“POPÜLİZM, AB ŞÜPHECİLİĞİ VE AB’NİN GELECEĞİ TARTIŞMALARI” PANELİ GERÇEKLEŞTİ

Popülizm ve AB şüpheciliğinin Avrupa bütünleşmesi içindeki etkilerinin tartışıldığı “Popülizm, AB Şüpheciliği ve AB’nin Geleceği” başlıklı panel 22 Aralık 2017 tarihinde İKV AB Bilgi Merkezi’nde gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Türkiye-AB Derneği (TURABDER) Genel Başkanı Prof. Dr. Gül Günver Turan’ın üstlendiği panele; Jean Monnet Avrupa Kültürlerarası Siyaseti Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kaya, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Kaygusuz, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selcen Öner ve İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas konuşmacı olarak katıldı.

Panelin ilk konuşmacısı Prof. Dr. Ayhan Kaya popülizmi tanımlayan yaklaşımlar hakkında bilgi verirken “genel geçer ifadeler kullanmaktan kaçınmanın” önemli olduğuna vurgu yaptı. Prof. Dr. Kaya’ya göre; birebir ve yerel olarak incelenmesi gereken popülist retoriklerin ortaya çıktığı şehirlerin sosyo-kültürel geçmişi incelendiğinde “yerlilik” veya “millilik” kavramının önem kazanmasının sebepleri anlaşılabilir.  Özellikle sağ popülizmi anlamaya çalışan analizlerin, popülist retorikleri patolojik bir olay olarak tanımlamasını ideolojik bir hareket olarak gören Prof. Dr. Kaya, bu tanımı yetersiz bulduğunu ifade etti. Popülizmin kalesi olarak görülen Avrupa şehirlerinde gerçekleştirilen ve popülist eğilimleri besleyen motivasyonları araştıran saha çalışmalarının sonuçlarını da dinleyicilerle paylaşan Prof. Dr. Kaya, popülist stilin birkaç ortak özelliği olduğuna dikkat çekti. Elit karşıtlığı, siyasal olarak uygunsuz davranışlar, sıradanlığa vurgu, kriz ve gerilim üzerinden siyaset yapma olarak özetlenebilecek ortak özellikler sosyo-ekonomik, kültürel, tarihsel ve dinsel bağlamda ötekileştirici bir söylem üzerine kuruluyor. Bununla birlikte popülizmin aşırı sağ ile olan bağlantısı nedeniyle günümüzdeki popülist retoriklerin tamamını “aşırı” olarak nitelemenin yanlış olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ayhan Kaya, söylemlerin ana akım olma özellikleri taşıdığını da belirtti. Son olarak Prof. Dr. Kaya, popülist retoriklerin neoliberal normların bir sonucu olduğunu ifade ederken medeniyetçi paradigmanın toplumları böldüğünü ve sonuç olarak bireylerin  kendini ifade etmede yeni alternatifler aradığını söyledi.

