunda, özellikle bu alanlarda reformların gerçekleştirmesi önem arz ediyor.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

    EKİM 2014: GİANNİ PİTTELLA ZİYARETİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI
    30 EKİM 2014
     
    PİTTELLA: "TTIP SÜRECİNE DAHİL OLMANIZ İÇİN BİR YOL BULMAYA ÇALIŞACAĞIZ."
     
    Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu Başkanı Gianni Pittella İstanbul’da İktisadi Kalkınma Vakfı ve Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde iş dünyası temsilcileri ile bir araya geldi. Avrupa Parlamentosu'nun ikinci büyük grubu olan Sosyalistler ve Demokratlar'ın Başkanı Gianni Pittella, Türkiye ile müzakere sürecinde yeni başlıklar açmaya hazır olduklarını belirtti. 23 ve 24 nolu fasılların açılabileceğine vurgu yapan Pittella, Türkiye’nin AB’nin önemli bir ortağı olduğunu, aynı zamanda AB ile Türkiye arasında ekonomik işbirliğininin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

    Gianni Pittella, Türkiye’nin dünyada önemli bir ülke konumunda olduğunu belirtti ve AB’de yeni Parlamento’nun göreve başlaması ve yeni Komisyonun seçilmesi ile başlayan yeni dönemde Türkiye-AB ilişkilerinin kalitesinin yükseltilmesi yönünde bir değişim olacağını umduğunu ekledi. Kendisinin ve Başkanı olduğu Sosyalist ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu’nun AB’nin genişleme sürecine ve Türkiye’nin üyeliğine destek verdiğini belirten Pittella, bu işbirliğini güçlendirirken hem Hristiyan-Demokrat kanadın hem de Sosyalist kanadın baz alınması gerektiğini belirtti. Sosyalistler ve Demokratlar Grubu Başkanı Gianni Pittella, grubunun vize serbestisine yönelik olarak çalışmaya yetkili olduğunu, bu alanda Türkiye’nin yol haritasını izlemesi gerektiğini, engellerin ortadan kaldırılması için bu sürecin önemli olduğunu belirtti.

    Erasmus programı kapsamında Türkiye ile kurulan güçlü bağın önemine vurgu yapan Pittella, gençlerin istihdamı açısından da işbirliğinin önemine dikkat çekti. Pittella, yeni Parlamento ve Komisyon kadroları ile Türkiye-AB ilişkilerinin yeni dönemde değişeceğine inancını belirtti ve müzakere sürecinin vize diyaloğu ile hızlanmasını beklediğini açıkladı.

    TTIP (TTYO) müzakere sürecinde Türkiye’nin, AB ve ABD’nin yanında bir aktör olarak resmi müzakerelere katılması için bir ara formül üretmeyi planladıklarını söyledi ve “çözüm bulmak için birlikte çalışalım” dedi.

    İKV ve DEİK ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya TOBB, İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Ticaret Odası, TİM, UND, DEİK Çek İş Konseyi, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, DEİK Litvanya İş Konseyi, DEİK Estonya İş Konseyi ve DEİK Letonya İş Konseyi’nden üst düzey katılım gerçekleşti.
    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2014: AB-TÜRKİYE ARASINDA YASADIŞI GÖÇ VE VİZE

     İKV BİLGİLENDİRME NOTU

    22 EKİM 2014

    GÜNCEL RAKAMLARLA AB VE TÜRKİYE ARASINDAKİ GÖÇ HAREKETLERİ


    2 gün önce Avrupa Komisyonu’nun kamuoyuna açıkladığı Türkiye ile vize Serbestliğine ilişkin Yol Haritasının Birinci Değerlendirme Raporu, göç ve vizeye ilişkin yayımladığı güncel istatistiklerle, Türkiye ve AB’deki mevcut durumu ortaya koyuyor.

    Bu çerçevede, yol haritası kriterleri kapsamında yer alan neredeyse tüm temel istatistiki göstergelerde Türkiye’nin olumlu bir tablo çizdiği ortaya çıkıyor.

    - Türkiye’den yapılan Schengen vize başvurularında ret oranı (%4,7).
    Bu rakam 2013 yılı itibariyle Schengen Alanı’na dünya genelinde verilen red ile neredeyse aynı düzeyde (%4,8).

    - Schengen Alanı’na girişlerine izin verilmeyen Türk vatandaşlarının sayısı, son 3 yılda azalma eğiliminde (1.889’dan 1.715’e geriledi).

    - AB üye ülkelerine yasadışı yollarla giriş yapan Türk vatandaşlarının sayısı, son 3 yılda yarıdan fazla azalmış durumda (700’den 317’ye geriledi).

    - AB üye ülkelerinde yasadışı yollarla ikamet eden Türk vatandaşlarının sayısı son üç yılda azalma eğiliminde (7.803’ten 6.744’e geriledi).

    - Türkiye’den AB üye ülkelerine yapılan sığınma başvuruları sayısı son 6 yılda azalan bir seyir izlemekte (7.115’ten 5.625’e geriledi).

    - Üye ülkeler tarafından, geri kabul kapsamında Türkiye’ye iade edilen sığınmacı sayısı, son 3 yılda neredeyse yarı yarıya azaldı (2.643’ten 1.777’ye geriledi).

    - Yunanistan tarafından, Türkiye’ye iade talebinde bulunulan yasadışı göçmen sayısı son 3 yılda 6’da bir oranda geriledi (18.758’den 3.413’e geriledi).

    - Türkiye üzerinden AB üye ülkelerine giriş yapan yasadışı göçmen sayısı ise 3 yılda yarıya yakın azalma gösterdi (56.201’den 24.262’y geriledi).

    - Geri kabul kapsamında Yunanistan tarafından Türkiye’ye iade edilmesi talep edilen yasadışı göçmenlerin Türkiye tarafından ret oranı ise son 3 yılda 5’te bir oranında gerilemiş durumdadır ve Türkiye halen iade taleplerinin büyük bir bölümünü ret ediyor (17.206’dan 3.079’a geriledi).

    - Türkiye üzerinden AB üye ülkelerine giriş yaparken sahte seyahat belgeleri ile yakalanan yasadışı göçmen sayısında ise artış sürüyor. Son 3 yılda bu rakam 629’dan 1.693’e çıkmış durumda. Bu da Türkiye’de sınır kontrol noktalarında denetimlerin sıklaştığının bir göstergesi.
    Birinci Değerlendirme Raporu, istatistiksel veriler kapsamında olumlu bir tablo çiziyor olsa da, Avrupa Komisyonu Türkiye ile Vize Serbestliğine ilişkin Yol Haritasında bazı kriterlerin Türkiye tarafından karşılanmadığının da altını çiziyor.
     

    Bu kapsamda:
    -Aralık 2013 tarihinde imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın henüz uygulamaya geçmediği ifade ediliyor. Bu çerçevede Türkiye’den geri kabul yükümlülüklerini yerine getirmesi ve bu alanda üye ülkeler ile iyi düzeyde işbirliği sağlaması talep ediliyor.
    -Geri kabul ile bağlantılı olarak Komisyon, Türkiye’de modern sınır yönetiminin etkin bir şekilde uygulanmasını bekliyor. Etkin bir sınır yönetimi olmadan geri kabul anlaşmasının uygulamasının zorlaşacağından hareketle Komisyon, tüm adımların Türkiye tarafından bir bütün olarak ele alınmasını istiyor. Bu çerçevede istatistiklerin ortaya koyduğu olumlu tabloya rağmen, Türkiye’nin önünde Kıbrıs sorunu ile ilgili hassasiyetler ve mülteci hakları ile ilgili Cenevre Sözleşmesine koyulan coğrafi çekincenin kaldırılması ile Türkiye’nin doğusundan gelecek iltica başvurularının artması gibi önemli ve kritik beklentiler bulunuyor.
    -Türkiye’de kişisel verilerin korunması alanında yasal mevzuatın yetersiz olduğu ifade ediliyor. Bu çerçevede kişisel verileri korunmasına ilişkin ulusal mevzuatın AB müktesebatına uyumlu şekilde çıkartılması ve uygulanması talep ediliyor. Konuya ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmeleri ve ilgili Protokollerinin onaylanması da talepler arasında.
    - Türkiye’ye girişte, AB üye ülke vatandaşlarına uygulanan farklı vize prosedürlerinin ve kimi üye ülke vatandaşlarının karşılaştığı ayrımcılığın giderilmesi de raporda uyumun sağlanmadığı alanlardan biri olarak ön plana çıkıyor.
    - Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun yürürlükte olmasına rağmen, etkin bir şekilde uygulanması Komisyon tarafından özellikle talep ediliyor.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2014: SCHENGEN VİZESİNDE TÜRKİYE`NİN İLK KARNESİ

    İKV BİLGİLENDİRME NOTU / BASIN DUYURUSU
    21 EKİM 2014


    TÜRK VATANDAŞLARI İÇİN VİZE SERBESTLİĞİ DİYALOĞUNA İLİŞKİN BİRİNCİ DEĞERLENDİRME RAPORU YAYIMLANDI

    Avrupa Komisyonu, Türkiye ile vize serbestliğine ilişkin yol haritasının Birinci Değerlenme Raporunu 20 Ekim 2014 tarihinde kamuoyuna açıkladı. Böylece 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında resmiyet kazanan Türk vatandaşları için vize serbestliği diyaloğunda kritik ilk dönemeç alınmış oldu.

    Komisyon 72 ayrı kriterde, Aralık 2013 tarihinde başlatılan diyalog sürecinden bugüne, Türkiye tarafından söz konusu teknik kriterlerin karşılanması yönünde atılan adımlar değerlendirilirken, kriterlere uyumun artırılmasına yönelik, hedef odaklı politika önerilerinde bulunuluyor.

     
    “5 Bloktan 4’ünde ilerleme var; 72 Kriterden 62’sinde uyum var”

    Raporda 72 kriter genel itibariyle değerlendirildiğinde Türkiye’nin 22 kriteri karşılamış veya karşılamaya yakın olduğu; 40 kriterin bir bölümünün karşılandığı; 10 kriterin ise karşılanmadığı görülmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında 72 kriterden 62’sinde Türkiye yol haritası kriterleri ile belli seviyelerde uyumu yakalamıştır.


    “Mevcut pasaportlar, AB standartları ile uyumlu değil”
    Yol haritasının ‘Belge Güvenliği’ başlıklı 1’inci Bloğunda, en dikkat çekici başlığı, Türk vatandaşları tarafından kullanılan pasaportların AB standartları ile uyumlu olmadığı yönündeki değerlendirme. Komisyon, değerlendirmesinde Türkiye’ye AB ile uyumlu; parmak izi ve dijital fotoğraf gibi biyometrik verileri içeren ve yüksek güvenlik düzeyine sahip pasaportların kullanılması” tavsiyesinde bulunuyor.


    “AB üye ülke vatandaşlarına yönelik ayrımcı vize uygulamalarına son verilmeli”
    Yol haritasının ‘Göç Yönetimi’ başlıklı 2’nci Bloğunda ise Komisyon, AB üye ülke vatandaşlarına yönelik Türkiye tarafından uygulanan vize uygulamasına son verilmesini; bu çerçevede başta GKRY olmak üzere, kimi AB üye ülke vatandaşlarına yönelik ayrımcı uygulamaların kaldırılması talep ediyor. Bu çerçevede Komisyon, E-vize kapsamında resmi internet sitesinde ‘GKRY’ olarak kullanılan ifadenin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak değiştirilmesini talep ediyor.

    “İstatistikler olumlu bir tablo çiziyor”
    Vize yol haritasında belirtilen kriterlere ek olarak Avrupa Komisyonu, göç ve vizeye ilişkin yayımladığı güncel istatistiklerle, Türkiye’deki mevcut durumu ortaya koyuyor. Bu çerçevede neredeyse tüm temel istatistiki göstergelerde Türkiye’nin olumlu bir tablo çizdiği ortaya çıkıyor. Komisyon sadece, geri kabul kapsamında Yunanistan tarafından Türkiye’ye iade edilmesi talep edilen yasadışı göçmenlerin Türkiye tarafından ret oranının halen yüksek seviyelerde olduğu uyarısında bulunuyor.


    “C-Tipi Schengen vize başvurularında artış yaşandı”
    Komisyonun Birinci Değerlendirme Raporu kapsamında verilen güncel veriler arasında en dikkat çekici olanı Türkiye’den yapılan C Tipi Schengen vize başvurularındaki artış. Rapora göre 2013 yılında Türkiye’den yapılan C Tipi Schengen vize başvurusu sayısı 780.846. Rapora göre 2009 yılında yapılan başvurular ile kıyaslandığında bu rakam yüzde 61’lik bir artışa denk geliyor. Söz konusu vize başvurularında red oranı ise yüzde 4,7. 2010 yılında bu oran yüzde 6,73’tü.

    “Raporu olumlu, yapıcı ve teşvik edici olarak karşılıyoruz”
    AB üye ülkelerinin Türk vatandaşlarına yönelik zorunlu vize uygulaması konusunda yoğun emek harcayan İktisadi Kalkınma Vakfı olarak, Komisyon tarafından kamuoyuna açıklanan Birinci Değerlenme Raporunu, içeriği ve formatı açısından olumlu, yapıcı ve teşvik edici olarak karşılıyoruz. Aynı şekilde Komisyon, oldukça teknik olan söz konusu kriterlerdeki değerlendirmelerinde, sürecin objektif, net ve tam bir fotoğrafını çekerek Türkiye’ye sunmaktadır. Bu çerçevede teknik kriterlerin açık şekilde ortaya koyulduğu ve değerlendirildiği yol haritası, Türkiye’ye vize serbestliği sürecinde daha olumlu ve yapıcı bir ortamda seyir imkânı sağlayacağı açıktır.


    Vize serbestliği diyaloğunda Türkiye’nin göstermiş olduğu bu performansın, 10’ncu yılına girmeye hazırlanan Türkiye-AB üyelik müzakereleri için de olumlu yansımaları olmasını temenni ederiz.

    Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan, Türkiye ile vize serbestliğine ilişkin yol haritasının Birinci Değerlendirme Raporu’nun, İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz tarafından hazırlanan ayrıntılı analizine buradan ulaşabilirsiniz.

    Saygılarımızla,

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI 

     

    EKİM 2014: AVUSTURYA`DA YAŞAYAN TÜRKLER İÇİN SÜRPRİZ GELİŞME

    İKV BASIN DUYURUSU

     20 EKİM 2014

     

     “TÜRK İŞÇİ GÖÇÜNÜN 50. YILINDA AVUSTURYA’DA YAŞAYAN TÜRKLER İÇİN SÜRPRİZ GELİŞME”

     


    Avrupa Komisyonu, geçtiğimiz Perşembe günü, Avusturya’da yaşayan Türklerin vize ve oturma izinlerine ilişkin önemli bir adım attı. Avrupa Komisyonu, 16 Ekim 2014 tarihinde Avusturya’da yaşayan Türk kökenli vatandaşların haklarının iyileştirilmesine ilişkin olarak Avusturya’yı mahkemeye verdi. AB’nin en yüksek yargı organı olan Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)’da görülecek davada Komisyon, Avusturya’yı AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasına ve Katma Protokol’ün 41/1’nci maddesini ihlal etmekle suçluyor.


    Konuya ilişkin Komisyon tarafından yapılan açıklamada Avusturya’da mevcut yerleşim ve ikamet yasasının, AB-Türkiye Ortaklık Anlaşması ile ‘mevcut haklarda kötüleştirme’ anlamına gelen ve ‘standstill’ olarak bilinen Katma Protokol’ün 41/1’nci maddesine aykırı olduğu öne sürüldü. Avusturya’ya Türk işçi göçünün 50. yılında görülecek davada, Avusturya’nın ülkede yaşayan Türk kökenli işçi ve ailelerinin vize ve ikamet koşullarının, Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin hukuki yapısı ile uyumlu hale getirilmesi talep ediliyor.


    Konuya ilişkin olarak Nisan 2014 tarihinde Komisyon, Avusturya’ya Türk kökenli işçi ve ailelerinin vize ve ikamet koşullarının iyileştirilmesine ilişkin çağrıda bulunmuş; ancak Avusturya hükümeti her hangi bir adım atmamıştı. Komisyona göre Avusturya’da mevcut yerleşim ve ikamet yasası, ülkede yaşayan Türk kökenli işçi ve ailelerinin vize ve ikamet koşullarında zaman içerisinde kötüye gidiş olduğunu gösteriyor. Komisyon buna örnek olarak aile birleşmelerinde, eşlerde 18 olan azami yaş sınırının 21’e yükseltilmesini ve aile birleşimlerinde okuryazarlık ve dil mecburiyetine ilişkin koşulların daha ağır ve kısıtlayıcı hale getirilmesini gösteriyor. Bu çerçevede Komisyon, söz konusu haklarda kötüye gidişin, AB-Türkiye Ortaklık Anlaşması ve Katma Protokol’ün 41/1’nci maddesini ihlal ettiğini vurguluyor.

    Kasım 2013 tarihinde Avusturya tarafından konuya ilişkin Komisyona iletilen yanıtta ise, Avusturya’nın ikamet koşullarını düzenleyen mevcut yasalarında herhangi bir değişikliğe ihtiyaç duyulmadığı; Avusturya İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgeler ile halihazırda ilgili birimlerden kötüye gidişe işaret eden uygulamalara son verilmesinin talep edildiği ifade etmişti. Ancak Avrupa Komisyonu söz konusu genelgelerin ilgili birimler tarafından uygulanmaması veya zaman içerisinde Avusturya hükümeti tarafından değiştirilebileceği endişesi ile bu açıklamayı yetersiz bulmuştu.


    AB içinde Türk vatandaşlarının Ortaklık hukukundan doğan haklarını teslim eden birçok ABAD kararı bulunuyor. Bilindiği üzere, AB Hukukunu yorumlayan ve konuyla ilgili davaları karara bağlayan ABAD’ın yanında Avrupa Komisyonu da “Anlaşmaların Koruyucusu” olarak AB Hukukunun üye devletlerce doğru ve eksiksiz bir biçimde uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve gerekli hallerde soruşturma başlatmak ile yükümlü. Son yıllarda, özellikle Batı Avrupalı AB üyesi devletlerde göçmenlere yönelik kısıtlayıcı ve göçü zorlaştırıcı önlemler, Türk vatandaşlarına da uygulanmaya başlanmıştı. Ancak 1963 tarihli Ankara Anlaşması ve 1970 tarihli Katma Protokol ile yasal çerçevesi çizilen Ortaklık statüsü Türk vatandaşlarının herhangi bir üçüncü ülke vatandaşının ötesinde haklara sahip olmasını öngörmekte ve Türk vatandaşlarına yönelik ayırımcı uygulamaları yasaklamakta.
     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2014: TTIP`DE 7.ROUND BİTTİ

    İKV BASIN AÇIKLAMASI
    15 Ekim 2014


    “TTYO/TTIP MÜZAKERELERİNDE ŞEFFAFLIĞA İLİŞKİN ÖNEMLİ ADIM”

     

    AB Konseyi 9 Ekim 2014 tarihinde AB ile ABD arasında görüşmeleri süren Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTYO) için müzakere yetki belgesini kamuoyu ile paylaştı. “AB ile ABD arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığına ilişkin Müzakere Yönetmeliği” konulu 18 sayfadan oluşan belge, dünyanın en büyük ticaret anlaşmasının müzakere parametrelerini ortaya koyuyor.


    “Belge, TTYO müzakerelerinin parametrelerini içeriyor”

    Söz konusu müzakere parametreleri arasında, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması çerçevesinde işbirliğinin:
    - insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ile uluslararası güvenlik başta olmak üzere, ortak değerler üzerine kurulması;
    - DTÖ kural ve yükümlülükleri ile uyumlu; dengeli ve kapsamlı bir işbirliğinin oluşturulması;
    - Taraflar arasında mal ve hizmet ticaretinin karşılıklı serbestleştirilmesi ve ticarete ilişkin diğer alanlarda DTÖ sorumluluklarının ötesine geçilmesi hedeflenirken;
    - Anlaşmanın tarafların hükümetlerini her düzeyde bağlayıcı olduğu ve;
    - yapılacak ticaret ve yatırım anlaşmasında müzakerelerin, üç temel alan olan ‘Piyasaya erişim’, ‘Düzenleyici konular ve tarife-dışı engeller’ ve ‘Küresel ticarette paylaşılan risk ve fırsatları ele alacak kurallar, ilkeler ve yeni işbirliği’ konularında paralel şekilde sürdürüleceği ifade edilmekte.
    “Müzakere sürecinin şeffaflığı açısından önemli adım”
     

    Konsey tarafından kamuoyu ile paylaşılan müzakere yetki belgesinin en dikkat çekici maddesi ise, müzakere sürecinin şeffaflığına ilişkin düzenlemeleri içeren 40. ve 41. Maddeleri. “Bu Anlaşmadaki hiçbir konu AB veya Üye Devletlerdeki resmi belgelere erişime ilişkin yasaları etkilemez” şeklindeki bu madde, Temmuz 2013 tarihinden bu yana taraflar arasında devam eden süreç dikkate alındığında, ciddi bir ironi barındırıyor.
    Hatırlanacağı üzere birçok sivil toplum örgütü, hatta anlaşmaya onay verecek olan Avrupa Parlamentosu Milletvekilleri, TTYO müzakere sürecindeki şeffaflık eksikliğini sıklıkla dile getirmiş; söz konusu müzakereleri tüm AB üye ülkeleri adına yürütmekle görevli Avrupa Komisyonu da, müzakere yetki belgesinin kamuoyları ile paylaşılmasından yana bir tavır sergilemişti.
     

    Bu çerçevede İKV olarak Anlaşmaya ilişkin Müzakere Yetki Belgesinin kamuoyu ile paylaşılmasını, sürecin şeffaflığını artırması açısından olumlu bir adım olarak nitelendiriyoruz.

    “TTYO’nın Türkiye’ye olası etkilerini hatırlatmakta fayda var”

    Süreci başladığı günden bu yana yakından takip eden İKV ve İKV’nin mütevelli kurumlarının desteği ile oluşturduğu STA (Serbest Ticaret Anlaşmaları) Bilgi ve Kapasite Merkezi olarak, küresel ekonominin en önemli iki aktörü arasındaki bu anlaşmanın küresel çapta etki ve sonuçlar doğuracağını bir kez daha hatırlatmak isteriz.


    Müzakerelerin 7. Turu Tamamlandı


    AB ve ABD liderlerinin Şubat 2013 tarihinde dünya kamuoyuna duyurduğu; ilk turu Temmuz 2013 tarihinde başlayan TTYO müzakerelerinde bugün itibariyle 7. tur tamamlanmıştır. Hizmetlere ilişkin önerilerin 6. turda yüzde 15’i tamamlanırken, 7. turda yaklaşık yarısı tamamlanmış ve hizmet müzakerelerinde önemli bir mesafe kat edilmiştir. Üstelik, bu turda uzlaşma sağlanan konularda metin kaleme alma çalışmaları başlamıştır ki bu da müzakerelerdeki ilerlemenin somut bir göstergesi olmuştur.

    Söz konusu Anlaşmanın ticareti artırıcı, saptırıcı; refah yaratıcı ya da azaltıcı etkileri, başta anlaşmanın tarafları olmak üzere tüm üçüncü ülkeleri yakından ilgilendirmektedir. Bu çerçevede Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği gibi özel bir ilişki içerisinde bulunması, AB ve ABD arasında imzalanacak TTYO’nın önemini daha fazla artırmaktadır. Çünkü Türkiye bu anlamda, anlaşmanın etkilerine herhangi bir üçüncü ülkeden çok daha fazla maruz kalacaktır.


    Bilindiği üzere Gümrük Birliği ilişkisi kapsamında, üçüncü ülkelere yönelik olarak AB’nin tercihli ticaret sistemi, Türkiye tarafından da üstlenilmektedir. Dolayısıyla AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkelerle Türkiye’nin de serbest ticaret anlaşması imzalaması, AB ile sahip olunan Gümrük Birliği yükümlülükleri açısından bir zorunluluktur.

    Ancak bugüne kadar AB tarafı, en önemli ticari ortağı Türkiye’yi müzakere masasına davet etmekte isteksiz davranmıştır. Türkiye de, AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkelerle kendi müzakerelerini yürütmeye ve AB’nin imzaladığı anlaşmalara benzer anlaşmalar imzalamaya çalışmıştır. Bugün ise AB ile ABD arasında yürütülen müzakerelerde de benzer bir durum yaşanmaktadır.

    Dikkate alınması gereken diğer bir nokta, AB ve ABD arasındaki TTYO müzakerelerinin oldukça zorlu ve karmaşık bir yapı arz ettiğidir. AB açısından bakıldığında, 28 üye devletin ve yüzlerce irili ufaklı sektörün farklı bakış açıları ve çıkarları, görsel işitsel ve kültür gibi bazı kritik sektörlere ilişkin hassasiyetlerin dikkate alınması gerekliliği müzakereleri yürüten heyet üzerinde önemli bir baskı yaratmaktadır. ABD açısından bakıldığında da, benzer şekilde federe devletlerin yetki alanına giren konuların olması, Obama idaresinin dış politikaya ilişkin sorunlar nedeniyle de zor bir dönemden geçmesi ve ABD Kongresi’nde geçmişten beri var olan güçlü korumacı eğilimler Anlaşma’nın doğuracağı yararların yanında, karşı tarafa taviz verilmesini güçleştirmektedir. Bu zorlu müzakere ortamında iki taraf da Türkiye, Kanada ve Meksika gibi doğrudan sürece dahil olmayan, ama birinci derecede etkilenen ülkeleri müzakerelerin tamamlanmasını takiben anlaşmaya “docking” gibi farklı yöntemlerle dahil etmeyi uygun görmektedir. Türkiye’nin bu süreci yakından izlemesi, anlaşmanın doğuracağı etkilerin ayırdında olması ve nasıl bir yöntemle dahil olabileceğini ilgili taraflarla birlikte belirlemesi büyük önem taşımaktadır.


    ”Ülkemizin bu yeni ticaret ve yatırım haritasının dışında kalma gibi bir seçeneği yoktur”
    Bu çerçevede İKV ve STA Bilgi ve Kapasite Merkezi olarak, ülkemizin AB ve ABD ortaklığında yakın zamanda kurulması muhtemel bu yeni ticaret ve yatırım haritasının dışında kalma gibi bir seçeneği olmadığını tekrar hatırlatmakta fayda görüyoruz. Bu sürece Türkiye’nin etkin bir şekilde dâhil olabilmesi için gerekli yöntemlerin ciddiyetle ele alınarak, uygulamaya koyulması ve sürecin yakından izlenmesi gerektiğini de ayrıca vurgulamak istiyoruz.

    EKİM 2014: BU OLAYLAR NE İÇİN? KİME FAYDA SAĞLIYOR?

    BU OLAYLAR NE İÇİN? KİME FAYDA SAĞLIYOR?

    1965 yılında ülkemizin AB’ne katılım hedefi doğrultusunda sürece destek vermek üzere kurulmuş alanında ilk ve tek ihtisas kuruluşu olan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) olarak ülkemizde son bir haftadır yaşanan olayları ne ülke insanımız, ne de bölge halkı açısından yararlı bulmuyoruz. Bilakis, bu olayların başta bölge halkının ve devamında ülkemizin tamamının huzuru ve ayrıca ekonomik ve sosyal bakımdan kalkınması adına son derece tehlikeli ve zararlı olduğunu net bir şekilde görüyor ve tüm yaşananları esefle karşılıyoruz. Bilhassa yaklaşık 30 yıldır süren sorunların halline ve bölgenin gelişmesine yönelik başlatılan çözüm sürecinin ilerlemesine bir engel olarak ortaya çıkartılmak istendiği şeklinde nitelendirebileceğimiz bu olayların, ülkemizin AB’ne giriş sürecine olumsuz katkı yapacağını da unutmamamız gerektiğini belirtmek istiyoruz.

    TÜİK tarafından yapılan çalışmada ülkemizin AB’ne girişiyle ilgili en büyük desteğin geldiği bölge olarak ortaya çıkan Güneydoğu Anadolu Bölgesinde böylesi anlamsız olayların ortaya çıkmasının ancak ülkemizin kalkınmasını istemeyen ve AB’ye de girmesini arzu etmeyen kişilerce çıkartılmakta olduğunu düşünüyor ve bir an önce aklı selimin hakim olmasını diliyoruz. Unutulmamalıdır ki, bu tür olaylar ancak ve ancak Türkiye düşmanlarına hizmet eder. Bu vesileyle, dil, din veya etnik kökenine bakılmaksızın ülkemizde yaşayan her bir ferdin, bu denli sıkıntılı bir coğrafyada ekonomik gelişmesi, sosyal kalkınması ve geleceğe yönelik planlarıyla istikrarlı bir şekilde büyümesiyle bir yüzük taşı gibi parıldayan ülkemize sahip çıkması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    EKİM 2014: 17. İLERLEME RAPORU

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI’NIN
    AVRUPA KOMİSYONU 2014 YILITÜRKİYE İLERLEME RAPORUNA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMESİ

    8 Ekim 2014

     "2014 İLERLEME RAPORUNUN TÜRKİYE’NİN AB’YE KATILIM SÜRECİNDE YENİ BİR DÖNEMECİN BAŞLANGICI OLMASINI UMUYORUZ”


    Avrupa Komisyonu’nun 2014 yılı Türkiye İlerleme Raporu, 8 Ekim 2014 tarihinde açıklandı. Komisyonun Türkiye’ye ilişkin yayımladığı 17’nci ilerleme raporu olan 2014 Türkiye İlerleme Raporu, 2009 tarihinden bu yana görev yapan ikinci Barroso Komisyonu ve Komisyonun Genişleme ve Komşuluk Politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle yönetiminde hazırlanan son rapor. Dolayısıyla bu rapor, Kasım ayı itibarıyla görevi devralacak Jean-Claude Juncker Komisyonu ve Komisyonun Komşuluk ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn için de, önceki Komisyonun Türkiye’ye yaklaşımı ve genişleme politikası açısından ipuçları ve yönlendirmeler içermekte.

    Genel itibariyle 2014 Türkiye İlerleme Raporu, Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri ortaya koymaya çalışan, ılımlı ve dengeli bir yaklaşım ile kaleme alınmıştır.

    1965 yılından bugüne, Türkiye ve AB ilişkileri konusunda çalışan İKV’nin, 2014 yılı Türkiye İlerleme Raporu hakkındaki değerlendirmeleri şu şekildedir:

    2014 yılı Türkiye İlerleme Raporunda, Türkiye’nin AB katılım sürecine ilişkin olarak, Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu faslının açılması; Geri Kabul Anlaşmasının imzalanması ve vize muafiyet sürecinin başlatılması; Pozitif Gündem kapsamında işbirliğinin devam ettirilmesi; Gümrük Birliğine ilişkin Dünya Bankası raporunun açıklanması gibi olumlu gelişmelere dikkat çekmektedir.

    2014 yılının Türkiye’de ‘AB Yılı’ ilan edilmesi; 62. Hükümetin yeni AB Stratejisini açıklaması; çözüm süreci ile ilgili olarak, başta TBMM’de kabul edilen çerçeve yasa olmak üzere olumlu gelişmelerin yaşanması; dış ve güvenlik politikası kapsamında AB ve Türkiye arasında siyasi diyaloğun geliştirilmesi; enerji konusunda işbirliğinin artması; aktif bir sivil toplumun varlığı; insan hakları alanında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlallerinin önlenmesine ilişkin Eylem Planının ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun kabul edilmesi gibi olumlu gelişmelere vurgu yapılmaktadır. Türkiye’nin bir milyonu aşan sığınmacıyı kabul etmesi de takdirle karşılanmaktadır.


    Raporda, siyasi kriterler çerçevesinde, özellikle yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği, güçler ayrılığı, hukuk devleti ilkeleri, siyasi kutuplaşmanın artması, yolsuzlukla mücadele, milletvekili dokunulmazlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplanma ve gösteri özgürlüğü gibi konularda, Türkiye’ye önemli eleştiriler yöneltilmektedir. Bu konularda Avrupa standartlarının dikkate alınmasının, Türkiye’de yüksek nitelikli ve insan hakları ve temel özgürlüklere saygılı bir demokratik yapının pekişmesi açısından önem taşıdığı ifade edilmektedir.

    Ekonomik Kriterler çerçevesinde, Türkiye’deki büyüme performansı ve şoklara dayanıklılık takdir edilmekle birlikte, yüksek cari açık, görece yüksek enflasyon ve yurtdışı sermaye akışına bağımlı ekonominin, makroekonomik istikrarı tehdit eden unsurlar olduğuna dikkat çekilmektedir. Ancak Komisyon, Maastricht Kriterlerine uyum noktasında, Türkiye’nin birçok AB üye ülkesini geride bıraktığına değinmemiştir.

    Müzakere fasıllarına ilişkin olarak ise Komisyon;
    - 4 fasılda hiçbir ilerlemenin sağlanmadığını;
    - 20 fasılda sınırlı veya bazı ilerlemelerin sağlandığını;
    - 8 fasılda ise ilerleme ve iyi düzeyde ilerleme sağlandığını teyit etmektedir.

    Bu çerçevede Komisyon ayrıca, AB müktesebatına uyumu düzeyinde, son ilerleme raporu itibariyle:
    - 7 fasılda erken (early) uyum düzeyine;
    - 9 fasılda orta (moderate) uyum düzeyine;
    - 16 fasılda ise ileri (advanced) uyum düzeyine ulaşıldığını ifade etmektedir.

    İKV olarak öncelikle Türkiye’nin, AB için önemli bir ortak olduğunu ve aynı zamanda AB ile katılım müzakerelerini sürdüren bir aday ülke olduğunu vurgulamak isteriz. Ayrıca AB’nin Türkiye açısından da, önemli bir ortak ve iç dönüşüm için bir ilham kaynağı olduğunu hatırlatırız.

    Bu çerçevede katılım müzakerelerinin makul bir süre içinde tamamlanması, her iki taraf içinde, orta ve uzun vade için planlama yapılabilmesi ve Türkiye’yi üyeliğe hazırlayabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

    Komisyon İlerleme Raporları, AB Genişleme Politikasının en temel araçlarındandır. Ancak, AB katılım müzakereleri ve üyelik hedefinin inandırıcılığını yitirmesi, ilerleme raporlarının Türkiye’deki reform sürecini tetikleyen etkin birer araç olmasına imkân tanımamaktadır. 1998 yılından bu yana yayımlanan 17 İlerleme Raporu Türkiye’yi AB’ye beklenen hız ve düzeyde yakınlaştıramamış ve süreci nihai hedef olan üyelikle taçlandıramamıştır. Raporlarda kullanılan yaklaşım ve yöntem, müzakerelerin siyasi nedenlerle aksatılmasına bağlı olarak, Türkiye’nin arzu edilen reformları gerçekleştirmesinde teşvik edici nitelikte olamamıştır.

    Hâlbuki Türkiye’yi katılım sürecinde ilerletecek ve AB kriterlerine yakınlaştıracak olan, Türkiye’deki reform kararlılığı ve bunun yanında açık ve net bir üyelik perspektifi ile AB’nin de konuya sadece eleştirel yaklaşımı değil; aynı zamanda ilgili, cesaretlendirici, yol gösterici ve yönlendirici desteğidir.

    Bu çerçevede İKV olarak, Kasım ayı itibarıyla görevi devralacak yeni Komisyonda, Stefan Füle’nin halefi Johannes Hahn’ın konu başlığının “Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri” olarak tanımlandığını bir kez daha hatırlatmak isteriz. Komisyon Başkanlığına seçilen Jean-Claude Juncker, önümüzdeki 5 yılda AB’nin yeni üyelerin katılımı ile genişlemeyeceğini kesin bir dille belirtmiştir. Öte yandan, üyelik önümüzdeki 5 yıllık dönemde gerçekleşmese dahi, genişleme müzakerelerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, nihai hedef olan üyeliğin açık ve net bir şekilde ortaya konulmasına bağlıdır.

    Bu bağlamda İKV olarak, Türkiye’nin AB sürecindeki siyasi tıkanıklığın ve tek taraflı blokajların aşılamamasının, müzakerelerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellediğine inanıyoruz. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı sırasında, bir veya iki fasıl açılacak olsa dahi, hiçbir fasıl geçici olarak kapatılamamaktadır. Bu durum, katılım müzakerelerinin Türkiye’de vatandaşın yaşamına olumlu ilerlemelerin yansımasına engel olmaktadır.

    Son İlerleme Raporunda da açıkça görüldüğü üzere, AB’nin eleştirdiği konuların başında gelen yargı sistemi, ifade özgürlüğü ve göç gibi alanları içeren 23’ncü ve 24’üncü fasıllar, siyasi blokajlar sebebiyle kapalıdır. Siyasi blokajların kaldırılması suretiyle bu fasılların açılması ve geçici olarak kapatılması, eleştirilerin yoğunlaştığı bu alanlarda gerçek ilerlemeye imkân sağlayacaktır. Aksi takdirde, müzakere süreci, kağıt üzerinde var olmaya devam edecek, Komisyon yeni İlerleme Raporları hazırlayacak; bunlar ise somut olarak ilerleme ve Türkiye’nin AB ile bütünleşmesine önayak olamayacaktır. Genişleme ve Komşuluk Politikasından sorumlu Komisyon üyesi Stefan Füle’nin 2014 genişleme stratejisi ve aday ülke ilerleme raporlarını sunduğu Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu toplantısında belirttiği şekilde, katılım müzakerelerinin Türkiye ile ilişkilerin motoru olması görüşüne katılıyoruz. Ancak buna tam üyelik hedefinin açık ve net bir şekilde ortaya koyulması gereğini de eklemek istiyoruz.

    Bu çerçeveden bakıldığında Komisyon İlerleme Raporlarının, her iki tarafa, somut ve görünür çıktılar sunabilmesi gerekir. Hatta yıllık raporların kısa vadeli yol haritası öngörmesi, Türkiye’nin AB ile bütünleşmesine katkı sağlayacaktır. Bunun yanında iki tarafın karar alıcıları ve ilgili kurumları ile sivil toplum ve halklar arası iletişim hükümetimizin yayınladığı AB Stratejisinde olduğu gibi, Vakfımızca da sıklıkla altı çizilen bir unsur ve başarılı bir katılım sürecinin olmazsa olmazıdır.

    İKV olarak, Türkiye’nin AB üyeliğinin iki taraf için de bir kazan-kazan durumuna yol açacağını ve yalnız AB ve Türkiye için değil, küresel güvenlik ve refah için de artı değer getireceği inancımızı koruyoruz. AB’nin ekonomik büyümeyi canlandırmak, Avrupa sosyal modelini yaşatmak, bilim ve teknolojide liderlik ve küresel sistemde etkili ve barışçı bir aktör olarak ön saflarda yer almak şeklinde özetlenebilecek hedeflerine ulaşmasında, Türkiye’nin üyeliğinin önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.

    Bunun yanında, AB’nin Suriye’den Ukrayna’ya, Irak’tan Mısır’a kadar istikrarsızlığın ve çatışmaların kol gezdiği geniş coğrafyamızda istikrarını koruyan ve demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini yerleştirmeyi hedefleyen Türkiye’yi, kendi sistemine tam üye olarak entegre edebilmesi AB açısından elzem olduğu gibi, dünya barışı açısından da önemli bir kazanım olacaktır.

    Türkiye’nin AB’ye tam entegrasyonu hedefini gerçekleştirmek için;
    1. Müzakere sürecinin etkin bir şekilde devam edebilmesi
    2. Siyasi blokajların aşılması
    3. AB’nin Türkiye’nin tam üyeliği yönünde siyasi iradesini açık ve net bir biçimde ortaya koyması
    4. Türkiye’nin AB kriterleri doğrultusunda reform kararlılığından sapmaması gerekmektedir.

    Türkiye’de yeni AB Stratejisinin kabulü ve 25 Eylül 2014 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile AB müktesebatına uyum çerçevesinde hazırlanan mevzuat taslakları hakkında Avrupa Birliği Bakanlığının görüşlerinin alınmasının zorunlu hale getirilmesi, Hükümetimizin AB yolundaki kararlılığını gösteren ümit verici adımlar olarak değerlendirilmelidir.

    Avrupa Komisyonu’nun 2014 yılı Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin İKV tarafından hazırlanan geniş özet ve değerlendirme için tıklayınız.


    Saygılarımızla,

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

     

    EKİM 2014: 17. İLERLEME RAPORUNA GERİ SAYIM BAŞLADI

    AVRUPA KOMİSYONU 17. TÜRKİYE İLERLEME RAPORUNU,
    8 EKİM 2014 TARİHİNDE AÇIKLIYOR

    Avrupa Komisyonu’nun 2014 yılı Türkiye İlerleme Raporunun yayımlanmasına sayılı günler kaldı. 2014 yılı raporu Komisyonun Türkiye’ye ilişkin 17’nci ilerleme raporu olacak. Geçmişten bugüne 16 ilerleme raporunun genel seyrine bakarsak;

    Avrupa Komisyonu Türkiye’ye ilişkin ilk ilerleme raporunu 1998 yılında yayımladı. 57 sayfalık bu ilk rapor bir sonraki yıl Türkiye’ye AB adaylık sürecinin kapısını açarken, 2005 yılında Türkiye ile müzakerelere başlandı. Türkiye, müzakerelerde 10 yılını geride bırakmaya yaklaşırken, 14 fasıl müzakerelere açıldı; yalnızca bir tanesi geçici olarak kapatılabildi.

    Hiç şüphesiz Avrupa perspektifi halen Türkiye için somut çıktılar üretebilen bir vizyon. 62. Hükümetin programında vurgulandığı gibi AB üyeliği Türkiye için stratejik bir hedef olmaya devam ediyor. Öte yandan müzakere süreci istenilen şekilde ilerlemiyor ve siyasi blokajlar Türkiye’nin uyum sürecinin tamamlanmasını engelliyor. Bu ortamda, amacı aday ülkedeki ilerlemeyi tespit etmek ve AB’ye uyum için bir yol haritası sunmak olan ilerleme raporları da işlevlerini yerine getiremiyor. İlerleme raporları ilerlemeyi sağlayamıyor ve Türkiye’nin AB sürecini tıkayan Kıbrıs sorunu, üye devletlerin tek taraflı blokajları gibi sorunlara çözüm üretmiyor. Yani meselenin kalbine inemiyor; soruna neşter vuramıyor.

    Bugüne kadar Komisyon 16 raporluk bir külliyat ile Türkiye’deki ilerlemeyi değerlendirdi. Bu raporların toplam sayfa sayısı 1.706’yı buldu. Basit bir hesapla Avrupa Komisyonu, bugüne kadar 6 Lizbon Antlaşması büyüklüğünde Türkiye İlerleme Raporu hazırladı.

    Zaman içerisinde ilerleme raporları monotonlaştı; raporlar siyasallaştı. Siyasi kriterlere yapılan vurgu, teknik kriterlere verilen önemin ötesine geçti. Bu da raporun neden yazıldığı, kimin için yazıldığı sorularının, hatta raporun amacının her iki tarafta da daha fazla sorgulanır hale gelmesine neden oldu. Raporlarda Türkiye’deki ilerleme değerlendirildiği için, Kopenhag kriterlerine uyumdaki eksiklik ve yetersizliklere vurgu yapılması son derece doğal olmasına rağmen, müzakere sürecinin ucu açık olması ve siyasi engellerin aşılamaması, AB’nin Türkiye’de reformlar için bir referans noktası ve ilham kaynağı olma özelliğinin yitirilmesine neden oldu.

    Yavaşlayan Türkiye-AB ilişkilerinin seyri gibi, bu raporların işlevine ilişkin soruların artması ve raporlardaki analizlerin gerçek anlamda ilerleme ve Kopenhag kriterlerine uyumun önünü açamaması rapora gelen tepkilerin de sertleşmesine neden oldu. Raporlar her yıl azalan bir heyecanla beklendi; azalan bir ilgiyle değerlendirildi. Hatta Türkiye bugüne kadar hiçbir aday ülkenin yapmadığını yaptı: Komisyona cevaben 2011 yılından itibaren kendi ilerleme raporunu yayımlamaya başladı.

    İşte böyle bir ortamda Avrupa Komisyonu, Türkiye’ye ilişkin 17’nci ilerleme raporunu, 8 Ekim tarihinde kamuoyuna sunmaya hazırlanıyor.

    Bu rapor, neredeyse 10 yıldır Komisyon Başkanlığı görevini yürüten Barosso ve kabinesinin; aynı zamanda 2010 yılından bu yana Genişleme Komiseri olan ve son 5 Türkiye İlerleme Raporunda imzası bulunan Stefan Füle’nin son Türkiye İlerleme Raporu olacak. Aynı zamanda bu rapor, yeni Komisyon Başkanı Juncker ile Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Üye olarak atadığı Avusturyalı Johannes Hahn için, önümüzdeki 5 yılda yol gösterici bir niteliğe sahip olacak.

    1965 yılından bu yana Türkiye-AB ilişkilerini yakından takip eden İktisadi Kalkınma Vakfı olarak, Avrupa Komisyonu’nun 17’nci Türkiye İlerleme Raporunun, Türkiye’de ve AB’de her şeyin yenilendiği bir gündemde, Türkiye-AB ilişkilerine hak ettiği olumlu ve yapıcı katkıyı sağlamasını temenni ederken; her yıl olduğu gibi bu yıl da raporun açıklanmasının hemen ardından rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunacağımızı ifade etmek isteriz.

     


    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

    EKİM 2014: İKV AVRUPA BİRLİĞİ`NE ROMA`DAN SESLENDİ

    “AB Dönem Başkanlıkları ve Türkiye-AB İlişkileri” Projesi çerçevesinde İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) AB Dönem Başkanı İtalya’nın başkenti Roma’da “Turkey-EU Relations: The Way Forward” başlıklı bir seminer düzenledi.

    İtalya’nın prestijli düşünce kuruluşu olan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü - Istituto Affari Internazionali (IAI) işbirliğinde, 1 Ekim 2014 tarihinde gerçekleştirilen seminere, Roma’daki diplomatik misyonlardan, İtalya Dışişleri bakanlığı, üniversiteler ve medyadan geniş bir izleyici grubu katıldı. Seminerin açış konuşmalarını İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan ve IAI Türkiye uzmanı Nathalie Tocci yaptı. Seminerin açış oturumunda, AB Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya ve İtalyan Dışişleri Bakanlığı AB İşleri Genel Müdür Yardımcısı Cupillo birer konuşma gerçekleştirdi. 

    Seminerde Türkiye’deki güncel siyasi ve ekonomik gelişmeler ele alınırken, Türkiye’nin AB üyeliği hedefinin önemi ve İtalya’nın Türkiye’ye verdiği destek üzerinde duruldu. Toplantıda ayrıca İKV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Kale Grubu CEO’su Zeynep Bodur Okyay; AK Parti MYK Üyesi, Albayrak Şirketler Grubu Genel Koordinatörü, MÜSİAD eski Başkanı ve İKV eski uzmanı Doç. Dr. Ömer Bolat; Avrupa İstikrar Girişimi - Europan Stability Initiative Başkanı Gerald Knaus; Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve İkitisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Çarkoğlu; ve Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali Resul Usul Türkiye-AB ilişkilerinin farklı boyutlarını ele alan birer sunum gerçekleştirdi.
     

    Seminerde konuşmacılar aşağıdaki konuları vurguladılar:


    İKV Başkanı Vardan: “AB ile kapsamlı ilişkilerimiz var, ama ilişkilerde eşitlik yok”

    Seminerin açış konuşmasını yapan Vardan, İKV’nin 1965 yılında kurulan bir sivil toplum örgütü olarak, Türkiye-AB ilişkileri alanındaki ilk ve tek ihtisas kuruluşu olduğunu ve Türk iş dünyasını temsil ettiğini vurguladı. Vardan, iş dünyasından gelen bir kişi olarak, Türkiye’nin iktisadi açıdan AB’ye büyük ölçüde entegre olduğunu, ancak vize engeli, Türkiye’nin AB serbest ticaret anlaşması müzakerelerinde yer alamaması gibi sorunların ilişkilerin daha da gelişmesine sekte vurduğunu, ayrıca haksız ve ayrımcı bir yaklaşım olarak değerlendirildiğini belirtti. Vardan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014 yılını AB yılı olarak ilan ettiğini hatırlatarak, İKV’nin müzakere sürecinin tam üyelik ile sonuçlanmasını istediğini ve bunun için bir hedef tarihin belirlenmesinin şart olduğunu belirtti.
     

    AB Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya: “2014 AB yılı olacak”
    Türkiye’nin Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Dr. Alaattin Büyükkaya, yaptığı konuşmada, 2014 yılının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından AB yılı olarak ilan edildiğini ve AB üyeliğinin Türkiye için stratejik bir hedef olmaya devam ettiğini belirtti. Büyükkaya, müzakere sürecinde 14 faslın açıldığını ancak sadece birinin geçici olarak kapatıldığını söyledi ve üye devletlerin getirdiği siyasi blokajlar nedeniyle 17 faslın bloke durumda olduğunu ekledi. Büyükkaya, AB Bakanlığı’nın yeni açıkladığı AB stratejisinden söz etti ve Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde siyasi reformları ve sosyo-ekonomik dönüşümü sağlamaya kararlı olduğunu belirtti. Büyükkaya, Türkiye’deki olumlu iktisadi ve diğer gelişmelerden söz etti ve Türkiye’nin AB’ye katılımının iki taraf için bir “kazan-kazan” durumu olacağını ve Türkiye’nin Avrupa kıtasının refahına önemli katkıda bulunacağını ekledi.

    İtalyan Dışişleri Bakanlığı AB İşleri Genel Müdür Yardımcısı Cupillo: “İtalya’nın AB Dönem Başkanlığında yeni fasılların açılması muhtemel”

    İtalyan Dışişleri Bakanlığı AB İşleri Genel Müdür Yardımcısı Cupillo, Kasım ayında Türkiye’nin AB müzakerelerinde bölgesel politika faslının açılmasının 3 yıl aradan sonra sürecin yeniden ivme kazanacağına dair olumlu bir sinyal olarak algılandığını belirtti. İtalya’nın Türkiye ile ilişkilere verdiği önemden söz etti ve Ocak ayına kadar devam edecek İtalya’nın AB Konseyi dönem başkanlığında bir veya iki faslın açılmasının muhtemel olduğunu ekledi.

    İKV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Kale Grubu CEO’su Zeynep Bodur Okyay: “Türkiye-AB ilişkilerinde uzun nişanlılık dönemini bitirelim ve gerçek evliliğe adım atalım”.

    İKV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Kale Grubu CEO’su Zeynep Bodur Okyay yaptığı konuşmada Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin iktisadi ve ticari boyutları üzerinde durdu ve İtalya’nın Türkiye açısından önemine değindi. Okyay, Türkiye’nin AB’nin serbest ticaret anlaşması müzakerelerinde yer alamamasının yarattığı sonuçlara değindi ve özellikle AB ve ABD arasında müzakere edilen Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP)’ye dahil olmamasının Türkiye için bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Okyay, Türkiye’nin bir gümrük birliği ortağı olarak mutlaka masada bulunması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin AB’ye katacağı dinamizmden söz eden Okyay Türkiye İtalya ilişkilerinde de değindi ve İtalya’nın AB’nin kilit ülkelerinden biri olduğunu, Türkiye ile birçok ortak noktası bulunduğunu ve her alanda işbirliği yapılabileceğini belirtti.

    European Stability Initiative (Avrupa İstikrar Girişimi) Direktörü Gerald Knaus: “Türkiye’nin AB müzakereleri bir yere gitmiyor. Süreci canlandırmak için vize serbestisi yol haritası yaklaşımı katılım müzakerelerine de uygulanabilir.”

    ESI Direktörü Gerald Knaus, Türkiye AB ilişkilerinde vize ve geri kabul konusunda yaptığı konuşmada, katılım müzakerelerinin siyasi engeller nedeniyle hedeflenen sonuca gitmediğini, açılan fasılların Türk vatandaşlarının hayatında somut etkilerinin hissedilmediğini belirtti. ESI Direktörü, bu haliyle katılım müzakerelerinin liyakata dayalı yani meritokratik olmadığını, Türkiye gibi aday ülkelerde reform yanlılarını güçlendirmediğini ve engelleri dayattığını söyledi. Knaus, AB’nin Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’ye uyguladığı ve somut kriterlerin yerine getirilmesine bağlanan vize serbestisi sürecinin “katı ama adil” bir yaklaşıma sahip olduğunu, şeffaf ve dürüst bir şekilde yürütüldüğünü, bu yaklaşımının katılım müzakerelerine de uyarlanabileceğini ve her müzakere faslı için somut kriterler içeren bir yol haritasının belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

    Adalet ve Kalkınma Partisi Merkez Karar ve Yürütme Kurulu üyesi Ömer Bolat: “Türkiye’de meydana gelen iktisadi kalkınma “Evet, yapabiliriz” yaklaşımını getirdi” 

    Adalet ve Kalkınma Partisi Merkez Karar ve Yürütme Kurulu üyesi, Albayrak Şirketler Grubu Genel Koordinatörü, MÜSİAD eski Başkanlarından ve eski İKV uzmanı Ömer Bolat, konuşmasında Türkiye’nin ekonomik durumunu ayrıntılı bir şekilde sundu ve son dönemde kaydedilen büyüme ve ekonomik reformlar ile Türkiye’nin kalkınmada önemli bir hamle içinde olduğunu belirtti. Türkiye’de meydana gelen sosyo-ekonomik dönüşümün Türk halkının kendine güveninin de tesis ettiğini belirten Bolat, orta gelir tuzağından çıkmak, gençlere yeni iş alanları açmak ve cari açığı azaltmak için Türkiye’nin katma değeri yüksek ürün ve hizmetlerin ihracatına ağırlık vermesi, sermaye birikimini artırması ve büyüme oranını ortalama yıllık yüzde 6 oranında tutması gerektiğini belirtti.

    Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Çarkoğlu: “2015 seçimlerinden sonra, normal şartlarda seçimlerin olmayacağı bir dört yıllık döneme giriyoruz”  

    Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, Türkiye’de seçimler ve siyasi gelişmeler konusunda yaptığı konuşmada, siyasi sistemdeki başlıca partilerin konumunu, seçim sonuçlarını ve Başkanlık sistemi tartışmalarını irdeledi. Çarkoğlu 2015 Haziran ayında yapılacak genel seçimlerin siyasi tabloda önemli bir değişikliğe yol açacağını beklemediğini belirtti ve sonrasında 2019 yılına kadar seçimsiz bir döneme girileceğini ve bu dönemde Haziran seçimlerinin sonuçlarına bağlı olarak bir Başkanlık sisteminin temellerinin atılabileceğini ifade etti.

    Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali Resul Usul: “AB Türkiye için önemli ancak sürece gerçekçi bir bakış açısı ile yaklaşmamız lazım”.

    Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ali Resul Usul dünyada, güvenlik tehditlerinin artması, Batı dışı güçlerin yükselmesi, yeni çatışma alanlarının ortaya çıkması gibi gelişmelere dikkat çekti. Usul, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’da uyguladığı saldırgan politika ile Suriye ve Irak’ta İD – İslam Devleti adlı terör örgütünün ortaya çıkışı gibi gelişmeler sonrasında, Türkiye’nin sınırlarında güvenli bölge oluşturmaya öncelik verdiğini belirtti. SAM Başkanı Usul, Türkiye için NATO üyeliği ve AB adaylık sürecinin önemini koruduğunu vurguladı ve Türkiye’nin bölgesinde güvenliği sağlamaya önem verdiğini ekledi. Türkiye’nin AB müzakerelerine değinen Usul, sürecin siyasi mülahazalarla kesintiye uğramasının yanlış olduğunu, AB’nin kendi değerlerine dönerek, müzakereleri liyakata dayalı bir değerlendirmeye bağlaması gerektiğini belirtti. Usul, AB’nin Türkiye’de çekim gücünü yitirmesine rağmen, Türk halkı için hala önemli olmaya devam ettiğini ekledi.
     

     

     

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI
     

    EYLÜL 2014: 62.HÜKÜMET PROGRAMI VE AB İLE İLİŞKİLER

    62. HÜKÜMET PROGRAMINDA AB ÜYELİĞİ HEDEFİNİN GENİŞ YER BULMASINI ÜMİT VERİCİ BİR GELİŞME OLARAK KARŞILIYORUZ

    10 Ağustos 2014’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Dışişleri eski Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun 62. Hükümeti kurmak üzere görevlendirilmesinin Türkiye’nin AB üyeliği sürecine oldukça önemli katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

    Başbakan Sayın Davutoğlu tarafından TBMM’de sunulan 62. Hükümetin programı AB üyeliği hedefine ilişkin önemli unsurlar içermektedir.

    Hükümet programında, AB üyeliği hedefinin benimsenmeye devam edeceği ve 2014-2017 dönemini kapsayan “AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı” ile reform sürecinin hızlandırılacağı belirtilmektedir. Programda Avrupa değerlerinin “arkasında olunacağı” ve AB ile katılım müzakerelerinin çok yönlü dış politikamızın en önemli ayaklarından biri olmaya devam edeceği net bir şekilde vurgulanmaktadır.

    Bu ifadeler önemli bir kararlılığa işaret etmektedir. Bunun yanında, AB ile katılım müzakerelerinin bir dış politika unsuru olmanın ötesinde bir içsel dönüşüm mekanizması olduğu ve Jean Monnet’nin sözleri ile “bir ülkeler koalisyonu değil insanları birleştirme” projesine dâhil olunduğu dikkate alınmalıdır.

    Ayrıca, AB eski Bakanı, Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Dışişleri Bakanlığına, ABGS eski Genel Sekreteri, Türkiye’nin AB nezdindeki eski daimi temsilcisi emekli Büyükelçi Sayın Volkan Bozkır’ın da AB Bakanlığına getirilmesini de 62. hükümetin bu konuya ne denli önem verdiğini göstermektedir.

    Bu kapsamda T.C. AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, basına verdiği ilk demecinde Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin birçok alanda köklü değişimler getirmekte olduğunu ifade etmektedir. Bozkır yaptığı açıklamada, “AB günlük yaşamda her alanda etki yapar. Refah, eğitim ve yaşam kalitesini artıran, geleceğe daha güvenli bakılmasını sağlayan bir yapıdır. Fasıl, okyanusta küçük bir kâğıttan gemidir” demiştir. Bu şekilde AB katılım müzakereleri sürecinin fasıl açıp kapamaktan ibaret olmadığını ve hayatımızın her alanına dokunan bir yeniden yapılanma ve değişim süreci olduğunu ifade etmiştir.

    62. Hükümet programında hedefin Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’e AB üyesi olarak girmek olduğunun ifade edilmesi de müzakere sürecinde yaşanan engellere rağmen, AB üyeliği hedefinin bir kenara bırakılmadığının ve reform sürecinin devam edeceğinin güvencesi olarak algılanmalıdır.

    Hükümetimizin AB üyeliği hedefine yönelik bu kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve bu kararlılığın, AB müktesebatının her alanında 1999-2004 döneminde yaşanan hızlı reform sürecine benzer bir topyekûn reform ve kalkınmaya önayak olmasını temenni ediyoruz.

     

    62. Hükümet Programının ilgili bölümlerinden alıntılar:

    “Katılım müzakereleri başladığında ortaya konulan tam üyelik hedefi, AB kaynaklı gecikmelere ve engellere rağmen, bugün de aynı şekilde devam etmektedir….

    Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 2014 yılını AB yılı ilan ederek bu süreçteki kararlılığı bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu çerçevede, AB sürecine yeni bir ivme kazandırmak ve her alanda reform çalışmalarını hızlandırmak amacıyla 2014-2017 dönemini kapsayan “AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı” hayata geçirilecektir.

    Avrupa’dan Ortadoğu’ya geniş bir coğrafyada tarihin yeniden yazıldığı bu kritik dönemde, AB üyeliğinin ülkemiz açısından stratejik önemi ortadadır. Geçmişte olduğu gibi, gelecekte de çok yönlü dış politikamızın en önemli ayaklarından biri AB ile katılım müzakereleri olacaktır. Türkiye, her zaman Avrupa’nın üzerinde yükseldiği evrensel değerlerin arkasında olmuştur ve olmaya devam edecektir.

    AB sürecine ve bu süreçte yaşanan değişime, dönüşüme inanan hükümetimiz AB üyeliği konusunda kararlı ve istikrarlı politikasını sürdürecektir. Sürecin tüm zorluklarına rağmen, bizim için AB ile yürütülen müzakerelerin amacı tam üyeliktir. Hedefimiz Cumhuriyetimizin 100. yıldönümünü AB üyeliği ile taçlandırmaktır.”

    AĞUSTOS 2014: YENİ KABİNE TEBRİK MESAJI

    YENİ KABİNE TEBRİK MESAJI

    29 Ağustos 2014

    “Yeni Türkiye vizyonunda, Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız ve yeni hükümetimizin önderliğinde, nihai hedef olan AB üyeliğine doğru hızlı bir şekilde ilerlemeyi ümit ediyor, seçimlerin sonucunun ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz. ”


    İktisadi Kalkınma Vakfı olarak, halkımızın hür iradesi ile Cumhuriyetimizin 12’nci Cumhurbaşkanı olarak seçilen ve 28 Ağustos 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda yemin ederek görevine başlayan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyor; yeni görevinin ülkemize, milletimize ve dünyamıza hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Başarılı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ardından, 2002 genel seçimlerinden bu yana AK Parti Genel Başkanı ve T.C. Başbakanı olarak, ülkemize büyük hizmetleri bulunan Sayın Erdoğan’ın bundan sonra da ülke hizmetine, T.C. Cumhurbaşkanı olarak önemli katkılar sağlayacağı inancındayız.


    Bu vesileyle, 2007 yılından bu yana, ülkemizi yurtiçinde ve yurtdışında başarılı bir şekilde temsil eden ve ülkemizin ekonomik ve siyasi anlamda gelişmesine katkıları yadsınamaz 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’e de, şükranlarımızı sunmak isteriz.


    27 Ağustos 2014 tarihinde yapılan AK Parti Kongresinde AK Parti Genel Başkanı seçilen; ardından Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Cumhuriyetimizin 62’nci Hükümetini kurma görevi verilen; Dışişleri eski Bakanımız, AK Parti Konya Milletvekili Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu da üstlenmiş olduğu T.C. Başbakanlık görevinden dolayı kutluyor ve kendisine daim başarılar diliyoruz.


    Gerek akademisyen, gerekse devlet adamı olarak ülkemize yıllardır büyük hizmetleri bulunan; ülkemiz dış politikasına çözüm odaklı ve çok boyutlu bir yaklaşım kazandıran yeni Başbakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun, Dışişleri Bakanı olarak gösterdiği bu vizyonerliği, yeni görevinde de devam ettireceği inancını taşıyoruz.


    İktisadi Kalkınma Vakfı olarak, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi liderliğinde; iktidar partisi Genel Başkanı ve Başbakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ve Cumhuriyetimizin 62’nci Hükümetini oluşturan kabinenin kıymetli Bakanlarının, Türkiye’nin daha demokratik, daha müreffeh, daha zengin ve daha özgür bir ülke olabilmesi yönünde belirlenen 2023 Hedeflerine ulaşılması doğrultusunda ve tanımlanan “Yeni Türkiye” vizyonuna yönelik görevlerini en başarılı şekilde yerine getireceklerine inanıyoruz.


    Ayrıca bunun, ülkemizin AB süreci açısından da büyük önem taşıdığını düşünüyor, ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız ve hükümetimizin önderliğinde önümüzdeki bu yeni dönemde topyekûn bir hamle ile nihai hedef olan AB üyeliğine doğru hızlı bir şekilde ilerlemesini ümit ediyoruz.


    Bir kez daha Sayın Cumhurbaşkanımız; Sayın Başbakanımız ve yeni kabinemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dileriz.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    AĞUSTOS 2014: AB DIŞ POLİTİKASINDA DİREKSİYONDA YENİ BİR İSİM

    AB DIŞ POLİTİKASINDA DİREKSİYONDA YENİ BİR İSİM

    29 Ağustos 2014

    AB liderleri  30 Ağustos’ta Yeni Dış Politika Şefi’ni belirlemek üzere ikinci kez buluşuyor

    16 Temmuz’da AB kurumlarındaki üst düzey görevlere (AB Konseyi Başkanlığı, Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği ve Eurogroup Başkanlığı) kimin getirileceği konusunda anlaşamayan AB liderleri, uzlaşma arayışıyla 30 Ağustos’ta bir kez daha bir araya gelecek. Burada en kritik soruyu şüphesiz Yüksek Temsilci’nin (veya daha bilinen adıyla yeni AB dış politika şefinin) kim olacağı oluşturuyor. Komisyon Başkan Yardımcılığı görevini de üstlenecek Yüksek Temsilci, Juncker Komisyonu’ndaki kilit isimlerden biri olacak.

    Lizbon Antlaşması’nın getirdiği yeniliklerden biri olan AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği makamımın ikinci sahibi olacak bu isim, önümüzdeki beş yıl boyunca AB’nin uluslararası arenada “daha tek sesli, bütüncül ve tutarlı” bir dış politika izlemesini sağlamak gibi oldukça zorlu bir görev üstlenecek. AB Dışişleri Konseyi’ne başkanlık edecek, ortak dış ve güvenlik politikasına ilişkin konularda Birliği temsil edecek ve üçüncü ülkelerle AB adına siyasi diyalog yürütecek.

    • 30 Ağustos’ta siyasi bağlılıklar, cinsiyet dengeleri, yeni-eski ve küçük-büyük Üye Devletler arasındaki dengeler gözetilerek belirlenecek yeni Dış Politika Şefi, önümüzdeki beş yıl boyunca AB’nin uluslararası arenada daha bütüncül ve tutarlı bir çizgi izlemesini sağlamaya çalışacak.
    • Hâlihazırda AB’nin yeni Dış Politika Şefi olmaya aday isimler: Dışişleri Bakanlığında oldukça yeni bir isim olan ve Ukrayna krizi bağlamında Rusya’ya yönelik sert bir tutum izlenmesini desteklemeyeceği nedeniyle Baltık ülkeleri ve Polonya tarafından eleştirilen İtalya Dışişleri Bakanı Frederica Mogherini, Polonya’nın oldukça tecrübeli ancak Rusya’ya yönelik sert politikalar izlenmesini savunduğu gerekçesiyle bazı Üye Devletlerin eleştirilerine maruz kalan Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski ve bunlara kıyasla Ukrayna krizi bağlamında daha dengeli bir seçim sunan İkinci Dönem Barroso Komisyonu’ndaki en başarılı isimlerden biri olarak nitelendirilen İnsani Yardımdan Sorumlu Bulgar Komisyon Üyesi Kristalina Georgieva.
    • AB liderleri arasında 16 Temmuz’da varılan gayri resmi konsensüs yeni AB Dış Politika Şefi’nin “merkez sol görüşlü ve kadın” olması yönündedir. İtalya’nın adayı Dışişleri Bakanı Frederica Mogherini, bu profile en yakın aday olarak görülmektedir.
    • Her birine farklı yönlerde eleştiriler getirilen ancak, AB’nin dış politikasına farklı yönlerde katkıları olacak bu isimlerden hangisinin Ashton’dan bayrağı devralacağı 30 Ağustos’ta belirlenecek. Kesin olan tek şey, yeni Dış Politika Şefi’nin mesaisinin büyük bölümünü Türkiye’nin de komşu olduğu Orta Doğu ve Karadeniz Havzası’ndaki gelişmelere harcayacağı.
    • Mevcut konjonktür, AB ile Türkiye’nin müşterek komşuluk alanında Türkiye’nin bir istikrar unsuru ve AB için kilit bir ortak olarak önemini artırmaktadır. Bu da, AB’nin Türkiye ile dış politika alanında daha derin ve kapsamlı bir işbirliği için harekete geçmesini elzem kılmaktadır.
    • Dış politika alanında, AB ile Türkiye’nin tüm işbirliği potansiyelini açığa çıkarması ancak katılım müzakerelerine ivme kazandırılması ve konuya ilişkin 31’inci fasılın önündeki engellerin kaldırılarak müzakereye açılması ile mümkün olabilir.

    Mevcut Adayların Türkiye’ye Bakışı

    Mevcut adayların Türkiye’nin AB dış politikası açısından önemini kavradıkları ve Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin olumlu görüşe sahip oldukları söylenebilir. İtalya’nın adayı Mogherini’nin Türkiye’nin AB üyeliğini güçlü biçimde desteklediği biliniyor. AB Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu’nun İtalya’nın AB Dönem Başkanlığını devralmasının ardından 21 Temmuz’da Roma’daki temasları sırasında Mogherini, Türkiye’nin AB ile bütünleşme sürecini geliştirme ihtiyacına dikkat çekerek, Türkiye’nin üyeliğinin, AB’nin ve komşu bölgelerin istikrarına yapacağı desteğe vurgu yapmış ve bu konuyu AB’deki ortakları nezdinde gündeme getirme taahhüdünde bulunmuştu. Mogherini, bunun yanında, Ankara’yı, reformlara bağlılığı konusundaki kararlılığını sürdürmesi yönünde teşvik etmişti.

    Polonya’nın adayı Sikorski de Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren isimler arasında yer alıyor. Türkiye ile Polonya arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 600’üncü yılının kutlandığı bu yıl, Sikorski, Türkiye’nin AB’nin temelinde yer alan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı prensiplerine bağlılığını göstermesi ve bunun yanında AB’nin de Türkiye’ye yönelik taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğinin altını çizmişti. Sikorski ayrıca, Haziran 2012’de AB’deki diğer on beş mevkidaşı ile birlikte EU Observer için Türkiye’nin AB dış politikası için önemine vurgu yapan ve Türkiye ile katılım müzakerelerinin canlandırılması çağrısında bulunan ortak bir makale yayımlamıştı.

    Bulgaristan’ın adayı Georgieva’nın ise, görevi kapsamında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretlerde Türkiye’nin bir insani yardım donörü olarak giderek artan rolünden ve Suriye krizi bağlamında Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapmasından övgüyle bahsetmişti.

    Müşterek komşuluk alanındaki gelişmeler AB ile Türkiye’nin dış politika alanındaki işbirliğini derinleştirmesini elzem kılmaktadır

    Yeni Yüksek Temsilci her kim olursa olsun, enerjisinin ve mesaisinin büyük bölümünü AB Üye Devletleri arasında AB’ye komşu coğrafyalardaki gelişmelere ilişkin ortak yanıtlar geliştirmeye harcayacağı bir gerçektir. Bilindiği gibi, bölgedeki istikrar ve güvenlik durumunun AB’yi doğrudan etkilemesi, komşuluk bölgesini AB için oldukça önemli kılmaktadır.

    Suriye krizinin giderek ağırlaşan insani boyutu, Irak’ta IŞİD’in ilerlemesinin yarattığı tehdit ve Ukrayna’nın doğusundaki çatışmaların yarattığı istikrarsızlık, AB ve Türkiye’yi dış politika alanında daha kapsamlı işbirliği yapmaya itmelidir. Müşterek komşuluk alanında istikrarın ciddi anlamda tehlikede olduğu mevcut konjonktür, Türkiye ve AB’nin daha koordineli politikalar izlemelerini gerektirmektedir. Türkiye ile AB arasında dış politika alanındaki mevcut işbirliğinin derinleştirilmesinin katılım sürecinden bağımsız olarak yapılabileceği düşünülmemelidir. Bu bağlamda, Türkiye’nin katılım müzakerelerine ivme kazandırılarak, bu konuyu kapsayan ancak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek yanlı blokajı nedeniyle engellenen “Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası” başlıklı 31’inci fasılın müzakerelere açılması Türkiye ile AB arasında dış politika alanındaki işbirliğinin artırılması için büyük önem taşımaktadır.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    AĞUSTOS 2014: TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİNDE “DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR” BİR TIK ÖTEDE

    Türkiye - AB İlişkilerinde “DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR”
    Bir TIK ötede; http://dby.ikv.org.tr/

     

    19 Ağustos 2014

    Kurulduğu 1965 yılından bu yana Türkiye-AB ilişkileri üzerinde çalışan ve alanında ilk ve tek ihtisas kuruluşu olan İktisadi Kalkınma Vakfı – İKV, Türkiye-AB ilişkilerine yönelik alışılagelmiş bilgi kaynaklarının ötesine geçen “Türkiye-AB İlişkileri Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar” isimli yeni mikro web sitesini açmıştır.

    İKV web sitesinden ve http://dby.ikv.org.tr/ adresinden erişilmesi mümkün olan web sitemizde, yenilenmiş ve güncellenmiş hali Şubat 2014’te yayımlanan “AB ve Türkiye-AB İlişkilerinde Doğru Bilinen Yanlışlar” isimli eserimizde yer alan bilgiler kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bunun yanı sıra vatandaşlarımızın AB ve Türkiye-AB ilişkileri konularında akıllarındaki soruları, açıklanmasını istedikleri görüş ve yargıları İKV’ye doğrudan iletebilmelerine imkân sağlanmaktadır.

    İçeriği İKV Uzman kadrosunun değerli bilgi birikimi ile hazırlanan mikro web sitemize finansal destek Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından Türkiye’de AB Bilgi Merkezleri Ağı’nın Güçlendirilmesi Projesi çerçevesinde sağlanmıştır.

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Õmer Cihad Vardan konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şu hususların altını çizdi: “İKV Türkiye-AB ilişkilerinde önemli bir çalışmayı daha kamuoyumuzun hizmetine sunmuştur. “Doğru Bilinen Yanlışlar” adlı yeni mikro web sitemizle geniş kitlelerin AB ve Türkiye-AB ilişkileri hakkında doğru ve güvenilir bilgiye hızla erişmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Sitemizin en önemli özelliği interaktif olmasıdır. Bu da herkesin aklındaki soruları doğrudan iletmesine, emin olamadığı bilgileri kontrol etmesine ve hatta doğru olduğunu düşündüğü bilgileri yeniden sorgulamasına imkân tanıyor. Bu vesileyle “Doğru Bilinen Yanlışlar web sitemizin” AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda bilgi eksikliği ve ön yargılarla şekillenen, sıklıkla tekrarlandığı için de yaygınlaşan “yanlış” algılamaların “doğru”lara dönüşmesine katkıda bulunmasını temenni ediyorum.”
     

     

    AĞUSTOS 2014: BAŞBAKAN SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN, 12. CUMHURBAŞKANI SEÇİLMESİNE İLİŞKİN İKV BASIN AÇIKLAMASI

    ÖMER CİHAD VARDAN: “BU SEÇİM, TÜRK DEMOKRASİ TARİHİNDE BİR DEVRİM NİTELİĞİ TAŞIMAKTADIR”


    10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı olarak, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı seçmiştir. Bu seçim, halkımızın kendi iradesinin doğrudan sandığa yansıdığı ilk Cumhurbaşkanlığı seçim olup, Türk demokrasi tarihinde bir devrim niteliği taşımaktadır. Bu çerçevede İKV olarak, Cumhurbaşkanlığı seçiminin, milletimizin sağduyusu ile sonuçlanmasından büyük bir memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek isteriz.

    Halkımız, dün yapılan seçimlerde Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda bu mevkiye seçerek, ülkemizdeki istikrarın ve sunulan hizmetlerin devamını talep ettiğini, net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu çerçevede bizler de İKV olarak, 4 yıllık başarılı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ardından, 2002 Genel seçimlerinden bu yana Türkiye’nin siyasi hayatına damga vurmuş olan AK Partinin Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı olarak, ülkemize büyük hizmetleri bulunan Sayın Erdoğan’ın, bundan sonra da ülke hizmetine Cumhurbaşkanı olarak önemli katkılar sağlayacağı inancındayız.

    Dünyanın ve bilhassa yakın coğrafyamızın oldukça çalkantılı bir süreçten geçtiği bir dönemde, halkımızın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığı makamına layık görmesi, hiç şüphesiz, ülkemizdeki siyasi ve ekonomik istikrarı devam ettirmek adına feraset sahibi vatandaşlarımızın verdikleri tarihi bir karardır. Bu çerçevede Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin, Türkiye’nin daha demokratik, daha müreffeh, daha zengin ve daha özgür bir ülke olabilmesi yönünde belirlenen 2023 Hedeflerine ulaşmasını ve ülke içinde sağlanacak toplumsal uzlaşıyla birlikte “Yeni Türkiye” niteliğine kavuşmasını kolaylaştıracağına inanıyoruz. Bu bağlamda Sayın Erdoğan’ın balkon konuşmasında vermiş olduğu “Yeni bir toplumsal uzlaşma sürecini hep birlikte başlatalım” mesajını önemsiyor ve bu doğrultuda tüm toplumsal ve siyasal grupların Türkiye’nin ortak yararına işbirliği ve uzlaşma kültürünü geliştirmesini umuyoruz. Ayrıca bunun Türkiye’nin AB süreci açısından da büyük önem taşıdığını düşünüyor, ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, önümüzdeki bu yeni dönemde topyekûn yeni bir hamle ile nihai hedef olan AB üyeliğine doğru ilerleyeceğini ümit ediyoruz.

    Bu duygu ve düşüncelerden hareketle; İKV olarak, ülkemizin 12. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyor; yeni görevlerinde kendilerine üstün başarılar diliyoruz.

    Bu vesile ile, 2007 yılından bu yana, ülkemizi yurtiçinde ve yurtdışında başarılı bir şekilde temsil eden ve ülkemizin ekonomik ve siyasi anlamda gelişmesine katkıları yadsınamaz 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’e, bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkemizin 12. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ülkemize, milletimize, coğrafyamıza ve nihayetinde dünyamıza hayırlı olmasını dileriz.

    İktisadi Kalkınma Vakfı adına
    Ömer Cihad Vardan
    İKV Yönetim Kurulu Başkanı

     

     

     

    AĞUSTOS 2014: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEYE AVRUPA BOYUTU GETİRİYOR

    2011 yılında imzalanarak, aralarında Türkiye'nin de olduğu 14 üye devletin onayından sonra 1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi, kadınların şiddete karşı korunmasını sağlamaya yönelik Avrupa genelinde bir yasal çerçeve oluşturmayı hedefliyor. Resmi adı "Kadınlara karşı şiddet ve ev içi şiddeti önleme ve buna karşı mücadele için Avrupa Konseyi Sözleşmesi" olan bu uluslararası metnin hükümlerinin etkin bir şekilde uygulanması için GREVIO adında bir gözetim ve denetim mekanizması da oluşturuluyor. Buna göre bağımsız uzmanlar taraf olan ülkeleri ziyaret ederek ve yıllık raporları gözden geçirerek uygulamayı denetleyecek. Sözleşmenin getirdiği bazı uygulamalar kadına yönelik şiddetin önlenmesinde çığır açıcı yeni düzenlemeler getirmekte.

    Sözleşme taraflar için bağlayıcı olan asgari standartlar getirirken, devletleri kadına şiddetin önlenmesine yönelik acil yardım hatları, sığınma evleri, tıbbi hizmetler, rehberlik ve yasal yardım gibi hizmetleri sağlamak ile yükümlü kılıyor. Sözleşme ayrıca cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddet, zorla evlendirme, kadın sünneti, takip ve taciz (stalking) gibi şiddet türlerini sıralayarak, bunların suç olarak sayılmasını getiriyor. Sözleşmeyi onaylayan ülkeler arasında Türkiye’nin yanında, Andorra, Arnavutluk, Avusturya, Bosna, Danimarka, Fransa, İspanya, İsveç, İtalya, Karadağ, Malta, Portekiz ve Sırbistan da bulunuyor. Sözleşmeyi 14 Mart 2012’de onaylayan Türkiye sözleşme hükümlerini yasal çerçevesine aktararak şiddeti önlemek yönünde önemli adımlar attı. Ancak hala yargı ve polis güçlerinin uygulamalarında, sığınma evleri gibi hizmetlerin yeterliliği gibi konularda sorunlar bulunuyor.

    Kadınlara yönelik şiddet yalnız ülkemizde değil, Avrupa genelinde sorun olmaya devam ediyor. AB Temel Haklar Ajansı’nın yaptığı bir araştırmaya göre AB’de 3 kadından birinin, 15 yaşından itibaren fiziksel ve/veya cinsel saldırı ile karşılaştığı görülüyor. Õzellikle göçmen ya da mülteci statüsündeki kadınların şiddete maruz kalma oranının da daha yüksek olduğu biliniyor. Sözleşme kadın yönelik şiddetin bir iltica sebebi sayılmasının da önünü açıyor. Sözleşmeye göre, ülkelerine döndüklerinde cinsiyet temelli şiddet ile karşılaşma riski taşıyan kadınlar, uluslararası korumaya yani iltica etme hakkına sahip olabilecek. Bu anlamda mülteci statüsü tanınması için 1951 Cenevre Sözleşmesi hükümlerinin ötesine geçerek, bu konuya cinsiyet temelli bir yaklaşım getiren Sözleşme, kadınların her türlü şiddete karşı korunmasında ulusüstü ve sınır aşırı bir koruma çerçevesi oluşturmakta.

    Söz konusu Sözleşme, Türkiye’nin bir parçası olduğu Avrupa Konseyi insan hakları rejiminin olumlu etkilerine bir örnek teşkil ediyor. Türkiye bu konuda son yıllarda önemli adımlar attı. Bu alanda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, Türkiye İnsan Hakları Kurumu gibi kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin çabalarını takdirle karşılarken, ülkemizin söz konusu Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni, Konseyin 47 üye devleti arasında ilk olarak onaylayan ülke olmasını da son derece önemli buluyoruz.

    İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesinin Türkiye’de kadına yönelik şiddet ile mücadele açısından da bugüne kadar yapılan düzenlemelerin daha da etkili uygulanması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve cezalandırılmasında bir itici güç etkisi yapacağını umuyoruz.

    İktisadi Kalkınma Vakfı

     

    TEMMUZ 2014: VİZE BİLGİ SİSTEMİ DEVREYE GİRİYOR

    SCHENGEN VİZESİ BAŞVURULARINDA YENİ DÕNEM: VİZE BİLGİ SİSTEMİ DEVREYE GİRİYOR

     

    Türkiye’deki Schengen üyesi AB üye ülke konsoloslukları 25 Eylül 2014 tarihi itibariyle Vize Bilgi Sistemini (VBS) kullanmaya başlayacak. Schengen üyesi AB üye ülkelerinin vize bilgilerini paylaşmasına imkân sağlayan merkezi bir veri tabanı olan VBS ile birlikte, Schengen vizesi başvurularında yeni bir dönem de başlamış olacak.

    VBS kapsamında, aralarında Türk vatandaşlarının da bulunduğu üçüncü ülke vatandaşlarının, başvuru yaparken parmak izi ve dijital fotoğraf gibi biyometrik verilerini, Schengen vize başvuru formunda sağlanan verilerle birlikte ilgili birimler ile paylaşması talep ediliyor. Sistem dâhilinde 5 yıl içerisinde yapılacak müteakip vize başvurularında, verilmiş olan biyometrik verilerin VBS’ye kayıtlı önceki başvurulardan alınması öngörülüyor.

    Türkiye’de 25 Eylül 2014 tarihinden itibaren uygulamaya geçecek VBS, AB tarafından Ekim 2011 tarihinden bu yana Orta ve Kuzey Amerika, Karayipler ve Batı Balkanlar gibi farklı coğrafyalarda uygulanmakta. VBS ile başta 3 aya kadar olan kısa süreli vize başvuruları olmak üzere, vize prosedürlerinin kolaylaştırılması, vize başvuru noktalarının artırılması, Schengen vizesi başvurularında önceden yaşanan suiistimaller ile mücadele edilmesi ve vize başvurucularının kişisel verilerinin korunması hedefleniyor.

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI:

    “YENİ SİSTEM, VBS TÜRK VATANDAŞLARININ SCHENGEN VİZE BAŞVURULARINDA YAŞADIKLARI SIKINTILARIN GİDERİLMESİ İÇİN ÕNEMLİ BİR ADIM”

    İKV olarak, Eylül 2014 tarihinde yürürlüğe girecek olan VBS’nin doğru uygulanması halinde, 30 yılı aşkın bir süredir devam eden Türk vatandaşlarının AB üye ülkelerine seyahat ederken karşılaştığı sıkıntıların giderilmesinde önemli bir adım olacağı kanısındayız. Bu yeni sistemin özellikle:

    - ilk defa vize başvurusunda bulunmak üzere seyahat edeceklerin bu seyahatlerinin kolaylaştırılmasına katkı sağlayacağına;

    - uzun süreli ve çoklu-giriş vize başvurusunda bulunan kullanıcıların, iyi niyet (bona fide) statülerinin daha kolay bir şekilde tespit edilmesi suretiyle, bu kişilere uzun süreli ve çoklu giriş imkânı sağlayan vizelerin verilmesini kolaylaştıracağına;

    - vize için başvuru yapılabilinecek noktaların sayısındaki artış ile birlikte, ülkemizin farklı bölgelerinde yaşayan vize başvurucularının mağduriyetlerinin giderileceğine ve

    - başvuru yapan kişilerin veri güvenliklerinin artırılacağına inanıyoruz.

    Bu çerçevede, söz konusu sisteme uyumun 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında resmiyet kazanan Türk Vatandaşlarına yönelik Vize Serbestliği Yol Haritasının bir gerekliliği olduğunu hatırlatmak isteriz. Söz konusu Yol Haritası’nın Birinci Bloğunu oluşturan “Belge Güvenliği” kapsamında, VBS dâhilinde öngörülen uygulamaya Türkiye’nin uyumu talep edilmektedir. VBS’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye, vatandaşlarının AB üye ülkelerinde vizesiz seyahatine ilişkin öngörülen bir kriteri de yerine getirmiş olacaktır.

    Hiç şüphesiz Eylül 2014 itibariyle VBS’nin ülkemizde yürürlüğe girmesi ne vizesiz seyahat anlamına gelmekte; ne de vizesiz seyahatin önünde yeni bir engel teşkil etmektedir. AB’nin dünyanın farklı coğrafyalarında hâlihazırda uyguladığı bu sisteme Türkiye’nin de dâhil edilmesini, bir standartlar bütününü temsil eden Schengen’in, ülkemiz özelinde uygulanma alanında yaşanan sıkıntıları ve oluşan mağduriyetleri gidermesi adına atılmış önemli bir adım olarak görmekte fayda vardır.

     

    İktisadi Kalkınma Vakfı

     

    TEMMUZ 2014: İKV İFTAR DAVETİNDE AB SÜRECİ İLE İLGİLİ ÖNERİLERİNİ AÇIKLADI

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Türkiye’nin AB sürecinin hızlandırılmasına yönelik önerilerini bir kitapçık ile kamuoyuna tanıttı. 9 Temmuz 2014 tarihinde İKV tarafından düzenlenen iftar yemeğinde İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan, İKV’nin AB katılım sürecindeki tıkanıklıkların aşılmasına yönelik önerileri ele aldığı bir konuşma yaptı. AB Bakanı ve Başmüzakereci Çavuşoğlu, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Manservisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, İKV iftarında biraraya geldiler ve AB sürecini ele aldılar. İftar daveti, AB Bakanı Çavuşoğlu ve AB Delegasyonu Başkanı Manservisi’nin yanı sıra, İstanbul’da görevli bulunan AB üyesi ve adayı devletlerin başkonsoloslarına yönelik olarak düzenlendi. İftar daveti vesilesi ile, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde önemli bir role sahip olan üye devletlerin üst düzey diplomatik temsilcilerine İKV’nin konuyla ilgili görüşleri aktarıldı.

    İKV’nin Türkiye’nin AB sürecindeki sorunların aşılması ve sürecin hızlandırılmasına yönelik önerileri şu şekilde sıralanıyor:

    TÜRKİYE İÇİN AVRUPA ÇIPASI ÇOK ÖNEMLİDİR; SÜRECE YENİDEN İŞLERLİK KAZANDIRILMALIDIR.

    AVRUPA İÇİN DE TÜRKİYE, KITANIN GÜVENLİĞİ VE REFAHI, ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİ, GENÇ İNSAN KAYNAĞI, KALİTELİ ÜRETİM İMKANLARI VE TÜKETİM EĞİLİMLERİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR. SÜRECE BU YÜZDEN DE YENİDENİŞLERLİK KAZANDIRILMALIDIR.

    İLİŞKİLERDE GÜVEN,YENİDEN VE KARŞILIKLI TESİS EDİLMELİ VE GÜÇLENDİRİLMELİDİR

    SÜREÇTE TARAFLAR BİRBİRLERİNE KARŞI İNANDIRICILIKLARINI KORUMALIDIRLAR.

    50 YILI AŞAN TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ,GÜNDELİK SİYASETE MAHKUM EDİLMEMELİ; İLİŞKİLERDE HAK VE ADALET ESAS OLMALIDIR.

    SÜRECİN İŞLEYİŞİNİ OLUMSUZ ETKİLEYEN BLOKAJLAR KALDIRILMALI; HALİHAZIRDA İLERLEME SAĞLANAN BAŞLIKLARDA MÜZAKERELER HIZLA SONUÇLANDIRILMALIDIR.

    MÜZAKERELERİN TAMAMLANMASI İÇİN, NİHAİ BİR HEDEF TARİH BELİRLENMELİDİR.

    KIBRIS’TA ÇÖZÜME YÖNELİK ESEN OLUMLU RÜZGAR DEVAM ETTİRİLMELİ; SORUNUN NİHAİ ÇÖZÜMÜNDE KESKİN İRADE GÖSTERİLMELİ, HER İMKAN KULLANILMALIDIR.

    TÜRK VATANDAŞLARI İÇİN VİZE SERBESTLİĞİ DİYALOĞU HIZLI, PÜRÜZSÜZ VE HAKKANİYET ÇERÇEVESİNDESONUÇLANDIRILMALIDIR.

    GÜMRÜK BİRLİĞİNİN GÜNCELLENMESİ KONUSUNDA, DÜNYA BANKASI RAPORU İLE ATILAN İLK ADIM SÜRDÜRÜLMELİDİR.

    AB’NİN ÜÇÜNCÜ ÜLKELERLE YÜRÜTTÜĞÜ STA MÜZAKERELERİNDE, GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GEREĞİ YERİNEGETİRİLMELİ, TÜRKİYE’NİN DE TARAF OLMASI SAĞLANMALIDIR.

    TÜRK İŞ DÜNYASI, BUGÜN OLDUĞU GİBİ ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE DE SÜRECE GÜÇLÜ DESTEĞİNİ SÜRDÜRECEKTİR.

    TÜRKİYE’YE AVRUPA BİRLİĞİ, AVRUPA BİRLİĞİ’NE DE TÜRKİYE ÇOK DAHA İYİ ANLATILMALI, KAMUOYLARI BİLGİLENDİRİLMELİDİR.

    SÜRECİN İŞLEYİŞİNDE KATKISI YADSINAMAZ OLAN, SİVİL TOPLUM İLE KARŞILIKLI DİYALOG DÜZENLİ VE ARTARAK DEVAM ETTİRİLMELİDİR.

       

     

    9 Temmuz 2014 Çarşamba günü İstanbul’da düzenlenen İktisadi Kalkınma Vakfı iftar yemeğinde biraraya gelen Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Stefano Manservisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Avrupa Birliği sürecine toplumun her katmanından destek ile katkı sağlanabileceğine vurgu yaptılar.

     

     

     

    Konuşmasında Türkiye’nin dış politika projesinin AB’ye tam üyelik olduğuna dikkat çeken AB Bakanı ve Başmüzakereci Çavuşoğlu, “Hükümet olarak çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. 5. Ve 6. Yargı Reformlarını devreye soktuk. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde karnemiz çok iyi değil. Bu çerçevede insan hakları ihlallerini önlemek için bir platform kurduk ve daha fazla ilerleme sağlayabilmek için 23. ve 24. Fasılları açmamız gerekiyor” dedi. Söz konusu fasılların açılabilmesi için, çalışma grupları ve alt komitelerin yoğun şekilde çalıştığını ifade eden Bakan Çavuşoğlu, AB ile müzakere sürecinin bazı üye ülkelerin siyasi engellerine kurban edilmemesi gerektiğini ifade etti. Başmüzakereci, şu anda hiçbir ülke tarafından bloke edilmediği halde, kapalı olan Sosyal Politika ve İstihdam faslının, açılması için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi. 19. Fasıla ilişkin olarak, işçi sendikalarına büyük görev düştüğünü hatırlatan AB Bakanı Çavuşoğlu, sendikal haklar konusunda, işyerlerindeki işkolu barajının, yeni torba yasa ile yüzde 1'e düşürüleceğini vurguladı.

     

     

    Çavuşoğlu, “Kişi başı milli gelirimiz 11.000 dolara çıktı; ama biz hala büyüyen ekonomiyiz. Bu milli gelir yeterli değil. Teşvikler konusunda, rekabet konusunda her adımı şu anda atamayabiliriz; ama önemli olan yol haritası belirlemektir, biz de AB'deki dostlarımızla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Reform İzleme Grubu toplantılarına hız verdik. 2014 yılında çıkarılması gereken yasaları ve reformları belirliyoruz; yapacak çok iş var. Türkiye olarak birçok uluslararası konvansiyonu imzalamamış veya imzalamış fakat işlerlik kazandırmamışız. Õzgürlük alanlarını güçlendirmek için pek çok adımı atmamız gerekiyor. Türkiye olarak en büyük arzumuz vatandaşlarımız için vizesiz seyahat. Ancak AB ülkelerinin bu konuda samimiyetsiz olduğunu söylemek zorundayım. Büyükelçi Manservisi göreve geldiğinden bu yana, bu konuda son derece yapıcı bir tavır izledi. İlerleme kaydediyoruz.”dedi.

     

    Başmüzakereci Çavuşoğlu, Gümrük Birliğini  yenilemek istediklerini belirterek, "çünkü müzakere süreci uzadıkça dezavantajlarımızın ekonomiye etkisinin arttığını görüyoruz. Bu, Türk ekonomisine haksızlık. Bizim en büyük ticaret ortağımız AB. O yüzden Gümrük Birliğini yenilememiz gerekiyor. Transatlantik Anlaşması'nın dışında da kalmak istemiyoruz. Gümrük Birliği'nin yeniden gözden geçirilmesi çalışmalarını başlattık; yakın bir zaman içinde müzakerelere de başlayacağımızı umut ediyorum." dedi.

     

    İftar yemeğinin ev sahibi, 1965 yılında kurulan ve 50 yıldır Türkiye-AB ilişkileri üzerine çalışan İktisadi Kalkınma Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Õmer Cihad Vardan ise konuşmasında, yeni dönemin yeni umutlar barındırdığının altını çizdi. Başkan Vardan, AB Türkiye Delegasyonu Başkanının göreve yeni gelmesinin, İtalya'nın AB Dönem Başkanlığını devralmasının ve yeniden belirlenen Avrupa Parlamentosu ile bu Parlamento’nun belirleyeceği yeni Avrupa Komisyonu Başkanı'nın Türkiye için büyük öneme sahip olduğunu ifade etti. İKV Başkanı Vardan ayrıca, Türkiye'de ilk kez Cumhurbaşkanı'nı halkın seçecek olmasının da, Türkiye'nin demokratik hayatı için yeni bir döneme işaret ettiğini söyledi ve2014'ün AB yılı ilan edildiğini hatırlattı.

     

     

    AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Stefano Manservisi ise, AB'nin önemli bir dönüşümden geçtiğini ve daha demokratik olduğunu belirterek, Birliğin ortak refah çevresinde güçlendiğini dile getirdi. Türk vatandaşlarının, Avrupa denilen ortak evin çoktan bir parçası olduğunu vurgulayan Büyükelçi Manservisi, "Türkiye bizim daha güçlü bir ev inşa etmemize yardımcı olacak" ifadelerini kullandı. Büyükelçi Manservisi sözlerine şöyle devam etti: “Bugün sizlerle aynı masayı, aynı yemeği paylaşmak bence önemli bir sembol. AB ciddi bir dönüşüm sürecinde ve daha demokratik olma çabasında. Biz AB içerisinde bir süper güç devleti oluşturmaya çalışmıyoruz; aksine çeşitliliği ve barışı korumaya çalışıyoruz. Daha anlaşılabilir olmaya çalışıyoruz. Türk vatandaşları çoktan bu yapının içinde yer almış durumda. Gelecek yıllara yatırım yapmak adına Bakan Çavusoğlu ile de görüşüyoruz.”dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise konuşmasında şunları söyledi:“Geçmişte bir ülke sadece kendi ülkesinde kendi coğrafyasında yetmeye çalışırken, şimdi bu şemsiye genişletilmelidir. Sınırların kalktığı bir dünyada çalışıyoruz. İnsanoğlu mücadele ile gelişiyor. Biz AB'ye girmek için büyük bir mücadele veriyoruz. Tüm katmanlar hep beraber geleceğe yürümenin formülünü buldu. AB tarafından açılacak fasıllarda daha cömert davranılmasını bekliyoruz. İstanbul çoktan Avrupa’nın bir parçası haline geldi ama tüm Türkiye için de bunun gerçekleşmesini istiyoruz. Biz de AB'nin sofrasında yer almayı diliyoruz. Bizim heyecanımız Avrupa'ya da heyecan katacaktır. Yeni süreç ülkemiz ve Avrupa için hayırlı olsun.”

     

     

    AB Bakanı ve Başmüzakereci, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yanı sıra İKV’nin iftar davetine, İKV Yönetim Kurulu Üyeleri, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi,MÜSİAD Başkanı Nail Opak, UND Başkanı Çetin Nuhoğlu, eski İKV Başkanı Jak Kamhi ve birçok isim katıldı. İstanbul’daki AB üye ülke Başkonsolosları onuruna verilen iftar yemeğinde, ABD Başkonsolosu Charles Hunter’ın yanısıra İtalya, Almanya, Belçika, Hollanda, Romanya, Hırvatistan,Makedonya ve Bulgaristan’ın da aralarında yer aldığı 12 AB üye ülkesinin İstanbul Başkonsolosları hazır bulundu.

    TEMMUZ 2014: İKV HEYETİ, AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE DELEGASYONU BAŞKANI BÜYÜKELÇİ MANSERVİSİ İLE BİRARAYA GELDİ

    Ömer Cihad Vardan başkanlığında, İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ve Genel Sekreter Yardımcısı Melih Özsöz’den oluşan İKV heyeti, 7 Temmuz 2014 tarihinde Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Stefano Manservisi ile biraraya geldi. Ankara’da Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nda gerçekleştirilen görüşmeye ayrıca Delegasyon temsilcileri Güray Vural ve Prof. Dr. Mustafa Balcı’da katıldı.

     

    Görüşmede genel olarak Türkiye-AB müzakere sürecindeki mevcut durum ele alındı. Delegasyon olarak, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı sürecinde müzakerelerde yeni başlıkların açılmasını beklediğini ifade eden Büyükelçi Manservisi, 19. Başlık olan Sosyal ve Politika ve İstihdamın önümüzdeki dönemde açılmasının kuvvetle muhtemel olduğunu İKV heyetini iletti. Bu çerçevede Türkiye’nin toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek iş yerinde çalışan işçilerin en az yüzde 1'inin sendika üyesi bulunması konusuna yeşil ışık yaktığını ifade eden Büyükelçi Manservisi, işkolu barajındaki bu düzenleme ile birlikte Sosyal Politika ve İstihdam faslının açılabileceğini söyledi. Büyükelçi Manservisi, GKRY’nin bloke ettiği Enerji faslında da müzakerelere geçilmesi için, Delegasyon olarak yoğun çaba sarfettiklerini belirtti. Aynı şekilde 23. Başlık olan Yargı ve Temel Haklar konusunda da ilerleme kaydedilebileceğini söyledi.

     

     

     

    Büyükelçi Manservisi, Ekim 2014 tarihinde yayımlanacak Avrupa Komisyonu İlerleme Raporunun tonunun, stratejik öneme sahip Türkiye-AB ilişkilerini genişletme ve derinleştirmeye imkan verecek şekilde belirleneceğini söyledi ve bu raporun mevcut Komisyonun yayımlayacağı son rapor olacağına dikkat çekti. Dolayısıyla Ekim ayımda yayımlanacak raporun bir sonraki dönemde yeni Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile ilişkilerini ne şekilde yürüteceği konusunda önemli bir referans noktası oluşturacağını ifade etti. Bu çerçevede özellikle siyasi reformlara önem verilmesi gerektiğini hatırlatan Büyükelçi Manservisi, sivil topluma danışılması ve sivil toplumun temel rolünü üstlenebilmesi için elverişli bir ortamın sağlanmasının önemli olduğunu dile getirdi.

     

    Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması ile ilgili olarak, TBMM’de Haziran ayı sonunda anlaşmanın onaylanması ile birlikte Türkiye’nin çok önemli bir adım attığını ifade eden Manservisi, önümüzdeki sürecin dikkatle takip edileceğini  söyledi. Geri Kabul Anlaşmasına ilişkin, kamuoyunda var olan yanlış algı sebebiyle, sürecin uzadığına dikkat çeken Stefano Manservisi, Türkiye’nin anlaşmada yer alan maddeler ile birlikte vize serbestliği yol haritasında ifade edilen kriterleri karşılaması ile birlikte, bu alanda çözüme ulaşılabileceğini söyledi.

     

    Büyükelçi Manservisi ayrıca, görevi boyunca Türkiye’nin Katılım Öncesi Mali Yardımlardan azami yararlanabilmesi için Türkiye’deki ilgili birimler ile gerekli çalışmaları yapacaklarının da altını çizdi.

     

    İKV ve İKV faaliyetleri ile ilgili Büyükelçi Manservisi’ye bilgi veren İKV Başkanı Vardan ise, önümüzdeki dönemde Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ile daha sıkı bir işbirliğinde bulunmak istediklerini Büyükelçi’ye iletti. Bu çerçevede serbest ticaret anlaşmaları konusunda İKV öncülüğünde kurulan STA Bilgi ve Kapasite Geliştirme Merkezi hakkında Büyükelçi’ye bilgi veren İKV Başkanı Vardan, bu çalışmalarda Delegasyon yetkililerinin de desteğini beklediklerini ifade etti.

    TEMMUZ 2014: İKV HEYETİ, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI AVRUPA GENEL MÜDÜRÜ BÜYÜKELÇİ ÜĞDÜL’Ü ZİYARET ETTİ

    Ömer Cihad Vardan başkanlığında, İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ve Genel Sekreter Yardımcısı Melih Özsöz’den oluşan İKV heyeti, 7 Temmuz 2014 tarihinde Dışişleri Bakanlığı Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Aslıgül Üğdül ile biraraya geldi. Ankara’da Dışişleri Bakanlığı’nda gerçekleştirilen görüşmede Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan güncel gelişmeler ele alındı. İKV’nin faaliyetleri konusunda Büyükelçi Üğdül’e bilgi veren İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan, İKV olarak başta Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecinin ilerletilmesi olmak üzere, vize konusu, geri kabul anlaşması, serbest Ticaret anlaşmaları ve sivil Toplum diyaloğu konularında Dışişleri Bakanlığı ile her zaman ortak çalışmaya hazır olduklarını ifade etti. Büyükelçi Üğdül ise İKV Başkanı Vardan’ı, yeni görevinden dolayı kutlarken, İKV’nin Türkiye-AB ilişkileri tarihinde önemli bir yeri olduğunu söyledi ve ortak çalışmaya her zaman açık olduklarını ifade etti.

    TEMMUZ 2014: İTALYA AB DÖNEM BAŞKANLIĞI’NI 1 TEMMUZ 2014’TE DEVRALDI

    İtalya, 1 Temmuz 2014 tarihinde Yunanistan’dan devralarak, 12’nci kez dönem başkanlığı görevini üstlendi.  İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın öncelikleri; ekonomik ve mali krizin üstesinden gelerek ekonomik büyümenin canlandırılması ve yeni istihdam imkânlarının yaratılması; vatandaşların temel haklarının güçlendirilmesi ve Avrupa’nın hızla değişen uluslararası ortama ayak uydurmasının sağlanması olarak belirlendi.

    İstihdam ve ekonomik büyüme

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda, AB temel politikalarının merkezinde büyüme ve istihdamı tutarak, üye ülkelerinde yapısal reformları teşvik edecek ekonomik çerçevenin oluşturulması hedefleniyor. Bu girişimler kapsamında, “Avrupa Rönesans” ile Avrupa, sanayinin önemini yeniden keşfedilmesi için KOBİ’lerin gelişmeleri ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi konuları öncelik teşkil ediyor. Bu dönemde, enerji ve iklim politikalarına da büyük önem verileceği anlaşılıyor. Enerji alanında örneğin, AB’nin enerjide tedarik yollarının çeşitlendirilmesi ve enerji güvenliğinin sağlanmasına yönelik önlemler alınması öngörülüyor. İtalya, bu kapsamda Ekim 2014’te düzenlenecek AB Zirvesi’nde iklim ve enerji alanlarında yeni bir anlaşmaya varılması için çalışacağını açıkladı.

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın diğer öncelikleri arasında Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi; eğitim ve öğretim sistemlerinin iş pazarına entegrasyonun kolaylaştırılması ve başta Horizon 2020 Programı ile Avrupa Yapısal ve Yatırım fonları aracılığıyla araştırma ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi yer alıyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda dijital tek pazarının tamamlanması için çalışmalarının hızlandırılması öngörülüyor. Bu önlemler ile birlikte, Avrupa 2020 Stratejisi’ni yeniden canlandırarak, akılı, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeye destek verilmesi hedefleniyor. Bu bağlamda, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın süresince söz konusu stratejinin etkinliğini artırmak amacıyla açık bir forumun düzenlenmesi planlandığı açıklandı.

    Avrupa vatandaşlarıyla yakınlaşma: demokrasi, haklar ve özgürlük

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı esnasında, AB kurumlarında yer alan temsilcilerin görev değişiminde önemli gelişmelere sahne olması söz konusu. Bunlar sırasıyla; yeni seçilen Avrupa Parlamentosu’nun Temmuz ayında, Avrupa Komisyonu’nun yeni üyelerinin ve AB’nin yeni Yüksek Temsilcisi’nin ise Kasım ayında göreve başlamaları ve AB Zirvesi’nin liderliğinin 1 Aralık 2014 tarihinden itibaren yeni bir Başkan tarafından devralınmasıdır. Bu Dönem Başkanlığı’nda, İtalya, söz konusu geçiş döneminin kolaylaştırılması için büyük özen göstereceği düşünülüyor. Bu dönemde, AB’de yönetişim sürecinde de iyileştirme yolları aranacağı açıklandı. Bu kapsamda daha çok demokrasi, hesap verebilirlik, şeffaflık sağlanmasıyla, AB kurumlarının AB vatandaşlarıyla daha çok yakınlaştırılması amaçlanıyor.

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda özellikle temel hakların korunması ve bu kapsamda kişisel verilerin korunmasına yönelik yürütülen çalışmalarda ilerleme kaydedilmesi ümit ediliyor. Bunun yanı sıra, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılık yapmama ilkesinin uygulanmasına yönelik önlemlerin alınmaya devam edileceği açıklandı.

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda göç ile sığınma politikalarda AB’nin daha aktif bir rol üstlenmesi hususuna önem veriliyor. Bu bağlamda, AB nezdinde bir göç politikasının oluşturulması hedefleniliyor. Bu kapsamda öngörülen çalışmalar arasında örneğin Avrupa’da daha entegre sınır kontrol sisteminin geliştirilmesi yer alıyor.

    AB’nin dış politikasında yeni bir ivme

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda Güney Akdeniz bölgesinin AB’nin Dış Politikası çerçevesinde daha ön plana çıkartılmak istendiği anlaşılıyor. AB’nin özellikle Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgelerinde yaşanan geçiş dönemine destek verilmesi öngörülüyor.

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı, komşuluk politikası çerçevesinde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile imzalanan Ortaklık Anlaşmaları’nın uygulamaya koyulmasına öncelik tanıyacağını belirtti. Bununla birlikte, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda stratejik önem taşıyan genişleme politikası kapsamında ise Batı Balkanlar ile katılım müzakerelerin desteklenmesi ve Türkiye ile olan müzakerelerin yeninden canlandırılması konuları öncelikler arasında yer alıyor.

    AB’nin dış ticaret politikası kapsamında ise, AB’nin stratejik ortakları ve gelişmekte olan ekonomiler ile ikili ticaret ve yatırım müzakerelerinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam etmesi söz konusu. Asya ülkeleri ile yürütülen serbest ticaret anlaşmaları ve ABD ile yürütülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı müzakerelerinin desteklenmesi öncelik teşkil ediyor.

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda ayrıca, siber suç ile daha etkin mücadele edilmesi, AB Denizcilik Güvenlik Stratejisi’nin uygulanması, 2015 sonrası Kalkınma Gündemi için ortak bir pozisyon hazırlanması gibi önceliklere de yer veriliyor.

    İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın önceliklerine ilişkin daha detaylı bilgilerehttp://italia2014.eu/media/1220/programma-semestre-en-def.pdf ve İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın resmi sitesine http://italia2014.eu/en adreslerinden ulaşılabilir.

    HAZİRAN 2014: İKV HEYETİ, ADALET BAKANI İLE BİRARAYA GELDİ

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığındaki İKV heyeti, 27 Haziran 2014 tarihinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile biraraya geldi. Ankara’da Adalet Bakanlığı’nda gerçekleştirilen görüşmeye İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, Genel Sekreter Yardımcısı Melih Özsöz ve Proje Müdürü Çisel İleri katıldı.

    Görüşmede İKV Başkanı Vardan, Bakan Bozdağ’a İKV’nin yapısını, amaç ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan güncel gelişmelerin ele alındığı görüşmede özellikle 24. Başlık olan Yargı ve Temel Haklar faslına ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu. İKV olarak başta Avrupa Komisyonu yetkilileri olmak üzere ilgili kurum temsilcilerine, 24. Başlıkta müzakerelerin açılması gerektiğini her fırsatta dile getirdiklerini ifade eden İKV Başkanı Vardan, son dönemde temel hak ve özgürlükler alanında yaşanan gelişmelerin, bu başlığın açılmasını bir zorunluluk haline getirdiğini söyledi. Görüşmede Bakan Bozdağ, Vardan’ı İKV Başkanı seçilmesinden ötürü kutladı ve başarılar diledi. 
     

     

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI, MİLLİ EĞİTİM BAKANI’NI ZİYARET ETTİ

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığındaki İKV heyeti, 27 Haziran 2014 tarihinde Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile biraraya geldi. Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerçekleştirilen görüşmeye İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, Genel Sekreter Yardımcısı Melih Özsöz ve Proje Müdürü Çisel İleri katıldı.

    Görüşmede İKV Başkanı Vardan, Bakan Avcı’ya İKV’nin yapısını, amaç ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan güncel gelişmelerin ele alındığı görüşmede, Bakan Avcı, Vardan’ı İKV Başkanı seçilmesinden ötürü kutladı ve başarılar diledi.

    HAZİRAN 2014: İKV HEYETİ, TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU VE ULUSAL AJANS BAŞKANLARINI ZİYARET ETTİ

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığında, Genel Sekreter Doç. Dr. Çiğdem Nas, Genel Sekreter Yardımcısı Melih Özsöz ve Proje Müdürü Çisel İleri’den oluşan İKV heyeti, 27 Haziran 2014 tarihinde Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı Dr. Hikmet Tülen ve Ulusal Ajans Başkanı Bülent Özcan’ı ziyaret etti. Ankara’da gerçekleştirilen görüşmelerde İKV Başkanı Vardan, İKV’nin yapısını, amaç ve faaliyetleri hakkında bilgi verirken, Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan güncel gelişmeler ele alındı.

    Ulusal Ajans Başkanı Bülent Özcan ile gerçekleştirilen görüşme kapsamında Başkan Özcan, Ulusal Ajans ve Erasmus+ Programı hakkında İKV heyetine bilgi verdi. Erasmus+ kapsamında Türk iş dünyasının programa katılımına büyük önem verdiklerini vurgulayan Başkan Özcan, bu çerçevede İKV’den programın iş dünyasına duyurulması konusunda yardım istedi.

    HAZİRAN 2014: İKV STA BİLGİ VE KAPASİTE MERKEZİ’NİN İKİNCİ TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

    Sayıları giderek artan ve çok taraflı ticaret sisteminde önemli bir yeri ve etkisi olan Serbest Ticaret Anlaşmalarını (STA) izlemek ve analiz etmek üzere İKV tarafından bu yıl bir “STA Bilgi ve Kapasite Merkezi” oluşturuldu. Nisan ayında gerçekleştirilen ilk toplantının ardından, 26 Haziran 2014 tarihinde STA Bilgi ve Kapasite Merkezi’nin ikinci toplantısı düzenlendi. Söz konusu toplantıda, Brookings Enstitüsü’nün Amerika ve Avrupa Çalışmaları Merkezi Türkiye Projesi Direktörü ve TÜSİAD’ın Kıdemli Uzmanı Prof Dr. Kemal Kirişci, TEPAV Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü, Türkiye'nin DTÖ nezdindeki eski Daimi Temsilcisi, emekli Büyükelçi Bozkurt Aran ve Avrupa Hizmetler Forum’un (European Services Forum) İdari Direktörü Pascal Kerneis çok taraflı ticaret sistemi ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) üzerine sunumlar gerçekleştirdiler.

    Toplantının açılış konuşmasında,  İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ve Brüksel Temsilcisi Haluk Nuray İKV’nin nezdinde oluşturulan STA Bilgi ve Kapasite Merkezi hakkında konuşmacılara ve yeni katılımcılara bilgi verdiler. Merkez ile iş dünyası temsilcilerini bir araya getirerek, tüm yeni nesil STA’lar ve özellikle hâlihazırda AB ile ABD arasında müzakereleri yürütülen TTYO’ya ilişkin süreçlerin yakından takip edilmesi ve Türk iş dünyasının bu gelişmeler hakkında bilgilendirilmesi hedefleniliyor.

    İkili ve bölgesel STA’ların öne çıktığı bu yeni dünya ticaret düzeninde Türkiye’nin de üçüncü ülkelerle STA müzakere ederek, bu sürece ayak uydurması büyük önem taşıyor. Bununla birlikte İKV, Türkiye’nin yeni nesil STA’ları müzakere edecek ve uygulamaya geçirecek kapasiteye henüz sahip olmadığı görüşünü savunuyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin kapasitesinin geliştirilmesi için oluşturulan STA Bilgi ve Kapasite Merkezi, iş dünyası temsilcilerini uluslararası ticaret sistemindeki gelişmeler hakkında daha iyi bilgilendirerek özel sektörünün müzakere sürecindeki konumunu güçlendirilmesi amaçlıyor.

    Brookings Enstitüsü’nün Amerika ve Avrupa Çalışmaları Merkezi Türkiye Projesi Direktörü ve TÜSİAD’ın Kıdemli Uzmanı Prof Dr. Kemal Kirişci, konuşmasında TTYO kapsamında yaşanan gelişmeleri ABD perspektifinden değerlendirdi. ABD’nin TTYO’yu desteklemesinin sadece ekonomik büyümeyi canlandırmak adına yapılan bir girişim olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Kemal Kirişçi, bu girişimin esasında AB ve ABD arasındaki ilişkilerinin derinleştirilmesi için bir vesile oluşturduğunu belirtti. Kirişçi, sunumunda ayrıca ABD’de TTYO müzakerelerinde aksamaya neden olan bazı gelişmelere dikkat çekti. Obama hükümetinin ABD Kongresi’nin Ticaret Geliştirme Yetkisi’ni (Trade Promotion Authority) kabul etmesini sağlayamamasının TTYO müzakere sürecini olumsuz etkilemekte olduğunu vurgulayan Kirşiçi, bu yasanın kabul edilmemesi sonucunda, TTYO’ye ilişkin bir anlaşmaya varıldığı takdirde, söz konusu anlaşmanın Kongre tarafından detaylı olarak incelenip ve üzerinde değişiklikler talep edilmesinin bu sürecin yavaşlamasına neden olacağı konusunda endişelerini belirti. Tüm bunların yanı sıra, ABD ve Avrupa Komisyonu’nun bu müzakere sürecini ne kadar önemsediğini ve müzakereleri tamamlamak konusunda ne kadar istekli olduğunun bilincinde olmasına karşın, konuyla ilgili olarak, Avrupa Parlamentosu’nda yapılan seçimlerin AB’nin geleceği konusunda endişelere sebep olduğuna dikkat çekti.

    Avrupa Hizmetler Forum’un İdari Direktörü Pascal Kerneis, konuşmasında öncelikle kendi kurumu ve çalışma alanları hakkında katılımcılara kapsamlı bilgiler sundu. Kerneis’in direktörlüğünü yürüttüğü Avrupa Hizmetler Forumu, uluslararası ticaret müzakerelerinde Avrupa hizmet sektörünü sesini oluşturuyor. Kurum, öncelikli olarak uluslararası ticaret müzakerelerinde hizmet sektörünün önemini, AB hizmet sektörü, AB müzakerecileri ve AB ile uluslararası kurumlar nezdinde dikkat çekmeye çalışıyor. Avrupa Hizmetler Forumu ayrıca, AB’nin ticaret ortaklarının ticari politikaları üzerinde analizlerde bulunuyor ve bu kapsamda AB’nin ticari ortaklarının farklı sektörlerde uygulanan tarifelerinin listesinin oluşturuyor.

    Sunumunda Pascal Kerneis, özellikle hizmet sektörü açısından dünya ticaretinde meydana gelen güncel gelişmeler hakkında katılımcılara bilgilendirdi. Bu kapsamda, özellikle AB ticaret politikasını kapsamlı bir şekilde ele alarak günümüzde AB’nin imzalamış olduğu ve müzakere etmekte olduğu STA’lar hakkında detaylı bilgiler verdi. Bunun yanı sıra, Kerneis, Türkiye’nin de yer aldığı ve Dünya Ticaret Örgütü’nün bazı üye ülkeleri arasında öngörülen hizmet ticaretine ilişkin uluslararası anlaşma (Trade in Services Agreement - TISA) ve TTYO ile ilgili müzakere süreçlerine de değindi. Bu kapsamda, TISA’ya dâhil olan ülkelerden hiç biriyle daha önce Türkiye’nin bir anlaşma imzalamadığına dikkat çeken Pascal Kerneis, Türkiye’nin bu anlaşmadan en çok faydalanacak ülke olduğunu belirtti.

    Türkiye’nin DTÖ Nezdinde Daimi Temsilcilik görevini yürütmüş olan, hâlihazırda TEPAV’da Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü olan emekli Büyükelçi Sayın Bozkurt Aran ise konuşmasında, başta TTYO olmak üzere dünya ticaretindeki gelişmeleri Türkiye perspektifinden değerlendirdi. Sunumunda, Aran öncelikle DTÖ’nün kuruluşundan bu yana çok taraflı ticaret sisteminin nasıl geliştiği konusuna değindi ve günümüzde bu sistemin karşılaştığı zorlukları kaydetti. Sayın Aran, son yıllarda bölgesel ve ikili STA’ların öneminin arttığına ve gelişmekte olan ülkelerin giderek ön plana çıktığına dikkat çekti. Bunun yanı sıra, Sayın Bozkurt Aran, TTYO’nın yanı sıra Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ile birlikte çağımızda ortaya çıkan mega ortaklıkların en önemlisi olduğunu belirterek, bu girişimler hakkında kapsamlı bilgiler sundu.

    Sayın Bozkurt Aran TTYO’nın gerek dünya ticareti gerekse Türkiye açısından önemini vurguladığı konuşmasında, Türkiye’nin bu sürece ne şekilde dâhil olabileceği konusunu da ele aldı. Bu kapsamda, en iyi çözümün öncelikli olarak Türkiye’nin AB ile oluşturduğu Gümrük Birliği’nin kapsamının genişletilmesi ve ardından Türkiye’nin AB ve ABD arasında yürütülen müzakerelerin ileri aşamasında sürece dâhil olması katılması olduğunu savundu.

    HAZİRAN 2014: TÜRKİYE-AB GERİ KABUL ANLAŞMASI, TBMM GENEL KURULU’NDA ONAYLANDI

    GERİ KABUL: İLERİ ADIM

    TÜRKİYE-AB GERİ KABUL ANLAŞMASI, TBMM GENEL KURULU’NDA ONAYLANDI

    İKV: “Geri Kabul Anlaşmasının TBMM Tarafından Onaylanmasını Memnuniyetle Karşılıyoruz”

    İKV olarak, uluslararası düzensiz göç ile mücadelede etkin bir araç olan geri kabul anlaşmasının, Avrupa Parlamentosu’nun ardından,25 Haziran 2014 tarihinde TBMM tarafından da onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Hiç şüphesiz modern sınır yönetimi anlayışının bir gereği olarak geri kabul, düzensiz ve yasadışı göç ile mücadele edilmesi, bu sayede sınırlar içerisinde ve dışarısında güvenliğin tesisi açısından, tüm ülkeler için büyük önem arz eden ve kurulması elzem olan bir mekanizmadır. Türkiye için, üyelik müzakerelerini yürüttüğü AB ile geri kabul mekanizmasının kurulması, AB üyelik şartlarının ötesinde, ülkemizin iç ve dış güvenliği açısından büyük önem arz etmektedir.

    Müzakereleri 10 yıldan fazla süren ve taraflar arasında 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması, yasadışı yollarla Türkiye üzerinden AB üye ülke topraklarına giren mültecilerin Türkiye’ye iadesini öngörüyor. Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından en az 3 yıl sonra, Türkiye üzerinden AB’ye giriş yapmış olan mültecilerin Türkiye’ye geri iadesine başlanacak.

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan:

    “Düğümler Birer Birer Çözülüyor”

    Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşmasının yürürlüğe girmesi öncesinde son adım olan, anlaşmanın TBMM tarafından onaylanması, 50 yılı aşkın süredir devam eden Türkiye – AB ilişkilerindeki düğümlerin birer birer çözülmeye başlandığı anlamını taşıyor.

    “Vize Serbestliği Diyaloğu Tamamlanmalı; Vize Mecburiyeti Kalkmalı”

    Temennimiz, söz konusu anlaşmanın onaylanması ile birlikte, Aralık 2013 tarihinde AB ile Türkiye arasında başlatılan, Türk vatandaşlarına yönelik vize serbestliği diyaloğunun daen kısa sürede, tarafların tüm hassasiyetlerine duyarlı bir şekilde tamamlanmasıdır. Bu çerçevede siyasi, ekonomik, hukuki ve en önemlisi insani her türlü normu zorlayan vize uygulaması konusunda yıllardır çaba sarf eden bir kurum olarak, Geri Kabul Anlaşması’nın onaylanmasının ardından 30 yılı aşkın bir zamandır kördüğüm haline gelmiş olan Türk vatandaşlarına yönelik vize mecburiyetinin bir an önce kaldırılarak mağduriyetin giderilmesi arzusundayız.

    “Olumlu Gelişmeler Müzakere Sürecine de Yansımalı”

    İKV olarak bir diğer arzumuz ise, geri kabul ve vize konularında atılan bu adımların 2005 yılından bu yana yürüttüğümüz Türkiye-AB üyelik müzakereleri sürecine olumlu olarak yansımasıdır. Unutulmamalıdır ki, hâlihazırda Türkiye, Geri Kabul Anlaşması ve Vize Serbestliği Yol Haritasında belirtilen kriterlerin yerine getirilmesi konusunda büyük çaba sarf etmiştir. Bu çabaların hem üyelik müzakereleri sürecine olumlu katkıda bulunması, hem de Türk vatandaşlarına bir an önce vizesiz Avrupa’nın kapılarının açılması için, 24. Başlık olan “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” faslının vakit kaybedilmeden müzakerelere açılmasını temenni ederiz.

     

     TBMM tarafından onaylanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’na ilişkin:

    -    İKV tarafından hazırlanan basın açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz .

    -  İKV tarafından hazırlanan “TÜRKİYE-AB GERİ KABUL ANLAŞMASI’NIN 5N 1K’SI” başlıklı Bilgilendirme Notunaburadan ulaşabilirsiniz.

    -   İKV tarafından hazırlanan “TÜRKİYE-AB GERİ KABUL ANLAŞMASI HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN 8 YANLIŞ” başlıklı Bilgilendirme Notuna buradan ulaşabilirsiniz.

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI AB BAKANLIĞI MÜSTEŞAR VEKİLİ AHMET YÜCEL’İ ZİYARET ETTİ

    İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, 12 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da, Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşar Vekili Ahmet Yücel’i makamında  ziyaret etti.  Ziyaretinde Vardan’a, İKV Denetim Kurulu üyesi Hasan Hüseyin Coşkun, İKV Genel Sekreteri Çiğdem Nas ve Genel sekreter yardımcısı Melih Özsöz eşlik etti.

    Ziyarette Başkan Ömer Cihad Vardan, İKV’nin yeni dönem öncelikleri ve çalışma alanları konusunda bilgi verdi. Görüşmede, AB Bakanlığı’nın çalışmalarına İKV tarafından destek sağlanması ve işbirliği yapılmasına ilişkin olarak görüş alışverişinde bulunuldu. AB Bakanlığı Müsteşar Vekili Ahmet Yücel ise, Bakanlığın çalışmaları ve son dönemde AB ilişkilerindeki güncel gelişmeler hakkında bilgi verdi.

     

     

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI HOLLANDA VE İSVEÇ BÜYÜKELÇİLERİNİ ZİYARET ETTİ

    İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, 12 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da, Hollanda Büyükelçisi Ron Keller ve İsveç Büyükelçisi Lars Wahlund’u ziyaret etti.  Ziyaretinde Vardan’a, İKV Denetim Kurulu üyesi Hasan Hüseyin Coşkun, İKV Genel Sekreteri Çiğdem Nas ve Genel sekreter yardımcısı Melih Özsöz eşlik etti.

    Ziyarette Başkan Ömer Cihad Vardan, İKV’nin faaliyetlerini tanıttı. İKV’nin 1965 yılında İTO ve İSO tarafından kurulduğunu ve bugün başta TOBB olmak üzere çeşitli iş dünyası kuruluşları tarafından desteklendiğini belirtti. Vardan, İKV’nin temel amacının Türkiye’nin AB sürecine katkıda bulunmak ve AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda bilgi ve görüş üretmek olduğunu söyledi ve Büyükelçilere İKV rapor ve kitaplarından oluşan bir paket ile İKV amblemli bir çini çalışması hediye etti. Görüşmede Büyükelçi Keller ve Wahlund Türkiye’nin AB süreci konusundaki görüş ve izlenimlerini açıklarken, Türkiye’nin AB üyeliği hedefine destek verdiler. Karşılıklı ortak çalışma ve işbirliği olanaklarının da ele alındığı görüşmelerde son günlerdeki gelişmeler de irdelendi. Görüşmeler samimi ve yapıcı bir ortamda gerçekleşti.

     

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI VARDAN EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKÇİ’Yİ MAKAMINDA ZİYARET ETTİ

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, 17 Haziran 2014 tarihinde Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’yi makamında ziyaret etti. Bakan Zeybekçi, Vardan’ı İKV Başkanı seçilmesinden ötürü kutladı ve başarılar diledi. Bakan Zeybekçi görüşmede Vardan’a Türkiye-AB gümrük birliğinin güncellenmesi süreci hakkında görüşlerini aktardı. Dünya ticaret haritasının yeniden şekillenmekte olduğunu söyleyen Bakan Zeybekçi, bu yeni haritada Türkiye’nin hak ettiği yeri mutlaka alacağını belirtti. Bakan Zeybekçi, bu süreçte Bakanlığın sivil toplum örgütleri ile işbirliğine özel bir önem atfettiğini kaydetti.

       

    İKV Başkanı Vardan, Bakan Zeybekçi ile görüşmesinde İKV’nin yapısını, amaç ve faaliyetlerini tanıttı. Vardan, İKV çatısı altında oluşturulan STA Bilgi ve Kapasite Merkezi hakkında bilgi verdi ve bu merkezin özel sektörün yeni nesil STA’lar konusunda uzmanlık birimi olarak faaliyette bulunacağını anlattı. İKV’nin AB entegrasyonu alanında çalıştığını belirten Vardan, Vakfın amblemini taşıyan bir çini çalışmasını ve Vakıf yayınlarından bir seçkiyi Bakan Zeybekçi’ye sundu.

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI VARDAN, STEFAN FÜLE’NİN KATILDIĞI SİVİL TOPLUM TOPLANTISINI YÖNETTİ

    İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle’nin Türkiye ziyareti vesilesi ile AB Bakanlığı tarafından düzenlenen sivil toplum toplantısına katılarak, toplantının moderatörlüğünü yaptı. Toplantıya Füle ile birlikte AB Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu katıldı. Toplantıda Bakan Çavuşoğlu’nun açış konuşmasından sonra, İKV Başkanı Vardan Türkiye’nin AB sürecine ilişkin İKV’nin tespit ve önerilerini içeren kısa bir sunum yaptı. Bunun akabinde sivil toplum örgütü temsilcilerinin görüş ve sorularına geçildi. Yaklaşık 50 civarında farklı sivil toplum örgütünün katıldığı toplantı basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Toplantı kapsamında Komisyon üyesi Füle ve AB Bakanı Çavuşoğlu Türkiye-AB ilişkileri ve katılım sürecine ilişkin olarak sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin görüşlerini alarak, sorularını cevaplandırma imkanı buldular.

     

     

     

     

       

     

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI “YENİDEN CANLANAN TÜRKİYE AB TİCARİ İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA GÜMRÜK BİRLİĞİ” PANELİNDE KONUŞTU

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, 12 Haziran 2014 tarihinde Seta Vakfı tarafından düzenlenen “Yeniden Canlanan Türkiye AB Ticari İlişkileri Bağlamında Gümrük Birliği” panelinde konuştu. Dünya Bankası tarafından gümrük birliğinin güncellenmesi ve kapsamının genişletilmesine yönelik olarak hazırlanan raporun ardından düzenlenen panelde, Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Reiser kısaca raporun temel bulgularını özetledi.

    SETA tarafından düzenlenen paneli, SETA araştırmacısı ekonomist Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl yönetti. Reiser’den önce söz alan SETA Araştırmacısı Hatice Karahan, Türkiye’nin dış ticaret profilini ve bunun içinde AB’nin önemini rakamlarla ortaya koydu.  Karahan, AB’deki büyümenin Türkiye’nin bu bölgeye olan ihracatını da olumlu etkilediğini, AB’deki talep artışının 2014’te Türkiye’nin ihracatını artırdığını belirtti. Gümrük birliğinin Türkiye’nin dış ticareti açısından yarattığı ivmeyi vurgulayan Karahan, gümrük birliğinin güncellenmesi için de içinde bulunduğumuz dönemin çok uygun olduğunu söyledi.

     

    Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Reiser, panelde Dünya Bankası’nın gümrük birliği raporunu gündeme getirdi. Reiser, konuşmasında gümrük birliğine ilişkin sorunlar ve çözüm önerilerinin yanı sıra gümrük birliğinin yarattığı kazanımların genişletilmesine değindi. Reiser, Türkiye’nin dış ticareti açısından AB ve gümrük birliğinin vazgeçilmez önemde olduğunu, gümrük birliğinin Türkiye’ye önemli faydalar sağladığını, AB pazarındaki rekabetin Türk sanayinin modernleşmesine ve gerek kalite ve gerekse fiyat açısından rekabet gücünü artırmasına, yani Türkiye fiyatları ile Avrupa kalitesini yakalamasına yol açtığını belirtti. Reiser rapor bulgularını özetlerken aşağıdaki noktalara dikkat çekti:

    -  Sanayi mallarında ticaretin hızla artmasına olanak sağlayan gümrük birliği eğer genişletilirse, aynı olumlu etki tarım ve hizmet sektörlerinde de sağlanabilir. Bunun olabilmesi için Türkiye’de tarımın kapsamlı bir reforma tabi tutulması ve hizmetlerde de Türkiye’nin AB ile ticari potansiyelini değerlendiremediği mali, hukuk, sağlık hizmetleri gibi alanlarda adımların atılması gerekmektedir.

    -  Gümrük birliği geçici bir süre için tasarlanmıştır çünkü tam üyeliğin zaten yakın bir zamanda gerçekleşeceği varsayılmıştır. Gümrük birliği içinde öngörülen danışma prosedürleri yeterince işletilememiştir. İki taraf da birbirinin gümrük birliği kapsamında neler yaptığından tam olarak haberdar olamamaktadır. Türkiye gümrük birliği ile ticaret politikasını AB’ye bağlamıştır. Ancak karar alma sürecinde temsil edilememektedir.

    -  Gümrük birliği tasarımındaki asimetrik yapı ve bunun yol açtığı sorunlar çözümlenmelidir. Bu olmadan gümrük birliğinin kapsamının genişletilmesi de düşünülemez.

    -  STA’lar, taşıma kotaları ve vize gibi sorunlar ile gümrük birliğinin hizmetler ve tarımı içine alacak şekilde kapsamının genişletilmesi konuları bir paket halinde ele alınmalı ve çözümlenmelidir. Bunun için iki tarafta da süreci ileriye götürecek yeteri kadar istek ve “rüzgar” bulunmaktadır.

    Martin Reiser’den sonra söz alan, İKV yönetim kurulu başkanı Ömer Cihad Vardan iş dünyasının gümrük birliğine bakışını dile getirdi. Vardan, gümrük birliğinin bugüne kadar sağladığı faydalara değindi. Bunun yanında gümrük birliğinin yürürlüğe girdiği 1996’dan bu yana, dünya ticaretinde, AB ve Türkiye’de önemli değişimlerin de yaşandığını dile getiren Vardan, gümrük birliği düzenlemesinin bu gelişmelere uyum sağlaması ihtiyacına dikkat çekti. Vardan, gümrük birliği ilişkisi içinde olmasına rağmen, Türkiye’nin AB’nin imzaladığı STA’lara taraf olmadığı, bazı üçüncü ülkelerin gümrük birliği sayesinde Türkiye pazarına gümrüksüz bir şekilde erişirken, Türkiye’nin aynı avantajları sağlayamadığını belirti. Bunun yanında vizenin de önemli bir bariyer olmaya devam ettiğini, gümrük birliği içinde mallarını gümrüksüz satabilen sanayici ve iş adamlarının, AB ülkelerine giderken vize engeli ile karşılaşmalarının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Vardan, gümrük birliği raporunu olumlu karşıladığını, rapordaki entegre ve bütüncül yaklaşımım sorunların çözümü ve gümrük birliğinin yeni alanlara genişletilmesi açısından doğru reçeteyi sunduğunu söyledi. Vardan, bu raporun gösterdiği yolun Türkiye ve AB yetkilileri tarafından izlenmesi, kısa zamanda gümrük birliğine ilişkin sorunların çözümlenmesi ve kapsamının genişletilmesi konusunda gerekli adımların atılmasını umduğunu belirtti.

    Panelde son olarak söz alan Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Danışmanı

    Can Baydarol konunun hukuki boyutlarını belirttikten sonra özellikle taşımacılık sektörünün gümrük birliği kapsamında karşılaştığı sorunları dile getirdi. Baydarol bugün Türkiye’de yatırım yapan yaklaşık 15.000 AB firması olduğunu ve AB’ye yapılan ihracatın % 50’sinin de bu firmalar tarafından yapıldığını, AB ülkelerinin kamyonlara uyguladığı kotaların aslında AB ekonomisini vurduğunu ve AB firmalarını zarara uğrattığını vurguladı. Baydarol, Türkiye’nin aslında gümrük birliğine tam olarak giremediğini, sorunların da bundan kaynaklandığını söyledi. Türkiye’nin AB mevzuatına harmonize olması için öncelikle AB sistemine girmesi ve AB Adalet Divanı içtihadı şemsiyesi altında yer almasının gerektiğini belirtti. Türkiye’nin tam üye olmadığı için 3 temel eksikliğinin bulunduğunu belirten Baydarol bunları ortak bütçe, karar alma ve hukuk sitemi olarak sıraladı. Baydarol, kamyon şoförlerinin AB’ye mal taşırken turist vizesi ile giriş yaptıklarını, altı aylık vize ile ancak 90 gün kalabildiklerini ve geriye dönük sayma sistemi ile eğer bu altı ayın son 3 ayında bu 90 günü kullanmışlarsa 3 ay daha beklemeleri gerektiğini anlattı. Kamyon kotası ve benzeri uygulamaların gümrük vergisine eş etkili vergi olarak görülmesi gerektiğini ve serbest ticaret prensibine halel getirdiğini belirten Baydarol, Türk taşımacısının AB taşımacısına oranla sürece 800 avro dezavantajlı olarak başladığını vurguladı. Baydarol, gümrük birliğinin ele alınarak güncellenmesinin iki taraf arasında ilk etapta güven artırıcı bir unsur olarak ele alınması gerektiğini daha sonraki aşamalarda Ankara Anlaşması’nın bütünüyle de gözden geçirilebileceğini kaydetti.

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın paneldeki konuşmasının tam metni aşağıda sunulmaktadır:

    Bugün burada 1 Ocak 1996’da yürürlüğe giren Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin geldiği nokta, bugünkü işleyişi ve geleceğine ilişkin görüşlerimizi paylaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla, öncelikle ülkemiz adına oldukça önemli olduğunu düşündüğümüz ve biz iş dünyasını yakından ilgilendiren Gümrük Birliği konusunda bu toplantıyı düzenledikleri için SETA Vakfı yöneticilerine teşekkür ediyorum.

    Bizler, İKV olarak, Dünya Bankasının bu bağlamda hazırlamış olduğu raporun da ileriye dönük olarak tartışmalara ışık tutacak nitelikte olduğunu ve bu konudaki önemli bir eksikliği giderdiğini düşünüyoruz. Gümrük Birliği’nin ekonomik etkileri, revize edilerek güncelleştirilmesi ve sorunların çözümüne yönelik iki tarafın da görüşlerini dikkate alan DB Raporu, esas itibariyle, bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bağlamda raporu hazırlayan DB yetkililerine teşekkür ederiz.

    Müsaadenizle şimdi konuyla ilgili görüşlerimizi ve tespitlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    İlk olarak, GB’nin, başladığı dönemde ilişkiler adına "ileri ve yeni" bir adım olduğunu ifade etmeliyim. Türk iş dünyası da bunu böyle bilerek, daha doğrusu "sezerek", bazı korkularından sıyrılmış ve önyargısız bir şekilde GB'nin arkasında durmuştur. Bu noktada, GB'nin siyasi bir araç olarak, Türkiye'yi tam üyeliğe taşıyacağı düşüncesi de etkili olmuştur. Çünkü bunun tam üyelik öncesi son aşama olduğu ve 3-5 yıl içinde üyeliğin gerçekleşeceği öngörülmüştü. Ancak bugün itibariyle başlangıcından bu yana tam 18 yıl geçmiştir ve danışma ve ortak karar prosedürlerinin yetersizliği, GB ilişkisinin asimetrik olmasından kaynaklanan sorunların da kemikleşmesine neden olmuştur.

    İkinci olarak, sorunlarına rağmen, GB’nin ticari entegrasyonu artırma anlamında iyi işlev gördüğünü söyleyebilirim. GB, Türkiye'yi gelmekte olan küreselleşme dalgasına hazırlamış, Türk sanayiinin ve dış ticaretinin bugünkü başarılarında da önemli bir rolü olmuştur.

    GB, ayrıca Türk sanayiinin rekabet gücü, ekonomi hukukunun çağdaş normlara uyum sağlaması, Avrupa pazarına açılım ve ürün kalitesi ile çeşitliliğinin artırılması açısından da önemli bir itici faktör olmuştur. Üçüncü ülkelere karşı OGT uygulanması ise, sanayinin daha düşük maliyetlerle girdi teminine imkân sağlamıştır. Bu sayede firmalarımızın iç piyasada ve uluslararası pazarlarda rekabet güçleri artmış, küresel değer zincirlerine entegre olmaları kolaylaşmıştır.

    Dolayısıyla biz iş dünyası olarak GB'nin bu yönlerinden ve ticari düzenlemeler anlamında getirdiği kolaylıklardan (sıfır gümrükle mal satma imkânı, kolay belge düzeni vb.) memnunuz. Bunların muhafaza edilmesi gerektiğine de inanıyoruz.

    Öte yandan, bugün her iki tarafta da GB'den bazı şikâyetler olduğunu görüyoruz. DB raporu da bu yönleri çok güzel bir şekilde ortaya koymakta. STA'lar, vize konusu, kara taşımacılığındaki kotalar, sorun çözme mekanizmaları, diyalog mekanizmaları konularındaki şikâyetler aslında temelsiz değildir. Düzeltilmeleri de gerekir. Bunlara itirazımız yoktur, bürokrasilerimizin bu alanlarda çalışıp sorunlara ilişkin kalıcı çözümler getireceğine de inanıyoruz.

    Ben GB'nin aksayan yönleri hakkında, önemine binaen ve bir iş adamı olarak ileriye dönük birkaç konudan bahsetmek istiyorum. Geçmişe dönüp GB'ni yeniden masaya yatırmaya karşı değilim ama bu egzersizi, eğer geçmişten ders alıp bu dersleri ileriye taşımak için yapıyorsak, daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum. Sonuçta müdebbir tüccarın bakış açısı budur. Bu bağlamda size aktarmak istediğim hususlar şunlardır:

    1.GB ile elde edilen ticari avantajlarımız zaman içinde yıpranmış ve neredeyse yok olma noktasına gelmiştir. AB o zamandan bu yana, o kadar çok tercihli ticaret anlaşması yapmıştır ki, GB'nin ilk dönemlerindeki "biricik" (unique) durumumuz artık kalmamıştır. Aynı zamanda, bu süreç içinde dünya ticaretinde ve AB ticaret politikasında önemli değişimler meydana gelmiş ve gümrük birliği bu gelişmelerin gerisinde kalmıştır. Bir başka deyişle köprünün altından çok su akmıştır. Bugün AB’nin STA’lar kapsamında üçüncü ülkelere tarım, kamu alımları, hizmetler gibi alanlarda verdiği ve aldığı tavizler, gümrük birliğinin çok ötesine geçmiştir. Bakınız, bugün başka bir konuyu da tartışıyoruz. AB’nin geçtiğimiz yıl görüşmelerine başladığı ABD ile Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP), dünya ticaret ve ekonomisinde bir “game changer” yani oyunun kurallarını değiştiren bir süreç olarak adlandırılmaktadır. Bu anlaşma muhakkak ticari hayattaki bütün ezberleri bozacaktır. Sadece bu konu bile, Gümrük birliğinin güncellenmesinin ne büyük bir önem taşıdığını ve aciliyet oluşturduğunu göstermektedir.

     

    2.İkinci olarak, GB'nin 21nci yüzyılın modern ekonomilerinde önemli yer tutan hizmetler sektörünü kapsamadığını görüyoruz. Gelişmiş ekonomilerin neredeyse üçte ikisini oluşturan hizmetler sektöründeki AB-Türkiye ilişkilerinin hala daha genel kurallarla düzenleniyor olması, bugün için kabul edilemez bir durum oluşturuyor. Dolayısıyla bizler de bu alanda neden bir "özel düzenlememiz" yok diye düşünüyoruz.

    Hiç şüphesiz, GB’ne hizmetlerin de dâhil edilmesi, Türkiye ve AB’nin aralarındaki hizmet ticaret alanındaki mevcut potansiyeli değerlendirmeleri açısından büyük imkân sunacaktır. Ancak İKV’nin yaptığı çalışmalar kapsamında gözlemlendiği gibi, katılım müzakereleri için etki analizlerinin yürütülmesi ne kadar önemliyse, ticari müzakerelerde de kapsamlı araştırma ve etki analizlerinin yürütülmesi şarttır. Bu bağlamda, iş dünyasına bu yöndeki kapasitesini geliştirmek açısından önemli bir görev düşmektedir. Hazırlık ve müzakere süreçlerinde iş dünyasının, sektörlere ilişkin bilgi ve verilerini paylaşarak, görüşlerini bildirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda İKV de hizmet ticareti dâhil olmak üzere iş dünyasının yeni nesil STA’lara ilişkin kapasitesini artırmak için bir STA bilgi ve kapasite merkezi oluşturma projesini uygulamaya koymuştur. 

    3.Üçüncü nokta tarım konusudur. Öyle ki, GB’nin tarım ürünlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi hususu detaylı bir çalışmayı gerektirmektedir. Öncelikle, böyle bir gelişme, Türkiye ve AB’nin aralarındaki tarım ürünleri ticareti alanındaki mevcut potansiyeli değerlendirmeleri açısından büyük imkân sunacaktır. Öte yandan, hem AB bünyesinde bu alandaki sübvansiyonlar, hem ülkemizdeki liberalizasyon çalışmaları, hem üretimdeki verim artırıcı faaliyetlerin desteklenmesi ve hem de bu çalışmaların ortaya çıkaracağı mali yük hepimizi düşündürmektedir.

    Türkiye’nin, AB’nin bu en masraflı ve geniş kapsamlı politikasına uyum sağlaması, aynı zamanda sektörün gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Ülkemizin tarımsal yapısında başta kırsal nüfus ve tarımsal işletme yapısı olmak üzere örgütlenme, destekleme politikası, teknoloji kullanımı, verimlilik, kalite ve standartlar açısından AB ile farklılıklar bulunmaktadır. Mevcut koşullarda tarım ürünleri ticaretinin serbestleşmesi durumunda, AB tarımı ile rekabet edilemediği için başta hayvancılık olmak üzere, yağlı tohumlar, hububat ve toplam tarımsal üretim değerinde genel olarak düşüş görülebilir. Dolayısıyla bu konuda özellikle müktesebatın uyumlu hale getirilmesi, tarımsal istatistik ve kayıtlar ile işletme yapılarının iyileştirilerek tarımın daha rekabetçi yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

    4.Her ne kadar GB'nin hala daha kullanılabilecek potansiyeli olduğu söyleniyorsa da, bence bu potansiyel bizim hayallerimizi karşılayacak düzeyde değildir. GB'nin içindeki pozitif hususlar kullanılmış, büyük ölçüde hayata geçirilmiştir. Bunun yanında gümrük birliğinin dayandığı Ortaklık Anlaşması’nın (Ankara Anlaşması) aşamalı olarak malların, işçilerin, hizmetlerin ve sermayenin dolaşımını içerdiğini eklemek gerekir. Ortaklık ilişkisinin bu hususları çeşitli nedenlerle hayata geçirilememiştir. Bugün insanların serbest dolaşımını engelleyen vize sorunu, malların serbest dolaşımını engelleyen kota benzeri uygulamalar, Türkiye açısından tarife dışı engel olarak ortaya çıkmaktadır.

    Tam da bu sırada, özellikle Türk vatandaşlarını mağdur eden ve hiç şüphesiz, Türkiye-AB ilişkileri sürecinde en sorunlu alanların başında gelen vize konusuna değinmeden geçemeyeceğim.

    Vize konusunda çok uzun süredir çalışan bir kurum olarak, öncelikle vize uygulamasının, AB hukukuna ve Türkiye-AB ortaklık hukukuna aykırı olduğunu vurgulamak isterim. Hukukun ötesinde, Türk insanları ve özellikle Türk iş adamları, vize alırken ciddi sıkıntılar ile karşı karşıya kalıyor. İstenilen belgelerin sayısı ve niteliğinden; vize başvurusunda ödenen ve standardı aşan ücretlere; konsolosluk veya aracı kurum personelinin tutumundan, talep edilen ve verilen vize arasındaki farka kadar birçok alanda ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

    Vize sorunu aslında gümrük birliği ile birebir ilişkilidir. Türk iş adamlarının ürettiği mallar, Gümrük Birliği aracılığıyla Avrupa’da serbest bir şekilde dolaşırken, bu ürünleri üreten iş insanlarımız maalesef vize engeli ile karşı karşıyadır. Verilse de vizenin kısa süreli olması, sınırdan geri çevirmeler, anlamsız ret gerekçeleri ile süreç, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu ortamda iş insanlarımız ürettikleri, alın teri döktükleri ürünlerini Avrupa’da sergileyemiyor, tanıtamıyor ve pazarlayamıyor.

    Hiç şüphesiz iş insanlarımızın karşı karşıya olduğu vize uygulaması, bir tarife dışı engeldir! Dünya Bankası’nın raporunda da bu açık bir şekilde dile getiriliyor. Hatta raporda İKV’nin yürütücüsü olduğu Vize Şikâyet Hattı Projesine de atıfta bulunuluyor. Bugün Türk iş insanları, çok daha fazla imkân olmasına rağmen, sadece vize sorunu nedeniyle Avrupa’ya yatırım yapmaktan; Avrupa ile ticaret yapmaktan çekiniyor. Türk vatandaşlarına vize uygulanmayan coğrafyalara yöneliyor. Bu hiç şüphesiz Türk sanayii kadar, Avrupa sanayiinin de kaybıdır. Bir an önce bu mantık dışı, hukuk dışı ve insanlık dışı uygulamaya son vermek gerekir. Bu konuda uzun süredir yapılan hukuki mücadele ve siyasi müzakereler sonunda, Türkiye, AB ile uzlaşma sağlayarak, 16 Aralık 2013 tarihinde geri kabul anlaşmasını imzaladı ve eş zamanlı olarak vize serbestliği diyaloğunu başlatmış oldu. Yürürlüğe girdiğinde AB tarafından gönderilen göçmenleri kabul edecek olan Türkiye’nin üzerine önemli yükler yüklüyor. Geri kabul edilen göçmenlerin konaklayacağı merkezlerden, sınırların güçlendirilmesi için yapılacak yatırımlara kadar bu sürecin ciddi mali, idari ve teknik boyutları olacak. Bu süreçte AB’nin Türkiye’ye destek sağlaması ve işbirliği içinde olunması büyük önem taşımaktadır. 

    16 Aralık tarihinde imzalanan geri kabul anlaşması ve başlayan vize serbestliği diyaloğunu İKV olarak desteklemekteyiz. Ancak artık daha fazla vakit kaybetmemeliyiz. Hem Türkiye, hem AB üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirmeli ve sürecin uzamasına izin vermemelidir. Yeni süreçler ile Türk halkını oyalamak doğru bir tutum olmaz; bu öncelikle zaten 2004’e göre oldukça azalan AB üyeliğine kamuoyu desteğini daha da azaltır.

    5.Son olarak, GB’nin, geçen yüzyılın, fabrika üretim döneminin anlaşması olduğunu ifade etmem lazım. Bu haliyle GB, 21inci yüzyılın üretim ve değer zinciri sistemlerine dar gelmektedir. Ufak tefek aksaklıkları giderilse de yine dar gelecektir. Bizce, aksaklıklar düzeltilmeden GB'ne yeni bir unsur eklenmemelidir. Çünkü bu yeni unsurlar da aynı hatalarla malûl olacaktır.

    Hâlbuki Türkiye'nin hayalleri vardır, hedefleri vardır. En somut ve yakın olarak 2023 hedeflerini söyleyebilirim. GB bu haliyle ticaret alanında, Türkiye’yi hedeflerine taşıyacak yakıta ve güce sahip değildir. Bugün bize, GB’nin ilk başta oynadığı itici rolü oynayacak, ekonomik faaliyetlerimize ivme kazandıracak yeni bir atılım platformu, yeni bir tramplen lazımdır.

    Şimdi belki "tam üyeliği mi kastediyorsunuz" diyeceksiniz. Tabii ki, tam üyeliğin bu günden yarına gerçekleşecek bir husus olmadığı biliyoruz. Ancak, müzakere sürecinin de istediğimiz hızda ve biçimde yürümediğini de biliyor ve yaşıyoruz. Türkiye açısından en ideal olan, tam üyelik müzakerelerinin hızlandırılması suretiyle gümrük birliğine ilişkin fasılların müzakere edilmesi ve üyeliğin yakın bir zamanda gerçekleştirilmesidir. Ancak bilinen sebeplerle bu konuda bir belirsizlik hâkim olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, iş dünyasının da önünü görebilmesi ve gerek özel sektörün gerekse kamunun geleceğe yönelik stratejilerini oluşturabilmesi için, bu sorunların çözümüne yönelik çalışmaların biran önce başlatılması gerekmektedir.

    Kısacası, GB iyiydi, güzeldi, iyi çalıştı. Vefasızlık yapmıyoruz, ona gereken değeri veriyoruz, ama onu ekonomik ilişkilerimizin başköşesinde bu haliyle daha fazla tutamayız diye düşünüyoruz. Bize artık yenisi, daha iyisi, daha güzeli, daha güçlüsü lazım. GB'nin hatalarını düzeltelim, eksikliklerini tamamlayalım ama biraz da onun üstüne neyi koyacağımıza kafa yoralım.

    Bu bağlamda, Ekonomi Bakanlığı’ndan haber aldığımız olumlu bir gelişmeye değinmek istiyorum. Türkiye ve AB, 2014 Mart ayında yapılan görüşmede; GB’nde yaşanan sorunlara çözüm bulunması, tarımda daha fazla liberalizasyona gidilmesi ve hizmet ticareti ile kamu alımlarında karşılıklı Pazar açılımı suretiyle “GB’nin derinleştirilmesi ve genişletilmesi’’ konusunda prensip kararına varmıştır. Taraflar bu konularda müzakerelerin başlatılması için bir yol haritası belirlemek üzere 28 Nisan 2014 tarihinde bir araya gelmişlerdir. DB’ın hazırladığı bu raporun da bu konuya destek olacağını düşünüyoruz. Zira bu raporda, GB kapsamının, hizmetler, kamu alımları ve tarım gibi alanlara genişletilmesinin AB ve Türkiye üzerinde yaratabileceği olası etkiler incelenmiş ve bu yönde olumlu görüş bildirilmiştir.

    Sonuçta gerek gümrük birliğinin güncellenmesi, gerekse Türkiye’nin TTIP gibi süreçlerde yer alabilmesinin ülkemizin günümüzde karşı karşıya olduğu temel meselelerin başında geldiğini düşünüyoruz. Ayrıca bunun küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değer üreten bir ülke olmak, üst gelir grubuna geçmek, ileri teknoloji, marka, inovasyon ve eğitim alanlarında atılım yapmak gibi konularda Türkiye’ye ve dolaylı olarak da AB’ye önemli katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

    Bu cümlelerle sözlerime son verirken, gümrük birliğine ilişkin sorunların çözümlenmesi ve kapsamının genişletilmesine yönelik sürecin yapıcı bir işbirliği ruhu içinde hızla sonuçlandırılacağını ümit ettiğimi ifade etmek isterim. Bu vesileyle davetleri için SETA Vakfı Yöneticilerine bir kez daha teşekkür eder, toplantının başarılı geçmesini dilerim.

    HAZİRAN 2014: AVRUPA MERKEZ BANKASI’NIN YENİ ÖNLEMLER PAKETİ VE ETKİLERİ

    Avrupa Merkez Bankası (AMB) Yönetim Kurulu 5 Haziran 2014 tarihindeki toplantısından sonra yeni politika tedbirlerini açıkladı. AMB Başkanı Mario Draghi düzenlediği basın toplantısıyla başta faiz indirimi olmak üzere yeni önlemler paketini ortaya koydu.

    Üç ayaklı pakette alınan tedbirler, para politikasının gevşetilmesi, reel ekonomiye kredi akışının desteklenmesi ve gerektiğinde geleneksel olmayan önlemler alınmasını öngörüyor. Bu kapsamda önlemler paketi, AMB faiz oranlarında indirim, hedef gözeten uzun vadeli refinansman işlemleri, varlığa dayalı menkul kıymet işlemleri, sabit oran uygulaması, tam tahsisli ihaleleri içeriyor.

    AMB’nin beklenen en önemli açıklaması faiz oranlarına ilişkin oldu. Faiz indirimine giden AMB, 11 Haziran 2014 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, politika faizini yüzde 0,25'ten yüzde 0,15'e, mevduat faizini de sıfırın altına indirerek, 10 puan düşüşle yüzde – 0,10’a çektiğini açıkladı. Böylece AMB, tarihte ilk defa negatif faiz oranı uygulayan önde gelen merkez bankası oldu. Faiz oranlarının bir süre daha düşük düzeyde devam edeceği belirtildi. Avro Alanı’nda yüzde 2 düzeyinde seyretmesi ideal kabul edilen tüketici enflasyonunun yüzde 0,5 düzeylerine inmesi sebebiyle deflasyon riskini bertaraf etmek üzere alınan tedbirler enflasyonu yüzde 2 seviyelerine geri döndürmeyi amaçlıyor. Başkan Draghi bu hedefe sıkı bir şekilde bağlı olduklarının altını çizdi. 2014 yılı için büyümenin yüzde 1’e, enflasyonun yüzde 0,7’ye 2015 için büyümenin yüzde 1,7’ye enflasyonun yüzde 1,1’e; 2016 için de büyümenin yüzde 1’e ve enflasyonun yüzde 1,4’e çıkarılması hedefleniyor.

     

    AMB hane halkına ve finans dışı özel sektöre verilen kredileri teşvik etmek amacıyla bir dizi uzun vadeli borç yenileme (refinansman) (LTTRO) işlemleri yürütecek. Bu yeni, Hedeflenmiş Uzun Vadeli Likidite Operasyonu ile kamu ve mortgage’ler dışındaki reel sektör şirketleri sağladıkları kredilerin 3 katı kadar AMB'den kredi sağlayabilecek.

     

    400 milyar avro tutarında ve vadesi 4 yıl olan bu işlemlerin ilk ihaleleri Eylül ve Aralık’ta yapılacak. AMB ayrıca, para politikası aktarım mekanizmasını güçlendirmek amacıyla varlığa dayalı finansal ürünler piyasasından doğrudan alımlara ilişkin çalışmalarını yoğunlaştırmayı kararlaştırdı. Bu kapsamda Avro Sistemi, finans dışı özel sektöre yönelik basit ve şeffaf varlıklara dayalı menkul kıymet alımlarını göz önünde bulunduracak.

     

    Önlemler paketinin teknik ifadesini basite indirgediğimizde AMB’nin, Avro Alanı bankalarına dört yıl içinde 400 milyar Avro kaynak sağlanması ve böylece bankaların reel ekonomiye verdiği kredileri artırması hedeflenmektedir. Bunlara ek olarak Avro Alanı’ndaki bankalara sınırsız ucuz kaynak sağlayan ihalelerin süresinin uzatılması, geçen yıllarda devlet tahvilleri alımı için kullanılan 170 milyar avro kaynağın bankalara geri verilmesi ve KOBİ’lerin desteklenmesi için varlığa dayalı menkul kıymet alımları için hazırlık yapılması planlanıyor.

     

    AMB aldığı bu önlemlerle, Amerikan Merkez Bankası FED’in geçtiğimiz dönemde uyguladığı parasal genişleme benzeri bir programı başlatmaktadır. Bu önlemlerin Avrupa piyasalarında likiditeyi artırması ve bankaların kredilerini artırması için uzun vadeli kaynak sağlaması öngörülmektedir. Bu gelişmelerin talebin canlanmasını sağlaması, tüketim ve yatırım harcamalarını olumlu etkilemesi beklenmektedir.

     

    AMB’nin uygulayacağı yeni politika ve tedbirlerin Türkiye açısından da olumlu etkileri olması beklenmektedir. AB’de talebi canlandırmaya yönelik bu adımlarla önümüzdeki dönemde ihracatımızda önemli payı olan AB’ye ihracatın da artması söz konusu alacaktır. Diğer yanan Türk lirasının değer kazanması aynı zamanda Türkiye ve diğer ülkelere sermaye akışını hızlandıracaktır. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası da izlediği faiz indirim politikasını daha kolay bir şekilde gerçekleştirebilecektir, Söz konusu gelişmelerden borsa ve sermaye piyasalarının da olumlu etkilenmesi beklenmektedir.

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI ’MİKRO VE MAKRO EKONOMİSİYLE TÜRKİYE’ ADLI SEMİNERDE KONUŞTU

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan 3 Haziran 2014 tarihinde Karadeniz Ereğli’de, "Mikro ve Makro Ekonomisiyle Türkiye" ana başlığında düzenlenen seminere konuşmacı olarak katıldı. MÜSİAD Karadeniz Ereğli Şubesi tarafından düzenlenen seminere, Vardan’ın yanısıra İKV Yönetim Kurulu muhasip üyesi Mehmet Nuri Görenoğlu da katılarak konuşma yaptı.  Seminer MÜSİAD Karadeniz Ereğli Şube Başkanı İbrahim Sezer'in moderatörlüğünde gerçekleştirildi ve konuşmacı olarak İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın ve Mehmet Nuri Görenoğlu’nun yanı sıra, MÜSİAD 3. Dönem Genel Başkanı, Albayrak Holding Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ömer Bolat yer aldı.

    Seminerde, İKV çalışmaları hakkında bilgiler veren İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, Avrupa Birliği ülkeleri tarafından Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasının,  Türkiye - AB bütünleşmesinin ötesinde Avrupa bütünleşmesinin de ruhuna aykırı olduğunu belirtirken, "Avrupa Komisyonu verilerine göre Türk vatandaşları sadece 2009-2012 yılları arasında 4 yılda, kısa süreli C tipi Schengen Vizesi başvurularına 140 milyon avro para ödedi. Almanya 5 Eylül 1980'de geçici bir tedbir olarak Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulaması başlattı. Geçici olarak başlatılan bu uygulama, 34 yıldır süregelmekte." dedi.

       

    2012 yılında Türk vatandaşlarının, Schengen vizesine en çok para ödeyen ülkeler sıralamasında 5. sırada yer aldığını vurgulayan Vardan, şunları kaydetti:

    " Sadece standart Schengen vizesi için ödenen ücret 140 milyon avro. Bir de aracı kurum, postalama, randevu alma için ödenen var. Bunları da hesaba kattığınızda bu rakam en az 2,5-3 kat daha artmakta. Bu uygulamanın 1980 yılından bu yana sürdüğünü düşündüğümüzde, 34 yıllık hesabı siz yapın. Dolayısıyla vizeye ilişkin üstlenilen bu maddi ve manevi yük, Türk toplumunda, 'ayrımcılığa uğruyoruz' algısını körüklüyor ve sadece bu yüzden sürece desteği azaltıyor."

    Vardan, gelinen noktada, iş dünyasının bir temsilcisi olarak arzularını, "sürecin adil şekilde işletilmesi", "daha önce Batı Balkan ülkeleri için sergilenen bütüncül ve istekli yaklaşımın Türkiye için de benimsenmesi", "sürecin en hızlı şekilde tarafların etkin işbirliği ile sonuçlandırılması" ve "vize muafiyetinin gerçekleşmesi" olarak sıraladı.

    HAZİRAN 2014: AB HUKUKU YAZ OKULU DUYURUSU

    İktisadi Kalkınma Vakfı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Amsterdam Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile birlikte “Avrupa Birliği Hukuku” hakkında bir yaz okulu düzenlemektedir. Bu senesekizincisi düzenlenen ve 16 Haziran - 08 Temmuz 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan yaz okulunda dersler İngilizce olarak Amsterdam Üniversitesi öğretim üyeleri ve Avrupa Adalet Divanı yargıçları tarafından verilecektir. Yaz okulu 3 hafta sürecek olup dersler hafta içi her gün Yeditepe Üniversitesi’nde yapılacaktır.

    Programı AŞAĞIDA sunulan yaz okulunda AB Anayasa Hukuku, İç Pazar Hukuku, Kişilerin Serbest Dolaşımı, AB ve Türkiye İlişkileri, DTÖ ve Bölgesel Ticaret Anlaşmaları, Devletler Hukuku ve AB, AB ve İnsan Hakları, AB Hukuku Uygulamaları, AB Hukukunda Türk vatandaşlarının hakları gibi konu başlıkları Amsterdam Üniversitesi Hukuk Fakültesi mensubu uzman akademisyenler ve Avrupa Adalet Divanı yargıçları tarafından anlatılacaktır.

    Yaz okulu kapsamında 23-27 Haziran tarihleri arasında Avrupa Adalet Divanı (ABAD) yargıçları Heikki Kanninen, Miro Prek, Eugene Buttigieg ve Viktor Kreuschitz AB hukuku ve ABAD içtihadı konusunda ders verecektir.

    3-8 Temmuz tarihlerinde ise, ABAD’da görülen Soysal davası avukatı Stuttgart Barosu üyesi Prof. Dr. Rolf Gutmann AB hukukunda Türk vatandaşlarının haklarını anlatacaktır.

    Yaz okulu öğretim kadrosu ABAD yargıçları ve Prof Dr. Gutmann’ın yanı sıra, aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

    Amsterdam Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Daniela Obradovic, Prof. Dr. Ronald van Ooik, Prof. Dr. James Mathis, Prof. Dr. Catherine Brölmann, Prof. Dr. Yvonne Donders, Dr. Thomas Vandamme, Prof. Dr. A. A. M. Schrauwen

     Özellikle Türkiye’nin AET ile imzaladığı 1963 tarihli Ortaklık Anlaşması’nın son aşamasını oluşturan gümrük birliğinin yürürlüğe girmesi ile başlayan ve AB adaylığı ile hız kazanan süreç içinde Türkiye siyasi ve ekonomik alanda birçok hukuki ve idari reform yaparak, AB müktesebatına uyumu büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. Bu açıdan AB hukukunun farklı yönleri hakkında bilgi sahibi olmak, Türkiye’de AB’ye katılım sürecinde atılan hukuki ve idari adımları ve reform sürecinin yönünü anlamak açısından faydalı olacaktır. Rekabetten, tüketicinin korunmasına, ticaretten teşviklere kadar hukuk sistemimiz için model oluşturan AB hukuk sistemini bilmek bir aday ülke olan Türkiye’de hukukun işleyişi ve gelişimini anlamak ve AB uyum süreci konusunda bilgi sahibi olmak açısından büyük önem taşımaktadır.

    Söz konusu yaz okulunu tamamlayan katılımcılara sertifika verilecektir.

     

                                                                                 

    PROGRAM:

    AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKU YAZ OKULU

    16 HAZİRAN - 08 TEMMUZ 2014

    YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL

    DERSLER:

     

     

     

     

    AB Anayasa Hukuku   Prof. Dr. Daniela Obradovic, Amsterdam Üniversitesi (16-18 Haziran)
         
    Kişilerin Serbest Dolaşımı   Prof. Dr. Ronald van Ooik, Amsterdam Üniversitesi
        Dr. Thomas Vandamme, Amsterdam Üniversitesi (18-20 Haziran)
         
    İç Pazar Hukuku   Prof. Dr. A. A. M. Schrauwen, Amsterdam Üniversitesi (23-25 Haziran)
         
    AB Hukuku Özel Oturumu    Avrupa Adalet Divanı yargıçları, Heikki Kanninen, Miro Prek, Eugene Buttigieg               ve Viktor Kreuschitz (23-27 Haziran)
         
    DTÖ ve Ticaret Anlaşmaları   Prof. Dr. James Mathis, Amsterdam Üniversitesi (25-27 Haziran)
         
    Devletler Hukukunda AB,   Prof. Dr. Catherine Brölmann, Amsterdam Üniversitesi (30 Haziran- 1 Temmuz)
         
    AB ve İnsan Hakları,   Prof. Dr. Yvonne Donders, Amsterdam Üniversitesi (2-3 Temmuz)
         

    ABHukukunda Türk Vatandaşlarının Hakları

      Prof. Dr. Rolf Gutmann, Soysal davası avukatı (3-8 Temmuz)
         
         
    LCV:    İKV 0212 2709300’dan Seda Avcı Yaman
         

     

    Not: Dersler İngilizce olarak yapılacaktır. Yaz okulunu tamamlayan katılımcılara sertifika verilecektir. Konaklama için Yeditepe Üniversitesi öğrenci oteli ile temasa geçilebilir.

    Erkek Öğrenci Oteli: 0216 578 0104/05

    Kız Öğrenci Oteli: 0216 578 0102/03

    HAZİRAN 2014: İKV BAŞKANI TÜRK-AMERİKAN İŞ KONSEYİ’NİN TTIP TOPLANTISINA KATILDI

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türk-Amerikan İş Konseyi’nin (TAİK) Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ile ilgili çalışma yemeğine katıldı. Çalışma yemeğinde TTIP müzakerelerine Türkiye’nin eklemlenmesi konusunun önemi ve bu konudaki görüş ve önerilerin değerlendirilmesi konusu ele alındı. Çalışma yemeği Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin katılımı ile 6 Mayıs 2014 tarihinde, Çırağan Sarayı’nda gerçekleşti. Çalışma yemeğine, TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar, DEİK Türk-Amerikan İş Konseyi Başkanı Haluk Dinçer ve diğer temsilcileri, Amerikan Şirketler Derneği ve Türk-Amerikan İşadamları Derneği Yönetim Kurulu üyeleri ile Türkiye-ABD Ekonomik ve Ticari Stratejik İşbirliği Çerçevesi kapsamında kurulan Türk-Amerikan İş Konseyinin Türk tarafı yetkilileri katıldı.

    Çalışma yemeğinde kısa bir konuşma yapan İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan, Türkiye’nin AB ile gümrük birliği içinde olmasının yanında, AB’ye katılımı müzakere eden bir aday ülke olduğuna dikkat çekti. Bu duruma rağmen, AB’nin son zamanlarda sayıları giderek artan STA müzakerelerinde Türkiye’nin dikkate alınmadığını, AB ile STA imzalayan üçüncü ülkenin Türkiye pazarına engelsiz giriş hakkı imkanı elde etmesine rağmen, Türkiye’nin bu hakkı elde edememesinin ticari açıdan önemli bir dezavantaj yarattığını belirtti. Vardan, Bu eşitsizliğin düzeltilmesi gerektiğine dikkat çekerken, TTIP görüşmelerinin gümrük birliği içindeki bu asimetrik durumun yol açtığı sorunları daha da acil ve ciddi bir hale getirdiğini söyledi. Dünya Bankası tarafından gümrük birliğine ilişkin hazırlanan rapordan da söz eden Vardan, Bu raporda öne sürülen çözümlerin dikkate alınması gerektiğini ve gümrük birliğinin işleyişi ile ilgili sorunların çözümlenmesinin yanında, gümrük birliğinin tarım ve hizmetleri içine alacak şekilde güncellenmesinin de gündeme geldiğini hatırlattı. İKV Başkanı, TTIP’in dışında kalması halinde Türkiye’nin önemli bir ticaret ve gelir kaybına uğraması olasılığı olduğunu belirtti ve Türkiye ile de müzakerelerin başlatılarak, sürece dahil edilmesinin önemini vurguladı.

     

       

     

    Yemekte konuşan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Türkiye'nin üst orta gelir grubu ekonomileri arasına yükseldiğini anımsattı. Türkiye'nin on yıllar öncesinde yaptığı ihracatı şimdi tek başına sadece Denizli'nin, Gaziantep'in yapabildiğini vurgulayan Zeybekçi, Türkiye'nin bunu Anadolu'nun kaynaklarıyla, sermayesiyle başarabildiğini söyledi.

     

    Zeybekçi, "Sonuçta Türkiye bunu fasoncu bir imalat, üretim ve ihracat yapısıyla başardı. Küçümsenmeyecek bir başarıdır bu. Türkiye bunu bu şartlarda başarabilmişse çok büyük bir potansiyeli olduğunu söylememiz gerekir. Türkiye 2023 hedefleriyle çok başka ufuklara yelken açtı" diye konuştu.

     

    Türkiye'nin edilgen bir ekonomiden etken bir ekonomiye girmesi gerektiğini anlatan Zeybekçi, Türkiye'nin bunu sadece kendi kaynaklarıyla yapmasının zor olduğunu, dostlarıyla ve kültür coğrafyasıyla başarabileceğini dile getirdi.

     

    Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada hem ABD'ye hem de AB'ye önemli imkanlar yaratabilecek bir ülke konumunda olduğuna dikkati çeken Zeybekçi, ABD ve AB'nin de Türkiye'nin hedeflerine ulaşması için olmazsa olmaz ortaklarından olduğunu vurguladı.

     

    Zeybekçi, AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği imzalanırken Türkiye'nin orta vadede AB'ye tam üye olacağı ve bu süreç içinde böyle bir mekanizma ile devam etmesinin düşünüldüğünü hatırlattı.

     

    Türkiye'nin hiçbir şekilde karar alma, görüş bildirme hakkı olmadığını, Gümrük Birliği'nin aldığı tüm kararlara da uymak zorunda olunduğunu söyleyen Zeybekçi, şunları kaydetti:

     

    "Aslında egemen bir devletin yapması pek mümkün olmayan bir anlaşma. O günü suçlamak için söylemiyorum. O günün şartlarına baktığımızda belki de doğruydu. Toplamda baktığımızda Türkiye, Gümrük Birliği'nden geçen süre zarfında artı olarak yararlanmıştır. AB ile olan bu birliktelikten Türkiye fayda sağlamıştır. Ama bu günlerde Türkiye, Gümrük Birliği'nden yavaş yavaş rahatsızlıklar duymaya başladığı döneme giriyor. AB iştahlı bir şekilde üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları imzalıyor. Serbest ticaret anlaşması imzalayan ülkelerle Türkiye organik bir bağ kuramıyor. O ülke AB'den elde ettiği tüm hakları Türkiye'den de otomatik olarak elde ediyor. Ama Türkiye aynı şekilde bu hakkı elde edemiyor. Türkiye'nin o ülke ile ayrı anlaşma imzalaması gerekiyor. Bu da genel olarak olamıyor. Türkiye'nin bunun kabul etmesi mümkün değil."

     

    AB ile ABD arasındaki TTIP süreci hakkında da bilgi veren Zeybekçi, AB'nin daha önce üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarını ülke olarak kontrol edebildiklerini, ancak ABD ile yapılacak TTIP anlaşmasının serbest ticaret anlaşmasının ötesinde bir ekonomik ortaklık olduğunu vurguladı.

     

    AB ile ABD arasında TTIP anlaşması imzalandığında Türkiye'nin buna dahil olmadığı takdirde hangi ölçüde etkileneceğine dair bir çalışma hazırladıklarını aktaran Zeybekci, " ABD ile AB arasında imzalanacak TTIP anlaşması içinde olmaması, Türkiye'nin Gümrük Birliğini sürdürmesini imkansız hale getiriyor. Biz bunu sürdüremeyiz diye bir tespitimiz oldu. Bizim bunun içinde olmamız gerekiyor" diye konuştu. Zeybekci, bu durumu hem AB hem de AB'deki ilgili yetkililere ilettiklerini de anlattı.

     

    Türkiye'nin TTIP içinde olması gerektiğini, içinde olmadığı takdirde biz yokuz diyecek bir anlayışın içinde de olmadıklarını vurgulayan Zeybekci, "Biz her halükarda TTIP'nin içinde olacağız" dedi.

     

    ABD ile Türkiye'nin birbirlerinden vazgeçemeyecek müttefikler olduğunu ifade eden Zeybekçi, ABD'nin Türkiye'nin global bir aktör haline gelmesi için olmazsa olmaz ülkelerden birisi olduğuna dikkati çekti.

     

    Zeybekçi, Türkiye ile ABD arasında TTIP görüşmelerine eş zamanlı olarak serbest ticaret anlaşması görüşmelerinin de olması gerektiğine işaret ederek, bununla ilgili görüşmelerin sürdüğünü belirtti.

     

    Türkiye'nin menfaatinin ABD ile AB arasında yapılacak TTIP anlaşmasının içinde ya da buna paralel bir serbest ticaret anlaşması imzalaması olduğunu tekrarlayan Zeybekçi, "Bunun için ABD'de dostlarımızla, kongre üyeleriyle, Başkanlık mekanizmalarıyla, Cumhuriyetçilerle, Demokratlarla temasa geçmemiz gerekiyor. TTIP'nin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu anlatmamız gerekiyor" dedi.

     

    TOBB Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar ise bir sonraki hafta ABD'de yapılacak Türkiye Ekonomik ve Ticari Stratejik İşbirliği Çerçevesi (ETSİÇ) toplantıları öncesinde, bu toplantının önemine değindi.

     

    Dünyada ticaretin yeniden şekillendiğine şahitlik ettiklerini vurgulayan Yorgancılar, şöyle konuştu:

     

    " AB ile ABD arasında çok önemli bir adım atılarak yeni bir süreç başlatılmış durumda, ticaret ve yatırım ortaklığı müzakereleri devam ediyor. ABD'nin Pasifik coğrafyasında da benzer adımlar attığını biliyoruz. Türkiye'nin de mutlak surette bu sürecin içinde yer alması gerektiğine inanıyoruz. AB ile ABD arasındaki Ticaret ve Yatırım Ortaklığı müzakerelerinin dışında kalmak iş dünyası olarak bizi endişelendiriyor."

    HAZİRAN 2014: İKV YÖNETİM KURULU BAŞKANI FRANSA BAŞKONSOLOSU İLE BİRARAYA GELDİ

    İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach ile kahvaltılı bir toplantıda bir araya geldi. Başkan Vardan’a İKV Danışmanı Şevket Can Tülümen ve Genel Sekreter Doç. Dr. Çiğdem Nas eşlik etti. Toplantıda Türkiye’deki gelişmeler, Türkiye-Fransa ilişkileri, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği süreci, Türk vatandaşlarına uygulanan vize konusu ve diğer güncel gelişmeler ele alındı.  İKV Başkanı ve Fransa Başkonsolosu karşılıklı görüş alışverişinde bulundular. Bunun yanında, İKV ile Başkonsolosluk arasında işbirliği ve ortak çalışma imkanları da ele alındı. Görüşme olumlu ve yapıcı bir atmosferde gerçekleşti.

     

     

    MAYIS 2014: İKV YÖNETİMİ İSPANYA, İNGİLTERE VE İSVEÇ BAŞKONSOLOSLARINI ZİYARET ETTİ

    30 Mayıs 2014 tarihinde İKV Yönetim Kurulu heyeti İstanbul’daki İspanya Başkonsolosu Pablo Benavides Orgaz, İngiltere Başkonsolosu Leigh Turner ve İsveç Başkonsolosu Jens Odlander’i ziyaret etti.

    İKV heyetinde Başkan Ömer Cihad Vardan, Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Halûk Kabaalioğlu ve Zeynep Bodur Okyay, İKV Yürütme Kurulu Üyesi Yavuz Canevi, İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ve İKV Danışmanlarından Şevket Can Tülümen yer aldı.

    Ziyarette Başkan Ömer Cihad Vardan, İKV’nin faaliyetlerini tanıttı. İKV’nin 1965 yılında İTO ve İSO tarafından kurulduğunu ve bugün başta TOBB olmak üzere çeşitli iş dünyası kuruluşları tarafından desteklendiğini belirtti. Vardan, İKV’nin temel amacının Türkiye’nin AB sürecine katkıda bulunmak ve AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda bilgi ve görüş üretmek olduğunu söyledi ve Başkonsoloslara İKV rapor ve kitaplarından oluşan bir paket ile İKV logolu bir çini çalışması hediye etti. Görüşmede Başkonsoloslar Türkiye’nin AB süreci konusundaki görüş ve izlenimlerini açıklarken, Türkiye’nin AB üyeliği hedefine destek verdiler. Karşılıklı ortak çalışma ve işbirliği olanaklarının da ele alındığı görüşmelerde son günlerdeki gelişmeler de irdelendi. Görüşmeler samimi ve yapıcı bir ortamda gerçekleşti.

     

     

     

    MAYIS 2014: İKTİSADİ KALKINMA VAKFI YÖNETİM KURULU DİYARBAKIR’I ZİYARET ETTİ

    İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Yönetim Kurulu heyeti, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın başkanlığında 26 Mayıs 2014 tarihinde Diyarbakır’ı ziyaret etti. İKV yönetim kurulu toplantısı münasebetiyle Diyarbakır’a gelen yönetim kurulu bunun yanında çeşitli ziyaretlerde de bulundu. Bu gezi kapsamında “Türkiye-AB ilişkilerinde Yeni Gündem” konulu bir bilgilendirme semineri düzenlendi. İKV yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olan Ahmet Sayar heyete ev sahipliği yaptı.

    Ziyaret kapsamında İKV Yönetim Kurulu, Diyarbakır Valisi Cahit Kıraç ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Fırat Anlı’yı makamlarında ziyaret etti. İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan başkanlığındaki heyette şu isimler yer aldı: İKV Yönetim kurulu üyeleri muhasip üye Mehmet Nuri Görenoğlu, üyeler Ahmet Sayar, Atilla Menevşe, İlhan Soylu, İlyas Gençoğlu, Simone Kaslowski, Şükrü Alkan, Denetim Kurulu üyesi Kenan Atalay, Genel Sekreter Doç. Dr. Çiğdem Nas, Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz, İKV Brüksel Temsilcisi Haluk Nuray.

     

     

       

     

    DTSO ZİYARETİ

     

    İKV heyeti, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nı ziyaret ederek DTSO Yönetim Kurulu Üyeleri ile görüş alış verişinde bulundu. Kendisi de İKV yönetim kurulunda bulunan DTSO Başkanı Ahmet Sayar, Meclis Başkanı Celalettin Birtane, DTSO Yönetim Kurulu Başkan yardımcıları Metin Aslan ve Mesut Altın ile Yönetim Kurulu üyeleri Mehmet Tekin ve Şeyhmus Mete tarafından karşılanan İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan ve İKV yönetim kurulu üyeleri DTSO'da basına açık kısa bir görüşme yaptıktan sonra valilik, belediye ve organize sanayi bölgesi ziyaretlerinde bulundular.

     

     

     

     

    Buradaki görüşmede konuşan DTSO Başkanı Ahmet Sayar, İKV yeni yönetimi olarak merkezin dışındaki ilk toplantılarını Diyarbakır'da gerçekleştireceklerini belirterek, "Yaklaşık elli yıldır Türkiye ile AB sürecini aktif bir şekilde takip eden ve gerek Türkiye, gerekse de Avrupa nezdinde etkin bir rol oynayan İktisadi Kalkınma Vakfı'nın siz değerli yöneticilerini burada ağırlamaktan çok memnuniyet duyuyoruz" dedi.

     

       

     

    AB sürecinin Türkiye'de hem ekonomik, hem siyasi, hem sosyal ve hem de kültürel anlamda bir itici güç durumunda olduğunu ve Türkiye eğer AB'ye girerse nüfusu bakımından, Avrupa'da Almanya'nın ardından en etkin güç olacağını söyleyen Sayar, "Tabi AB üyeliği için adımlar atarken, öncelikle kendi insanımız için adımlar atmamız gerekiyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi Türkiye'yi çok daha güçlendirecek ve geliştirecektir. Bizler de AB sürecindeki çabaları oda olarak desteklediğimizi ifade ediyoruz" şeklinde konuştu. Sayar, sözlerini şöyle tamamladı:

     

    "AB'nin yolu Ankara'dan veya Diyarbakır'dan geçer gibi söylemler oldu geçmişte; bence AB'nin yolu, insandan geçer. İnsanımıza oluşturacağımız uygun koşullar beraberinde Avrupa Birliği'ne üyeliğimizi de getirecektir. AB'nin de Türkiye'yi daha fazla zamana yaymadan birliğe üye ülke olarak kabul etmesini umut ediyoruz."

     

    Daha sonra konuşan İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan ise, bugünkü etkinliklerinin hem bölgeye hem de ülkeye yarar getireceğini umut ettiklerini belirterek, "Bizler, İKV'nin yeni seçilmiş yönetim kurulu olarak bugün DTSO Başkanımız ve Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Ahmet Sayar'ın daveti ile Diyarbakır'da bulunuyoruz. Yönetim kurulu üyelerimizin bulunduğu farklı bölgelere ziyaretler yapmayı ve yönetim kurulu toplantımızı yapmayı düşünmüştük, bu çerçevede ilkini Diyarbakır'da gerçekleştirmiş oluyoruz. Davetlerinden dolayı Ahmet Bey'e, kıymetli meclis başkanımıza ve sayın yönetim kuruluna teşekkür ediyorum" dedi.

     

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Vardan, TÜİK tarafından yapılan ve Türkiye’de farklı illerde AB üyeliğine destek oranlarını da ölçen yaşam memnuniyeti anketine değindi ve bu anket sonuçlarına göre Türkiye’nin AB üyeliğine desteğin Güneydoğu ve Doğu illerinde Türkiye ortalamasının üzerinde çıktığını söyledi. Vardan, bu bölgemizde AB üyeliğine dair beklentilerin yüksek olduğunu ve AB konusunda çalışan bir kurum olan İKV için de umut verici olduğunu ekledi. Vardan sözlerine şöyle devam etti: “Doğu ve Güneydoğu bölgesine baktığımızda ekonomik olarak Türkiye’nin diğer bölgelerine nazaran farklı bir gelişme seviyesi olduğunu görüyorum. Doğu ile batı arasında hiçbir farkın olmamasını istiyoruz. Yurt dışındaki insanların buraya gelebilmeleri için bölgede huzur ve barışın hâkim olması gerek. Eğer bölgede barış hâkim olur ise yurt dışından gelen çok olur ve buda bölgeye ekonomik açıdan fayda sağlamış olur. İşsizlik durumları ortadan kalkmış olacak ve gençlerimiz de başka yerlere göç etmeyip burada çalışacaklar.”

     

    Gazetecilerin sorusu üzerine çözüm sürecine değinen Vardan, çözüm sürecinin asıl etkisinin bölgelerarası gelişmişlik farkının azalmasına dönük olacağını belirterek, "Bölgede huzur ve barış ortamının hakim olması durumunda yatırımcı gelecek ve bölgenin kalkınması yavaş yavaş gerçekleşecektir. Çözüm süreci ilerledikçe buranın nasıl geliştiğini hep beraber göreceğiz. Genç nüfusa iş ve aş vermemiz gerek. Bunun için de burada yatırım ortamını oluşturmamız gerek" dedi.

     

    İKV'nin AB konusunda bir düşünce ve bilgi üretme merkezi gibi çalıştığını da vurgulayan Vardan, yayınladıkları kitap ve dergilerden bir paketi ve İKV amblemi taşıyan bir çini eserini Sayar'a hediye etti. Diyarbakır'ın çeşitli tarihi güzelliklerinin resmedildiği bir çini çalışmasının Sayar tarafından Vardan'a takdiminin ardından DTSO'dan ayrılan heyet, valilik, belediye ve OSB ziyaretlerinde bulundu.

     

    VALİ MUSTAFA CAHİT KIRAÇ ZİYARETİ

     

    İKV heyetini kabul eden Diyarbakır Valisi Mustafa Cahit Kıraç İKV Başkanı’na ziyaretleri için teşekkür etti ve AB sürecine katkı sağlamak için yapılan çalışmaların önemine değindi. Vali Mustafa Cahit Kıraç, çözüm sürecinin önemine değindi ve son bir buçuk yıldır çatışma yaşanmamasının kentte güvenlik ortamı açısından olumlu olduğunu belirti. Kıraç “Diyarbakır, geçmişine bakmak ve geçmişteki değerlerini ortaya çıkarmak açısından önemli gayret içerisindedir. Diyarbakır Türkiye’nin önemli bir merkezidir. Hem ticaret açısından hem de hizmet sektörü açısından geçmişine baktığımız zaman, Türkiye maliyesinde, ekonomisinde ve ticaretinde çok önemli bir merkez olduğunu görüyoruz.” dedi. Vali Kıraç Diyarbakır’ın önemini, tarihsel ve kültürel birikimini vurgulayarak, 33 medeniyete ev sahipliği yaptığını ekledi. Vali Kıraç heyete Diyarbakır ve bölgesinin kültürel ve doğal zenginliklerini içeren bir cd hediye etti.

     

     

     

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Vardan, heyeti kabul ettiğinden ötürü Valiye teşekkür etti ve İKV’yi tanıttı. İKV’nin 1965 yılında İTO ve İSO tarafından kurulduğunu belirten Vardan, Vakfın mütevelli kurumlarının delegeleri tarafından iki yılda bir yapılan genel kurul toplantılarında yönetimini seçtiğini belirtti. Vardan, Vakfın çalışmalarını anlattı ve İKV’nin araştırma, yayın, koordinasyon, görüş oluşturma, temsil gibi birçok farklı işlevi olduğunu, AB’nin sesini Türkiye’de, Türkiye’nin sesini de AB’de duyurmayı hedeflediğini açıkladı. İKV Başkanı, Vakfın yurt içinde ve dışında birçok bilgilendirici seminer düzenlediğini, Brüksel ve AB üyesi devletlerde Türkiye ve AB sürecini tanıtıcı faaliyetler yaptığını anlattı. Çözüm sürecinin de AB süreci ile yakından ilintili bulunduğunu belirten Vardan, yaklaşık 1,5 sene öncesinden başlayan sürecin bölgede barış ve güvenliğe önemli katkı sağladığını ve barış ve güvenliğin bölgenin kalkınması için şart olduğunu da ekledi.

     

    BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ EŞ BAŞKANI FIRAT ANLI ZİYARETİ

     

    İKV Heyeti daha sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Fırat Anlı tarafından kabul edildi. Bu görüşmede Eş Başkan Anlı, İKV’nin ziyaretinin kendilerine moral verdiğini ve motivasyonu sağladığını belirtti.

     

       

     

    Vakıf olarak yürüttükleri çalışmalarla ilgili Anlı'ya bilgi veren Ömer Cihad Vardan, bir düşünce kuruluşu kimliğinde çalışarak Türkiye'ye hizmet ettiklerini söyledi. Vardan İKV’nin tarihçesi ve yapısı hakkında bilgi verdikten sonra, Vakfın AB ve Türkiye-Ab ilişkileri ile ilgili araştırma, yayın, görüş oluşturma, düşünce üretme, koordinasyon sağlama gibi faaliyetlerinden söz etti. Vardan 1965 yılında İTO ve İSO tarafından kurulan Vakfın, bugün en büyük destekçisinin TOBB olduğunu belirtti ve Vakfın 1984 yılından bu yana Brüksel’de bir temsilciliği olduğunu ekledi. İKV’nin Brüksel Temsilciliği yoluyla AB kurumları ile temaslarda bulunduğunu ve AB’deki gelişmeleri izlediğini kaydeden Vardan, Vakıf olarak Türkiye’nin AB bütünleşme sürecine katkıda bulunduklarını belirtti. İKV Başkanı, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde seminerler düzenleyerek başta gençler olmak üzere toplumun tüm kesimlerine AB'yi tanıtmayı amaçladıklarını kaydetti.

    Vardan, AB ile müzakerelerin uzun bir aradan sonra tekrar hareketlendiğine dikkati çekerek, şöyle dedi:

     

    "AB sürecinde 'Temel Hak ve Hürriyetleri' içeren adalet ve yargı sistemine ilişkin fasıllarının açılmasını istiyoruz. Çünkü bunlar yüksek tonda söylendi. Bunu engelleyen Türkiye olarak biz değiliz. Bunu engelleyenler belli. Birçok faslın engellendiğini görüyoruz. Onlar bu fasılları açarsa, biz sıkıntısını duyduğumuz bu hususların giderilmesi noktasında önemli adımlar atacağız. Ülkemizin hem sosyal hem de ekonomik gelişmesine katkı sağlayacağız. Buradan AB'ye seslenmek istiyorum. Vermiş olduğunuz sözleri yerine getirin, fiiliyata geçirin. Müzakerelerde GKRY tarafından bloke edilen 23 ve 24üncü fasılları açın”.

     

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Anlı da ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Diyarbakır'ın önemli bir kent olduğunu ve her zaman bu önemini koruduğunu söyledi. Türkiye'nin ekonomik verilerine bakıldığında bölgenin pozisyonunun iç açıcı olmadığını savunan Anlı, en az gelişen 20 ilin neredeyse tamamının bölge illeri olduğunu, bunun değiştirilmesi gerektiğini dile getirdi.

     

    Anlı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nin AB'ye olan desteğinin iki sebepten kaynaklandığına işaret ederek, şöyle konuştu:

     

    "İnsan hakları, özgürlük, demokratik yaşam, çok kimliklilik ve çok kültürlülük Avrupa'nın değerler sisteminin çatısını oluşturuyor. Bir önemli ayağı da refah ve ekonomik gelişmişlik. İstihdam meselesi bizim de sıkıntı duyduğumuz bir alan. Yüzde 50'si tarıma uygun, birinci sınıf tarım arazisine sahip bir bölge ve turizm potansiyeli açısından son derece güçlü olan, yılda birkaç milyon turisti ağırlayabilecek tarih, kültür ve doğa zenginliğine sahip bir coğrafyadan bahsediyoruz. Elimizdeki bu hazineyi bugüne kadar doğru bir şekilde değerlendiremedik. Nihayetinde bundan çıkışın tek yolu demokrasi, özgürlük ve refahı büyüterek, paylaşmaktır."

     

    İKV'nin yürüttüğü çalışmaların Türkiye'nin geleceğe dair umutlarını beslediğini vurgulayan Anlı, "Gelişiniz bize moral ve motivasyon olacaktır. Bu coğrafyada yaşayan insanlar da yalnız olmadıklarını daha yakından hissedecektir" şeklinde konuştu.

     

    "Geleceğe dair umutlarımızı artırmak lazım. İnşallah umudumuz odur ki; birlikte daha iyi günlere ulaşacağız. Sizlerin bilgi, birikim ve tecrübesiyle, coğrafyamızın potansiyelini bir araya getirmek gerekiyor. Yanı başımızdaki İran, Irak ve Suriye'nin durumu ortada. Bunu iyi değerlendirip, bu potansiyeli geliştirebilirsek muazzam bir güç haline gelmemiz için önümüzde bir engel yok."

     

    “TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE YENİ GÜNDEM” ADLI SEMİNER

     

    İKV’nin Diyarbakır ziyareti kapsamında bir bilgilendirme semineri düzenlendi. “Türkiye-AB İlişkilerinde Yeni Gündem” adlı seminere, DTSO üyeleri, iş dünyası kuruluşları, kamu kurumları ve sivil toplum temsilcileri ile diğer ilgililer katıldı. Seminerde açış konuşmaları DTSO Başkanı Ahmet Sayar, İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı tarafından yapıldı. Panelde ise İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz ve İKV Brüksel Temsilcisi Haluk Nuray birer sunum yaptı.

     

    İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas sunumunda Türkiye’nin AB müzakereleri sürecini anlattı. Sürecin nasıl kuralları olduğu, nasıl ilerlediği ve ne gibi sorunlara karşılaşıldığını açıklayan Nas, AB üyeliğinin Türkiye için önemine ve önümüzde ne gibi seçenekler olduğuna değindi. Nas, Türkiye’nin AB üyeliğinden kazanımları olacağını belirtti ve Türkiye’nin AB kurumlarında temsil edilmesi, karar alma sürecine katılması ve küresel yönetişimde söz sahibi olması için AB üyeliğinin büyük önem taşıdığını vurguladı.

     

    Türkiye AB vize serbestisi süreci ve geri kabul anlaşması ile ilgili bir sunum yapan İKV Genel Sekreter yardımcısı Melih Özsöz, Türk vatandaşlarının Schengen vizesi almakta yaşadıkları zorlukları anlattı. Türkiye-AB ortaklık hukukuna aykırı olarak vize uygulamasının devam ettiğini anlatan Özsöz, geri kabul anlaşmasının Aralık ayında imzalanmasından sonra yeni bir sürece girildiğini belirtti. Özsöz, geri kabul anlaşmasının sağlıklı olarak uygulanabilmesinin iki taraf arasında yük paylaşımına dayandığını ve AB’nin vize serbestisinin bir an önce hayata geçirilmesinde hakkaniyetli davranması gerektiğini vurguladı.

     

    Yeni nesil serbest ticaret anlaşmaları ve Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) konusunda bir sunum yapan İKV Brüksel temsilcisi Haluk Nuray ise, tüm dünyada ülke ve ülke gruplarının giderek artan sayıda serbest ticaret anlaşması imzaladıklarını ve bölgesel ticari entegrasyonun arttığını belirtti. Nuray, yeni nesil serbest ticaret anlaşmalarının klasik anlaşmalardan büyük ölçüde farklılık gösterdiğini vurguladı ve bu yeni nesil anlaşmalarının en önemlilerinden biri olan TTIP’nin önemine değindi. Türkiye bu anlaşmanın dışında kalsa da, içinde yer alsa da, önemli maliyetleri olacağını belirten Nuray, dünya ticaretini etkileyecek olan bu TTIP sürecinin Türkiye tarafından yakından izlenmesi ve etkilerinin analiz edilmesi gerektiğini belirtti.

     

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın açış konuşması için tıklayınız.

    MAYIS 2014: AB’YE DÜZENSİZ GÖÇMEN GİRİŞİ VE GERİ KABUL ANLAŞMASI İLE İLGİLİ İKV DUYURUSU - ’YASADIŞI GÖÇ TÜRKİYE VE AB’NİN ORTAK MESELESİDİR

    AB’nin dış sınırların kontrolü ve güvenliğinden sorumlu ajansı FRONTEX tarafından açıklanan son verilere göre, 2013 yılında AB’ye yasadışı yöntemlerle girmeye çalışan göçmenlerin sayısında artış yaşanırken; Türk-Yunan sınırından yasadışı geçişlerde, son beş yılın en düşük rakamları tespit edildi.

     

    AB’nin dış sınırların kontrolü ve güvenliğinden sorumlu ajansı FRONTEX tarafından Mayıs 2014 tarihinde yayımlanan “2014 Yıllık Risk Analizi” raporuna göre, 2013 yılında AB’ye yasadışı yöntemlerle girmeye çalışan göçmenlerin oranı, 2012 yılına göre yüzde 48 yükseldi. Yetkililer tarafından yapılan açıklamada, 2012 yılında 72.500 kişinin yasadışı yollarla AB’ye girmeye çalışırken, 2013 yılında bu rakamın 107.000 kişiye yükseldiği tespit ediliyor. Rapora göre, AB’ye yasadışı yollardan girişi yapan kişiler arasında ilk üç sırayı Suriye, Eritre ve Afganistan vatandaşları oluşturuyor.

     

    FRONTEX, 2013 bulgularını değerlendirirken, şu 3 nokta üzerinde özellikle duruyor:

     

    1) “AB’ye yasadışı yollarla girmeye çalışan her 4 göçmenden biri Suriye vatandaşı”
    AB’ye yasadışı yollarla girmeye çalışan Suriye vatandaşlarının sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır.

     

    2) “AB’ye yasadışı yollardan girmeye çalışan mültecilerin en çok kullandığı yol Kuzey Afrika-İtalya hattı”
    Kuzey Afrika’dan İtalya üzerinden AB’ye yasadışı yollarla giriş yapmaya çalışan göçmenler, tüm göçmenlerin yüzde 38’ine karşılık gelmektedir.

     

    3) “AB’ye yasadışı yollarla girmeye çalışan göçmenlerin seçtikleri rotalarda en hızlı artış, Batı Balkan rotası”
    Yasadışı yollarla AB’ye girmeye çalışan mültecilerin seçtikleri rotalardaki en hızlı artış, yakın zamanda vatandaşları AB’den vize serbestliği alan Batı Balkan coğrafyasından gelmektedir.

     

    FRONTEX tarafından yayımlanan verilerde dikkat çeken bir diğer unsur ise, Türk-Yunan sınırından yasadışı geçişlerde yaşanan hızlı düşüş.

     

    Rakamlara göre, Türk-Yunan sınırından yasadışı geçişlerde son beş yılın en düşük rakamları tespit edilmiş durumda. Buna rağmen, AB’ye yasadışı girişlerin dörtte biri halen Türk-Yunan sınırı üzerinden gerçekleşmekte. Batı Akdeniz rotası üzerinde en fazla geçişler, Türkiye’den, Ege Adaları üzerinden Yunanistan’a ve Türk-Bulgar sınırı üzerinden gerçekleşmiştir. Bu rotayı kullanan göçmenlerin büyük çoğunluğunu ise, Suriyeliler oluşturmaktadır.

     

    İKV: “Yasadışı Göç Türkiye ve AB’nin Ortak Meselesidir”

     

    Bilindiği üzere yasadışı göçün önlenmesi konusu, Türkiye-AB ilişkilerinde son zamanlarda öne çıkan konuların başında gelmektedir. Bununla ilgili olarak 16 Aralık 2013 tarihinde, Türkiye ile AB arasında Geri Kabul Anlaşması imzalanmış ve bu Anlaşma uyarınca Türkiye, AB’ye yasadışı olarak giden ve/veya orada yasadışı olarak bulunan kendi vatandaşlarını ve Türkiye üzerinden geçiş yaptığı kanıtlanan üçüncü ülke vatandaşlarını geri almayı kabul etmiştir.

     

    Yürürlüğe girdiğinde, bu anlaşmanın etkin bir şekilde uygulanabilmesi için Türkiye’nin sınırlarından geçişleri kontrol edebilmesi ve yasadışı transit geçişleri önleyebilecek kapasiteyi oluşturması gereklidir. Õzellikle Türkiye-Yunanistan sınırının güçlendirilmesi, son açıklanan rakamlardan da anlaşılacağı üzere, bu sınırdan geçişleri azaltmıştır. Ancak halen, Türk-Yunan sınırından yasadışı geçişler, toplam sayının ¼ ünü oluşturmaktadır.

     

    Bunun yanında, rakamlara göre Kuzey Afrika üzerinden İtalya ve Malta ile Macaristan-Sırbistan sınırı önemli geçiş noktaları oluşturduğu görülmektedir. Bir diğer devam eden sorun ise, Türkiye’den Ege adalarına geçişlerdir. Bu geçişlerde göçmenlerin göçmen kaçakçılığı şebekelerinin ağına düştükleri ve çok zor şartlarda bu geçişleri gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Gerek insan kaçakçılığı ile mücadelede, gerekse sınırların korunmasında insan haklarını dikkate alan, etkili önlemler alınmalıdır. Bu doğrultuda Nisan 2013 tarihinde çıkartılan Türkiye’nin Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, çağdaş standartların kabulü açısından olumlu bir gelişmedir ve hiç şüphesiz Türkiye’nin yasadışı göçle mücadelesinde önemli bir hukuki araçtır.

     

    Son dönemde Suriye’deki iç savaştan kaçan Suriyelilerin Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçmeye çalıştıkları bilinmektedir. Geçici koruma altında olan Suriyelilerin, temel ihtiyaçlarının karşılanması, yaşam ve güvenliklerinin garanti altına alınması için AB ve Türkiye arasında yoğun işbirliğinin sağlanması gereklidir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı açıklamaya göre 2011 Nisan ayından, 2014 Mart ayına kadar Suriyeliler için yapılan toplam harcama 2.5 milyar ABD dolarını aşmıştır. Bu toplam meblağın, yaklaşık 183 milyon ABD dolarlık bir bölümü ancak uluslararası toplumun yardımları ile karşılanabilmiştir. Dolayısıyla göçmen Suriyeliler için yapılan masrafların büyük bir bölümünün Türkiye tarafından karşılandığı görülmektedir.

     

    FRONTEX raporunda da belirtildiği gibi, AB’ye yönelen yasadışı göçün önemli bir bölümü de ülkelerindeki iç savaş nedeniyle evlerinden olmuş, yaşamlarını korumak için yollara düşen Suriyelilerden oluşmaktadır. AB Suriyelilerin ihtiyaçlarının giderilmesi için üzerine düşeni yerine getirmeli ve bu hususta Türkiye ile daha fazla işbirliği içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, günümüzün en önemli meselelerinden biri olan düzensiz göç konusu, en başta göçmenlerin güvenliği ve refahını göz önünde bulundurmak kaydıyla, ancak ülkeler arası ve bölgesel işbirliği ile çözüme kavuşturulabilir.

     

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    MAYIS 2014: VİZE VE GERI KABUL, MARMARA ÜNIVERSİTESİ VE AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ’NDE ELE ALINDI

    İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz, 14 Mayıs 2014 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Barosu işbirliğinde, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde düzenlenen “AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması ve Vize Serbestisi” başlıklı panelde, “Türk Vatandaşları için Vizesiz Avrupa Yolculuğu” başlıklı bir sunum gerçekleştirmiştir.

    İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek’in oturum başkanlığı yaptığı panelde ayrıca, Lefke Avrupa Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akif Poroy ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Lami Bertan Tokuzlu’da, 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması kapsamında, Anlaşmanın hukuki boyutunu ele alan birer sunum gerçekleştirmişlerdir.

     

    15 Mayıs 2014 tarihinde Akdeniz Üniversitesi AB Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (AKVAM) ve Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi tarafından Antalya’da düzenlenen “Ortaklığın 50. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Nereye Gidiyor?” başlıklı panele katılmıştır. Panelde Melih Özsöz, 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması sonrasında Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamaları alanında yaşanan gelişmelere ilişkin, “Türk Vatandaşları için Vizesiz Avrupa Yolculuğu” başlıklı bir sunum gerçekleştirmiştir.

     

    Akdeniz Üniversitesi AB Araştırmaları ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Erol Esen’in oturum başkanlığında gerçekleştirilen panelde ayrıca, Emekli Büyükelçi Cum Duna “Üyelik Müzakereleri ve Kıbrıs”; AB Bakanlığı Uzmanı Zerrin Keskin ise “AB İletişim Stratejileri ve AB’ye Uyum Sürecinin Gündelik Hayata Etkileri” başlıklı birer sunum gerçekleştirmişlerdir.

     

    MAYIS 2014: İKTİSADİ KALKINMA VAKFI YÕNETİM KURULU BAŞKANI ÕMER CİHAD VARDAN’IN AİHM’NİN TÜRKİYE’Yi TAZMİNAT ÕDEMEYE MAHKÛM EDEN KARARI İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

    İKTİSADİ KALKINMA VAKFI YÕNETİM KURULU BAŞKANI ÕMER CİHAD VARDAN’IN

    AİHM’NİN TÜRKİYE’Yi TAZMİNAT ÕDEMEYE MAHKÛM EDEN KARARI İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI

     

    “AİHM kararı, Kıbrıs’taki olumlu havaya gölge düşürmemeli!”

     

     

    Türkiye Garantör Devlettir, Hakları ve Sorumlulukları Vardır

    Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan hakları uyarınca (garantör devlet), Kıbrıs’ta bozulan Anayasal düzenin tekrar kurulmasına yardım amacıyla ve ayrıca faili meçhul cinayetlere ve hatta toplu katliamlara maruz kalan Türk nüfusunun da haklarını muhafaza etmek gayesiyle KIBRIS BARIŞ HAREKATI yapılmıştı.

    Kayıplar Tek Taraflı Değildir, AİHM’nin Yaklaşımı ve Kararın Zamanlaması Düşündürücüdür

    Kıbrıs’ta can kayıpları Harekat’tan önce de meydana gelmiştir. Kayıplar tek taraflı değildir dolayısıyla AİHM’in kararını verirken, olayın arka planını gözden kaçırması ve sadece Güney Kıbrıs Rum tezlerini dikkate alması büyük talihsizliktir. Bu durum AİHM’in tarafsızlığına ve saygınlığına gölge düşürmüştür.

    Müzakere Sürecini Olumsuz Etkileyebilir

    Kıbrıs’ta yıllardır sürmekte olan sorunların halline yönelik Türkiye’nin de önderlik ettiği barış görüşmelerinin Şubat ayında başlamasının ardından bu kararın verilmiş olması, zamanlama açısından oldukça düşündürücüdür. Uluslararası camianın Kıbrıs sorununda çözümün bu kez gerçekleşeceği umuduyla yaklaştığı güncel müzakere sürecini olumsuz etkileyeceği endişesini taşıyoruz.

    Annan Planını Kıbrıs Rumları Kabul Etmedi

    Davacı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin öne sürdüğü “Türkiye’nin bu sorunu siyasi yollarla çözmek konusunda isteksiz olduğu” tezi doğru değildir. Türkiye, Kıbrıs’ta daha önce 2002’de ortaya konulan ve bu kayıp sorunlarının da halline yönelik çözüm üretecek olan Annan planını desteklemiştir. 2004 yılında adanın iki tarafında da yapılan referandumda, Planın, Türk tarafının büyük çoğunluğunca kabul edilmesine rağmen, Kıbrıs Rum kesiminin çoğunluğu tarafından reddedilmiş olmasını tekrar kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

    Samimiyet Sorunu

    Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AİHM’nin konuyla ilgili 2001 yılında vermiş olduğu karardan 9 yıl sonra gecikmeli bir şekilde adilane tazminat için başvuruda bulunması, gerek Kıbrıs sorununun, gerekse Türkiye ile AB süreci de dahil çeşitli alanlardaki sorunların çözümüne yönelik iradesi ve samimiyeti konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır.

    Acil Kalıcı Çözüm Kaçınılmaz

    Sonuçta bizler İktisadi Kalkınma Vakfı - İKV olarak, Kıbrıslı Türklerin güvenliğini muhafaza etmek ve bozulan Anayasal düzenin tekrar kurulmasına katkı sağlamak üzere uluslararası hukuktan doğan haklar mucibince Türkiye’nin gerçekleştirdiği barış harekatı sonrasındaki olaylar ile ilgili olarak, tam da çözüme yönelik müzakereler başlamışken, AİHM’in bu kararıyla 90 milyon avro tazminat ödemeye mahkum edilmesinin, çözüm ortamını olumsuz etkileyeceğinden endişe duyuyoruz. Hatta son zamanlarda yeni bir ivme kazanan Türkiye’nin AB’ye entegrasyonu ve katılım müzakereleri sürecine olumlu yansımayacağını düşünüyoruz. Siyasi ve uluslararası konjonktürü dikkate almadan, sadece zorlayıcı önlemlerle Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışmak, yapıcı bir tavır olmasa gerektir. Aksine, sürecin hızlanmasının önündeki engeller, ancak her iki tarafın konuya çözüm odaklı bir yaklaşım sergilemesi ile mümkün olabilir. Bizce, Türkiye, Avrupa ile olan ilişkilerinde bu tür olayların ortaya çıkardığı umutsuzluğa kapılmadan ve AB tam üyelik hedefi doğrultusunda “uzun ve ince” yoldaki yürüyüşüne devam etmelidir.

    Bu son olay da göstermiştir ki; Türkiye’nin AB sürecinde de önünü açacak şekilde, Kıbrıs sorununun artık acilen kalıcı bir çözüme ulaştırılmasının zamanı gelmiştir. Umarız, AİHM’nin bu kararı, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik son zamanlarda oluşan olumlu havaya gölge düşürmez.

     

     

    Õmer Cihad VARDAN

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    Yönetim Kurulu Başkanı

    MAYIS 2014: İKTİSADİ KALKINMA VAKFI BAŞSAĞLIĞI MESAJI

    Manisa-Soma’da bir kömür madeninde yaşanan maden kazası tüm ülkemizi yasa boğmuştur. İktisadi Kalkınma Vakfı - İKV olarak bu üzücü kazada hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı diliyoruz. Kazadan yaralı olarak kurtulan kardeşlerimizin de bir an evvel iyileşmelerini ve bu tür kazaların bir daha yaşanmamasını can-ı gönülden temenni ediyoruz.

    Tekrar milletimizin başı sağolsun…

     

    Õmer Cihad VARDAN

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    Yönetim Kurulu Başkanı

    MAYIS 2014: “AB-TÜRKİYE KÜLTÜREL DİYALOĞU” PANELİ KOCAELİ’NDE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

    Kocaeli Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen AB-Türkiye Kültürel Diyaloğu” Paneli, 9 Mayıs 2014 tarihinde Kocaeli Sanayi Odası’nda gerçekleştirildi. Kocaeli Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi’nin de bir parçası olduğu  ve 2011 yılından bu yana, “AB Genişleme için İletişim Stratejisi”nin hedefleri çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetler kapsamında, AB Bilgi Merkezleri, Türkiye’nin değişik bölgelerinde AB ve Türkiye – AB ilişkileri hakkında yerelde halka doğru ve düzenli bilgi akışını sağlamak ve karşılıklı diyalog ve işbirliğini arttırıcı çeşitli etkinlikler düzenlemek amacıyla 1996 yılında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından oluşturulmuştur.

    Bu kapsamda, 9 Mayıs 2014 Cuma günü Kocaeli Sanayi Odası Konferans Salonu’nda “AB Türkiye Kültürel Diyaloğu” konulu panel organize etmiştir. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Evin, Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayhan Kaya ve İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz katıldığı panelde, Türkiye-AB ilişkileri, kültürel diyalog perspektifinden ele alınmıştır.

     

    İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz tarafından gerçekleştirilen sunuma ulaşmak için tıklayınız.

    MAYIS 2014: İKTİSADİ KALKINMA VAKFI YÕNETİM KURULU BAŞKANI ÕMER CİHAD VARDAN’IN 9 MAYIS AVRUPA GÜNÜ AÇIKLAMASI

     9 Mayis 2014

    "Bundan sonraki 9 Mayıs'ları, AB'nin geleceğini şekillendiren, bunu hisseden ve hissettiren bir ülke olarak kutlamayı diliyoruz."

    9 Mayıs Avrupa’nın Kaderini Değiştirdi !

    "Bundan 64 yıl önce 9 Mayıs günü, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, Avrupa’nın kaderini değiştirecek bir bildiriyi kamuoyuna açıkladı. Bu bildiri ile Schuman Bati Avrupa ülkelerine ve özellikle Bati Almanya'ya bir teklif götürüyordu: Stratejik öneme sahip kömür ve çelik sektörlerini ortak bir idare altında birleştirmek. Fransa ve Almanya’nın yanisira, İtalya ve Benelüks ülkeleri tarafından da kabul edilen bu teklif, bugünkü Avrupa Birliği’nin ilk adımını oluşturmuştu. İste bu nedenle 9 Mayıs, AB günü olarak kutlanmaktadır.

    Bu bildiri, kömür ve çeliğin ötesinde ülkelerin belirlenmiş alanlarda münhasır egemenliklerini bir üst otoriteye devrederek ortak hareket etmeleri ve kaderlerini birbirlerine bağlamaları anlamına geliyordu. Bugün itibariyle Avrupa Birliği denince, artik, ekonomik ve parasal birliğini oluşturmuş, dış ve güvenlik politikası alanında önemli adımlar atmış ve sınırların olmadığı bir serbest dolaşım alanından bahsediyoruz."

    Türkiye'nin AB vizyonu

    "Türkiye'nin AB vizyonu, Birliğin temellerinin atıldığı yıllara dayanmaktadır. 50 yılı aşkın süredir devam eden bu süreçte Türkiye, 1999'dan bu yana aday ülke konumunda olup 2005'ten beri katilim müzakerelerini yürütmektedir. Bu husus, AB ve Türkiye açısından önemli olduğu kadar, dünya için de hem sembolik hem de somut olarak büyük anlam taşımaktadır. Türkiye gibi bölgesel etkinliğini artıran, kültürel açıdan iki farklı bölgeye hitap edebilen ve sosyal ve ekonomik gelişme yönünde önemli bir mesafe kat etmiş olan bir ülkenin AB'ye üye olması, tüm dünya ülkeleri açısından esin kaynağı olabilecek bir başarı öyküsü olarak nitelendirilebilir. Bu başarı, hem AB'nin vizyon sahibi olmasına, hem de Türkiye'nin kararlılığını koruyarak, demokrasi, hukuk devleti ve çağdaş ekonomik yönetişim yönünde ilerlemesine bağlıdır."

    AB müzakere süreci ve Kıbrıs Meselesi

    "Özellikle AB ile müzakere süreci başladıktan sonra, Türkiye'nin Güney Kıbrıs’tan gelen taşıtlara liman ve havalimanlarını açmaması gerekçe gösterilerek, 8 faslın açılmama ve hiçbir faslın geçici olarak kapatılmaması kararının alınması, iki önemli AB üyesi ülkede, Fransa ve Almanya'da Türkiye'nin üyeliğine karşı olan iktidarların olumsuz tavırları ve Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin tek taraflı vetolarla süreci tıkamaları halkın AB hevesini kaçırmıştı. Türkiye ise gerek Ortadoğu'daki hızlı gelişmeler, gerekse yurt içindeki bazı krizler sebebiyle AB reform sürecine yeterince eğilemedi. Özellikle 2008'de başlayan küresel ekonomik kriz nedeniyle AB'nin kendi içindeki sorunlara odaklanmasının da etkisiyle, Türkiye'nin üyelik müzakereleri derin dondurucuya koyulmuştu.

    Geçtiğimiz Kasım ayında 22inci faslın müzakerelere açılması, AB ile hassas bir mesele olan geri kabul anlaşmasının Aralık ayında imzalanması ve vize muafiyeti sürecinin de başlatılması ve son olarak Avrupa Komisyonu'nun Dünya Bankası'na hazırlattığı gümrük birliği ile ilgili çalışmanın açıklanması ile gümrük birliğinin güncellenmesi konusunun gündeme gelmesi süreçte hareketlenmeye vesile oldu. Önümüzdeki günlerde müzakere sürecinde olduğu kadar gümrük birliği ile geri kabul ve vize konularında da önemli gelişmeler olacağını öngörmek mümkün ise de Kıbrıs gibi tıkanıklığa yol açan konularda hala somut bir çözüme ulaşılamamıştır. Bunun yanında BM nezdinde başlayan görüşmeler ileriye dönük olarak ümit vericidir.

    Diğer bir önemli sorun ise, açılan hiçbir faslın geçici olarak kapatılamamasıdır. Bu durum müzakerelerde gerçek anlamda ilerlemeyi engellemektedir. Sürecin tam hızla ilerleyebilmesi ve Türkiye'de üyeliğe hazırlık için gerekli dönüşümlerin yapılabilmesi için AB Konseyi'nin 2006 kararının kaldırılması ve tek taraflı blokajların geri çekilmesi gerekmektedir."

    Yenilenmiş bir kararlılıkla AB sürecini hızlandırma zamanı

    "Dokuz buçuk yıldır devam eden AB katilim müzakerelerinin artik kritik bir noktaya yaklaştığı görülmektedir. Müzakerelerin yakin bir zamanda tamamlanmaması ne yazık ki sürecin yavaş yavaş terk edilmesi anlamına gelebilir. Özellikle Türkiye'nin günümüzde yaşadığı sorunlara da cevap niteliği taşıyan Yargı ve Temel Haklar (23. Fasıl) ile Adalet, Özgürlük ve Güvenlik (24. Fasıl) başlıklarının müzakerelere açılması, sürecin devamlılığı açısından bir çıkış yolu sunabilir. Stefan Füle, François Hollande ve Angela Merkel gibi AB ve üye devlet yetkililerinden gelen açıklamalar da, 23 ve 24. Fasılların açılmasını desteklemektedir. Muhakkak ki Kıbrıs müzakerelerindeki olumlu gelişmeler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından bloke edilmiş olan bu fasılların açılmasını hızlandıracaktır."

    Ukrayna Krizi ve Enerji Başlığı’nın açılması

    "Son aylarda ortaya çıkan Ukrayna krizi, AB'nin enerji arz güvenliğini tekrar tartışmaya açmış, Türkiye'nin de bu konuda öneminin altını çizmiştir. Bunun yanında, İsrail ve Kıbrıs açıklarında doğal gaz kaynaklarının keşfi ile bunların tüketim noktalarına iletimi ve Kuzey Irak'taki petrol ve doğal gaz kaynaklarının transferi AB açısından Türkiye'nin önemini daha da arttırmıştır. Bütün bu gelişmeler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından bloke edilen 15 nolu enerji faslının açılmasını da gündeme taşımıştır. 23 ve 24 nolu fasılların yanında bu faslın açılması da hiç şüphesiz Türkiye'nin müzakere sürecine ivme kazandıracak ve AB ile soğuyan ilişkileri yeniden canlandıracaktır."

    Avrupa ve Türkiye değişiyor

    "Türkiye'nin AB hedefi bir çırpıda vazgeçilebilecek, ya da zamana bırakılabilecek bir konu değildir. Tüm bu süreç içinde AB de hızla değişmekte ve yeni hedeflere doğru ilerlemektedir. Bu yıl ilk kez olarak Avrupa Komisyonu Başkan adayları çokuluslu Avrupa parti grupları tarafından aday gösterilmiştir. Bu durum AB'nin daha derin ve sıkı bir bütünleşme modeline doğru ilerlediğini ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler, müzakere sürecinin ivme kazanması gerektiğinin göstergeleridir. Türkiye'nin AB müzakere sürecindeki tıkanıklığın önümüzdeki yıllarda da devam etmesi halinde, ilişkilerin farklı bir yönde evrilecegi ve Türkiye'nin farklı sulara doğru yüzeceği bir durumla karşı karşıya gelinebilir.

    Türkiye'nin AB sürecinde elde ettiği kazanımları feda etmeden, hedefleri doğrultusunda kararlılıkla sürece odaklanması ve AB masasında hak ettiği yeri alması gerekir. Arzumuz, AB üyeliğinin gerçekleşmesiyle birlikte Avrupa yönetişiminde söz sahibi olan, dünya ekonomisi ve siyasetinde daha etkili bir konuma ulasan ve her şeyden önemlisi Avrupa demokrasiler ailesinin bir ferdi olan Türkiye'dir."

    "Bundan sonraki 9 Mayıs'ları, AB'nin geleceğini şekillendiren, bunu hisseden ve hissettiren bir ülke olarak kutlamayı diliyoruz."

     

    Ömer Cihad VARDAN

    İktisadi Kalkınma Vakfı

    Yönetim Kurulu Başkanı

    MAYIS 2014: YEREL SCHENGEN GRUBU İŞ DÜNYASI İÇİN VİZE BİLGİLENDİRME TOPLANTISI, TOBB VE TRABZON SANAYİ VE TİCARET ODASI İŞBİRLİĞİNDE TRABZON’DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

    TOBB ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyon işbirliğinde üçüncüsü düzenlenen Yerel Schengen Grubu İş Dünyası için Vize Bilgilendirme Toplantısı, Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası evsahipliğinde Trabzon’da gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarını Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erkut Çelebi, TOBB AB Daire Başkanı Mustafa Bayburtlu ve İtalya Büyükelçiliği Birinci Sekreter Marcello Zaccagnıo’nun yaptığı toplantıda, iş adamlarının AB ülkelerine giriş-çıkışlarda yaşanan vize sorunları ele alındı.

    Konuşmasında AB ülkeleri ile ticarette Türk iş adamlarının birçok zorlukla karşılaştığını belirten Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erkut Çelebi, iş adamlarının rekabet gücünü kaybetme ile karşı karşıya kaldığını dile getirdi.  Vize kolaylığının sadece işadamlarına değil bütün Türk halkına sağlanmasını arzu ettiklerini belirten Çelebi, “ Vize sorunu sadece iş ve ticaret için değil aile birleşmelerini de kapsamaktadır ”dedi. Türkiye’nin yarım asırdan beri AB’ye uyum sağlamak adına büyük adımlar attığını ifade eden Çelebi,  son 10-15 yılda da adaylık sürecinin sürmekte olduğunu ancak gelinen noktada başta vize olmak sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini kaydetti.

    Açılış konuşmalarının ardından TOBB AB Daire Başkanı Mustafa Bayburtlu’nun yönettiği seminerde İtalya Büyükelçiliği Birinci Sekreter Marcello Zaccagnıo,  Federal Almanya Cumhuriyeti Büyükelçiliği Hukuk ve Konsolosluk İşleri Birimi Başkanı Stefan Delfs, Fransa Büyükelçiliği Konsolos Yardımcısı Frederic Collet, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Susanne Martın, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu  Jörg Dieter Köstınger,  İKV Genel Sekreteri Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz  iş adamlarını bilgilendirdi.

     

    İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz  “AB Üye Ülkeleri Perspektifinden Türkiye’de Schengen Vize Kodu Uygulaması”,  Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Susanne Martın, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu  Jörg Dieter Köstınger,  “Geri Kabul Anlaşması ve Vize Kolaylaştırılması Konusundaki Diyalogda Gelinen Son Durum” konularında birer sunum yaptı.

    MAYIS 2014: VİZE VE GERİ KABUL TOKAT’TA ELE ALINDI

    Ankara Üniversitesi ve Gaziosmanpaşa Üniversitesi işbirliğinde 6 Mayıs 2014 tarihinde Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde düzenlenen “Türkiye-AB İlişkilerinde yeni Gündem” başlıklı toplantıya katılan İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz, Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması sonrasında Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamaları alanında yaşanan gelişmelere ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.

    Moderatörlüğünü Yard. Doç. Dr. Muhittin Demiray’ın gerçekleştirdiği panelde; Ankara Strateji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özcan; Ekonomi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı (emekli) Cemalettin Damlacı; TOBB ETÜ Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tuğrul Arat’ta birer konuşma gerçekleştirdi.

    Özsöz sunumuna, Türk vatandaşlarının 1980’li yıllardan bu yana birebir deneyimlediği vize sorunun tarihsel gelişimi ile başladı ve vize sorunun hukuki, siyasi, ekonomik ve ticari boyutlarından bahsetti. 2008-2010 yılları arasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile, İKV ve ECAS işbirliğinde gerçekleştirilen Vize Şikayet Hattı’nın çarpıcı sonuçlarını dinleyicilerle paylaşlan Özsöz, 27 yılda ABAD tarafından Türk vatandaşlarının serbest dolaşımına ilişkin 55 kararın verildiğini; verilen her kararın bir önceki kararda kazanılan hakları bir kere daha teyid ettiğini söyledi. 2009 tarihinde karara bağlanan Soysal Davası sonrasında, Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa hedefine bir adım daha yaklaştığına dikkat çeken İKV Genel Sekreter Yardımcısı, 2013 tarihinde aynı mahkemenin Demirkan Davasına ilişkin verdiği karar ile, olumlu havanın yerini karamsar bir havaya bırakttığının altını çizdi. Tüm yaşanan gelişmelere rağmen, hukuki mücadeye devam edilmesi ve Türk vatandaşlarının AB topraklarına serbest girişine ilişkin hukuki kazanımların unutulmaması gerektiğini vurgulayan Özsöz, 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ve AB arasında Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ve vize serbestliği diyaloğunun başlaması ile, Türkiye ve AB’nin bu konuda yepyeni bir sürece adım attıklarını ifade etti.

    Başlayan  yeni sürece ilişkin katılımcılara teknik bilgiler veren İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz, bu süreçte AB’nin 2009 ve 2010 yıllarında 5 Batı Balkan ülkesi vatandaşlarına vize serbestliği getiren sürecin iyi ve doğru bir şekilde analiz edilmesi gerektiğini söyledi. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Makedonya vatandaşlarına vize serbestliği getiren yol haritaları hakkında katılımcılara detaylı bilgi veren Özsöz, Türkiye’ye için sunulan yol haritası ile bu ülkelere sunulan yol haritalarını karşılaştırmalı bir perspektiften ele aldı. Türkiye yol haritasının, Batı Balkan ülkeleri yol haritaları ile karşılaştırıldığında çok daha detaylı ve somut kriterler kapsadığına dikkat çeken İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü, bu süreçte AB’nin Batı Balkan ülkelerine gösterdiği açıklık, şeffaflık ve samimiyeti, Türkiye içinde göstermesi gerektiğini söyledi. Özellikle, müzakereleri neredeyse 10 yıl süren Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde, Türkiye’nin atması gereken adımlara değinen Özsöz, sürecin ucu kapalı bir süreç olarak görülmemesi ve Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri süreci ile paralel bir şekilde yürütülmesinde fayda olduğunu söyledi.

    MAYIS 2014: UND HEYETİ İKV’Yİ ZİYARET ETTİ

    Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Nuhoğlu ve beraberindeki heyet, İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan’ı ziyaret etti. UND Heyeti’nde Başkan Nuhoğlu’nun yanı sıra, İcra Kurulu Başkanı Fatih Şener, İcra Kurulu Başkan Yardımcıları Evren Bingöl ve Alper Özel, AB Danışmanı Can Baydarol ve Uzman Yardımcısı Deniz Servantie görüşmede hazır bulundu. İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ve Genel Sekreter Yardımcısı Melih Özsöz’ün de katıldığı görüşmede, başta Gümrük Birliği kapsamında malların serbest dolaşımına ilişkin yaşanan sorunlar ve Türk vatandaşlarına yönelik vize sorunu olmak üzere, güncel gelişmeler ve Türkiye’nin AB ile olan ilişkileri ele alındı.

    UND Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Nuhoğlu görüşmede, Dünya Bankası’nın 8 Nisan 2014 tarihinde açıklanan AB-Türkiye Gümrük Birliği Değerlendirme Raporu kapsamında, Gümrük Birliği çerçevesinde malların serbest dolaşımına ilişkin sorunların Raporda yer aldığına dikkat çekti. Raporda ticaretin hacim ve değer olarak arttırılması hedefinin her iki taraf için de başarılmış olduğunun ancak, karayolu taşıma kotaları, sürücü vizeleri ve genel anlamıyla Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamaları gibi kısıtlayıcı tedbirler nedeniyle potansiyelin altında ilerleme sağlandığının altının çizildiğini hatırlatan Başkan Nuhoğlu, bu sorunların giderilmesinde Gümrük Birliği kapsamındaki malların dolaşımının serbestleştirilmesi gerekliliğini vurguladı. Türkiye uluslararası karayolu taşımacılığı sektörünün küresel rekabet koşullarındaki gelişiminin önündeki en büyük engellerden birini oluşturan bu sorunları kalıcı olarak çözmek üzere hareket ettiklerini vurgulayan UND Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Nuhoğlu, bu çerçevede İKV ile özellikle Türk işadamlarına yönelik vize uygulamaları kapsamında işbirliği içinde olmak istediklerini söyledi.

    İKV Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, görüşmede İKV’nin özellikle ilgilendiği vize konusunun gerek Gümrük Birliği gerekse AB adaylık süreci kapsamında önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti. Vardan, İKV’nin uzun yıllardır bu konudaki çalışmalarında Türkiye’nin ortaklık hukukundan doğan haklarını vurguladığını ve vizenin özellikle Gümrük Birliği kapsamında bir tarife dışı engel oluşturduğunu savunduğunu kaydetti. Vardan yeni yönetim kurulu ile birlikte gerek Türkiye’nin AB müzakere süreci gerekse AB ile ikili ilişkilerde sorun yaratan vize ve STA konularında çalışmalara hız verildiğini belirtti. İKV ve UND arasında, AB ile vize ve taşıma kotaları ile ilgili yaşanan sorunlara çözüm bulunmasına yönelik olarak bir eylem planı üzerinde çalışılması ve işbirliği yapılmasına karar verildi.

    NİSAN 2014: VİZE VE GERİ KABUL, KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ’NDE ELE ALINDI

    TESEV ve Karadeniz Teknik Üniversitesi işbirliğinde 28 Nisan 2014 tarihinde Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen “AB-Türkiye İlişkilerinin Gelecepği ve Orta Doğu’da Son Dönemde Yaşanan Gelişmeler” başlıklı toplantıya katılan İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz, 16 Aralık 2013 tarihinde imzalanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması sonrasında Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamaları alanında yaşanan gelişmelere ilişkin bir sunum gerçekleştirdi. “Karşılıklı ve Bölgesel Dinamikler Işığında Türkiye-AB İlişkileri” başlıklı panelde konuşan Özsöz ile aynı panelde TESEV Dış Politika Programı’ndan Prof. Dr. Mensür Akgün ve Sakarya Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Yıldırım Turan yer aldı.

     

    Özsöz sunumuna, Türk vatandaşlarının 1980’li yıllardan bu yana birebir deneyimlediği vize sorunun tarihsel gelişimi ile başladı ve vize sorunun hukuki, siyasi, ekonomik ve ticari boyutlarından bahsetti. 2008-2010 yılları arasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile, İKV ve ECAS işbirliğinde gerçekleştirilen Vize Şikayet Hattı’nın çarpıcı sonuçlarını dinleyicilerle paylaşlan Özsöz, 27 yılda ABAD tarafından Türk vatandaşlarının serbest dolaşımına ilişkin 55 kararın verildiğini; verilen her kararın bir önceki kararda kazanılan hakları bir kere daha teyid ettiğini söyledi. 2009 tarihinde karara bağlanan Soysal Davası sonrasında, Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa hedefine bir adım daha yaklaştığına dikkat çeken İKV Genel Sekreter Yardımcısı, 2013 tarihinde aynı mahkemenin Demirkan Davasına ilişkin verdiği karar ile, olumlu havanın yerini karamsar bir havaya bırakttığının altını çizdi. Tüm yaşanan gelişmelere rağmen, hukuki mücadeye devam edilmesi ve Türk vatandaşlarının AB topraklarına serbest girişine ilişkin hukuki kazanımların unutulmaması gerektiğini vurgulayan Özsöz, 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ve AB arasında Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ve vize serbestliği diyaloğunun başlaması ile, Türkiye ve AB’nin bu konuda yepyeni bir sürece adım attıklarını ifade etti.

     

    Başlayan  yeni sürece ilişkin katılımcılara teknik bilgiler veren İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü Melih Özsöz, bu süreçte AB’nin 2009 ve 2010 yıllarında 5 Batı Balkan ülkesi vatandaşlarına vize serbestliği getiren sürecin iyi ve doğru bir şekilde analiz edilmesi gerektiğini söyledi. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Makedonya vatandaşlarına vize serbestliği getiren yol haritaları hakkında katılımcılara detaylı bilgi veren Özsöz, Türkiye’ye için sunulan yol haritası ile bu ülkelere sunulan yol haritalarını karşılaştırmalı bir perspektiften ele aldı. Türkiye yol haritasının, Batı Balkan ülkeleri yol haritaları ile karşılaştırıldığında çok daha detaylı ve somut kriterler kapsadığına dikkat çeken İKV Genel Sekreter Yardımcısı ve Araştırma Müdürü, bu süreçte AB’nin Batı Balkan ülkelerine gösterdiği açıklık, şeffaflık ve samimiyeti, Türkiye içinde göstermesi gerektiğini söyledi. Özellikle, müzakereleri neredeyse 10 yıl süren Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde, Türkiye’nin atması gereken adımlara değinen Özsöz, sürecin ucu kapalı bir süreç olarak görülmemesi ve Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri süreci ile paralel bir şekilde yürütülmesinde fayda olduğunu söyledi.

    NİSAN 2014: İKV’DEN YENİ YAYIN - AVRUPA 2020 STRATEJİSİ

    Hızla gelişen teknoloji ve küreselleşme süreci ile ortaya çıkan yeni dünya düzenine karşı, AB’nin kendi ekonomik ve sosyal yapısını güçlendirme ve rekabet gücünü artırma gereksinimi duymaya başlamasıyla, Avrupa Komisyonu, Lizbon Stratejisi ile, 2010 yılına kadar AB’yi “dünyanın en rekabetçi, dinamik ve bilgi temeline dayanan ekonomisine” dönüştürme hedefini belirlemişti. Ancak 2008 yılında ABD’de meydana gelen ve AB’ye de hızla yayılan küresel mali kriz, bu projenin aksamasına neden olmuş ve strateji kapsamında belirlenen hedeflerden bir bakıma uzaklaşılmasına yol açtı. Bu tablo karşısında, Avrupa Komisyonu, Lizbon Stratejisi’nden yola çıkarak küresel mali sorunları ve borç krizleriyle oluşan yeni konjonktürü de dikkate alarak, Avrupa 2020 Stratejisi’ni geliştirdi. Buna göre, Avrupa Komisyonu, 2020 yılına kadar ekonomik ve sosyal alanlarında önemli yasal ve teknik altyapı çalışmalara ön ayak olmanın yanı sıra AB’yi, bilgiye ve yenilikçiliğe dayalı, kaynakları verimli kullanan, çevreci ve daha rekabetçi, aynı zamanda yüksek istihdam sağlayarak sosyal ve bölgesel uyumu destekleyen bir ekonomiye dönüştürmeyi hedefliyor.

    AB’nin ekonomik bütünleşme yolunda gerçekleştirdiği reformların yakından takip edilmesi, AB Üye Devletleri kadar aday ülkeler açısından da önemlidir. Bu bakımdan, hâlihazırda AB ile yürüttüğü müzakere süreci kapsamında, kendi yasal düzenlemelerini AB’nin müktesebatıyla uyumlu hale getirme yükümlülüğünü taşıyan Türkiye’nin, Avrupa 2020 Stratejisi kapsamında alınan önlemleri yakından izlemesi büyük önem arz ediyor. Bu süreci Türkiye’nin de yakından takip etmesi, sadece AB müktesebatına uyum sağlamak açısından değil, ülkenin 2023 Vizyonu için belirlenen hedefleriyle de bütünleşmesi bakımından da faydalı olacağı kuşkusuzdur.

    Bu yayında, Avrupa Komisyonu’nun 2020 yılına kadar öngördüğü önlemlerin ana hatları ve hedefleri hakkında bilgilere sunularak, söz konusu alanlarda önlemlerin alınmasına neden gereksinim duyulduğuna ışık tutmaya çalışılıyor. Sürecin daha iyi anlaşılabilmesi için ayrıca Lizbon Stratejisi’nin hedefleri ve sonuçlarına da kısaca değinilen bu yayında, Lizbon Stratejisi’nden Avrupa 2020 Stratejisi’ne uzanan sürecin bir değerlendirilmesi yapılıyor.

    NİSAN 2014: İKV BAŞKANI ICCI 2014 KONFERANSINDA KONUŞTU

    Türkiye'nin enerji alanında uluslararası etkinliğinin artışına dikkati çeken Vardan, "Son dönemde özellikle Irak ile enerji alanındaki iş birliği, ülkemizin sadece petrolü ileten ve tüketen bir ülke olmak yerine bölgesinde yeni ortaklıklar kurarak, yatırımlar yaparak enerji alanında giderek daha güçlü bir aktör olma yolunda olduğunu göstermektedir" diye konuştu.

    Vardan, Güney Kıbrıs doğal gazına da değinerek, şunları kaydetti:

    "Doğu Akdeniz'de, İsrail ve Güney Kıbrıs'taki özellikle doğal gazla ilgili gelişmeler de Türkiye açısından kayıtsız kalınamayacak kadar önemlidir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler çatısı altında yeniden başlayan Kıbrıs müzakerelerinin olumlu sonuçlanmasının bölgedeki tüm aktörler açısından enerji alanında daha kazançlı ortaklıklara zemin hazırlayacağı ortadadır. Kısaca, Türkiye sadece Avrupa Birliği için değil aynı zamanda önümüzdeki dönemde potansiyel enerji sağlayıcıları GKRY ve İsrail için de istikrarlı bir transit rotasıdır."

    Vardan, AB ile üyelik müzakerelerinde enerji başlığının açılmasının önemi üzerinde durdu ve bu başlığın tek taraflı olarak GKRY tarafından bloke edilmesinin etkin işbirliğini engellediğini belirtti. Enerji alanındaki her türlü yatırım konusunda Türkiye'nin, AB ülkelerinden yatırımcılar için oldukça önemli fırsatlar içerdiğine işaret eden Vardan, Türkiye'nin bu imkanları iyi değerlendirmesi gerektiğini dile getirerek, "Yatırımların hızla akabilmesinde bir takım sıkıntılarımız mevcudiyetini korumaktadır. Özellikle AB ile olan müzakere sürecimizde hala bazı başlıkların açılamamış olması, biraz önce anlatmaya çalıştığım konuların hepsine sekte vurmaktadır. Tam da bu noktada, her iki taraf için de kazançlı olduğu aşikar olan bazı başlıkların müzakerelere açılamayışının, Türkiye'nin eksiklikleri yüzünden değil, GKRY'nin tek taraflı blokajından kaynaklandığını da ifade etmem lazım" diye konuştu.

    Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın 22 yıl aradan sonra Türkiye'ye resmi ziyaret gerçekleştirdiğini, bunun tarihi bir öneminin olduğunu vurgulayan Vardan, şöyle devam etti:

    "Burada 23 ve 24 nolu fasıllarla birlikte, 15 nolu enerji başlığının açılmasının önemini vurguluyor. Sayın Başbakanımız Almanya'ya resmi bir ziyaret gerçekleştiriyor, Almanya Şansölyesi Merkel de bu başlıklarda müzakereler açılmalı diyor. Aynı konuyu sadece AB'nin önde gelen liderleri değil, pek çok AB Kurumu temsilcisi de dile getiriyor. Dolayısıyla müsaadenizle ben de buradan AB'deki muhataplarımıza seslenmek istiyorum. Zaman, sözle dile getirdiklerimizi eyleme dökme zamanıdır. Zaman, siyasi iradeyi net biçimde ortaya koyarak GKRY blokajının aşılması için çaba gösterme zamanıdır. O halde zaman, gecikmeksizin başta enerji başlığı olmak üzere bloke edilen başlıkların müzakerelere açılması zamanıdır".

     

    İKV Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın konuşmasının tam metni aşağıda yer almaktadır.

    Sayın Bakanım,

    Sayın Komisyon Başkanlarım, Kıymetli Milletvekilleri,

    Çok Kıymetli Başkanlar, Sayın Protokol,

    Sektörümüzün Değerli Temsilcileri,

    Saygıdeğer Basın Mensupları,

    Öncelikle hepinizi şahsım ve İktisadi Kalkınma Vakfı – İKV adına saygılarımla selamlıyor ve bu yıl 20. Düzenlenmekte olan ICCI - Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı’nın hepimize hayırlı olmasını diliyorum.

    Bugün huzurlarınızda, 1965 yılında kurulmuş olan İktisadi Kalkınma Vakfının, Türkiye – AB ilişkilerinde