Devamında söz alan Doç. Dr. Selcen Öner, Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ve Almanya için Alternatif (AfD) örneğinde popülist retoriklerin güç kazanmasının ardındaki nedenlere dair farklı hipotezleri katılımcılarla paylaştı.  Ekonomik kriz ve mülteci krizinin popülizmi tetiklediğini ifade eden Doç. Dr. Öner, popülist liderlerin halkın “kaybettiklerini geri kazanması için alternatif” oldukları görüşünü empoze ettiklerini belirtti. Ek olarak, AB’nin liberal ve çok kültürlü yapısı ile Brüksel’de alınan kararlar popülistler tarafından çok sert bir şekilde eleştirilse de Müslüman göçmenlere karşı “Avrupa kimliğini” koruma reflekslerinin çok yüksek olduğunu dile getirdi. Popülizm odağında merkez sağ ile aşırı sağ arasında ideolojik kaymaların yaşanırken popülist politikacıların Rusya ile yakın ilişkiler yürütmesi dikkat çekici bir unsur olarak ön plana çıkıyor. 1956’da kurulan FPÖ ve 2103 yılında kurulan AfD’nin sosyal medyadaki görünürlüğüne dair verileri katılımcılarla paylaşan Doç. Dr. Öner, özellikle AfD’nin çok fazla takipçisi olduğunu ve iletilerinin çok sayıda beğeni aldığını ifade etti. Son olarak Avusturya genel seçimlerinin sonucunda koalisyon ortağı olan FPÖ’nün Avrupa genelinde ciddi tepkilere neden olmamasının popülist söylemlerin kazandığı gücün ifadesi olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Özlem Kaygusuz son 10 yıldır AB’nin “kriz” kelimesiyle beraber anıldığını söyleyerek sözlerine başladı ve “Peki bu aynı zamanda siyasal bir kriz mi?” sorusunun devamında görüşlerini paylaştı. Avrupa Komisyonunun yayımladığı “Avrupa’nın Geleceğine Dair Beyaz Kitap” ve sonrasında Komisyon Başkanı Juncker’in “Birliğin Durumu” konuşmalarında Birliğin “varoluşsal bir krizin içinde” olduğu belirtildi. Juncker’in Avrupa ruhunu yeniden canlandırmak amacıyla konuşmalar yaptığını söyleyen Doç. Dr. Kaygusuz Juncker’in Birliğe damga vurmak istediğini belirtti. Bununla birlikte, demokratik bir düzende demokratik değerleri tehdit eden popülist söylemlerin  AB içinde çok ciddi bir sorun olmasına rağmen AB’nin varoluşsal bir krizde olduğu fikrini savunmadığını da sözlerine ekledi. Neoliberalizmin yapısal bir kriz içinde olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kaygusuz, krizden çıkmak için uygulanan ve önerilen politikaların krize neden olanlardan çok da farklı olmadığını belirtti. Tüm bunlara ek olarak, 45’inci ABD Başkanı Trump’ın temsil ettiği tek yanlılığın AB’yi kendi liberal ve çok kültürlü değerlere daha sıkı bir şekilde sarılmaya ittiğini ifade etti. Doç. Dr. Kaygusuz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un sosyal korumacılığı ön plana çıkaran politikalarının ve AB’nin savunma alanında daha sıkı bir işbirliğine yönelik adımlarının tesadüfi olmadığını belirterek sözlerine son verdi.

Panelin son konuşmasını gerçekleştiren İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, 2000’lerin başından itibaren krizler silsilesi içinde bulunan AB’nin kendi içinde kırılmalar yaşadığını vurguladı. Ortak bir noktaya gitmede zorluk yaşandığını dile getiren Doç. Dr. Nas bu durumun AB’ye duyulan güveni de azalttığını söyledi. Rusya etkisi, Arap Baharı sonrası politik istikrarsızlık, terör saldırıları gibi dış baskıları AB’nin güvenlik refleksiyle hareket etmesine neden olurken yıpranan merkez sağ ve sol AB’nin meşruiyetinin sorgulanmasını artırıyor. AB politikalarına elit ve halk yaklaşımlarına dair yapılan araştırmaların istatistiklerinin konuşmacılarla paylaşan Doç. Dr. Çiğdem Nas üç temel sonuca ulaşıldığını belirtti. Sonuçların ilki elit ve halk arasında genel tutum, inanışlar ve yaşam deneyimleri açısından ayrım olduğunu ortaya koyarken ikincisi halk arasında da liberal veya otoriterlik yanlısı gruplar olduğunu ortaya koyuluyor. Son olarak elitler arasında AB’nin geleceğine dair önemli ayrımlar bulunduğu sonucuna varılıyor.  Araştırmaların ışığında AB’yi ikiye bölecek bir yaklaşımın verimli olmayacağı analizini dile getiren Doç. Dr. Nas politika alanları üzerinden farklılaştırılmış bir entegrasyon modelinin izlenebileceğini belirtti. Tüm zorluklara rağmen AB’nin postnasyonal siyaset açısından önemini koruduğuna dikkat çeken İKV Genel Sekreteri krizleri fırsata çevirebilecek araçların bulunduğunu söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.

2017

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2018 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT